Bizi Takip Edin

Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi Artık Tek Platformda

Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi yenilenen dijital yapısıyla tek platformda birleşti. Güncel sağlık haberleri, röportajlar, duyurular ve dergi yayınları artık daha kolay erişilebilir.

Habere Git
SAYI: 351 | TEMMUZ 2026

351. Sayı

Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.

Dijital Okuma
PDF İndirme Seçeneği
İnteraktif Flipbook
351. Sayı

CANLI YAYIN TAKVİMİ

TÜMÜNÜ GÖR >
01
Nis
Prş
10:00 CANLI

OHSAD Kurultayı – Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu - T.C. Sağlık Bakan
İZLE
15
Nis
Prş
10:00 CANLI

Tüyap Expomed Eurasia İstanbul Medikal Fuarı

İZLE
08
Eki
Prş
10:00 CANLI

ÜRETİCİLERLE EL ELE

İZLE

ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR

TÜMÜNÜ GÖR >
“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”
RÖPORTAJ

“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”

09 Temmuz 2026 36
Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol:  “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”
RÖPORTAJ

Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol: “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”

Sedat Akyol - Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü

09 Temmuz 2026 25
Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta
RÖPORTAJ

Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta

Vefa Türksever - Tüm Medikalciler Platformu Başkanı

09 Temmuz 2026 33
Terlemeyi Durdurmak Kalıcı Çözüm mü, Sorunu Başka Bir Bölgeye Taşımak mı?
KÖŞE YAZISI

Terlemeyi Durdurmak Kalıcı Çözüm mü, Sorunu Başka Bir Bölgeye Taşımak mı?

10 Temmuz 2026 24

GÜNCEL HABERLER

TÜMÜNÜ GÖR >
Zayıflama İğneleri Mucize Değil, Doğru Tedavinin Bir Parçası GÜNDEM
GÜNDEM

Zayıflama İğneleri Mucize Değil, Doğru Tedavinin Bir Parçası

Obezite tedavisinde kullanılan zayıflama iğneleri yalnızca hekim ve diyetisyen takibiyle güvenli ve etkili sonuç veriyor. Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, son yıllarda obezite tedavisinde yaygınlaşan ve kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli…

16 Temmuz 2026 8
Kanser Tedavisi İçin Kazakistan'dan İzmir'e Geldi... YAŞAM
YAŞAM

Kanser Tedavisi İçin Kazakistan'dan İzmir'e Geldi...

Türkiye'nin sağlık turizmindeki yükselen merkezlerinden İzmir, uluslararası hastaların tedavi tercihlerinde öne çıkmayı sürdürüyor.Kanser tedavisi için Kazakistan'dan İzmir'e gelen 63 yaşındaki Sakhi Kenzhegul, Egepol Hastaneleri'nde uygulanan multidisipliner tedaviyle sağlığına kavuşma yolunda önemli bir süreç geçiriyor.Kenzhegul'u hastanede ziya…

16 Temmuz 2026 9
ABD'de 'Siklosporiyazis' Salgını: CDC'ye Göre 7 Bin Kişi Hastalığa Yakalanmış Olabilir GENEL
GENEL

ABD'de 'Siklosporiyazis' Salgını: CDC'ye Göre 7 Bin Kişi Hastalığa Yakalanmış Olabilir

ABD'de yaklaşık 7 bin kişinin, kontamine gıdadan kaynaklanarak şiddetli ishale neden olan "siklosporiyazis" hastalığına yakalanmış olabileceği belirtildi.Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin (CDC) internet sitesinde yayımlanan uyarıda, "en az 34 eyalette" enfeksiyon vakalarının rapor edildiği aktarıldı.Uyarıda, ülke genelinde yaklaşık 7 bin kişin…

16 Temmuz 2026 8
Sağlık Bakanlığından Çocuk Ve Ergenlere Özel Sigara Bırakma Polikliniği KAMU
KAMU

Sağlık Bakanlığından Çocuk Ve Ergenlere Özel Sigara Bırakma Polikliniği

Sağlık Bakanlığı, çocuk ve ergenlerde tütün bağımlılığıyla mücadele kapsamında 12-18 yaş grubuna yönelik "Adolesan Sigara Bırakma Poliklinikleri"ni hizmete açtı. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, ergenlik dönemi, merak, akran etkisi, sosyal medya ve dijital platformlarda tütün ürünlerinin dolaylı tanıtımı, yanlış risk algısı ile yeni nesi…

16 Temmuz 2026 5
 
Nörolojik Hastalıklarda 'Dijital İkiz' Yöntemiyle Kişiye Özel Tedavi Dönemi BILIM
BILIM

Nörolojik Hastalıklarda 'Dijital İkiz' Yöntemiyle Kişiye Özel Tedavi Dönemi

Ondokuz Mayıs Üniversitesinde (OMÜ) nörolojik hastalıkların teşhis ve tedavisinde kişiye özel tanı ve tedavi uygulayacak "dijital ikiz" teknolojisinin geliştirilmesi için çalışma yürütülüyor.OMÜ Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Terzi öncülüğündeki multidisipliner ekip, hastaların Manyetik Rezonans (MR), elektroensefalografi (EEG), ses ve yürüme verilerini yapay zekaya öğreterek oluşturulan "sanal hasta" modelleri üzerinden kişiye özel tedavi yöntemi planlıyor."Dijital ikiz" yöntemi sayesinde MS, Alzheimer, parkinson ve epilepsi gibi hastalıkların gelecekteki seyri erkenden tahmin edilerek hem doğru tanı konulması hem de hastaya gelebilecek zararın en aza indirilmesi amaçlanıyor.Prof. Dr. Murat Terzi, nörolojik vakalarda erken teşhisin klinik seyri etkilediğini, erken teşhis ve tedavi belirlemede dijital teknoloji ve yapay zekadan her geçen gün daha çok faydalandıklarını söyledi.OMÜ Nöroloji Ana Bilim Dalı ve Sinir Bilimleri Ana Bilim Dalında yapay zeka ve dijital teknolojiyi çok önemsediklerini dile getiren Terzi, "Bununla ilgili projeler yapıyoruz. Özellikle 'Dijital ikiz' dediğimiz, hastaların var olan verilerini, örneğin MR, EEG görüntülerini makineye öğretiyoruz. Sanal ortamda hastanın yaşı, cinsiyeti, hangi şikayetleri ve bulguları var ise beyin MR'ında, EEG'sinde, kan veya başka örneklerde neler var, bunları sanal ortamda bir hasta gibi değerlendiriyor. Bunlar üzerinde erken dönemde tanı koyup hastalığın seyrine yönelik tedavileri planlıyoruz." dedi.Geliştirdikleri "Dijital ikiz" teknolojisiyle hastalardaki sorunu en aza indirerek tedavinin başarı seviyesini yükselteceklerini vurgulayan Terzi, "OMÜ'de özellikle epilepsi, Alzheimer, MS, Parkinson ve beyin damar hastalığıyla ilgili pek çok çalışma yürütüyoruz. Hastaların ses verilerini kaydediyoruz. Aynı zamanda hastaların yürüme videolarını analiz ediyoruz. Bu bulgularla hastaların görüntülemeleri, beyin tomografileri, beyin MR'ını, EEG ve elektromiyografik (EMG) incelemelerini bir veri tabanında topluyoruz. Hastaların verilerini bir araya getirerek hastalığın nasıl seyredeceği, bu hastalıkta hangi seyirde neler olabileceğini erkenden tahmin ederek hem doğru tanı hem doğru tedaviyi en iyi şekilde planlamaya çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.Bu çalışmalarının hem OMÜ ve Türkiye'deki sponsor kuruluşlar hem de uluslararası platformlarca desteklendiğine işaret eden Terzi, şunları kaydetti:"Yüzlerce hastanın klinik MR, EEG, EMG verilerini makineye öğretiyoruz. Makine öğretimi niye önemli? Çünkü daha çok robotların dolaştığı, özellikle sağlık teknolojisinde daha çok uzaktan müdahalelerin olacağı döneme doğru gidiyor dünya. Biz de bu süre içerisinde istiyoruz ki gelişmekte olan robotik cihazlara en doğru bilgiyi öğretelim, sağlık profesyonellerine, başta doktorlar olmak üzere yardımcısı olsun. Yani günlük hayatımızda tıpkı MR, ultrason veya EEG, EMG cihazı gibi bulgularımızla beraber tanıyı daha güzel koyabilelim. Yapay zekanın gelişmesiyle beraber üreteceğimiz ürünler bize yardımcı olsun."Terzi, çalışmayı 3 yıldır sürdürdüklerini, geliştirmeye devam ettiklerini sözlerine ekledi.Kaynak: AA  

