Prof. Dr. Tarhan: “Stres kontrolü faydalı ama panik zararlı…
Onun için panik atağa yatkın bir kişiliğimiz varsa durumları ve olayları
felaketleştirdiğimizi bilmemiz gerekiyor. Çocuklarda panik atak olmaz. Panik
atak için belli bir zihinsel seviye gerekiyor.” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, panik
atak konusunu değerlendirdi.
Tarhan: “Kişi aynı
anda aklını kaybedecek gibi hissediyor, ölüm korkusu var.”
Panik atağın panik bozukluğu diye tanımlanmış, sınıflandırma
kitaplarına girmiş bir hastalıkla onun içindeki ataklara verilmiş isim olduğunu
kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Panik atak, çarpıntı, terleme, titreme, nefes
darlığı, boğuluyor gibi olma, göğsünde ağrı, sıkışma gibi fizyolojik ve zihinsel
belirtilerle karakterize bir hastalık tanımı içerisinde geçiyor. Kişi aynı anda aklını kaybedecek gibi
hissediyor, ölüm korkusu var. Arabayla hızla giderken direksiyon hakimiyeti
kaybedince ne hisseder insan? Bir an ‘takla atacağım, öleceğim’ diye dehşete
kapılır. Panik bozukluğu olan kişiler
panik atak esnasında böyle bir duygu hissediyorlar. Kontrolü kaybetme duygusu.”
dedi.
Acil servise ’Kalp
krizi geçiriyorum’ diye başvuranların vakaların yüzde 57’si panik bozukluğu
Beklenmedik bir şekilde bu atakların gelmesine panik
bozukluğu dendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:“Şimdi bir
insan bir şeye üzülür, stres olur, arkasından çarpıntı heyecan olur. Bu panik atak
değil. Bunun sebebi belli. Panik atak bozukluğunda beklenmeyen bir şekilde,
nedensellik bağı olmadan uykuda bile olur ve panik atakla uyanır kişi.
Doktorlar buna ‘panik atak’ der. Bu kişi uyanır ve o anda sebebini de
açıklayamadığı için, ‘Niye durup dururken bu’ diye… Kalbinde çarptı, terleme,
titreme, ölüyor gibi, aklını kaybediyor gibi bir his olduğu, belirsiz olduğu
için daha kötü hisseder kendini. Ve acil servise başvurur. Acil servise ’Kalp krizi geçiriyorum’ diye
başvurup da anjiyo yapılan vakaların yüzde 57’si panik bozukluğu, sağlam
çıkıyor. Yüzde 57 çok yüksek bir sayı.
Gereksiz tetkik yaptırıyorlar. Tıbbi harcamaları çok etkileyen bir
şey. Panik bozukluğu olan kişilerde, sağlık
endişesi yüksek oluyor. Hastalıklı ilgili konulara devamlı ilgisi var. Bir yeri
uyuşsa sağlık kuruluşuna gidiyor. Beklenti anksiyetesi oluyor. Kişi devamlı ataklar
dehşetli bir felaket duygusu uyandırdığı için, atağı geçireceğim diye,
kaçınmaya, korkmaya başlıyor.”
Zeki Müren de panik
atağından Bodrum’a kapanmıştı
Ataklar her ortamda olabildiği için kişilerin tek başına
dışarı çıkamamaya başladığını, banyoya tek başına giremediğini, hatta atak
geçireceğim diye, evde emekleyerek yürüyenlerin bile olduğunu anlatan Prof. Dr.
Tarhan, “Yürüyemiyor, dışarı yalnız çıkamıyor, eşi işe gittiği zaman annesinin
yanına gidenler var. Bir de agora fobilik panik ataklar var, açık alan korkusu.
