Sağlıkta kamu alımı herhangi bir alım değildir.
Bir kalem, bir dosya, bir masa, bir sandalye alımından
bahsetmiyoruz. Hastanın damarına girecek üründen, ameliyatta kullanılacak
malzemeden, hekimin elindeki cihazdan, hastanın tedavisini doğrudan etkileyecek
ilaç ve tıbbi cihazlardan bahsediyoruz.
Bu nedenle sağlıkta tedarik sistemi hem hızlı hem güvenilir
olmalıdır. Ama aynı zamanda açık, adil, rekabete uygun, denetlenebilir ve
hukuka bağlı olmalıdır.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Tıbbi cihaz ve ilaçta ürün kaydı yapma yetkisi kimdedir?
Kamu adına alım yapan kurumlar firma kaydı yapabilir mi?
Firma kaydı
yapabiliyorsa, bu kayıt firmaları seçme, eleme, piyasayı daraltma ve kamu
alımını kapalı bir listeye yönlendirme hakkı verir mi?
Cevap nettir.
Tıbbi cihaz ve
ilaçta ürün kaydı, piyasaya arz, güvenlilik, performans, ÜTS, İTS, ruhsat,
izlenebilirlik, denetim ve piyasa gözetimi alanında yetkili kurum Sağlık
Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’dur.
TİTCK’nin
yetkisi ürünün piyasaya arzı ve sağlık güvenliğiyle ilgilidir.
Bir tıbbi
cihazın ÜTS kaydı, bir ilacın İTS sistemi, CE/MDR uygunluğu, Tıbbi Cihaz
Yönetmeliği, Avrupa Birliği uyum standartları, onaylanmış kuruluş süreçleri ve
piyasa gözetim-denetim mekanizması bu sistemin ana omurgasıdır.
Devlet Malzeme
Ofisi, Sağlık Market veya benzeri kamu tedarik yapıları TİTCK’nin yerine
geçemez. Bu kurumlar ürün kaydı yapamaz. Ürünlere TİTCK ve ÜTS/İTS sisteminin
üzerinde ayrıca yeni bir uygunluk rejimi kuramaz.
Elbette kamu
adına tedarik yapan kurumlar firma bilgisi alabilir, tedarikçi kaydı yapabilir,
çerçeve anlaşma oluşturabilir, teknik şartname hazırlayabilir, idari şartname
düzenleyebilir. Ama bunların hiçbirisi firmaları keyfi biçimde belirleme
yetkisi anlamına gelmez.
Teknik
şartname ihtiyacı tarif eder; firmayı tarif edemez.
Bir hastane,
“benim ihtiyacım olan ürün şu ölçüde olacak, şu fonksiyonu görecek, şu
sterilite şartını taşıyacak, şu raf ömrüne sahip olacak, şu klinik ihtiyacı
karşılayacak” diyebilir.
Ama “ben şu
firmadan alırım, şu firmadan almam” diyemez.
Kamu alımında
esas olan firma seçmek değil, ihtiyacı karşılayan firmaların eşit şartlarda
rekabet etmesini sağlamaktır.
İdari
şartname ayrı, teknik şartname ayrıdır.
İdari
şartname katılım, belge, teklif, teminat, sözleşme, teslimat, ödeme ve ceza
şartlarını düzenler.
Teknik
şartname ise kullanıcının, yani hekimin, kliniğin ve sağlık tesisinin
ihtiyacını karşılayacak ürün özelliklerini tarif eder.
Ne idari
şartname teknik şartname yerine geçmelidir, ne teknik şartname firma seçme
aracı yapılmalıdır.
Bugün asıl
tartışılması gereken konu şudur:
Daha ortada
somut bir alım yokken, hangi ürünün ne miktarda alınacağı belli değilken,
sipariş verilmemişken, sözleşme doğmamışken, firmalardan sadece bir listeye
girebilmek için teminat istenmesi doğru mudur?
Teminatın
amacı nedir?
Teminat, kamu
alımında üstlenilen taahhüdün yerine getirilmesini güvence altına almak için
vardır. İhaleye teklif veren istekliden geçici teminat alınır. İhale üzerinde
kalan ve sözleşme imzalayacak yükleniciden kesin teminat alınır.
Yani
teminatın mantığı somut iş, somut teklif, somut sözleşme ve somut taahhüttür.
Ama firmaya
“önce benim listeme gireceksin, bunun için bana teminat vereceksin, sonra ben
alımları bu listedeki firmalara göndereceğim” deniliyorsa, burada artık teminat
kamu zararını önleme aracı olmaktan çıkar; kamu alımına giriş bariyerine
dönüşür.
Bu bariyer
özellikle küçük ve orta ölçekli firmaları, bayileri, yeni giriş yapmak
isteyenleri ve yerli üreticileri sistem dışında bırakıyorsa, bu durum rekabeti
daraltır.
Rekabet
daralırsa fiyat bozulur.
Firma sayısı
azalırsa alternatif azalır.
Alternatif
azalırsa tedarik güvenliği zayıflar.
Bayi sistemi
zayıflarsa yerel stok, demo, eğitim, servis ve teknik destek zayıflar.
Kamu alımı
kapalı firma havuzuna dönüşürse şeffaflık zarar görür.