16 Temmuz 2026 8
30 Derecenin Üzerindeki Sıcaklar Kalp Hastaları İçin Risk Oluşturuyor YAŞAM
YAŞAM

30 Derecenin Üzerindeki Sıcaklar Kalp Hastaları İçin Risk Oluşturuyor

Sıcak havalarda kardiyovasküler hastalıklara bağlı risklerin arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tok, kalp hastalarının 10.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamaları ve sıvı alımına dikkat etmeleri gerektiğini söyledi. Yaz sıcakları, kalp ve damar hastalıkları bulunan kişilerde ciddi sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Sıvı kaybı, tansiyon dengesizlikleri, ritim bozuklukları ve pıhtılaşma eğilimindeki artışın kalp krizi ve inme riskini yükseltebildiğine dikkat çeken Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kardiyoloji Kliniğinden Prof. Dr. Derya Tok, kalp hastalarına sıcak havalarda sıvı tüketimi, ilaç kullanımı ve dışarı çıkma saatleri konusunda uyarılarda bulundu. Kalp hastaları sıcak havalarda sıvı tüketimi, ilaç kullanımı ve dışarı çıkma saatleri konusunda nelere dikkat etmeli?Sıcak havalarda hastalarımızın özellikle bazı şeylere çok dikkat etmesi gerekiyor. Sıcak havada, özellikle güneş ışınlarının direkt geldiği 10’la, hani herkesin bildiği 4 saatleri arasında hastaların dışarı çıkmamasını öneriyoruz. İşte eğer yürüyüşünü yapacaksa sabah serinliğinde ya da akşam serinliğinde yapması lazım. Yine kronik hipertansiyonu olan, kalp hastalığı olan, kalp yetmezliği olan, yoğun kalp ilaçları kullanan hastaların da bu sıcak havalarda mutlaka bir kardiyoloji kontrolüne gelip ilaç dozlarını ayarlamaları lazım.Çünkü terlemeyle vücut su kaybediyor. İşte dehidrate kalabiliyor. İdrar söktürücü kullanan hastalarda bunun dozunu ayarlamak lazım. Ya da tansiyon ilaçlarının dozunu ayarlamak lazım. Hastalarda tansiyon düşmesine bağlı bayılmaya kadar giden süreç meydana gelebiliyor ya da kalp yetmezliği hastaları dekompanse olabiliyor ya da tam tersi böbrek fonksiyonları bozulabiliyor. İlaç dozları ayarlanmazsa eğer.Su alımına çok dikkat etmeleri lazım. Kalp yetmezliği hastaları mutlaka doktoruna danışarak sıvı alımını yapmaları lazım. Vücut özellikle terlemeyle susuz kalıyor.Hastaların sıvı tüketimini mutlaka artırmaları ve günlük 2-2,5 litre sıvı almaları gerekiyor. Çünkü susuz kalındığında kanda pıhtılaşmaya meyil artıyor. Dehidratasyona bağlı kan viskozitesi artıyor. Bu da özellikle koroner damarları plaklı olan hastalarda tromboza kadar gidebilen kalp krizi, damar tıkanıklığı ve inme riskini artıran tablolara neden olabiliyor.Sıvı-elektrolit kaybına bağlı olarak, özellikle terleme ya da sıvı alımının azalmasıyla birlikte hastalarda ritim bozuklukları gelişebiliyor. Bu açıdan dikkatli olunması gerekiyor. Gerekirse mineral ve elektrolit desteği sağlayacak şekilde beslenme programı düzenlenmeli.Yaz sıcakları kalp hastaları için hangi riskleri artırır?Sıcak havalarda kardiyovasküler hastalıklara bağlı mortalitenin arttığını biliyoruz. Yani kalp krizi geçirme riskini belirgin şekilde artırıyor.Özellikle 30 derecenin üstündeki sıcaklıklarda kardiyovasküler mortalitenin yüzde 12’ye varan oranlarda arttığını biliyoruz.Hangi belirtiler acil başvuru gerektirir?Özellikle sıcak havalarda sıcak çarpmasına karşı çok uyanık olunması gerekiyor. Baş ağrısı, bulantı, kusma, tansiyon dengesizlikleri; tansiyonun aşırı düşmesi ya da yükselmesi dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor.Bunun dışında eforla birlikte klasik göğüs ağrısının ortaya çıkması, nefes darlığının artması, göğüste baskı veya yanma hissinin eşlik etmesi, belirgin ve açıklanamayan çarpıntı, kalbin hızlı ya da düzensiz attığının hissedilmesi durumunda hastaların mutlaka hastaneye başvurması gerekiyor.Kaynak: Medimagazin   