Vapura, otobüse binemiyor, tünele giremiyor, seyahat yapamıyor. Bunlar hayatını
çok ciddi etkiliyor. Kişi hayatın birçok fonksiyonlarından kaçıyor. Zeki
Müren’i biliyorsunuz. O zamanlar çok konuşulmadı ama daha sonradan anlaşılıyor,
o da panik atak nedeniyle insan içine çıkmak istemiyor. Ve Bodrum’a kapanıyor. Kalp
krizi geçireceğim diye, o duygunun dehşetini yaşıyor. O zamanlar bu teşhisler
çok fazla bilinmiyordu. Konuşuluyordu ama çok yaygınlaşmamıştı. Ve sonrasında
bir sahneye çıkıyor, arkasından atak geçiriyor.” diye konuştu.
Tarhan: “Kendi panik
atağımızı kendimiz davet ediyoruz.”
Korkulan durumların beyine bir etkisinin olduğunu, kişinin
yanlış inanışları ve yaşadığı aşırı zorlamalar nedeniyle beynin onunla ilgili
pozisyon aldığını ve onunla ilgili bağlantılar kurarak benzer tepkiler vermeye
başladığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bazı ileri durumlarda kendi panik
atağımızı kendimiz davet ediyoruz. Kısır döngüye giriyor. Kişi düşündükçe
artıyor, arttıkça daha çok düşünüyor.” dedi.
Narsistlik yatırımını bedenine, sağlığına yapanlarda aşırı
sağlık endişesi oluştuğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Narsistlik yatırım
ne? Kişinin en sevdiği şeye yatırımını yaptığı durum. Sevgi yatırımı. En
narisist varlık çocuktur, kendini sever. Doğuştan narsistlik bir şeyi sevme
kapasitesi ile doğuyor. Onu narsist insanlar kendilerine yöneltiyorlar. Kişi
kendini aşmışsa, ülkesine, vatanına, insanına, varoluşa, yaratılışa, yaratana
yönelterek narsistlik yatırımını dengeli dağıtır. Bu kişiler de narsistlik
yatırımını bedenine, sağlığına yapıyorlar. Aşırı sağlık endişesi oluşuyor. Ve
ilginç istatistikler var. Avrupa’da toplumda yaygınlık oranı yüzde 3.
Amerika’da yüzde 11.” şeklinde konuştu.
Kanser tanısı almış
kişilerde daha çok panik atak görülüyor
Hızlı ve riski yaşayan kişiler ile kanser tanısı almış
kişilerde daha çok panik atak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu
kişilerde tekrar hastalanacağım, atak geçireceğim diye sağlık endişesinin arttığını
kaydetti.
Beynin ön kısmındaki hipotalamus bölgesinin otonom sinir
sistemini yönettiğini, otonom sinir sisteminin de sempatik ve parasempatik
aktivasyonunun var olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti: “Sempatik
aktivasyon, savaş kaç aktivasyonu. Tehlike anında savaş. Eğer savaşamayacaksan
kaç diye. Tehlike anında vücut hemen savaş veya kaç tepkisine girer. Bütün
kaslar gerilir, tansiyon yükselir, damar direnci artar, bütün dikkat artar,
bütün vücut enerji kaynaklarını kana pompalar, glikozlar, yağlar hepsi kana
pompalanır. Bütün enerji kaynakları savaş-kaç tepkisi verir. Bu bir anlık işe
yarar, vücudu dik tutar, uyanık tutar yahut da korkuyorsa tansiyonu düşer,
bayılır kişi. Eğer kişi böyle durumlarda eğitimliyse, ruhsal, psikolojik
sağlamlığı iyiyse parasempatik sinir sistemini devreye sürer. Vakum sistemi
deniyor. Vakum sistemi vücudumuzun en uzun sinir sistemi. Vakum sistemi
vücuttan beyne mesaj getiren bir sistem. Tehlike geçti, her şey kontrol
altında, her şey yolunda gidiyor diye. Parasempatik sistemi devreye girerse,
kişi o anda soğukkanlı olur, aşırı tepki vermez ve tehlikeyi atlatır.” diye
anlattı.
Tarhan: “Beyinde
tehlike algısı varsa uyku uyurken bile olabilir.”
“Beyinde tehlike algısı varsa uyku uyurken bile olabilir.