Bir diğer
mesele ise ön pazarlık ve iskonto meselesidir.
Eğer kamu
tedarik kurumu daha somut alım yapmadan önce firmayla pazarlık yapıyor, iskonto
alıyor, fiyat üzerinde ön belirleme yapıyor, daha sonra da alımı yine kendi
belirlediği firma havuzu içinde e-ihale, e-pazarlık veya doğrudan siparişle
yürütüyorsa, bu durum iki aşamalı bir eleme ve pazarlık mekanizmasına dönüşür.
Önce firma
sisteme girmek için teminat verir, kayıt yaptırır, pazarlık sürecinden geçer.
Sonra alım
aşamasında yine aynı daraltılmış firma havuzu içinde rekabete veya pazarlığa
çağrılır.
Bu sistem
görünüşte kamu lehine indirim gibi anlatılabilir. Ancak açık piyasa rekabeti
yoksa, gerçek fiyat oluşumu da tartışmalı hale gelir.
Çünkü rekabet
bütün firmalar arasında değil, önceden belirlenen ve sisteme alınan firmalar
arasında oluşur.
Bu da açık
rekabet değil, kontrollü tedarikçi rekabetidir.
Kamu alımı
böyle yürütülmemelidir.
Bir başka
yanlış da kalite kavramında yaşanmaktadır.
Kalite aramak
elbette kamu kurumunun hakkıdır. Ama kalite, keyfi kanaatle belirlenemez.
Tıbbi cihazda
kalite yalnızca dosya üzerinde “bu kaliteli, bu kalitesiz” denilerek
belirlenmez.
Bir ürün ÜTS
kayıtlıysa, CE/MDR süreçlerinden geçmişse, Tıbbi Cihaz Yönetmeliği’ne uygunsa,
Avrupa Birliği uyum standartlarına göre belgelendirilmişse, TİTCK sisteminde
kayıtlıysa; başka bir tedarik kurumunun kendi başına yeni bir kalite standardı
oluşturması ve buna göre firmaları dışlaması ciddi bir sorundur.
Kalite sahada
belli olur.
Hekimin
uygulama kolaylığıyla belli olur.
Hastadaki
performansıyla belli olur.
Komplikasyon
oranlarıyla belli olur.
Advers olay
kayıtlarıyla belli olur.
Piyasa
gözetim-denetim sonuçlarıyla belli olur.
Sterilite,
kırılma, yırtılma, uyumsuzluk, fire ve kullanım güvenliği verileriyle belli
olur.
Bu veriler
işletilmeden masa başında kalite sınıflandırması yapmak, kamu alımını bilimsel
değil idari kanaate dayalı hale getirir.
Sağlıkta
tedarik sistemi açık olmalıdır.
ÜTS/İTS
kayıtlı, mevzuata uygun, teknik şartnameyi karşılayan ve yasaklı olmayan her
firma kamu alımlarına eşit şekilde erişebilmelidir.
Firma kaydı
yapılabilir; ancak firma belirleme yapılamaz.
Tedarikçi
kaydı yapılabilir; ancak piyasaya giriş engeli kurulamaz.
Teknik
şartname yapılabilir; ancak firma işaret edilemez.
Teminat
istenebilir; ancak teminat kamu alımına giriş bariyerine dönüştürülemez.
Ön pazarlık
yapılabilir; ancak bu pazarlık kapalı tedarikçi havuzu oluşturuyorsa kamu
yararı tartışmalı hale gelir.
Merkezi satın
alma yapılabilir; ancak merkezi satın alma merkezi firma seçimi anlamına
gelemez.
Bugün sağlık
tedarik sisteminde yapılması gereken şey yeni kapalı tedarikçi grupları
oluşturmak değildir. Yapılması gereken mevcut mevzuatı doğru işletmek,
TİTCK’nin ürün kaydı ve piyasa gözetim yetkisini güçlendirmek, klinik geri
bildirim sistemini kurmak, ürün performansını sahada izlemek ve kamu alımlarını
mümkün olan en geniş rekabete açmaktır.
Çünkü kamu
alımında adalet olmazsa rekabet bozulur.
Rekabet
bozulursa fiyat bozulur.
Fiyat
bozulursa kamu zararı doğar.
Kamu zararı
doğarsa bunun bedelini yalnız firmalar değil, hastaneler, hekimler, hastalar ve
devlet öder.
Son söz
şudur:
Tıbbi cihaz
ve ilaçta ürün kaydı yetkisi TİTCK’dedir.
Kamu tedarik
kurumlarının firma kaydı yapması, firma belirleme yetkisi değildir.
Teminat,
sözleşme riskinin güvencesidir; kamu alımına giriş kapısında firmaları eleme
aracı değildir.
Teknik
şartname ihtiyacı tarif eder; firmayı tarif edemez.
Kalite, masa
başı kanaatle değil; klinik kullanım, hasta sonucu, piyasa gözetimi ve objektif
veriyle ölçülür.
Sağlıkta kamu
tedariki firmaların değil hastaların; kapalı listelerin değil hukukun; keyfi
tercihlerin değil şeffaf rekabetin hizmetinde olmalıdır.
Sağlıklı günler dilerim...