16 Temmuz 2026 5
Doç. Dr. Haykır Uyardı: Kene Ne Kadar Erken Çıkarılırsa Risk O Kadar Azalıyor BILIM
BILIM

Doç. Dr. Haykır Uyardı: Kene Ne Kadar Erken Çıkarılırsa Risk O Kadar Azalıyor

Her kene tutunmasının Kırım Kongo Kanamalı Ateşi anlamına gelmediğini belirten Doç. Dr. Aslı Haykır, kenenin vücutta kalma süresi uzadıkça bulaşma riskinin artabileceğini söyledi. Haykır, temas sonrası 10 gün boyunca ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve kanama belirtilerinin takip edilmesi gerektiğini vurguladı.Türkiye EKMUD Zoonotik Hastalıklar ve Viral Kanamalı Ateşler Çalışma Grubu Üyesi ve Ankara Etlik Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Aslı Haykır ile Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin bulaşma yollarını, belirtilerini, risk gruplarını ve hastalıktan korunmak için alınması gereken önlemleri konuştuk. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi nasıl bir hastalıktır, nasıl ortaya çıkmıştır?Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, sıklıkla kenelerle, özellikle Hyalomma cinsi kenelerle bulaşan bir hastalıktır. Hastalığa Nairovirüs cinsi bir virüs neden olur. Ateş ve ağır vakalarda kanama, hastalığın başlıca bulgularıdır. Adını da buradan almıştır. Bazen ölümcül seyredebilen bir enfeksiyon hastalığıdır.İlk kez Kırım’da görülmüştür. İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet askerleri ve tarım işçilerinde ateş salgını başlamıştır. Bunların bazılarında kanama görülmüş, bazı vakalar da ölümcül seyretmiştir. Bu nedenle hastalığa “Kırım Kanamalı Ateşi” adı verilmiştir.Bundan 12 yıl sonra Afrika’daki Kongo’da benzer bulgularla ortaya çıkmıştır. Ancak aynı hastalık olduğu anlaşılmadığı için “Kongo hastalığı” adı verilmiştir. 1969 yılında ise bu iki etkenin aynı olduğu anlaşıldığı için hastalığa “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi” adı verilmiştir.Ülkemizde ilk vaka 2002 yılında görüldü. Fakat o yıl bunun hangi etken olduğunu anlayamadık. 2003 yılında bunun Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olduğunu tespit edebildik. Daha sonra hasta sayıları artmaya başladı. En yüksek hasta sayılarını 2010 yılında görmeye başladık. Sonrasında azalan bir seyir olsa da her yıl hastaları görmeye devam ediyoruz.Vakalar özellikle nisan ve mayıs aylarında başlıyor, eylül ve ekim aylarına kadar devam ediyor. Bazen daha da uzayabiliyor. Hastalık özellikle Kelkit Vadisi’nin bulunduğu bölgelerde başlamıştı.Örneğin Ankara’da daha önce hiç primer vaka görülmemişti. Ankara’da yaşayan kişilerde görülmemişti. Ancak geçen yıl Kızılcahamam ve Çamlıdere’den de üç vakamız oldu. Ankara’da toplam 17 pozitif hastayı takip etmiştik.Bu yıl ise hastanemizde pozitifliği doğrulanan dört hastamız var. Bir hastamızda hastalık ölümcül seyretti. Herkes hasta olmuyor ve hastalık herkeste ölümcül seyretmiyor. Ancak bu hastalar yakın takip etmemiz gereken bir hasta grubunu oluşturuyor.Hangi yollarla bulaşır? Her kene tutunması Kırım Kongo Kanamalı Ateşi anlamına gelir mi?Hayır, gelmiyor. Hastalık temel olarak kene tutunmasıyla bulaşıyor. En sık bulaş yolu budur.Fakat hasta hayvanlara ve bu hayvanların kanlarıyla ya da vücut sıvılarıyla temas eden veterinerlere, mezbaha işçilerine ve kasaplara da bulaşabilir. Nadiren, hasta bireylere bakım veren sağlık personeline de gerekli önlemlere uyulmadığı takdirde bulaşabilir.Ancak her kene Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin taşıyıcısı değildir. Hastalık her kene tutunmasında bulaşmaz. Çünkü kenelerin hepsi virüsü taşımaz. Virüsü taşıyan kenelerin de hepsi hastalığı bulaştırmaz.Bu durum biraz virüs yükü ve kenenin vücutta kalma süresiyle ilişkilidir. Bu nedenle kenenin erken fark edilmesi ve bir an önce çıkarılması çok kıymetlidir.Kimler daha fazla risk altındadır? Risk grubundaki kişiler nelere dikkat etmeli?Risk grubunu endemik bölgelerde yaşayanlar ve bu bölgeleri ziyaret edenler oluşturuyor. Tarım işçileri, hayvancılıkla uğraşanlar, avcılar, bu bölgelerde kampa ya da pikniğe gidenler, veterinerler ve sağlık çalışanları risk grubunda yer alıyor.Öncelikle hayvancılıkla uğraşanların, hayvanlarını kene enfestasyonundan korumak için düzenli olarak ilaçlamaları gerekiyor. Rutin veteriner kontrolü de çok önemli.Ahırların, kenelerin geçişine izin vermeyecek şekilde sıvanması ve temizliklerinin düzenli olarak yapılması gerekiyor. Bunlar çok kıymetli.Bunun dışında veteriner hekimlerin ve hekimlerin bakım sırasında bariyer önlemlerine mutlaka çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bizler bu önlemleri zaten rutin olarak uyguluyoruz.Ancak piknik, avcılık ve kamp sırasında bulaşlar biraz daha rastlantısal oluyor. Kişiler bu durumlarda daha az dikkat edebiliyor ya da önlemleri unutabiliyor.Bu kişilerin pantolon paçalarını çoraplarının içerisine koymaları ve uzun kollu kıyafetler giymeleri önemlidir. Açıkta kalan vücut bölgeleri için kene kovucu spreylerin kullanılması da önemlidir.Şu da çok önemli: Bütün bu önlemler alınsa dahi eve ulaşıldığında mutlaka tüm vücut kontrol edilmelidir. Özellikle vücudun kıvrım yerleri kene varlığı açısından mutlaka incelenmelidir. Kene saptanırsa bir an önce çıkarılmalıdır.Çünkü kene ne kadar erken tespit edilir ve çıkarılırsa, hastalık taşıyan bir kene olsa dahi hastalığın bulaşmasını engelleme ihtimalimiz o kadar artar.Vücuda kene tutunduğunda doğru müdahale nasıl olmalı?Kene saptandığında, tutunduğu bölgeden ve vücuda en yakın yerinden ince uçlu bir cımbızla tutulup dik bir şekilde çıkarılmalıdır.Kene kesinlikle ezilmemeli ve tek hamlede çıkarılmalıdır. Üzerine herhangi bir kimyasal ya da yakıcı madde kesinlikle uygulanmamalıdır. Çünkü kenenin içerisinde virüs ya da başka bakteriler bulunuyorsa bu tür müdahaleler sonucunda kene kusabilir.Bunlar kesinlikle yapılmamalıdır. Kene, söylediğim gibi, cımbızla tek hamlede çıkarılmalıdır. Kişi tedirginse ya da bunu yapamayacağını düşünüyorsa bir sağlık kuruluşuna başvurabilir.Kene teması sonrasında hangi belirtiler alarm kabul edilmeli ve kişi kaç gün boyunca kendisini takip etmeli?Prodrom dönemi dediğimiz yaklaşık 3 günlük bir dönem oluyor. Tekrar söylüyorum, her kene virüs taşımaz. Ancak kene virüs taşıyorsa ve bunu bize bulaştırdıysa belirtiler ortalama bir gün içerisinde başlar. Bu süre 10 güne kadar uzayabilir.Nedir bu belirtiler? Ateş, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal, yaygın kas ağrısı ve kanamadır.Kanama, ciltte noktasal döküntüler şeklinde görülebilir. Burun kanaması, idrarda ya da büyük abdestte kan görülmesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Regl kanamasının çok olması ya da uzun sürmesi biçiminde de görülebilir.Yolunda gitmeyen bir durum olduğunda mutlaka doktora başvurulmalıdır.Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nden korunmak için bireysel olarak uygulanabilecek en etkili önlemler nelerdir?Maalesef bu hastalığın aşısı yok. Etkene yönelik özel bir tedavisi de bulunmuyor. Bu nedenle korunma hâlâ en etkili yöntemdir.Az önce saydığım kıyafet önlemlerine mutlaka özen gösterilmelidir. Riskli bölgeden dönüldükten sonra vücut kontrol edilmelidir. Kene görülmesi durumunda çıkarılmalı ve kişinin şikâyetleri takip edilmelidir.Herhangi bir şikâyet ortaya çıkması hâlinde bir an önce sağlık kuruluşuna başvurulması en etkili yöntemdir.Kaynak: Medimagazin   

