Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim
Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nilüfer Aykaç,
“Madende siyanür ve ağır metallerin bulunduğu toprağın istiflendiği yığında
göçük olduğunu, 9 madencinin göçük altında kaldığını üzülerek öğrendik.
Maalesef felaket yine geliyorum dedi. Şirketin olması gerekenden daha fazla
yığın yapmasının göçük oluşmasına zemin hazırladığı haberler arasında yer
alıyor.” dedi.
Kazalar Tüm Ekosistemi Etkiliyor
Türkiye’nin ikinci büyük madeni olan Çöpler
Madeni, Fırat Nehri’ne 350 metre mesafede ve fay hattı üzerinde olduğuna dikkat
çeken Doç. Dr. Aykaç, “Uzmanların uyarılarına, açtıkları davalara rağmen maden
yıllardır çalışmaya, kapasite artırmaya devam ediyor. Oluşan göçük nedeniyle
siyanür ve kurşun, bakır, çinko, civa ve kadmiyum gibi sağlığa zararlı ağır
metaller içeren atıkların (liç) nehre ulaşma tehlikesi vardır. Nehre ulaşmasa
bile yağmurlarla havaya, toprağa-yeraltı sularına karışabilir ve tüm canlıların
sağlığına zarar verebilir.” diye belirtti. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, açıklamasına
şöyle devam etti. “2017’de Çöpler Kompleks
Madeni Kapasite Artışı Projesi Nihai ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Raporu ile
ilgili olarak, raporda yer alan kimyasallar ve olası sağlık etkileri konusunda
derneğimize yapılan başvuruya istinaden hazırlanan görüş raporunda, madende
kullanılacak kimyasalların (başta sülfürik asit ve siyanür olmak üzere) hemen hepsinin
insan sağlığı ve ekoloji için zararlı olduğu konusunda uyarı yapılmış ve kaza/afet
durumunda oluşabilecek olumsuz etkilerin, nehir havzasındaki tüm coğrafyayı ve
ekosistemi etkileyebileceği belirtilmiştir. Madencilikte açığa
çıkabilecek atıkların kontrolünü sağlamak üzere 15.07.2015 tarihli Resmî Gazete’de
"Maden Atıkları Yönetmeliği" yayınlanmış, Madde-5 Genel Hükümler
başlığı altında, maden atıklarının tanımı, miktarı, bertaraf yöntemleri ve
gerekli bütün hükümler açıkça belirtilmiştir. Kullanılan siyanürün ve işlemler
sırasında açığa çıkan ağır metallerin bu işletmelerdeki patlatma, deprem,
yağmur ve diğer etkilerle sızma veya taşma yoluyla etrafa dağılması doğal ortam
için ciddi bir potansiyel tehdittir. 2000 yılında Romanya'da meydana gelen
maden kazası sonucunda nehirlere karışan baraj atıkları su canlılarının ölümüne
neden olmuş, Çernobil nükleer kazasından sonraki en yıkıcı endüstriyel
kazalardan biri olarak kayıtlara geçmiştir. Ülkemizde de daha önce Kütahya
(2011) ve Giresun Şebinkarahisar’da (2021) benzer kazalar yaşanmıştır.”
Tüm Canlıların Sağlığı İçin Tehdit
Oluşturuyor
Türk Toraks
Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr.
Sebahat Genç ise, daha önce toprak yapısının geçirgenliği, gerekli kontrollerin
eksikliğiyle atık barajları çevresinde çeşitli sızıntılar yaşandığını
hatırlatarak, “Ayrıca açık havuzlardaki
siyanürün hidrojen siyanür olarak havaya salınımı da belirli derişimlerde ciddi
tehdit oluşturarak hem işletmede çalışanlar hem de atık barajlarına yakın yaşayan
her canlı için ciddi bir tehdit oluşturmasına rağmen, baraj etrafında ve
belirli yerleşim yerlerinde serbest hidrojen siyanürü izleyen herhangi bir
ölçüm ve değerlendirme yönteminin olmayışı, bu etkinin göz ardı edildiğini
göstermektedir. Atık suyunun evaporatörlerle havaya verilmesi de
havadaki hidrojen siyanür miktarını artırarak solunum yoluyla zehirlenmelere
yol açabilir.” dedi.
Bölgede akut siyanür zehirlenmesine
karşı uyarılarda bulunulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Genç, “Siyanür, solunum ya da ağız yoluyla vücuda girer ve
belli değerlerin üzerinde zehirlenme etkileri ortaya çıkar. Akut zehirlenmede solunum
zorluğu, hızlı ve derin solunum, sara nöbetleri, bilinç kaybı, öksürük, burunda
tıkanıklık, kanama, deride hassasiyet, ağrı, çarpıntı, bulantı-kusma, koma ve
ölüm görülebilirken, uzun süreli maruziyete bağlı tiroid hormon bozuklukları,
yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çınlaması, davranış bozuklukları,
hafıza kaybı, görme bozuklukları, bayılma, kollarda-bacaklarda uyuşma gibi şikayetler
ortaya çıkabilir.” diye belirtti.
İnsan Hayatına Rağmen Bir Ekonomik
Faaliyet Yapılamaz
“Bölgede
hava, su ve toprakta siyanür ölçümlerine ek olarak kurşun, bakır, civa gibi diğer
ağır metallerle ilgili gerekli ölçümler de yapılmalı ve halka bilgi
verilmelidir.” diyerek uyarıda bulunan Prof. Dr. Sebahat Genç, şöyle devam
etti:“Siyanürün uzun etkileri için bölgeden örnekler alınmalı düzey
belirlenmeli tüm canlıların maruziyeti için eylem planı oluşturulmalı ve önlem
alınmalıdır. Ayrıca siyanür yarılanma ömrü 1-3 yıla kadar uzayabildiği için
uzun dönem ölçümleri ve sağlık kontrolleri de yapılmalıdır. Eski Çevre Şehircilik ve
İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un onayladığı ÇED raporunda, proje
alanında toprak kayması riski bulunmadığı belirtilmiş olması ve ardından bu
felaketin ortaya çıkması dikkat çekicidir. Bu durum ÇED raporlarının bilimsel
ve kamu yararına alınmadığının bir göstergesi olduğunu düşündürmektedir.
Ülkemizde bilimsel, halkı, ekolojiyi ve çevreyi önceleyen ÇED raporları hayata
geçirilmeli, ÇED yanında Sağlık Etki Değerlendirme (SED) mutlaka yürürlüğe
konulmalıdır. Türk Toraks Derneği, sürdürebilir gelecek ve yaşamı temel
hedefe koymaktadır. Kalkınma öncelikli ve çevreyi, doğayı, ekosistemi
öncelemeyen yatırımların karşısındadır. Göçük altında kalan işçilerimizden
iyi haberler almak yüreğimizi biraz olsun ferahlatacaktır. İnsan
hayatına rağmen bir ekonomik faaliyet yapılamaz.”