Onun için ‘Algılarımız gerçeklerimizdir’ sözü tam ona uyuyor.” diyen Prof. Dr.
Tarhan, panik atakla ilgili yapılan çalışmalarda ailesel yatkınlıktan da söz
edildiğini, bazı ailelerde ise bu durumun tam olarak genetik değil ama familyal
yani geni bulunamamış olduğunu anlattı.
Epigenetik denilen daha sonra yaşam tarzının genleri
değiştirmesiyle ilgili olan hastalığın nesilden nesile aktarılmadığını da
kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Yaşanmazsa da kayboluyor. Öyle bir ailesel özellik
var. Bu özellik nedeniyle aile içerisinde geçmişte kalp krizi geçirenler,
kanser tanısı almış olanlar, bir de tramvatik yaşantıları olanlar, yani
çocukluk çağı travması olan kişilerde de bu çok oluyor.” dedi.
Panik atakta el ve ayaklarda uyuşmalar olduğunu dile getiren
Prof. Dr. Tarhan, “Baş dönmesi, çarpıntı oluyor, nefes darlığı, göğüste sıkışma
hissi oluyor. Panik atak geçiren kişilere dikkat edin. Yanlarında hep su
taşırlar. Çantanda su var mı? diye sorduğumuzda çoğu evet der. Evet deyince de
tanıyı doğruluyor. Çünkü bu onların korkusu oluyor. Bir antidepresan ya da
sakinleştirici ilaç taşırlar.” diye anlattı.
Çocuklarda panik atak
olmaz
Çocuklarda panik atak konusuna da değinen Prof. Dr. Tarhan,
“Çocuklarda panik atak olmaz. Panik atak için belli bir zihinsel seviye
gerekiyor. Araştırmak gerekir fakat çocuklarla ilgili benim hatırladığım tanı
kitaplarına girmiş çocuk panik atağı yok. Ama çocukluktaki kaygı bozuklukları
var. Böyle durumlarda bir risk grubuna giriyor. Bu nedenle kişinin sağlığını
değerlendirme, yorumlama hatalarıyla ilgilidir. Biz tedavide düşünce
alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyoruz. Semptomu felaketleştiriyor bu
kişiler. Genellikle entelektüel seviyesi yüksek kişiler oluyor.” dedi.
Tarhan: “Ergenlik
çağında panik atak oluyor.”
Çocuklardaki kaygı bozukluğu hakkında da bilgi veren Prof.
Dr. Tarhan, “Yaş grubuna göre yaşıyorlar. 0-6 yaş arasındaki kaygı bozukluğu
genellikle anne… Çocuk sabah kalktığı zaman annenin yüzüne bakar, o günün iyi
geçip geçmeyeceğini annesinin yüzünden anlar. Annesi rahatlatıcı, güven verici,
bağ kurabilen bir anneyse çocuk o gün iyi geçecek diye bakar. Deprem olsa hiç
televizyona bakmaz, çocuk ne yapar? Anneye bakar, babaya bakar. Ergenlik
çağında panik atak oluyor tabii… Özellikle 15 yaş yukarısı erişkinlerle
eşdeğerdir. C tipi kişiler dediğimiz, bağımlı kişilerdir. Hep başkasından onay
bekleyen kişilerdir. Kendi inisiyatif alamayan, karar veremeyen kişilerdir. Sosyal
kaygıları vardır, ergenlerde de bu çok yaygın oluyor. Böyle özgüveni düşük
olarak adlandırılan, sessiz hani ağzındaki lokmayı alıyorlar derler ya… Hep
içine atıyorlar. Girişimci değil, atak değil, özgüvenli değil. Böyle kişiler
devamlı birisine endeksli yaşamak isterler. Eğer bağımlılık ihtiyacını tatmin
edemezse panik atak, kaygı bozukluğu ve çeşitli sağlık endişesi de varsa panik
atak ortaya çıkabilir.” diye bilgi verdi.