16 Temmuz 2026 8
Uzmanından uyarı: İdrar kaçırma yaşlanmanın doğal bir sonucu değil SAĞLIK
SAĞLIK

Uzmanından uyarı: İdrar kaçırma yaşlanmanın doğal bir sonucu değil

Buca Seyfi Demirsoy EAH Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Derya Burankulu, 65 yaş üzeri kadınlarda sık görülen istemsiz idrar kaçırmanın (üriner inkontinans) yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun günümüzde başarılı yöntemlerle tedavi edilebildiğini söyledi. Buca Seyfi Demirsoy EAH Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Derya Burankulu, 65 yaş üzeri kadınlarda sık görülen istemsiz idrar kaçırmanın (üriner inkontinans) yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun günümüzde başarılı yöntemlerle tedavi edilebildiğini söyledi.65 yaş üzerindeki kadınlarda görülme sıklığı yüzde 70'in üzerine çıkan üriner inkontinansın, birçok kadın tarafından utanma duygusu ya da 'yaşlılığın kaçınılmaz bir parçası' düşüncesiyle gizlendiğini ifade eden Uzm. Dr. Burankulu, erken tanı ve doğru tedaviyle hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı.Pelvik taban kaslarının zayıflaması, östrojen hormonundaki azalma ve mesane fonksiyonlarındaki değişikliklerin idrar kaçırmanın başlıca nedenleri arasında yer aldığını belirten Uzm. Dr. Burankulu, yaşlı kadınlarda en sık stres tipi, sıkışma tipi (aşırı aktif mesane) ve her iki tipin birlikte görüldüğü miks tip idrar kaçırmanın görüldüğünü söyledi.Depresyondan enfeksiyona gizli tehlikelerİdrar kaçırmanın yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal açıdan da önemli sonuçlara yol açtığını dile getiren Uzm. Dr. Burankulu, 'Hastalar kaçırma korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşabiliyor, evden çıkmak istemeyebiliyor. Bu durum depresyon, uyku bozukluğu ve sosyal izolasyona neden olabiliyor. Ayrıca sürekli ped kullanımı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve cilt problemlerine de zemin hazırlayabiliyor.' dedi.Teşhisin ilk adımı: Vücudunuzun günlüğünü tutunTanı sürecinde hastanın tıbbi öyküsü, kullandığı ilaçlar, idrar tahlili ve fizik muayenenin değerlendirildiğini aktaran Uzm. Dr. Burankulu, gerekli durumlarda hastalardan sıvı tüketimi ve tuvalet alışkanlıklarını gösteren işeme günlüğü tutmalarının istendiğini belirtti.Tedavinin kişiye özel planlandığını ifade eden Uzm. Dr. Burankulu, fazla kiloların verilmesi, kafeinli ve gazlı içeceklerin sınırlandırılması, pelvik taban kaslarını güçlendiren kegel egzersizleri ve mesane eğitiminin tedavinin temel basamakları arasında yer aldığını söyledi. Özellikle sıkışma tipi idrar kaçırmada ilaç tedavisi etkili sonuçlar verirken, öksürme ve hapşırma sırasında görülen stres tipi idrar kaçırmada ise idrar kesesi boynunu destekleyen cerrahi yöntemlerle yüksek başarı oranları elde edildiğini kaydetti.İdrar kaçırmanın utanılacak ya da gizlenecek bir durum olmadığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Derya Burankulu, şikâyeti bulunan kadınların vakit kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmaları gerektiğini belirterek, 'İdrar kaçırma bir kader değil, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.' ifadelerini kullandı.Kaynak: Etik Haber

