Alternatif Gıda
Kaynakları
Türkiye’nin ulusal bilimler akademisi olmanın sorumluluğu ve
bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemelerde bulunmaya, bu
doğrultuda program ve projelerini yürütmeye devam eden TÜBA, Alternatif Gıda
Kaynakları Sempozyumunu var olan bilimsel bilgi birikimine güncel katkılar sunmak,
bilimsel araştırmaların ışığında alternatif gıda kaynaklarını tartışmak, bu
kaynakların kullanımını teşvik etmek ve sürdürülebilir gıda sistemleri için
stratejik çözüm önerileri geliştirmek üzere hayata geçirildi. Konu, farklı
üniversite ve kurumdan alanında yetkin çok sayıda bilim insanı ve uzmanla Boğaziçi
Üniversitesi ev sahipliğinde masaya yatırıldı. Sempozyumda Alternatif Gıda
Kaynağı Arayış Gerekçeleri ve Tarihsel Gelişim, Alternatif Protein Kaynakları
ve Üretim Teknolojileri ile Alternatif Protein Kaynaklı Beslenme başlıklarında
3 oturum düzenlendi.
Programın açılışını
TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Naci İnci ve TÜBA Asli Üyesi, TÜBA-Gıda ve Beslenme Çalışma Grubu Yürütücüsü
Prof. Dr. Kazim Şahin yaptı.
Kendisinden başkasının yaşamasına izin vermeyen insanoğlunun
geleceğinden kaygılıyız.
Türkiye’nin gıda konusunda kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülkeyken, şu an
kendi kendine yetemeyen bir ülke konumuna geçtiğini ifade eden Başkan Şeker,
Türkiye’nin dünya ticaretinin gıda sektöründeki önemli tedarik zincirinde yer
alan bir ülke olmasının da bu noktada önemli bir payının olduğunu söyledi.
Başkan Şeker şöyle konuştu: “Dünyadaki sosyokültürel, coğrafi, dini vb.
nedenlerden dolayı gıdayla ilgili ayrı bir başlık açmak ve gıdanın, sağlıklı
beslenmenin farkındalığını oluşturmak son yıllarda ciddi bir bilimsel çalışmaya
dönüştü. Alternatif kaynakları, verimliliği, tedarik zincirindeki lojistik
destek gibi birçok başlıkta yeni çalışmalar ve aramalar devam ediyor. Ülkemiz
insanı belki farkına varmıyor ama birçok ülkede raflar boşalıyor, yerine yeni
ürünler konulması noktasında zorluklar yaşanıyor: Özellikle covid -19 pandemisi
sonrası ortaya çıkan tabloda üretim sorunları, hammadde, doğal kaynak
yetersizliği, bölgesel krizler, savaşlar nedeniyle bir gıda sorunu yaşanıyor.
İklim değişikliği, üretim kaynaklarının ortaya koyduğu hasarlar, ekolojik
sistemde ortaya çıkan boşluklar bu konunun giderek daha büyük bir soruna
dönüşeceğinin habercisi olarak açıkça görülüyor.” dedi.
G20 kapsamında düzenlenen dünya akademilerinin yer aldığı
Science20 toplantılarının nihayetinde hazırlanan ve G20 liderlerine sunulan
deklarasyonun en başında gıda konusunun yer aldığını vurgulayan Şeker “Oysaki
eskiden sınır sorunları, eğitim, enerji, ekonomik dengesizlikler gibi başlıklar
yer alıyordu. Bu hassas başlığın içerisinde hız-haz toplumunun tatmin olmayan
ve doğal kaynaklara zarar veren tüketim çılgınlığını beslemesi, gıdanın ticari
boyutundaki dengesizlikler, çevre kirliliği gibi konular da yer alıyor. Yani
konumuz multidisipliner. Bizim bu bağlamda gıda ve doğal kaynakların değeriyle
ilgili toplumumuza ve dünyaya çok daha temel uyarıları yapmamız gerekiyor.
Kendisinden başkasının yaşamasına izin vermeyen insanoğlunun geleceğinden
duyduğumuz kaygıyı masaya yatırmak zorundayız.” dedi.