Tarhan: “Panik atağa
yatkın bir kişiliğimiz varsa olayları felaketleştirdiğimizi bilmemiz
gerekiyor.”
Panik atakta tansiyon aletini uzaktan gördüğü zaman kişilerin
tansiyonunun yirmi dörde çıktığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, orantısız tepki
verildiği için o durumun panik olarak kabul edildiğini söyledi.
“Stres kontrolü faydalı ama panik
zararlı… Onun için panik atağa yatkın bir kişiliğimiz varsa durumları ve
olayları felaketleştirdiğimizi bilmemiz gerekiyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan,
şöyle devam etti:“Panik atak geçirdiyse kişi biz ona ‘Artık sakın hastaneye
gitme’ diyoruz. ‘Artık senin teşhisin belli, en fazla şu dil altı hapını al’
diyoruz. Dil altı hapları var, damlalar var. Beyindeki bozulan alanları
gösterdiğimiz zaman daha çabuk ikna oluyorlar. Beyin haritalamaları var. Bazı
kişilerde sağ beyin sol beyin uyumlu çalışmıyor. Bu kişilerde beynin orta
bölgelerinde özellikle BETA dalgası yüksekse, bu kişinin stresi yüksektir. ‘Teşhisin
belli ve bu tedavisi olan bir durum, sana bir tedavi planı yapıyoruz, onu
uygula’ diyoruz. Kişi kafasında belirsizlik ve kavram kargaşasını
anlamlandırdığı için rahatlıyor. O bile yüzde 50 düzelme sağlıyor.”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hastaların hekime güvendiği zaman 6
ay beklemeden düzelmeye başladığını da kaydederek, “Ama bunu iyice inceleyip, bütün
tetkikleri yapmak lazım. Emin olmak lazım.” dedi.
Tarhan: “Biz onlara
beyinlerinde ALFA dalgası üretmeyi öğretiyoruz.”
Hastaların rutin işine ve hayatına dönmesinin önemine işaret
eden Prof. Dr. Tarhan, şunları anlattı:
“Aşırı zihinsel uğraş hastalığı arttırıyor. Oturup devamlı ‘Ya
panik geçirirsem ne olacak? Bundan sonra hayatım böyle mi geçecek?’ gibi… Sağlık
endişesi varsa, beklenti anksiyetesi varsa bu kişide, terapide zaten onun
kafasındaki belirsizliği giderip yanlış düşünce kalıplarına doğru düşünce
kalıpları koymaya çalışıyoruz. Terapi gerekir. Kişi kendi kendine bunu
yapamıyorsa terapi gerekir. Bazı yöntemler var. Kişinin beyin dalgalarını alıp
o BETA dalgasını azaltıp ALFA dalgasını artırmayı gösteriyoruz. Biz onlara
beyinlerinde ALFA dalgası üretmeyi öğretiyoruz. Kişi bunu öğrendiğinde beynini
kontrol etmeyi öğreniyor.”
Hasta yakınlarının
bilgilendirilmesi ve iş birliği önemli
Hasta yakınlarının evham yapıyorsun, takma kafana, kendi
kendinin doktoru ol gibi nasihatlerle yanlış yaptığını da söyleyen Prof. Dr.
Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: “O anda kontrolü kaybetme duygusu yaşıyor. Genellikle
böyle durumlarla birlikte yaşadığı kişileri de bilgilendiriyoruz. Teşhis budur,
tedavisi budur. Çözümü olan bir tedavi planını yapıp, ona uygularsanız onlarda
buna karşı yapıcı davranıyorlar. Hastalığını besleyici davranırlarsa örneğin ‘Banyonun
kapısında bekle, sakın beni yalnız bırakma’ diyene ‘Peki’ derse bu hastalığa
pekiştirici etki yapabiliyor. Birdenbire ‘Senin bir şeyin yok!’ deyip
reddetmemek gerekiyor. Yakınları dengeli davranırsa, bilimsel rehberliğe uygun
davranırsa bu bizim tedavide en başarılı olduğumuz alanlardan birisidir.”