16 Temmuz 2026 7
Prof. Dr. Abdülkadir Uslu Ve Ekibinden Dünya Tıbbına Örnek Olacak Başarı GÜNDEM
GÜNDEM

Prof. Dr. Abdülkadir Uslu Ve Ekibinden Dünya Tıbbına Örnek Olacak Başarı

Kalbi dakikada 140-150 kez atan, gelişen kalp yetmezliği nedeniyle yaşamı her geçen gün daha da zorlaşan genç bir hasta... İlaç tedavilerine dirençli ritim bozukluğu nedeniyle yaklaşık 10 yıl boyunca yaşam kalitesini büyük ölçüde kaybeden hastanın, birçok merkezde sonuç alınamayan sıra dışı hastalığı, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Prof. Dr. Abdülkadir Uslu ve multidisipliner ekibinin aylar süren titiz planlaması sonucunda başarıyla tedavi edildi. Radyofrekans ablasyon, kriyoablasyon, üç boyutlu haritalama, epikardiyal girişim ve cerrahi eksizyonun adım adım uygulandığı bu özgün tedavi yaklaşımı, Avrupa'nın en saygın ritim dergilerinden birinde yayımlanarak dünya tıp literatürüne girdi.Söz konusu operasyonun tüm ayrıntılarını Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi'ne anlatan Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aritmi Merkezi'nde görev yapan, aynı zamanda Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, bu başarının yalnızca tek bir hastanın tedavi edilmesinden ibaret olmadığını, aynı zamanda dünya literatürüne ışık tutan önemli bir bilimsel çalışma olduğunu söyledi.Yaklaşık on yıl boyunca çarpıntı ve nefes darlığıyla yaşam mücadelesi veren genç hastanın hikayesinin ilk değerlendirme anından itibaren dikkatlerini çektiğini belirten Uslu, hastanın yıllarca doğru tanıya ulaşamamasının en önemli nedeninin ritim bozukluğunun normal kalp ritmine çok benzemesi olduğunu ifade etti. Aynı zamanda Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Birliği Başkan Yardımcılığı görevini de başarıyla yürüten Prof. Dr. Uslu, "Genç yaşta uzun yıllardır nefes darlığı ve çarpıntıyla mücadele eden bir hastamız vardı. Günlük yaşamında ciddi performans kaybı yaşıyordu. İlk değerlendirmemizde kalp hızının sürekli 140-150 civarında olduğunu tespit ettik. Bu klinik olarak atriyal taşikardiydi. Ancak kalbin bu hızlara fizyolojik olarak da çıkabiliyor olması ve çarpıntı odağının sinüs düğümüne çok yakın bulunması nedeniyle bazı hekimler tarafından anormal kabul edilmemişti" bilgisini verdi.10 Yıl Boyunca Kalbi Hiç Durmadan KoştuProf. Dr. Uslu, hastaya ait tabloyu şu sözlerle özetledi:"Birçok ritim bozukluğunda EKG normalden ciddi şekilde farklıdır. Ancak bu hastada normal ritme çok benzeyen bir EKG vardı. Kalp hızı da fizyolojik olarak ulaşılabilecek değerlerdeydi. Bu nedenle gerçek tanıyı ortaya koymak kolay olmadı. Asıl önemli nokta ise hastanın sürekli bu ritimde olması ve bunun zamanla kalp yetmezliğine yol açmasıydı. Hastamız, en küçük fiziksel aktivitede nefes darlığı yaşıyor, geceleri nefes açlığıyla uyanıyor ve ilerleyen kalp yetmezliği nedeniyle yaşam kalitesi her geçen gün daha da düşüyordu. Düşünebiliyor musunuz, kalbiniz yedi gün yirmi dört saat hiç durmadan koşuyormuş gibi atıyor. Gece uyurken bile nabzınız 140-150. Böyle bir yaşam normal olamaz. Tedavi edilmediği takdirde kalp yetmezliği kaçınılmaz hale gelir."Başarıyı Getiren Şey Teknoloji Değil, Vaka Yönetimi OlduProf. Dr. Abdülkadir Uslu'ya göre bu başarının temelinde kullanılan teknolojiden çok doğru vaka yönetimi bulunuyor. İlk aşamada üç boyutlu elektroanatomik haritalama yapıldı. Ardından radyofrekans ablasyon uygulandı. Beklenen sonuca ulaşılamayınca ekip farklı yöntemleri devreye aldı."Aslında kullandığımız yöntemler ülkemizde gelişmiş aritmi merkezlerinde uygulanan yöntemlerdi. Burada bizi farklı kılan şey, ilk başarısız denemeden sonra hastanın peşini bırakmamamız oldu. Biz hiçbir aşamada pes etmedik. Hastamızın şikayetini önemsedik. Her başarısız girişimden sonra yeni bir plan yaptık. Amacımız yalnızca ritmi düzeltmek değil, genç bir insanın hayatını yeniden normale getirmekti."İkinci seansta hasta yeniden değerlendirilmiş. Kalbin iç yüzeyi tekrar haritalanmış  Ardından kriyoablasyon uygulanmış ve sonrasında kalbin dış yüzeyine ulaşılarak epikardiyal haritalama gerçekleştirilmiş. Ancak ritim bozukluğu tamamen ortadan kalkmayınca ekip bu kez cerrahi seçeneği gündemine almış.Cerrahi Girişim Yıllardır Devam Eden Ritim Bozukluğu Tamamen Ortadan KaldırıldıProf. Dr Uslu bu süreci şöyle anlattı: "Kalbin dış yüzeyinde yaptığımız haritalamada anormal odağın bulunduğu bölgeyi belirledik. Radyofrekans uygulamalarımız taşikardiyi kısa süreli baskıladı ancak tamamen sonlandıramadı. Son haritalamada epikardiyum üzerinde poş şeklinde bir yapı olduğunu gördük. Bunun ancak cerrahi olarak çıkarılmasıyla kalıcı başarı elde edilebileceğini düşündük. Kalp damar cerrahisi ekibinin de sürece dahil olmasıyla gerçekleştirilen cerrahi girişim sonrasında yıllardır devam eden ritim bozukluğu tamamen ortadan kaldırıldı. Burada bizi farklı kılan kullandığımız yöntemler değil, her yöntemi doğru sırayla uygulamamız ve doğru zamanda cerrahi kararı almamızdı." Kalp Yetmezliği Geriye Döndü “Tedavinin ardından yalnızca ritim bozukluğu düzelmedi. Hastanın kalp fonksiyonlarında da dikkat çekici bir iyileşme sağlandı.” diyen Uslu, tedavi sonrası yaşanan değişimi şu sözlerle anlattı: "Hasta daha ilk günlerde çarpıntısının tamamen geçtiğini söyledi. Rahat uyumaya başladı. Holter kayıtlarında kalbin fizyolojik ritmine döndüğünü gördük. Yaklaşık iki ay içinde kalp yetmezliği tamamen düzeldi. Kontrollerde kalp fonksiyonlarının normal seviyelere geldiğini görmek bizim için de büyük mutluluktu”Avrupa'nın Prestijli Dergisinde YayınlandıTedavinin başarısı yalnızca hastanın şikayetlerinin ortadan kalkmasıyla sınırlı kalmadı. Gelişen kalp yetmezliğinin geri döndürülmesi de bu çalışmayı bilimsel açıdan çok daha değerli hale getirdi. Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, bu çalışmanın uluslararası bilimsel bir dergide yayımlanmasının tesadüf olmadığını belirterek, başarının arkasında sistematik ve sabırlı bir tedavi yaklaşımının bulunduğunu söyledi."Üç boyutlu haritalama, ablasyon ve kriyo gibi yöntemleri zaten günlük pratiğimizde kullanıyoruz. Ancak bu hastada başarısız girişimlerden sonra vazgeçmeyip tüm seçenekleri bilimsel bir plan dahilinde adım adım uygulamamız ve sonunda kalp yetmezliği gibi ağır bir tabloyu geri döndürmemiz bu vakayı farklı kıldı."Çalışmanın Avrupa'nın saygın ritim dergilerinden birinde yayımlanmasının, benzer vakalarla karşılaşacak hekimlere yol göstereceğini belirten Uslu, "Bu tip vakalarda izlenecek tedavi basamaklarını literatüre kazandırmak hekim olarak sorumluluğumuz. Bilimsel yayınlar, dünyanın farklı ülkelerindeki meslektaşlarımız için önemli bir rehber oluyor." ifadelerini kullandı.Koşuyolu'nun Gücü: Deneyim, Ekip Ruhu Ve BilimBu başarının en önemli mimarlarından birinin güçlü ekip çalışması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aritmi Merkezi'nin Türkiye'nin en yüksek vaka hacmine sahip merkezlerinden biri olduğunu söyledi ve ekledi:"Bu başarı tek bir kişiye ait değil. Elektrofizyoloji ekibimiz, kardiyoloji uzmanlarımız, kalp damar cerrahlarımız, anestezi ekibimiz, hemşirelerimiz ve tüm sağlık çalışanlarımız aynı hedef doğrultusunda büyük bir özveriyle çalıştı. Böyle zor vakalarda başarı ancak ekip ruhuyla mümkün olur."Koşuyolu'nun yalnızca tedavi uygulayan bir merkez olmadığını vurgulayan Uslu, yüksek vaka sayısı sayesinde önemli bir bilimsel veri birikimine sahip olduklarını ve bunun uluslararası yayınlara yansıdığını ifade etti."Türkiye Avrupa'dan Geri Değil"Yıllarca Avrupa'nın farklı merkezlerinde gözlemci elektrofizyolog olarak görev yaptığını anlatan Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, Türk hekimlerinin bilgi birikimi ve vaka tecrübesi açısından dünya ile yarışabilecek seviyede olduğunu söyledi."Avrupa'da çalışma şartları ve teknolojik imkanlar daha iyi olabilir. Ancak ülkemizde özellikle girişimsel kardiyolojide çok güçlü bir vaka tecrübesi var. Son yıllarda elektrofizyoloji alanında da önemli bir gelişim yaşanıyor. Ben yakın gelecekte bu alanda da dünyanın sayılı merkezleri arasında yer alacağımıza inanıyorum."Bununla birlikte altyapının daha da güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Uslu, ileri düzey elektrofizyoloji merkezlerinin sayısının artırılmasının büyük önem taşıdığını dile getirdi."Bağımsız Elektrofizyoloji Merkezleri Kurulmalı"Prof. Dr. Abdülkadir Uslu'nun en büyük hedeflerinden biri ise Türkiye'de yalnızca ritim bozukluklarının tanı ve tedavisine odaklanan bağımsız elektrofizyoloji merkezlerinin kurulması."Elektrofizyoloji uzun eğitim gerektiren, sabır isteyen ve ciddi deneyim isteyen özel bir alan. Gelişmiş ülkelerde artık yalnızca atriyal fibrilasyon ya da ventriküler taşikardi gibi belirli aritmilere odaklanan merkezler kuruluyor. Biz ise zaman zaman işlemlerimizin devamlılığını sağlayabilmek için kateter laboratuvarı planlaması yapmak zorunda kalıyoruz."Uslu, bu alana yapılacak yatırımların hem hasta bakımını hem de bilimsel üretimi önemli ölçüde artıracağını söyledi.Vatandaşlara Hayati UyarıKalp ritim bozukluklarında erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, özellikle sürekli çarpıntı, nefes darlığı, bayılma hissi ve düzensiz kalp atımlarının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı."Bu şikayetler zaman zaman herkeste görülebilir. Ancak sık tekrar ediyorsa, giderek artıyorsa veya yaşam kalitesini etkiliyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Çok basit bir EKG ile tanı konulabilecek hastalıklar yıllarca gözden kaçabiliyor. Erken tanı, kalpte geri dönüşü olmayan hasarların önüne geçebilir."Vatandaşların yalnızca kardiyoloji uzmanına değil, gerekli görüldüğünde elektrofizyoloji alanında deneyimli merkezlere de başvurmalarının önemine dikkat çeken Uslu, erken müdahalenin tedavi başarısını belirgin şekilde artırdığını söyledi.Bilimsel Üretim Devam EdiyorKartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aritmi Merkezi'nin bilimsel çalışmalarına hız kesmeden devam ettiğini belirten Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, yeni projeler üzerinde çalıştıklarını söyledi."Merkezimiz sahip olduğu yüksek vaka hacmi sayesinde çok önemli bir bilimsel birikime sahip. Bu birikimi uluslararası yayınlara dönüştürmeye, bilimsel toplantılar düzenlemeye ve özellikle atriyal fibrilasyon gibi kompleks ritim bozukluklarında yeni çalışmalar üretmeye devam ediyoruz."Genç Hekimlere MesajSon olarak genç kardiyologlara da tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Uslu, elektrofizyolojinin uzun ve sabır gerektiren bir yolculuk olduğunu ifade etti ve ekledi:"Bu alan ciddi emek, sabır ve sürekli öğrenme gerektiriyor. Her hasta yeni bir deneyim, her zor vaka ise yeni bir öğretmendir. Bilim üretmekten ve araştırmaktan vazgeçmemek gerekiyor."   

