Sigara kullanımı, alkol, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının kanserin en
önemli nedenlerini oluşturduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Medikal
Onkoloji Uzmanlarından Doç. Dr. Mehmet Metin Şeker, yeni gelişmelerle birlikte
tümör DNA’larının belirlenebildiğini ve kişiye özel kanser tedavileri
kapsamında hastaya uygun olan en doğru ilacın verilebildiğini söyledi.
Tarihi milattan önce 2500'lü kadar dayanan kanser hastalığı, günümüzde dünyada
ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre,
her yıl dünya genelinde yaklaşık 10 milyon kişi kansere yakalanırken, yaklaşık
6 milyon kişi de kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. En sık görülen kanser
türleri arasında ise meme kanseri, akciğer kanseri, prostat kanseri ve
kolorektal kanser yer alıyor. Dünya genelinde ölümlerin önde gelen
nedenlerinden birinin kanser olduğunu açıklayan Medicana International Ankara
Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Metin Şeker, kanser nedenlerini ve
geliştirilen yeni tedavi yöntemlerini anlattı.
"Tek başına genetik nedenler tüm kanser hastalarının sadece yüzde 10’luk bir
kısmını oluşturur"
Kanserli hücrelerin oluşmasının birçok sebebi olduğunun altını çizen Doç. Dr.
Mehmet Metin Şeker, genetik nedenlerin sanılanın aksine en sık sebeplerden
birisi olmadığını söyledi. Doç. Dr. Şeker, “Tüm kanser hastalarının yaklaşık
yüzde 90’ında sebepler sigara, alkol, fazla kilo (obezite), hareketsiz yaşam ve
bazı enfeksiyonlardır. Tek başına genetik nedenler tüm kanser hastalarının
sadece yüzde 10’luk bir kısmını oluşturur. Bu sebepleri düşününce kanserin yeni
bir hastalık olmadığını, insanlık tarihi ile benzer bir tarihe sahip olacağını
tahmin edebiliriz. Elbette ki saydığımız nedenlere bağlı olarak kanser sıklığı
da zamanla artmaktadır” dedi.
"Kanser hastalığının geçmişi milattan önce 2500’lere dayanıyor"
Kanser hastalığının ve tedavisinin eldeki yazılı kanıtlara göre milattan önce
2500 yılına kadar uzandığını ifade eden Doç. Dr. Mehmet Metin Şeker, “19’uncu
yüzyılın sonlarında anestezideki ve cerrahi yöntemlerdeki gelişmeler sayesinde
daha başarılı kanser ameliyatları yapılmaya başlandı. Bu süreçte hastaların
yaşam süreleri uzadı ancak birçok hastada ameliyat sonrası kanser yeniden
oluştu. 20’nci yüzyılın başlarında ise radyoaktivitenin keşfi ile kanser
tedavisinde yeni bir döneme geçildi ve radyoterapi kanser tedavisinde kullanılmaya
başlandı. Bu sayede hastaların tedavi başarılarında artış sağlandı. O tarihten
günümüze kadar radyoterapide de çok önemli gelişmeler yaşandı ve radyoterapinin
kanserli bölgede çok daha etkin kullanımı sağlandı. Ayrıca gelişen teknolojik
cihazlar ile radyoterapinin yan etkileri de çok ciddi düzeyde azaltıldı” diye
konuştu.
"Hedefe yönelik ilaçlar yaşam süresinin uzamasını sağladı"
Kanser tedavisindeki esas gelişmenin ise kemoterapi ilaçların bulunması ile
birlikte olduğunu ve artık günümüzde birçok kanser türlerinde ameliyat
olmaksızın tam iyileşme sağlandığının görüldüğünü aktaran Doç. Dr. Şeker,
konuşmasına şöyle devam etti:
"Bu durum, ilaç araştırmalarının önünü açtı ve bu sayede birçok kanser
türünde ve kanserin tüm evrelerinde etkili olan ilaçlar keşfedildi. 1990’lara
kadar bulunan ilaçlar sadece kanserli hücrelere değil sağlıklı hücrelere de
zarar veriyordu ve bulantı, kusma, saç dökülmesi, kan değerlerinde düşme gibi
birçok yan etkiye sebep oluyordu. 2000’lerin başında yan etkileri çok daha az
olan hedefe yönelik ilaçlar (akıllı ilaç) önce lenfoma, meme kanseri ve
lösemilerde sonrasında ise tüm kanserlerde kullanılmaya başlandı. Hastaların
yaşam sürelerinde çok ciddi uzamalar elde edildi ve o güne kadar ölümcül kabul
edilen bu hastalıklar artık birer kronik hastalığa dönüşmeye başladı. O günden
günümüze kadar kansere özgü yüzlerce hedef tespit edildi ve bu hedeflere
yönelik ilaçlar geliştirildi."
"İmmünoterapi kişinin bağışıklık
sistemini çalıştırıyor"
Kanser tedavisinde devrim niteliğinde olan immünoterapi tedavisinin son 14
yıldır kullanılmaya başlandığının altını çizen Doç. Dr. Mehmet Metin Şeker,
"İmmünoterapi, kendisi doğrudan kansere saldırmayan, ancak kişinin
bağışıklık sistemini çalıştıran ve bağışıklık hücrelerinin kanserli hücrelere
saldırmasını sağlayan ilaçlardır. Bu keşif ile zaten hedefe yönelik ilaçlarla
çok iyi noktalara gelen kanser tedavisi çok daha başarılı noktalara
ulaştı" açıklamasını yaptı.
"Tümör DNA’sı sayesinde hasta
için en doğru ilaç belirlenebiliyor"
Kanser tedavisinde gelinen son noktada ise insan DNA’sının daha iyi
tanınması ve genetik testlerin daha ulaşılabilir hale gelmesiyle birlikte
“Kişiye yönelik kanser tedavileri”nin mümkün hale gelmeye başladığına dikkati
çeken Şeker, bu yöntemle hastaların tümör DNA’larının elde edilebildiğini
vurguladı. Doç. Dr. Şeker, “Tümör DNA’ları elde edildikten sonra o kişiye
faydalı olabilecek veya o kişiye fayda sağlamayacak ilaçlar tedavi öncesinde
saptanabiliyor. Kişiye özgü kanser tedavileri, hastaların tedavilerinin daha
etkili ve kişiselleştirilmiş olmasını sağlayabiliyor. Tümör DNA'sının
kullanılmasıyla, hastaların tedaviye nasıl yanıt verebilecekleri daha önceden
belirlenebilir, böylece gereksiz ilaç denemeleri ve yan etkilerin önlenmesi
mümkün olabilirken, zaman ve maddi kayıpların da önüne geçilebilir. Bu
yaklaşım, kanser tedavisinde önemli bir ilerleme olurken, hastalar için de umut
verici bir gelecek sağlayabilir” dedi.
GÜNDEM
30 Nisan 2024 01:04
1 Görüntülenme
Kanserle Savaşta DNA Rehberliği: ''Tümörün DNA''sı Belirleniyor, Kişiye Özel Tedavi Uygulanabiliyor''