Genom çalışmaları ve gen düzenleme teknolojileri başta olmak üzere genetik biliminde yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeler sayesinde hastalıkların moleküler temelleri detaylı olarak tanımlanıyor, bireysel genetik profillere dayalı risk değerlendirme, erken tanı ve etkin tedavi stratejileri geliştirilebiliyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, günümüzde genetik biliminin etkilerinin yalnızca laboratuvar ortamıyla sınırlı kalmayıp tıp, biyoteknoloji ve halk sağlığı gibi alanlarda devrimsel sonuçlar doğurduğunu söyledi. Irmak Yazıcıoğlu, DNA’nın yapısal ve işlevsel özelliklerinin derinlemesine incelenmesinin, evrimsel süreçlerin daha iyi kavranmasının yanı sıra kalıtsal ve kompleks hastalıkların risk değerlendirmesi, erken tanısı ve etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.
İstanbul
Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M.
Burcu Irmak Yazıcıoğlu, DNA ile ilgili çalışmaların önemine değindi.
DNA, temel
biyomoleküler yapı taşı
Irmak Yazıcıoğlu,
DNA’nın (Deoksiribonükleik Asit), tüm canlı organizmalarda bulunan ve kalıtsal
bilgiyi nesiller boyunca aktararak organizmaların fenotipik özellikleri ve hücresel
işleyişinde belirleyici rol oynayan temel biyomoleküler yapı taşı olduğunu
söyledi.
DNA’nın
keşfinin bilim dünyası açısından önemini vurgulayan Prof. Dr. M. Burcu Irmak
Yazıcıoğlu, “Yaşamın genetik şifresini kodlayan bu eşsiz bilgi deposu, 1953 yılında
James Watson ile Francis Crick’in, Rosalind Franklin’in X-ışını kristalografisi
verilerine dayalı olarak geliştirdikleri çift sarmal model ile üç boyutlu
yapısının açıklığa kavuşmasıyla, genetik materyalin organizasyonu, replikasyonu
ve kalıtım mekanizmalarının anlaşılmasında çığır açan bir adım olarak bilim
dünyasına sunulmuştur. Bu yapısal keşif, moleküler biyoloji ve genetik
biliminin evriminde kritik bir dönüm noktası oluşturarak modern araştırmaların
zeminini hazırlamıştır” dedi.
İnsan Genom
Projesi önemli bir adım…
2003
yılında tamamlanan İnsan Genom Projesi’yle devasa bilimsel ilerlemelerin elde
edildiğini kaydeden Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, “İnsan genomunda yer
alan yaklaşık 3 milyar baz çiftinin diziliminin detaylı olarak haritalanması,
genetik varyasyonların ve mutasyonların sistematik tespiti sayesinde, kalıtsal
hastalıkların moleküler patogenezi hakkında derin ve bütüncül bir anlayışın
geliştirilmesine olanak tanımıştır. Bu kapsamlı genomik girişim,
bireyselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının temelini oluştururken, başta kanser,
kistik fibrozis, SMA (Spinal Musküler Atrofi), orak hücre anemisi ve kalıtsal
metabolik hastalıklar olmak üzere birçok hastalığın erken tanısı ve hedefe
yönelik tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde modern tıbbın dönüşüm sürecine
katalizör görevi görmüştür” diye konuştu.
Genetik
testler ve biyobelirteç araştırmalarla riskler belirlenebiliyor
Bilimsel
gelişmelerle beraber genetik çalışmalarda önemli bir yol kat edildiğini ifade
eden Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, “Bu bilimsel atılımların ardından,
gelişmiş biyoinformatik yöntemler ve kapsamlı genetik analizler sayesinde
genomik verilerin klinik uygulamalara entegrasyonu önemli bir dönüşüm
yaşamıştır. Klinik genetik testlerin ve biyobelirteç araştırmalarının artan
önemi, hastalıkların moleküler temellerinin detaylı olarak tanımlanmasını
sağlayarak, bireysel genetik profillere dayalı risk değerlendirme, erken tanı
ve etkin tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır”
diye konuştu.
Gen
düzenleme teknolojileri umut vadediyor
Son
yıllarda genetik biliminde dikkat çeken gelişmelerden biri olan CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisinin,
DNA dizilerinde hassas değişiklikler yapılmasına olanak tanıyan güçlü bir araç
olduğunu belirten Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, “CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisi, genomun istenilen
bölgelerinde mutasyonların düzeltilmesi veya belirli genlerin devre dışı
bırakılması gibi işlemleri mümkün kılarak, genetik hastalıkların tedavisinde
umut verici yaklaşımlar sunmaktadır. Özellikle SMA gibi nadir hastalıkların tedavisinde gen düzenleme
çalışmaları, kalıcı ve hedefe yönelik çözümler geliştirilmesine olanak
sağlamakta; bu teknolojinin sağladığı hassasiyet ve etkinlik, kalıtsal hastalıkların
yalnızca tedavisi değil, gelecekte önlenebilir hale gelmesi yönünde de önemli
bir adımdır” diye konuştu.
DNA çözümlemesi katkılar sağlamaya devam ediyor
Günümüzde genetik biliminin etkilerinin yalnızca laboratuvar ortamıyla sınırlı kalmayıp tıp, biyoteknoloji ve halk sağlığı gibi alanlarda devrimsel sonuçlar doğurduğunu ifade eden Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “DNA’nın yapısal ve işlevsel özelliklerinin derinlemesine incelenmesi, evrimsel süreçlerin daha iyi kavranmasının yanı sıra kalıtsal ve kompleks hastalıkların risk değerlendirmesi, erken tanısı ve etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır. DNA’nın çözümlenmesiyle elde edilen bilgi birikimi, canlı organizmaların biyolojik bütünlüğünün kavranmasında ve modern tıbbın dönüşümünde devrim niteliğinde katkılar sağlamaya devam etmektedir.”