16 Temmuz 2026 53
Türkiye sağlık turizminde yılın ilk çeyreğinde 761,5 milyon dolar gelir elde etti EKONOMI
EKONOMI

Türkiye sağlık turizminde yılın ilk çeyreğinde 761,5 milyon dolar gelir elde etti

Türkiye'nin sağlık turizminde bu yılın ilk çeyreğinde 302 bin 487 uluslararası hastaya sağlık hizmeti sağlanırken, 761,5 milyon dolarlık gelir elde edildi.Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar, Türk cumhuriyetleri ve Kuzey Afrika başta olmak üzere birçok ülkeden sağlık turisti ağırlayan Türkiye, estetik ve plastik cerrahi, saç ekimi, diş tedavileri, göz hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji, kardiyoloji, onkoloji başta olmak üzere farklı tıbbi alanlarda sunduğu hizmetlerle uluslararası hastaların tercih ettiği destinasyonlar arasında yer aldı.Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Sağlık Hizmetleri Komite Başkanı Mustafa Eröğüt, AA muhabirine, Türkiye'nin sağlık turizminde son yıllarda istikrarlı bir büyüme performansı sergilediğini belirterek, "2025'te ülkemizi sağlık hizmeti almak amacıyla ziyaret eden kişi sayısı 1 milyon 398 bin 580'e ulaşırken, sağlık turizminden elde edilen gelir 3 milyar 22 milyon 452 bin dolar oldu." diye konuştu.Bu yılın ilk çeyreğinde ise olumlu ivmenin devam ettiğini söyleyen Eröğüt, "Yılın ilk üç ayında 302 bin 487 uluslararası hasta ülkemizde sağlık hizmeti alırken, sağlık turizmi geliri 761 milyon 523 bin dolara ulaştı. Özellikle kişi başına düşen sağlık turizmi gelirinin önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 39 artması, ülkemizin artık sadece daha fazla hasta ağırlayan değil, aynı zamanda daha yüksek katma değer üreten bir sağlık turizmi destinasyonu haline geldiğini gösteriyor." ifadelerini kullandı.Eröğüt, sağlık turizminde nicelik kadar nitelik odaklı büyümeyi de son derece önemsediklerini vurgulayarak, geçen yılın aynı dönemine kıyasla kişi başı gelirde kaydedilen güçlü artışın ülkenin ileri teknolojiye sahip sağlık altyapısı, uluslararası standartlardaki sağlık kuruluşları ve uzman insan kaynağının küresel ölçekte daha fazla tercih edildiğinin somut bir göstergesi olduğunu dile getirdi.Yıl sonuna ilişkin beklentilerinin de olumlu olduğunu aktaran Eröğüt, sağlık turizminde sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek çalışmaları kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti."Orta Asya ülkelerinden gelen talepte son yıllarda dikkat çekici artış gözlemliyoruz"Eröğüt, hedeflerinin Türkiye'nin uluslararası sağlık hizmetlerindeki rekabet gücünü daha da artırarak yabancı hasta sayısını yükseltmek ve sağlık hizmeti ihracatından elde edilen geliri daha yukarı taşımak olduğunu belirterek, bu doğrultuda sağlık turizminin ülkenin hizmet ihracatına sağladığı katkıyı artırmaya yönelik tanıtım, markalaşma ve uluslararası işbirliği faaliyetlerini aralıksız sürdürdüklerini anlattı.Türkiye'nin coğrafi konumu, güçlü sağlık altyapısı ve uluslararası standartlardaki sağlık hizmetleri sayesinde çok geniş bir coğrafyaya hizmet sunduğunu dile getiren Eröğüt, şunları kaydetti:"Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar, Türk cumhuriyetleri ve Kuzey Afrika başta olmak üzere yaklaşık 180 ülkeden sağlık turisti ağırlıyoruz. Özellikle Almanya, Birleşik Krallık, Irak, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Libya ve Körfez ülkeleri ülkemize en yoğun hasta gönderen pazarlar arasında yer alıyor. Bunun yanında Kazakistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen talepte de son yıllarda dikkat çekici bir artış gözlemliyoruz. Sektörümüz artık yalnızca mevcut pazarlarda büyümeyi değil, yeni pazarlarda kalıcı bir varlık oluşturmayı da hedefliyor. Bu kapsamda Sahra Altı Afrika ülkeleri, Körfez ülkeleri, Doğu Avrupa, Orta Asya ve Kuzey Amerika büyük potansiyel barındırmakla birlikte, yürütülen tanıtım faaliyetleriyle Türkiye'nin sağlık turizmindeki marka bilinirliğini güçlendirmeye odaklanıyoruz."Mustafa Eröğüt, Türkiye'nin sağlık turizmindeki en önemli avantajlarından birinin çok farklı branşlarda dünya standartlarında sağlık hizmeti sunabilmesi olduğuna dikkati çekerek, "Uluslararası hastaların en yoğun ilgi gösterdiği alanların başında estetik ve plastik cerrahi, saç ekimi, diş tedavileri, göz hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji, kardiyoloji, onkoloji, tüp bebek tedavileri ve obezite cerrahisi geliyor. Estetik cerrahi, saç ekimi ve diş tedavileri sağlık turizmi gelirlerinin önemli bir bölümünü oluştururken, onkoloji, kardiyovasküler cerrahi ve organ nakli gibi ileri uzmanlık gerektiren alanlarda da Türkiye'nin uluslararası hasta çekim gücü her geçen yıl artıyor." ifadelerini kullandı.Türkiye'nin 40'tan fazla şehirde sağlık turizmi hizmeti sunan, 1500'ün üzerinde sağlık kuruluşu ve yüzlerce uluslararası akreditasyona sahip merkeziyle dünyanın önde gelen sağlık destinasyonlarından biri konumunda bulunduğunu söyleyen Eröğüt, uluslararası hastaların tercih sebeplerinin başında yüksek klinik başarı oranları, ileri teknoloji altyapısı, deneyimli hekim kadroları ve Avrupa ile karşılaştırıldığında yüzde 40 ila yüzde 70 arasında değişen maliyet avantajı geldiğini dile getirdi."Kişi Başı Ortalama Sağlık Harcaması Yaklaşık 2 Bin 500 Dolara Ulaştı"Eröğüt, sağlık turizminde artık yalnızca hasta sayısındaki artışı değil, kişi başına elde edilen katma değeri de önemsediklerini belirterek, şunları söyledi:"Kişi başı ortalama sağlık harcaması yaklaşık 2 bin 500 dolara ulaştı. Ancak özellikle onkoloji, kardiyovasküler cerrahi, robotik cerrahi, organ nakli ve kompleks tedavi süreçlerinde bu rakamın 10 bin dolar ila 50 bin dolar arasında değişebildiğini görüyoruz. Bu durum, Türkiye'nin yalnızca yüksek hacimli değil, aynı zamanda yüksek katma değerli sağlık hizmetlerinde de küresel ölçekte güçlü bir konuma ulaştığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, uluslararası hasta deneyimini daha da geliştirerek, yüksek teknoloji gerektiren tedavilere odaklanarak ve Türkiye markasını güçlendirerek hem hasta sayısını hem de kişi başına elde edilen geliri sürdürülebilir şekilde artırmak."Ticaret Bakanlığı, HİB ve sektör paydaşlarıyla koordinasyon içerisinde yürütülen çalışmalar sayesinde ülkenin küresel sağlık turizmi markasını daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyleyen Eröğüt, "Heal in Türkiye markası, ülkemizin uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki ortak vitrin niteliğini taşıyor. Bunun yanında Ticaret Bakanlığımız tarafından sağlanan yurt dışı tanıtım, fuar katılımı, marka ve Turquality destekleri sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü artırıyor. Amacımız, Türkiye'nin sağlık turizminde yalnızca fiyat avantajıyla değil güvenilirlik, kalite, ileri teknoloji ve hasta memnuniyetiyle öne çıkan küresel bir marka olarak konumunu daha da güçlendirmek." diye konuştu.Eröğüt, Türkiye'nin uluslararası alandaki güçlü itibarını koruyabilmesi için kayıt dışı faaliyetlerle etkin şekilde mücadele edilmesinin büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, Heal in Türkiye platformunun uluslararası hastaların yetkilendirilmiş sağlık kuruluşlarına ve aracı kuruluşlara güvenle ulaşabilmesini sağladığını söyledi.Türkiye'nin Joint Commission International (JCI) akreditasyonuna sahip sağlık kuruluşu sayısıyla dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığını aktaran Eröğüt, JCI başta olmak üzere uluslararası akreditasyonların yaygınlaşmasının hasta güvenliği, klinik kalite ve hizmet standartlarının sürekli geliştirilmesini desteklerken, ülkenin sağlık turizmindeki marka değerini ve uluslararası rekabet gücünü de güçlendirdiğini belirtti.Eröğüt, uluslararası hastalara, tercih edecekleri sağlık kuruluşunun veya aracı kuruluşun yetkilendirilmiş olmasına dikkat etmeleri, tedavi sürecine ilişkin tüm hizmetleri yazılı sözleşme ile güvence altına almaları ve sadece sosyal medya üzerinden hizmet veren kayıt dışı aracılardan kaçınmaları tavsiyesinde bulundu.Kaynak: AA  

