Göğüs Cerrahisi Uzmanları öksürük şekline dikkat edilmesi
gerektiğini belirtiyor. En sinsi kanserlerden biri olan akciğer kanserinin en
belirgin özelliklerinden birinin öksürük olduğunu ifade eden Göğüs Cerrahisi
Uzmanı Prof. Dr. Özkan Demirhan, öksürüğün sebeplerinin iyi araştırılması
gerektiğini ifade etti. Hastaların balgamdan kan gelene kadar öksürüğü çok da
önemsemediklerini belirten Özkan Demirhan, “İnsanlar genelde kan gördükleri
zaman korkarlar ama öksürünce umursamazlar. “Öksürüyorum sigarandır” derler.
Oysa öksürüğün kalple mi akciğerle mi ilişkili olduğunun araştırılması gerekir.
Balgamda kanama veya çok kirli balgam çıkarma da akciğer kanserinin bir başka
belirtisi olabilir. Öte yandan akciğer kanseri çok çeşitli klinik belirtiler
verebilir ancak en sık görülen belirtileri sıklık sırasına göre şöyle
sıralayabiliriz. Uzun süren ve karakteri değişen öksürük, kilo kaybı, nefes darlığı,
göğüs ağrısı, hemoptizi (kanlı balgam çıkarma), kemiklerde lokalize ağrı, ses
kısıklığı, parmakların bombeli hale gelmesi (çomaklaşması), ateş, halsizlik,
vena cava superior sendromu (VCSS-yüz ve boyunda şişlik oluşur), disfaji (yutma
güçlüğü) gibi belirtilerdir.” dedi.
Bacak ağrılarının da mutlaka akciğer kanseri açsısından
tetkik edilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Demirhan, “Akciğer kanserli
hastalarda toplardamar tıkanıklıklarına çok rastlıyoruz. Kanser hastalarının
kanındaki yapısal bozukluklar, pıhtılaşmaya olan eğilimlerden dolayı
toplardamarlarda pıhtılaşmadan dolayı sıkıntılar yaşanabiliyor. Bu yüzden
bacaklarda şişme ve ağrı gibi şikayetlerinin dikkate alınması gerekir.
Derin ven trombozu denilen bu durum zamanında önlem alınmazsa akciğer
embolisine neden olup hayati sonuçlar doğurabiliyor. Bu yüzden tedbir erken
alınmalı. Akciğer kanserinin teşhisi konmuş hastalar ameliyat esnasında,
ameliyat sonrası hatta ameliyat olamayacak hastalar da dahi toplardamar
tıkanıklıkları medyana gelmekte. Hastalar kanserden kaybedilmese bile
toplardamar pıhtılaşmasından kaybedebiliyor. Bu pıhtılaşmalar mutlaka hekim
kontrolünde medikal tedavi ile tedavi edilmektedir. Tedavi seçenekleri arasında
başta kan sulandırıcılar olmak üzere ağızdan alınan ilaçlar, cilde yapılan
iğne, damardan verilen kan sulandırıcılarla ve antiembolik çoraplarda
kullanılmakta. Nadir durumlarda ana toplardamara filtre konulmakta.” Şeklinde
konuştu.
Erken teşhis önem taşıyor
Prof. Dr. Özkan Demirhan, erken teşhisin diğer kanser
türlerinde olduğu gibi akciğer kanserinde de büyük önem taşıdığına dikkat
çekerek, “Akciğer kanserini erken evrede yakalamak için bilinçli ve kişiye
uygun checkup yapılması ve bunun da akciğer filmi ve düşük doz akciğer
tomografisi ile yapılması gerekir. Özellikle uzun süredir tütün ve tütün ürünü
kullanan 40 yaş üstü kişiler, ailesinde akciğer kanseri hikayesi olanlar
düzenli olarak hekim kontrolünde olmak zorundalar. Risk altında oldukları için
bu kişilere kesinlikle düşük doz akciğer tomografisi öneririm. Eğer çok küçük
boyutta bir lezyon tespit edilirse genellikle bunu akciğerde nodül olarak
tanımlarız 3 ayda bir veya duruma göre 6 ayda bir akciğeri düşük doz tomografi
ile takip ederiz. Ama düşük doz tomografi olması büyük önem taşıyor çünkü
hastalar radyasyona maruz kalıyor. Tomografi ilaçsız çekilse bile hasta
radyasyon alır. Erken tanıda bize yol gösteren uluslararası bir formül vardır
bu yöntem yüzde 100 olmasa da bizlere bir fikir vermekte. Filmde patoloji
saptandığı zaman sigara içimi ve yaş durumu da göz önünde bulundurulur.
