Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerin esas amacı
insanlığa hizmet etmektir. Bu gelişmelerin belki de en hızlı olduğu alanlardan
biri de sağlık hizmetleridir. Sağlık hizmeti sunucuları olan bizler, yani
hekimler, özellikle de cerrahi branş hekimleri bu gelişmeleri yakından takip
etmeli ve kendilerini meslek hayatlarının sonuna kadar güncel tutmak için çaba
sarf etmelidir. Hekimliğin ilk kuralı olan “Primum non nocere!” yani “Önce
zarar verme!” öğretisini en son teknolojik gelişmeler ile harmanladığımızda
karşımıza “Minimal invaziv cerrahi” anlayışı çıkmaktadır. Minimal invaziv
cerrahinin geldiği en son nokta ise robotik cerrahi uygulamalarıdır.
Minimal invaziv cerrahi anlayışının ana fikri eskiden
karında büyük kesilerden yapılan operasyonların 2-3 cm’lik tek bir kesiden ya
da 0,5 cm’lik birkaç adet kesiden yapılabilmesidir. Muhakkak ki bu tekniklerin
başarı ile uygulanabilmesi eğitim, tecrübe ve yetenek ile doğru orantılıdır. Bu
küçük kesilerden tüm batın içerisine hakim olabilmek ve işlem yapabilmek için
özelleşmiş enstrümanlar kullanılması gereklidir. Yapılacak cerrahinin şekline,
hastanın durumuna ve kullanılacak enerji modalitelerine göre yüzlerce farklı
enstrüman bulunmaktadır. Geleneksel laparoskopide bu enstrümanlar ameliyat
masasında adeta ellerimizin bir uzantısı haline gelirken, robotik cerrahide ise
hastanın uzağında, odanın diğer köşesinde konsolda çalışırken bilek ve parmak
hareketlerimiz, artırılmış gerçeklik yöntemleri kullanılarak hastanın içindeki
robotik kollara iletilir.
Bazı istisnai haller dışında hemen hemen bütün jinekolojik
hastalıkların cerrahi tedavisinde minimal invaziv teknikler tüm hastalarda
uygulanabilir. Özellikle en sık görülen jinekolojik problemler olan miyomlar,
yumurtalık kistleri, rahim kalınlaşması, rahim sarkması, mesane sarkması, idrar
kaçırma gibi problemlerin yanında rahim kanseri, bazı yumurtalık kanserleri
gibi jinekolojik kanserler de minimal invaziv cerrahi ile ameliyat edilebilmektedir.
Minimal invaziv cerrahi sonrası iyileşme süreci çok daha
hızlıdır. Ameliyatlardan sonra hastaların ayağa kalmasını, günlük yaşama
dönüşlerini etkileyen en önemli unsur ameliyat kesileridir. Kesi ne kadar küçük
olursa ağrı daha az olur, hastalar daha çabuk mobilize olur, hastanede yatış
süresi kısalır ve hasta konforu artar. Bununla birlikte kesi yeri enfeksiyonu
riski azalır. Ameliyattaki kan kaybı çok daha az olur. Kozmetik olarak mükemmele yakın sonuçlar elde
edilir. Neredeyse hiç ameliyat izi olmaz. Günümüz koşullarında iş gücü kaybının
en büyük maliyet olduğunu düşündüğümüzde minimal invaziv cerrahi tekniklerinin
geleneksel açık cerrahiye oranla daha düşük maliyetli ve daha etkin yöntemlerdir.
Minimal invaziv yöntemlerin kullanımı son derece güvenlidir. Hatta günümüzde artık birçok jinekolojik hastalığın cerrahi tedavisinde minimal invaziv yöntemler altın standart haline gelmiştir. Minimal invaziv cerrahilerde kullanılan optik görüntüleme sistemlerinin yardımı ile ameliyat sahası büyütülmekte, cerrahi sırasında istenmeyen kanamalar daha az olmakta ve sağlam dokulara daha az hasar verilmektedir. Özellikle robotik cerrahide konsolda oluşturulan 3 boyutlu ve büyütülmüş görüntüler ve istemsiz el titremelerini sönümleyen robotik kol sistemlerinin kombinasyonu ile ameliyatlar daha güvenli hale gelebilmektedir.
Bilim ve teknolojideki gelişmelere kayıtsız kalmak mümkün
değil. Bizler de bu değişimlere uyum sağlayarak, sürekli olarak güncel kalmak
için çaba sarf etmeliyiz. Minimal invaziv cerrahi alanındaki gelişmelere
baktığımızda giderek artan bir ivmeyle ilerlediğini görüyoruz. Bu nedenle yakın
ve orta vadede minimal invaziv ve robotik cerrahi tekniklerinin giderek
yaygınlaşacağını öngörmek çok da zor değil. Bu alandaki gelişmelerin hızına
baktığımızda uzak vadede ise bizi nelerin beklediğini tahmin etmek oldukça zor.