Hipofiz bezi, salgıladığı hormonlarla birçok organımıza
müdahale ederek yaşamsal fonksiyonlarımızı düzenleyen bir bezdir. Vücuda
salgılanan tüm hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan hipofiz bezinden
köken alan tümörlere ise ‘hipofiz tümörü’ deniliyor. Genellikle yavaş büyüyen
ve iyi huylu olan hipofiz tümörleri her yaş grubunda görülse de 45 yaşından
sonra daha sık gelişiyor. Tam olarak oluşum nedeni bilinmeyen hipofiz tümöründe
genetik etkenlerin ve çevresel faktörlerin rol oynayabileceği düşünülüyor.
Hormon salgılayan ve salgılamayan olmak üzere iki gruba ayrılan hipofiz
tümörlerinin tedavisinde geç kalındığında pek çok sağlık sorunu gelişebileceği
için erken teşhis büyük önem taşıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve
Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinin en yakın
komşusu olan göz sinirlerine yaptığı baskı nedeniyle kalıcı körlüğe yol
açabileceğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla görüş alanının dış taraflarında
görme kaybı, çift veya şaşı görme gibi şikayetlerde zaman kaybetmeden hekime
başvurmak çok önemlidir. Hasta şikayetlerini dikkate alır ve hekime başvurursa,
teşhis tümör küçükken konulup, görme kaybının ilerlemesi önlenebilir. Ancak
hasta bulguları göz ardı ederse tümörün boyutları iyice artabilir, bunun
sonucunda tedavi daha komplike hale gelebilir. Çok daha önemlisi kalıcı körlük
ile sonuçlanabilir” diyor.
Erken dönemde teşhis
çok önemli
Hipofiz tümörleri, boyutlarına ve salgıladıkları hormonun
tipine göre belirti veriyorlar. Bazı hipofiz tümörleri büyümelerine rağmen
hormon salgılamayan özellikte oluyor. Bu tümörler büyük boyuta ulaşıncaya dek
sinyal vermeyebiliyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hormon salgılayan tiplerinin
ise tümörün boyutları küçükken belirti vermeye başladığına işaret ederek,
“Hastalar şikayetlerini önemser ve hekime başvururlarsa tedavisinden etkin
sonuçlar alınır. Tedavide geç kalındığında ise tümör büyüdükçe bulunduğu
bölgenin çevresindeki önemli damar ile sinirlere baskı yaparak ciddi sorunlar
oluşturabilir. Ayrıca tümörün cerrahi olarak tam çıkarılmasının artık mümkün
olamaması nedeniyle radyoterapi gibi ek tedavilere başvurmak gerekebilir”
diyor.
Gözlerdeki 3 sinyali
göz ardı etmeyin!
Hipofiz bezi, ‘optik
kiazma’ olarak adlandırılan ve göz sinirlerimizin birleşim yeri olan bölgeye
komşu bir organ. Dolayısıyla hipofiz tümörleri büyüdüklerinde bu bölgeye baskı
yaparak göz sinirlerinin iletimini bozabiliyor. Bunun sonucunda hastaların
görme yeteneğinde çeşitli sorunların gelişmeye başladığını belirten Beyin ve
Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Bayraklı, “Hipofiz tümörünün yaptığı
baskılar sonucunda görüş alanımızın dış taraflarında görme kaybı, çift veya
şaşı görme gibi üç önemli şikayet oluşabilir. Bu tablo tümörün boyutunun ileri
seviyelere geldiği, genelde bir santimi aştığı durumlarda daha sık olarak
karşımıza çıkar. Görme yeteneğindeki bu tür yakınmalarda zaman kaybetmeden
hekime başvurmak gerekir, zira tedavide gecikildiğinde kalıcı körlük gelişebilir”
bilgisini veriyor.
Salgıladığı hormona
göre belirti veriyor
Hipofiz tümörleri hormon salgılayan özellik sergiliyorsa, bu
hormonların etkilerine göre belirti veriyor. Prof. Dr. Fatih Bayraklı,
belirtileri şöyle özetliyor:
Prolaktin sentezliyorsa: Her iki cinsiyette de infertilite,
libidoda azalma ve osteoporoz gelişebilir. Bu yakınmalara kadınlarda adet
düzensizlikleri ve meme başından süt gelmesi; erkeklerde ise erektil
bozukluklar eşlik edebilir.
Büyüme hormonu salgılıyorsa: Baş ağrısı, görme şikayetleri,
yüzük ve ayakkabı boyutlarında artış, dilde büyüme, karpal tünel sendromu ve
aşırı terleme sorunu yaşanabilir. Hastaların genel vücut hatlarının kalınlaşmış
olduğu görülür.
ACTH (Adrenokortikotropik horman) salgılıyorsa: Cushing
hastalığı gelişen bu tabloda kilo alımı, kas zayıflığı, osteoporoz, psikolojik
bozukluklar ve hafif travmalarda bile kolayca oluşan yaralar gelişebilir.
Hastalarda yuvarlak ve kırmızı/kızarık bir yüz, karında ve koltuk altlarında
mor renkli çizgilenmeler, vücutta çürükler (ekimoz) görülür.
TSH (Tiroit stimülan hormon) salgılıyorsa: Çarpıntı, aritmi,
kilo kaybı, guatr ve ellerde titreme yaygın belirtilerini oluşturur.
Üç ana tedavi
yöntemine başvuruluyor
Hipofiz tümörlerinin büyük bir kısmının tanısı biyokimyasal
ve radyolojik tetkikler ile rahatlıkla konulabiliyor. Erken dönemde tedavi
edildiğinde vücutta oluşan sorunlar ortadan kaldırılabiliyor, böylece hastanın
kaliteli bir yaşam sürmesi sağlanabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı
Prof. Dr. Fatih Bayraklı, hipofiz tümörlerinde ilaç, cerrahi işlem ve
radyoterapi olmak üzere üç ana tedavi seçeneği olduğunu belirterek, şöyle devam
ediyor: “Bu üç tedavi yöntemi genelde beraber kullanılır. İlaç tedavisinin ilk
basamak olarak uygulandığı tümörler, prolaktin salgılayan tümörleridir. Bu
tümörlerin dışındaki tümörlerde ise cerrahi yöntem ilk sırada gelir. Cerrahi
tedavide hedef, hormon salgılamayanlarda tümörün tamamının çıkarılarak çevre
dokulara yaptığı baskının ortadan kaldırılması; hormon salgılayanlarda da yine
tümörün tümüyle çıkarılarak hormonal dengenin tekrar sağlanmasıdır. Cerrahi
yöntem endoskopik veya mikroskopik olarak yapılır. Endoskopik cerrahi daha
güncel tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemi ise tümörün çeşitli nedenler
ile tamamen çıkarılamadığı veya tekrar
oluştuğu durumlarda devreye girebilir. Uygun tümörlerde, cerrahi yöntem
sonrasında hormon değerleri normale dönmediyse, medikal tedaviye başlanabilir”