16 Temmuz 2026 11
Anne Karnındaki Müdahale Ayrık Omurgalı Bebeğin Sağlıklı Doğmasını Sağladı GÜNDEM
GÜNDEM

Anne Karnındaki Müdahale Ayrık Omurgalı Bebeğin Sağlıklı Doğmasını Sağladı

Anne karnında "ayrık omurga" (spina bifida) tanısı konulan bebek, İzmir Şehir Hastanesi'nde gebeliğin 24. haftasında gerçekleştirilen fetal cerrahi operasyonun ardından sağlıklı şekilde dünyaya geldi.Buca ilçesinde yaşayan Güneş ve Hüseyin Aydın çiftinin bebeğinde, gebeliğin 18. haftasında yapılan tarama ultrasonunda spina bifida tespit edildi. Bunun üzerine anne adayı, ileri tedavi amacıyla İzmir Şehir Hastanesi'ne sevk edildi.Kadın hastalıkları ve doğum, perinatoloji ile beyin ve sinir cerrahisi ekiplerinin ortak değerlendirmesi sonucu bebeğe anne karnında cerrahi müdahale yapılmasına karar verildi.Gebeliğin 24. haftasında yaklaşık 4 saat süren ameliyatta, annenin rahmine yapılan kesiyle bebeğin omurgasındaki açıklık onarıldı. Operasyonun ardından gebelik yakından takip edildi.Bebek Ömer Asaf, 26 Haziran'da gebeliğin 30. haftasında yaklaşık 2 kilo 600 gram ağırlığında dünyaya geldi. Tedavisi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde devam eden bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi.Anne Güneş Aydın, AA muhabirine tanıyı ilk öğrendiğinde büyük üzüntü yaşadığını ancak doktorlarının desteğiyle ameliyatı kabul ettiğini belirtti.Riskli bir süreç geçirdiklerini ifade eden Aydın, "Eşim ısrarcı oldu. Ameliyatı kabul ettim. İyi ki de etmişim. Şu an ayakları kıpırdıyor. Doktorlar 'her şey yolunda gidiyor' dedi. Bu süreçte çok korktum. Riskli bir ameliyattı. Riski kadar güzel haberler alacağımızı da söylediler. Çok şükür ki haberleri aldık. Bebeğim de iyi ben de iyiyim. Çok güzel şeyler hissediyorum. İçim kıpır kıpır. Her gün güzel haberler alıyorum. Kucağıma alınca, kelebekler gibi uçuyorum. Çok şükür sağlıklı bir evladım var." dedi."Erken Tanı Ve Zamanında Müdahale Önemli"İzmir Şehir Hastanesi Başhekimi ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yaprak Üstün, spina bifidanın doğuştan görülen merkezi sinir sistemi anomalilerinden biri olduğunu belirterek, tedavi edilmediğinde yürüme güçlüğü ile bağırsak ve mesane fonksiyonlarında bozukluklara yol açabildiğini söyledi.Fetal cerrahi uygulamalarında erken tanının kritik önem taşıdığını vurgulayan Üstün, şunları kaydetti:"İzmir Şehir Hastanesi'nde ekibimizle birlikte bu özellikli ameliyatı gerçekleştirdik. Bu konuda Ege Bölgesi başta olmak üzere tüm Türkiye'de bir merkez olma hedefini taşıyoruz. Bu ameliyatları 19'uncu ve 26'ncı gebelik haftalarında planlıyoruz. Bu haftadan sonra ameliyatın başarısı azalıyor. Erken tanı ve zamanında müdahale önemli. Annenin rahmine bir kesi yapıldıktan sonra bebeğin anomali kısmı yaklaştırılıyor daha sonra beyin cerrahi ekibine teslim ediliyor. Deride ve omurgadaki açıklığı onararak tekrar hastayı kadın doğum ekibine teslim ediyor. Kadın doğum hekimleri de rahmi kapattıktan sonra anneyi takibe başlıyor. Ameliyattan sonra sağlıklı, ayakları oynatan bebekleri annelerine teslim ediyoruz."Perinatoloji Klinik İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Atalay Ekin de multidisipliner ekip çalışmasının başarıda önemli rol oynadığını belirterek, fetal cerrahinin spina bifidalı bebeklerde doğum öncesi tedavi imkanı sunduğunu söyledi.Ameliyata katılan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Çağlar Türk ise anne karnında gerçekleştirilen cerrahinin, doğum sonrasında yapılan müdahalelere kıyasla iyileşme sürecine önemli katkı sağladığını ifade etti.Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hakan Gölbaşı da operasyonun ardından hem anne hem de bebeğin sağlık durumunun olumlu seyrettiğini kaydetti. Kaynak: AA

16 Temmuz 2026 12
Doç. Dr. Murat Doğan: 'Çocuklarda kilo alımının nedeni sadece fazla yemek değil' SAĞLIK
SAĞLIK

Doç. Dr. Murat Doğan: 'Çocuklarda kilo alımının nedeni sadece fazla yemek değil'

Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, çocuklarda görülen kilo artışının yalnızca fazla yemek tüketiminden kaynaklanmadığını belirterek, uzun süre ekran karşısında vakit geçirmenin ve hareketsiz yaşam tarzının çocukluk çağı obezitesini artıran en önemli etkenlerden biri olduğunu söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, çocuklarda görülen kilo artışının yalnızca fazla yemek tüketiminden kaynaklanmadığını belirterek, uzun süre ekran karşısında vakit geçirmenin ve hareketsiz yaşam tarzının çocukluk çağı obezitesini artıran en önemli etkenlerden biri olduğunu söyledi.Çocukluk çağı obezitesinin dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, ailelerin yalnızca çocuklarının beslenmesine değil, günlük hareket düzeyine ve ekran kullanım alışkanlıklarına da dikkat etmesi gerektiğini ifade etti.Teknolojinin hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini ancak çocukların televizyon, tablet, telefon ve bilgisayar başında geçirdiği sürenin kontrol altında tutulmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Murat Doğan, 'Çocuklar ekran karşısında uzun süre vakit geçirdiğinde hem fiziksel aktiviteleri azalıyor hem de farkında olmadan daha fazla kalorili yiyecek tüketebiliyor. Harcanan enerjinin azalması ve alınan kalorinin artması zaman içinde kilo artışına neden oluyor. Bu nedenle çocuklarda kilo alımını değerlendirirken sadece beslenmeye odaklanmak yeterli değildir' dedi.Hareketsizlik obezite riskini artırıyorGünlük fiziksel aktivitenin çocukların sağlıklı büyüme ve gelişimi için vazgeçilmez olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Doğan, özellikle okul sonrası zamanın ekran karşısında değil, hareket ederek değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Dr. Doğan, 'Çocukların her gün yaşlarına uygun fiziksel aktivite yapmaları, açık havada zaman geçirmeleri ve oyun oynamaları hem kilo kontrolünü destekliyor hem de kas ve kemik gelişimine katkı sağlıyor. Ayrıca düzenli hareket, çocukların ruh sağlığı, dikkat süresi ve uyku kalitesi üzerinde de olumlu etkiler oluşturuyor' ifadelerini kullandı.Obezite birçok hastalığın habercisi olabilirÇocukluk çağında gelişen obezitenin yalnızca kilo fazlalığı anlamına gelmediğini belirten Doç. Dr. Murat Doğan, 'Obezite; insülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon, uyku apnesi ve bazı hormonal bozukluklar gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Özellikle hızlı kilo alan, boy uzaması yavaşlayan veya gelişiminde farklılık görülen çocukların çocuk endokrinolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi önemlidir' diye konuştu.Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının aile içinde kazanıldığını ifade eden Doç. Dr. Murat Doğan, ebeveynlerin çocuklarına örnek olması gerektiğini belirterek, 'Çocukların ekran süreleri yaşlarına uygun şekilde sınırlandırılmalı, ekran karşısında yemek yeme alışkanlığı önlenmeli ve ailece aktif yaşam desteklenmelidir. Günlük yürüyüşler, parkta oyun, bisiklet sürme ve sportif aktiviteler çocukların hem fiziksel hem de psikolojik gelişimine önemli katkı sağlar. Sağlıklı bir gelecek için çocuklarımızın sadece ne yediğine değil, ne kadar hareket ettiğine de dikkat etmeliyiz' ifadelerine yer verdi.Doç. Dr. Murat Doğan, çocuklarda sağlıklı büyümenin temelinde dengeli beslenme, yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve kontrollü ekran kullanımının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.Kaynak: Etik Haber

16 Temmuz 2026 7
ÇİKOLATA KİSTİNİN TEDAVİSİNDE YENİ DÖNEM SAĞLIK
SAĞLIK

ÇİKOLATA KİSTİNİN TEDAVİSİNDE YENİ DÖNEM

Son yıllarda teknoloji ve tıp alanında yaşanan hızlı gelişmeler, halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis kaynaklı kistlerin tedavisinde yeni bir dönemi başlatıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek “Bilimsel çalışmalar; çikolata kistlerinde cerrahiye alternatif olarak uygulanabilen ‘Ethanol Skleroterapi’ yönteminin, uygun hastalarda tüp bebek tedavisinde gebelik şansını artırabildiğini gösteriyor. Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen bu minimal Son yıllarda teknoloji ve tıp alanında yaşanan hızlı gelişmeler, halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis kaynaklı kistlerin tedavisinde yeni bir dönemi başlatıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek “Bilimsel çalışmalar; çikolata kistlerinde cerrahiye alternatif olarak uygulanabilen ‘Ethanol Skleroterapi’ yönteminin, uygun hastalarda tüp bebek tedavisinde gebelik şansını artırabildiğini gösteriyor. Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen bu minimal invaziv girişim, hastaların aynı gün taburcu olmasına da olanak sağlıyor” diyor. Doç. Dr. Tülek, özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda önemli bir gelişme olarak öne çıkan yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.Rahim içini döşeyen dokunun rahim dışında yerleşmesiyle gelişen endometriozisin en sık görülen sorunlarından biri olan ve halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriomaların tedavisinde, ameliyata alternatif yeni bir yaklaşım öne çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek dünyada ilk kez 1988 yılında tanımlanan ve 2000’li yıllardan itibaren giderek yaygınlaşan Ethanol Skleroterapi’nin, son yıllarda Türkiye’de de başarıyla uygulanmaya başlandığını belirterek “Ultrason eşliğinde kistin içindeki sıvının boşaltılmasını ve ardından özel bir alkol uygulamasıyla kistin küçülmesini hedeflediğimiz bu minimal invaziv yöntem, yumurtalık dokusunu koruyabilmesi, hastanın aynı gün taburcu olabilmesi ve gebelik şansını artırmasıyla dikkat çekiyor” diyor.Endometriozisin şiddetli ağrıya ve doğurganlığı olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Tülek “Çikolata kistlerinin klasik tedavisinde uzun yıllardır cerrahi uygulanıyor. Ancak ameliyat sırasında kist çıkarılırken sağlıklı yumurtalık dokusunun da zarar görebilmesi özellikle anne olmak isteyen kadınlarda yumurtalık rezervinin azalmasına yol açabiliyor. Doğru hastalarda uygulanan bu yeni tedavi yöntemiyse yumurtalık dokusunu korumayı hedefleyen, ameliyatsız bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor.Başarılı sonuçlar yüz güldürüyor!Doç. Dr. Tülek yöntemi şöyle anlatıyor: “Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen işlem; vajinal ultrason eşliğinde ince bir iğne yardımıyla yapılıyor. Kistin içindeki sıvı boşaltıldıktan sonra kist boşluğuna belirli süre özel oranda etil alkol uygulanıyor. Böylece kist duvarındaki hücreler etkisiz hale getiriliyor ve zamanla kistin küçülmesi hatta tamamen yok olması sağlanabiliyor. Karında kesi yapılmıyor, dikiş gerekmiyor ve birkaç saat sonra hasta taburcu edilerek günlük yaşamlarına dönmeleri mümkün oluyor.”Nüks oranını azaltıyor! Daha önce ameliyat geçirmiş ama çikolata kisti yeniden oluşmuş hastalarda da ethanol skleroterapinin önemli bir alternatif oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Tülek “Yumurtalık rezervi azalmış kadınlarda tekrar cerrahi uygulamak her zaman istenmeyebiliyor. Bu yöntemi uygun hastalarda güvenle tekrar edebiliyoruz. Üstelik çalışmalar, kistin yeniden oluşma riskinin yaklaşık yüzde 20 olduğunu, yani cerrahi tedaviyle benzer düzeyde seyrettiğini gösteriyor” diyor. Ancak yöntem, kanser şüphesi bulunan kistlerde, aktif enfeksiyonu olan hastalarda veya yaygın endometriozis nedeniyle cerrahi gerektiren olgularda uygulanamıyor. Bu nedenle tedavi kararının mutlaka ayrıntılı muayene ve kişiye özel değerlendirme sonrasında verilmesi gerekiyor.

14 Temmuz 2026 8