Yaşadığımız Covid-19 pandemisi ile yoğun bakım ünitelerinden
daha çok bahsetmeye başladık. Peki yoğun bakım üniteleri ile ilgili ne kadar
bilgiye sahibiz? Acıbadem International
Hastanesi Genel Yoğun Bakım Sorumlusu ve Anesteziyoloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfi
Telci, yoğun bakım üniteleri hakkında merak edilen 5 soruyu
yanıtladı; önemli bilgiler ve uyarılarda bulundu.
Her hastanede yoğun bakım ünitesi olmalı mı?
Yoğun bakım ünitesi; hastaların tehdit altında olan yaşamsal
fonksiyonları ile vital, yani vücut sıcaklığı, solunum, nabız ile kan basıncı
bulgularının sürekli ve kesintisiz olarak takip ve tedavisinin yanı sıra
bakımlarının yapıldığı bir ünitedir. Hastaların vücuttaki fonksiyonları
monitörlerle sürekli takip edilirken, herhangi bir olumsuz durumda uzman
hekimler tarafından anında müdahale ediliyor. Hastanede acil servis varsa,
yoğun bakım servisinin de mutlaka olması gerekiyor. Yoğun bakımın düzeyini,
hastanenin hizmet sunduğu tıp dalları belirliyor. Eğitim veren hastanelerin
yoğun bakım düzeylerinin en az 2. düzey olması gerekiyor. Üniversite ve Tıp
Fakülteleri hastanelerindeki yoğun bakımların düzeyi de 3. düzey olmak
zorunda.
Yoğun bakım ünitesinde hastaya verilen destek düzeyleri
farklı mı?
Evet, farklılaşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde hastalar
sağlık durumlarına göre üç düzeye ayrılıyorlar. Birinci düzey hastalar en hafif
hasta grubunu oluştururken, ikinci basamak hastalar yaşamsal desteğe ihtiyaç
duyan veya yakın doktor gözlemi gerektiren hastalar oluyor. Çoklu organ
yetmezliği ve koma gibi sağlık sorunları yaşayan üçüncü basamak hastalar da en
ağır hasta grubu olarak nitelendiriliyor. Büyük ameliyat ve tedavilerin
gerçekleştirildiği hastanelerde üçüncü derecede yoğun bakım üniteleri
kaçınılmazdır. Ülkemizde kayda geçmiş 1. 2. ve 3. düzey olmak üzere, yaklaşık
33 bin 323 erişkin yoğun bakım yatağı bulunuyor.
Hasta yakınlarına hangi sıklıkta bilgi veriliyor?
Yoğun bakımın temel ilkelerinden biri, birinci derecedeki
hasta yakınlarının düzenli olarak bilgilendirilmesidir. Hastalar kimi zaman
acil servisteki müdahalenin hemen ardından, kimi zamansa serviste yapılan
tedavi sonrasında yoğun bakıma alınabilirler. Hasta yakınlarına her gün,
mümkünse aynı saatlerde ve aynı uzman hekim tarafından, yoğun bakımda tedavi
gören hastanın sağlık durumu hakkında mutlaka bilgilendirme yapılıyor. Yoğun
bakımdaki bilgilendirme hastanın geçmiş 24 saat değerlerinin yorumuna dayalı
olarak gerçekleştiriliyor. Verdiğimiz yorum bilgisinin geçerliliği 24 saat
sürüyor. Her gün düzenli bilgi vermemiz yaptığımız işin gereğini oluşturuyor.
Hastanın sağlık durumunda bir değişiklik yoksa hasta yakınlarına durumunun
‘stabil’ olduğunu aktarıyoruz. Arada ani değişen klinik durumlar için
verdiğimiz bilgi ise ‘özel haber’dir. Bu tür haberleri vermeyi pek
istemeyiz ama mecbur kalabiliyoruz. Yoğun bakımlarda ani ölümler çok ender
yaşanıyor, bu nedenle hastaların sağlık durumlarının kötüye gittiği tablolarda
da hasta yakınları yine düzenli olarak bilgilendiriliyor. Böylece hasta
yakınları ilerleyen süreçte hastanın sağlığıyla ilgili bir sürprizle
karşılaşmamış oluyorlar.
Toplumda yoğun bakım ünitesinde yatan hastanın sağlık
durumu hakkında genelde olumsuz bir algı var. Hastanın yoğun bakımda olması,
hayatını kaybedeceği anlamında yorumlanıyor, bu doğru mudur?
Bu algının bütünüyle yanlış olduğu Covid-19 döneminde
görüldü zaten. Ama yine de hasta yakınlarında tam olarak kıramadığımız bir algı
bu. Oysa ki yoğun bakımlar aslında ‘bu hasta ölecek’
denen pek çok hastanın iyileştirildiği ve hayata
döndürüldüğü yerlerdir aynı zamanda. Yoğun bakımlar genel durumu ciddi şekilde
kötüye giden, sağlık durumu sıkı takip edilmesi gereken kritik hastaların
tedavi gördüğü üniteler olduğu gibi, belli cerrahi operasyonların hemen
sonrasında hastanın sağlığının yakından takip edilip, oluşabilecek muhtemel
risklerin ortadan kaldırılarak sağlıklı bir şekilde odaya alınması için hizmet
veren ünitelerdir. Kısacası, her yoğun bakıma giren hastanın hayatını
kaybedeceği algısı kesinlikle doğru değildir.
Yoğun bakım ünitelerindeki önemli ve teknolojik
gelişmeler nelerdir?
İlk olarak elle gerçekleştirilen uzun süreli yapay
solunumdan, solunum fizyolojisini olumsuz olarak en az etkileyen yapay solunum
modellerini uygulayabildiğimiz ventilatörler, yoğun bakımlarda gördüğümüz
şaşırtıcı gelişim göstergelerinin içinde birinci sırada yer alıyor. Günümüzde
kullanmakta olduğumuz yapay solunum cihazlarıyla hastalarımıza günlerce,
aylarca, hatta yıllarca yan etki görülmeksizin yapay solunum uygulayabiliyoruz.
Aynı olanakları, yoğun bakım dışı normal servislerde ve eve taburcu ettiğimiz
hastalarımızın evlerinde de kurabiliyoruz. Yapay solunum cihazlarında
gördüğümüz bu şaşırtıcı gelişimi, vital bulguları izlediğimiz monitörlerde de
gördük. Teknolojinin bizlere sunduğu geniş olanaklar sayesinde, yoğun bakım
öncesi bilinmeyen veya otopsi sonrası tanısı kesinleşen hastalıkların
tedavileri de yapılabilir hale gelmiştir. Başka bir deyişle, günümüzde çoğul
organ yetersizlikleri ve birçok ölümcül hastalıkların tedavi edilebilirliğini
yoğun bakımlar sağlayabiliyor. Yaşanılan afetler ve olmasını hiç
istemediğimiz beklenmedik afetler olasılığı var oldukça, hastanelerimizin
olmazsa olmaz servisler arasında ilk sırayı yoğun bakım servislerinin alması
devam edecektir.