Diyabet yönetimindeki teknolojik gelişmeler, hastaların yaşam
kalitesini yükseltmek ve tedavi süreçlerini daha etkin hale getirmek açısından
büyük önem taşıyor. Özellikle sensör teknolojisi, cilt altı sıvısındaki glukoz
seviyelerini düzenli aralıklarla ölçerek diyabetli bireylere ve sağlık
profesyonellerine ayrıntılı bilgi sağlıyor. Bu sayede, hem Tip 1 hem de Tip 2
diyabet yönetiminde daha kapsamlı bir glukoz kontrolü sağlandığını söyleyen
Prof. Dr. Okan Bakıner, son araştırmaların da sensör kullanımının her iki
diyabet türünde de komplikasyon risklerini minimize ettiğini ve böylelikle hastaların
günlük yaşamlarını daha kolay yönettiklerini ortaya koyduğunu belirtti.
Sensör
teknolojisi, etkin diyabet yönetimi adına hem hastalar hem de hekimler için
vazgeçilmez hale geldi. Sürekli glukoz takibi
imkânı sunmanın yanı sıra ani değişimlere hızla müdahale edilmesine olanak
sağlayan sensörler, uzun vadede sağlık sonuçlarını iyileştirme açısından
diyabet tedavisinde devrim niteliği taşıyor. Bu teknolojinin hastalar ve
doktorlar için büyük kolaylık sağladığına dikkat çeken Endokrinoloji,
Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Okan Bakıner, Tip 1 ve Tip
2 diyabetli bireylerde sensör kullanımının önemini şu sözlerle anlattı: “Sensörler,
kan glukoz düzeylerine çok yakın seviyelerde olan cilt altı sıvısındaki glukozu
çok sık aralıklarla ölçüyor. Bu teknoloji, gün içerisinde parmak delmeden hastanın
istediği andaki glukoz düzeyi ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriyor.
Hastalarımız yemek öncesi ve yemek sonrası, gece ya da günün herhangi bir
anında glukoz düzeyleri ile ilgili bilgiye sahip olabiliyor. Bu şekilde kullanıcılar
hem karbonhidrat sayımı öncesi temel avantajları elde ediyor hem de şekerin
aşırı düşmeye ya da yükselmeye başladığı anları sensörden gelen uyarılarla fark
edip önlem alabiliyor. Ayrıca günlük şeker grafiklerini inceleyerek, glukoz
seviyelerindeki sorunların bazal insülin dozlarından mı yoksa bolus insülin
uygulamalarının yetersizliğinden mi kaynaklandığını tespit etmek mümkün oluyor.
Sensörler sayesinde beslenmeye bağlı glukoz değişiklikleri anında fark edilerek
gerekli ayarlamalar hızlı bir şekilde yapılabiliyor. Bu durum, hem tedavi
süreçlerinin daha hassas yönetilmesine hem de hastaların daha stabil bir glukoz
kontrolü sağlamasına katkı sağlıyor. Dolayısıyla hem hasta hem de hekim insülin
doz ayarlarını kolaylıkla yapabiliyor veya beslenmenin yarattığı değişiklikleri
görüp diyet uyumunu artırabiliyor. Pompa kullanan Tip 1 diyabetli hastalarda
pompalara entegre sensörler sayesinde akıllı güncel pompalar şekerin düşme ya
da yükselme hızına göre insülin gönderme hızını ayarlayabiliyor. Bu sistemler bir
çeşit yarı otomatik yapay pankreas olarak görev yapabiliyor. Yine pompalar
sensörden aldıkları bilgiyle ani şeker düşüklüğü olan hipoglisemiye girmeden
insülin göndermeyi yavaşlatıp durdurabiliyor. Bu da hastalarımızın adına en
korktuğumuz sorun olan hipoglisemiyi yaşamalarını önlüyor.”