Gıda güvenliği
tehlike altında
Konuşmasına dünyanın hızlı nüfus artışının, sanayileşme ve
enerji tüketiminin etkilerinin büyük bir baskı yarattığının altını çizerek
başlayan Prof. İnci dünya nüfusunun 2050 yılında 9.7 milyara ulaşabileceğine
dair öngörülerin olduğunu söyledi. Bu hızlı artışla birlikte gelişmekte olan
ülkelerde nüfusun %70’inin kentlerde yaşam süreceğinin tahmin edildiği
bilgisini veren İnci, daha kalabalık, kentli ve zengin nüfusu beslemek için
gıda üretiminin de en az %70 oranında artmasının gerekliğine vurgu yaptı. İnci
şöyle devam etti: “Üretimi artırmak, gıda güvenliğini sağlamak için yeterli
değildir, gıda güvenliği tehlike altındadır. İnsanlar alışılmış gıda
kaynaklarının dışında yeni alternatiflere ilgi duymaktadırlar. Daha verimli,
daha kapsayıcı, daha dayanıklı ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin
araştırılması ve konuya daha bütüncül yaklaşmak üzere farklı disiplinlerin
birlikte çalışması çok önemli. Bu sempozyumla ele alınan alternatif protein
kaynakları, bu alanda geliştirilen teknolojiler, alternatif gıda mevzuatı,
beslenme ve sağlık ilişkisi, etik değerler açısından alternatif gıdaların
pozisyonu, ekosistem ve sürdürülebilirlik perspektifi kuşkusuz ki alana çok
değerli katkılar sağlayacaktır.” dedi.
Türkiye’nin gıda
stratejisi hem güvenli hem de rekabetçi olmak zorunda
Prof. Dr. Kazim Şahin ise sempozyumun Türkiye’nin alternatif
gıda stratejisine katkı sunmak üzere planlandığını dile getirdi. Prof. Şahin
alternatif gıda stratejisi hem Türkiye’nin kendi gıda güvenliğini sağlamalı hem
de dünya gıda pazarında rekabetçi olabilmelidir. Bu kapsamda, gıda üretiminde
kullanılan yöntemlerin çevre dostu ve sürdürülebilir olması gerekir. Toprağın,
suyun ve diğer doğal kaynakların korunmasına yönelik uygulamaların benimsenmesi
hem ülke politikası, hem toplum hem de üretici açısından benimsenmesi çok
önemli. Yerel ve endemik bitki türlerinin korunması ve kullanılması, genetik
çeşitliliğin korunması noktasında en kritik noktalardan biri. Organik ve
ekolojik tarım uygulamalarının devlet desteğiyle artırılması gerekiyor. Yeni
protein kaynakları, örneğin, böcek bazlı proteinler veya bitki bazlı et
alternatifleri, su yosunu gibi deniz ürünleri ve superfood olarak adlandırılan
besin değeri yüksek ürünler gibi yenilikçi gıda kaynakları üzerine
odaklanılması bir başka öne çıkan başlık. Gıda israfını azaltma, tarım
teknolojileri ve yapay zeka uygulamalarının tarıma entegre edilmesi, alternatif
gıda kaynaklarına yapılan yatırımların artırılması, çiftçilerin, üreticilerin
ve tüketicilerin alternatif gıda kaynakları ve sürdürülebilir tarım yöntemleri
konusunda bilinçlendirilmesi ulusal politikalar ve uluslararası düzeyde iş
birlikleri ile çözülmesi ve üzerinde durulması gereken başlıklar.” dedi.
Prof. Şahin yapay et hakkında ise şöyle konuştu: “Geleneksel
hayvancılığa kıyasla daha az su ve arazi kullanımı gerektirebilir ve sera gazı
emisyonlarını önemli ölçüde azaltabilir, hayvan refahını olumlu yönde
etkileyebilir, kontaminasyon ve gıda kaynaklı hastalıkların yayılmasını
azaltabilir, geleneksel hayvancılık yöntemlerinin sürdürülebilir olmadığı alanlarda
bir alternatif sunabilir. Ancak, geleneksel çiftçilik ve hayvancılık
sektörlerini ekonomik olarak olumsuz etkileyebilir, tüketiciler tarafından
"doğal olmayan" bir ürün olarak algılanabilir ve bu nedenle geniş
çaplı kabul görmede zorluklar yaşayabilir, geleneksel etin sağlık yararlarını
taklit edebilecek kadar besleyici olmayabilir ve uzun vadede insan sağlığı
üzerindeki etkileri tam olarak anlaşılmamış olabilir, yapay etin üretim
maliyetleri yüksektir, etik veya dini nedenlerle kabul edilmeyebilir.”