Yorulduk! Sert ekonomik dalgalanmalardan, döviz kurunda yaşanan şoklardan, her geçen gün artan fiyatlardan ve tüketimde yaşadığımız akıl almaz dengesizlikten çok yorulduk… Bir gün geliyor alacağımız her şeyin hesabını yapıyor, başka bir gün ise çılgınlar gibi alışveriş yapıyoruz. Yaşadığımız bu gelgitli halin iletişim dünyasında yeni bir adı var; bipolar tüketim… Peki, nedir bu bipolar tüketim?
İçine
düştüğümüz belirsizlik sebebiyle gelecek kaygılarıyla baş edemiyor, mutsuzluğa
sürüklenirken tüketimi bir can simidi olarak görüyoruz. Bütçemizde açılan
delikleri kapatacak yamalar ararken ihtiyacımız olmayan bir ürüne fahiş
fiyatlar ödeyebiliyoruz. Bu denge sorununu özetleyen bipolar tüketimin
tüketicide yarattığı çaresizliği ve bu çaresizliği anlamayı sağlayacak doğru
iletişim stratejilerini İnomist İletişim Danışmanlığı Ajans Başkanı Sibel
Selvi anlattı.
Sınıfsal olarak kaybedilen statü satın
alınarak sağlanmaya çalışılıyor
Ekonomik
daralma sebebiyle alım gücünde yaşanan belirgin çöküş, artık sınıf farkının giderek
erimesine yol açtı. Bu durumda orta sınıf olarak belirttiğimiz kitlede kişinin
eğitimi, kariyeri ve yeteneği fark etmeksizin herkes aynı paydada buluştu. Üst
sınıf dışında ücretlendirmelerin hemen hemen aynı noktaya geldiği günümüzde
sadece ekonomik değil sosyo-kültürel bir kriz de gündemimize yerleşti. Tam da
bu noktada birçok kişi hızla düştüğü sınıfsal basamakta daha dengeli bir
tüketim eğilimi gösterirken birçok kişi de tam tersi bir davranış biçimi
sergiliyor. Sınıfsal olarak kaybettiği itibarı, statükoyu ve içine düştüğü
sıkışmışlık hissini lüks markalarla bir nebze de olsa kapatmaya çalışıyor. En
önemlisi de ‘yarın daha pahalı olacak’ kaygısıyla çok da ihtiyacı olmayan bir
ürünü bugünden hem de borçlanarak alabiliyor. İşte, bu bipolar tüketimin resmi
ve içinde bulunduğumuz durumun nokta atışı tanımı diyebiliriz.
Tüketici anlaşılmak istiyor, peki bu bize
ne anlatıyor?
Pulside
Araştırma Kurucusu Ertan Aksoy’un iletişim dünyasına kazandırdığı bu kavramda
tüketicinin yaşadığı çaresizliği görmemek imkânsız. Büyük bir ekonomik
türbülansta cüzdanı kurtarabilmek ise çok zor. Bu noktada iletişimciler olarak
bizlere düşen tüketicinin çaresizliğini anlayabilmek ve dengeyi sağlayabilmek.
Çünkü tüketiciler en çok da anlaşılmak istiyor. Yaşadığı çaresizliğin görülmesini,
vazgeçtiği zevklerinden aslında kopmak istemediğini göstermek istiyor.
Sofradaki et miktarını azaltırken gideceği tatilden ödün vermek, fakirleştiğini
görmek ve göstermek istemiyor. Kendisine iyi gelecek alışverişlerden, kültürel
etkinliklerden, akşam gideceği arkadaş buluşmalarından vazgeçmekten korkuyor.
Kısacası tüketici değerli hissetmek istiyor.
Çaresizliği anladığımızda neler yapmalıyız?
Ekonomik
türbülansta değerli hissetme çabasıyla bipolar tüketim semptomları gösteren
tüketiciler karşısında iletişimciler daha hassas adım atmalı. Verilen hizmet,
sunulan ürün tüketiciyi gerçek anlamda değerli bir satın alma yaptığına ikna
etmeli. Reklam ve pazarlama çalışmalarında duygular ön planda tutulmalı, en
önemlisi de tüketicinin anlaşıldığı hissettirilmeli. Eriyen sınıfsal
farklılıklar karşısında bütçeler eşitlense de tüketicinin asıl olması gereken
sınıfın mesajlarıyla gidilmeli. Bu mesajlar çoğul bir zeminde değil bireysel
bir biçimde iletilmeli. “Siz” gibi kalabalıklara değil, “sen” gibi daha öznel
bir alana ulaşılmalı. Böylece bipolar tüketici, size bu özel alanını
açabilmeli. Ürün ya da hizmeti alacak sınıf ne kadar aynı olsa da kişiler çok
farklı. Dolayısıyla tüketiciye seslenirken kişinin eğitimi ve kariyeri göz ardı
edilmemeli. Bu anlamda hedef gruplara makro değil mikro bir perspektiften
bakılmalı. Tüketici, satın aldığında kendini olmak istediği yerde görebilmeli.