Tip 2 diyabetli hastalar sürekli parmak delme derdinden kurtuluyor
Sensör
teknolojisinin Tip 2 diyabetli bireylerin yaşam kalitesini büyük oranda
etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Okan Bakıner; “Bu teknolojinin en büyük
avantajlarından biri hastaların sürekli parmak delme ihtiyacı duymadan gün
içerisindeki glukoz seviyelerini takip edebilmeleri. Glukozdaki ani düşüş ve
yükselmeleri, sensörlerin akıllı telefonlarına gönderdiği uyarılarla anında
fark eden hastalar, hızla önlem alarak olası komplikasyonların önüne
geçebiliyor. Bu anlık geri bildirimler diyabet yönetiminde büyük bir kolaylık
sağlarken hastaların yaşam kalitesini de önemli ölçüde artırıyor. Ayrıca Tip 2
diyabetik hastaların önemli bir bölümünde maalesef diyete uyum sorunu
görüyoruz. Sensörler sayesinde bu hastalar, hangi gıdaların glukozda ani ve
aşırı yükselmeye neden olduğunu görebiliyor ve buna göre beslenmelerini yeniden
düzenleyebiliyor. Hekim olarak bizler hem hastanın telefonundan hem de istersek
kendi bilgisayar ekranımızdan hastamızın günlük glukoz değerlerini,
grafiklerini ve ani şeker oynamalarını takip ederek tedavi düzenlememizi çok
daha rahat ve doğru biçimde yapabiliyoruz” şeklinde konuştu.
Sensörler sayesinde hasta-hekim iş birliği artıyor
Sensörlerin hekimlere sunduğu avantajlara da değinen Prof. Dr. Okan Bakıner; “Sensörlerin bize sunduğu en büyük avantaj hastalarımızın günlük, haftalık, 14 günlük ve aylık şeker çizelgelerini detaylı bir şekilde görebilmemiz. Bu sayede anlık ve günlük dalgalanmaları çok daha iyi anlayabiliyoruz. Ayrıca, sensör cihazları gün içerisindeki ani şeker düşüş zamanlarını tam saatleriyle bildiriyor. Bu bilgi, tedavi protokollerimizi gözden geçirmemize ve gerektiğinde düzenlemeler yapmamıza olanak sağlıyor. Sensörlerden aldığımız diğer önemli bir bilgi de hastanın hedefte geçirdiği zaman. Genel olarak şeker düzeylerinin 70-180 mg/dl arasında seyrettiği süreyi bize veren ‘Hedefte Geçen Zaman’ aralığının, günün 24 saatinin en az yüzde 70’ini kapsaması gerekir. Bu cihazlar sayesinde hastalarımızın hedefte geçen zaman miktarını, hedefin üstü ya da altı geçen zaman miktarlarını, günlük dalgalanmaları, ortalama günlük, haftalık, 14 günlük ve aylık şeker düzeylerini görebiliyoruz. Tahmini HbA1C (üç aylık şeker ortalaması) düzeyini öngörebiliyoruz. Bu hem hekimler olarak bizlerin tedavilerini yeniden gözden geçirme olanağı sunuyor hem de hastalarımızla olan iş birliğimizi artırıyor” dedi.
Sensör teknolojisini kullanan bireyler daha iyi bir HbA1C düzeyine
sahip
Sensör
sayesinde diyabetli bireylerin parmak ucu delmeden günün 24 saatinde glukoz
düzeyleri hakkında bilgi alabilecek rahatlığa erişebildiklerinin altını çizen Prof.
Dr. Okan Bakıner; “Bu teknoloji ile hastalarımız, hipoglisemi ve hiperglisemi
uyarı sistemi ile kan şekerinde ani düşüş ve yükselmelere karşı önlem
alabilecek duruma geldiler. Özellikle de ‘gece kan şekerim düşerse ne olur’ korkusunu
yendiler. Yaşlı ve çocuk hastalarda çok daha kritik önem taşıyan bu durumun
kolaylıkla kontrol altında tutulabilmesi hasta yakınlarına da büyük kolaylık
sağlıyor. Yapılan çalışmalar sensör teknolojisini kullanan hastaların daha iyi
HbA1C düzeylerine sahip olduğunu ve daha az gün içi glukoz değişkenliği
yaşadığını gösteriyor. Diyet ve egzersiz gibi zorunlu yaşam tarzı
değişikliklerine hasta uyumunun arttığını da çalışmalardan görüyoruz. Erken
dönemden itibaren sensör teknolojisi kullanan hastalarda küçük ve büyük damar
hastalıkları ile ilgili diyabet komplikasyonlarının azaldığını gözlemliyoruz.
Üstelik sensör teknolojisi, artık sadece Tip 1 diyabetli bireyler için değil,
insülin kullanan Tip 2 diyabetik hastalar ve hatta gebelerde bile önerilen bir
yöntem haline geldi. Sensörlerin maliyeti de günümüzde daha erişilebilir
durumda. Bu noktada özellikle tedaviye uyum sorunu yaşayan hastalar için sensör
teknolojisi devrim niteliğinde” diyerek sözlerini sonlandırdı.