Sıkıntılı durumları erken tespit etmek için PET CT de önerilebilir. Lezyon
tanısı için biyopsiye kadar giden bir sürece de gidebilir eğer ameliyata
uygunsa mutlaka cerrahi tedavi tercih edilmelidir.” İfadelerini kullandı.
Akciğer kanseri tedavisinde kişiye özel tedavi modelini
anlatan Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özkan Demirhan,“ Akciğer kanseri her
zaman kişiye özel olmalıdır. Cerrahi tedavi de cerrahi sonrası onkolojik
tedaviler de kişiye özel olarak planlanır. Standart gibi görünse de bu
tedaviler, kişiye özel bazı faktörler vardır. Bu faktörleri sıralamak
gerekirse; akciğer kanserinin evresi, kanserin hücre tipi (Küçük hücreli akciğer
kanserinin cerrahi tedavisi çok çok sınırlıdır), moleküler genetik testlerin
durumu, kişinin performansı ( kişinin beslenme şekli ve hayat şartları, kişinin
psikolojisi gibi durumlar) şeklindedir. Son yıllarda tüm cerrahi branşlarda
olduğu gibi göğüs cerrahisinde de minimal invaziv (Küçük kesi ile yapılan
ameliyatlar) yöntemler tercih edilmektedir. Bunlar videotorakoskopik (VATS) ve
robotik (RATS) ameliyatlarıdır. Ancak burada bilinmesi gereken hangi yöntemle
ameliyat edilirse edilsin kanser tedavisinin başarısı kanseri tamamen
temizlemektir. Miniml İnvaziv ameliyatların en büyük avantajı komplikasyonları
minimuma indirmesidir. Öte yandan ameliyat sonrası hasta daha az ağrı hisseder,
hastanede kalış süresi azalır. Onkolojik tedavi gerekse bile bu hastaların
tedaviye yanıtı daha başarılı oluyor. Akciğer kanserinin artışında çevresel
faktörlerin günden güne bozulması, hava kirliğinin artması, tütün ve tütün
ürünlerinin daha özendirici hale getirilmesi akciğer kanseri oranlarını
arttırmaktadır.” dedi.
Prof. Dr. Özkan Demirhan, kanserden ve özellikle akciğer
kanserinden korunmak için beslenmenin de önemine dikkat çekerek şu tavsiyelerde
bulundu,
“Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durun (özellikle pasif
içici gibi risk gruplarının dikkatli olması gerekiyor). Abartılı yemekten
kaçının, şeker, tuz tüketimini çok aza indirin. Beyaz et ağırlıklı beslenin.
Beyaz et tercihinizi mutlaka balıktan yana kullanın. Haftada bir kere mutlaka
kırmızı et tüketmeye dikkat edin. Ancak etin çok pişmiş ve yanmış halini değil
orta pişmiş halini tercih edin. Öğünlerde bol miktarda yeşillik tüketin. C
vitamininden zengin gıdaları tercih edin. Akdeniz usulü beslenmeyi yaşam şekli
haline getirin. Zeytinyağını sofranızın ve mutfağınızın baş tacı yapın. Katı
yağlardan uzak durun. Yeşil çay tüketin. Düzenli spor yapın”.