Profesör açıkladı: "Gençlerde ve kadınlarda artan kanser vakalarında mikroplastikler araştırılıyor"
Profesör açıkladı: "Gençlerde ve kadınlarda artan kanser vakalarında mikroplastikler araştırılıyor"
Habere GitUzun süreli uyku sorunları Alzheimer riskiyle ilişkili olabilir
Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Aygün Üstel, uzun süre devam eden uyku sorunlarının bilişsel gerileme ve Alzheimer hastalığı riskiyle ilişkili olabileceğini belirtti
Habere GitKanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor
Kanser görüntülemede yeni nesil teknolojiler teşhis ve tedavide önemli yol gösteriyor
Habere GitÇorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı
Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.
Habere GitSağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta
Ortolog Medikal’den Üretim Altyapısını İkiye Katlayacak Hamle
Abbas Hussein: “Ortonom Medikal, 35’ten Fazla Ülkede Tercih Ediliyor”
KÖŞE
NÜFUS NEDEN AZALIYOR? ÜREMENİN YOLU SADECE PARA VERMEKTEN GEÇMİYOR
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
SAĞLIK
Erzincan’da Halk Sağlığı Haftası kapsamında farkındalık etkinlikleri düzenlendi
Erzincan’da Halk Sağlığı Haftası kapsamında vatandaşlara yönelik çeşitli farkındalık etkinlikleri gerçekleştirildi. Erzincan'da Halk Sağlığı Haftası kapsamında vatandaşlara yönelik çeşitli farkındalık etkinlikleri gerçekleştirildi.Erzincanİl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri birimi tarafından düzenlenen etkinliklerde, kentin farklı noktalar…
SAĞLIK
Domates salçası beyin fonksiyonlarınızı nasıl etkileyebilir?
İspanya'da yürütülen yeni bir araştırmada, üç ay boyunca düzenli salça tüketen kişilerin beyin taramalarında ve zihinsel performanslarında farklılıklar tespit edildi. Barselona Üniversitesinden beslenme uzmanı Ricardo Lopez-Solis liderliğindeki ekibin gerçekleştirdiği klinik çalışmada, domateste bulunan güçlü bir antioksidan olan likopenin beyin f…
SAĞLIK
Adım sayısı yetmiyor: Erken ölüm riskini yürüyüş temposu da etkiliyor
Yeni araştırmaya göre, erken ölüm riskini azaltmak için yalnızca günlük adım sayısı değil, yürüyüş temposu da belirleyici. Hem atılan adım sayısı hem de yürüme temposu, tüm nedenlere bağlı ölüm ve kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm açısından belirleyici; British Journal of Sports Medicine’de yayımlanan yeni birçalışma(kaynak İngilizce)bunu or…
SAĞLIK
Çok sıcak içecekler yemek borusuna zarar vererek kanser riskini artırıyor
Sıcak çay ve kahve gibi içecekleri düzenli olarak çok yüksek sıcaklıkta tüketmek, yemek borusu kanseri riskini artırıyor. Uzmanlar, içeceğin güvenli bir sıcaklığa ulaşması için içilmeden önce birkaç dakika beklenmesini öneriyor. İngiltere'de yaklaşık bir milyon kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, sıcak içecekler ile yemek borusu kanser…
DUYURULAR
SAĞLIK
SPOR
Kırklareli’nde "3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası" kapsamında kadınlar, fizyoterapist eşliğinde spor yaparak günün yorgunluğunu attı. Kırklareli'nde "3-9 EylülHalk Sağlığı Haftası" kapsamında kadınlar, fizyoterapist eşliğindesporyaparak günün yorgunluğunu attı.İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri münasebetiyle 'Fizyoterapist Eşliğinde Harekete Geçiyoruz' etkinliği, Kırklareli Millet Bahçesi Basketbol Sahası'nda düzenlendi. Düzenlenen etkinliğe Kırklareli İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Cerit, İl Sağlık Müdürlüğü personelleri, Sağlık Hayat Merkezi fizyoterapisti, mahalle muhtarları ve vatandaşlar katıldı. Düzenlenen etkinlikte kadınlar, fizyoterapist eşliğinde doğru duruş, sağlıklı hareket ve günlük yaşamda uygulanabilecek egzersizler konusunda bilgilendirildi, ve egzersiz yaptı.'Mahallemizde Hareket Var' ilkesiyle hareket edeceklerini söyleyen İl Sağlık Müdürü Cerit, "3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası için bir araya gelmiş bulunmaktayız. Bugün 6. gündeyiz ve faaliyetlerimiz devam ediyor. 3 Eylül'de Kırklareli Valisi Uğur Turan'ın öncülüğünde 'Harekete Geç' sloganı ile haftamızın açılışını yapmıştık. Bugün de Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu'nun, Ankara'da mahalle muhtarları ile başlattığı programın Kırklareli'nde de sürdürmeye çalışıyoruz. Birbirlerinden kıymetli 3 muhtarımız ve mahalleden vatandaşlarımız yanımızda. 'Mahallemizde Hareket Var' ilkesi ile hareket edip, Halk Sağlı Haftası'na da denk gelen haftada bedenimizi tanıyacağız ve harekete geçeceğiz" dedi."Bu yaklaşımı tüm topluma yaymak istiyoruz"Cerit, "Sağlık Hayat Merkezi'nde görev yapan fizyoterapist arkadaşımız, bizlere günün yorgunluğunu atmamız için harekete geçirecek. Bu yaklaşımı tüm topluma yaymak istiyoruz. Muhtarlarımız çok önemli, çok kıymetli. Bu girişimler ile bizleri destekliyorlar. Sağlıklı yaşam adına çok büyük bir adım olarak görüyoruz. Halk Sağlığı Haftası kutlu olsun" şeklinde konuştu.
SAĞLIK
Çocuklarda yanık riskini azaltacak öneriler
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Yanık Merkezi Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Uluşahin, son dönemlerde özellikle sıcak su, çay, kahve ve yemek gibi yanık vakalarında artış gözlendiğini bildirdi Uluşahin, yaptığı yazılı açıklamada, merkezde, Doğu Karadeniz başta olmak üzere çevre bölgelerden gelen yanık hastalarının tanı, takip ve tedavilerinin gerçekleştirildiğini belirtti.Çocuklarda birçok yanığın günlük yaşamın en sıradan anlarında meydana geldiğini anlatan Uluşahin, şöyle devam etti: "Bazen yanık denildiğinde aklımıza büyük bir kaza geliyor. Oysa çocuklarda gördüğümüz yanıkların bir bölümü günlük hayatın en sıradan anlarında meydana geliyor. Ailece oturduğunuz bir kahvaltı masasında içilen çay, yemek sonrasında sohbet ederken önünüzde duran bir kahve ya da mutfakta tezgahın üzerinde bulunan sıcak su birkaç saniye içinde küçük bir çocuk için ciddi bir yanık nedeni olabiliyor."Uluşahin, çocukların çevrelerindeki nesneleri tanıma eğiliminden dolayı risk altında olduklarına değinerek, masa üzerindeki bardağın çekilmesi, sıcak sıvıların devrilmesi sonucu ağır yanıklar oluşabildiğini vurguladı.Ailelerin yalnızca yemek hazırlarken değil, sıcak yiyecek ve içeceklerin bulunduğu her ortamda dikkatli olması gerektiğini belirten Uluşahin, şunları kaydetti: "Çocuğun yanında çayımızı veya kahvemizi içerken çoğu zaman bunu bir tehlike olarak görmüyoruz. Oysa küçük bir çocuğun masadaki bardağa uzanması, sıcak bir sobaya dokunması veya fincanı devirmesi için birkaç saniye yeterli. Bu nedenle sıcak içecekleri çocukların ulaşabileceği masa kenarlarında bırakmamak, mümkün olduğunca çocuğun erişemeyeceği bir noktada tutmak çok önemli."Yanık riskinin yalnızca yürümeye ve etrafı keşfetmeye başlayan çocuklarla sınırlı olmadığını aktaran Uluşahin, bebeklik dönemindeki çocuklarda dahi sıcak sıvı yanıklarıyla karşılaştıklarına dikkati çekti.Ev içinde özellikle elektrikli su ısıtıcısı ve çaydanlıkların çocukların ulaşamayacağı yerde tutulması gerektiğine işaret eden Uluşahin, "Elektrikli su ısıtıcısı ve diğer elektrikli mutfak cihazlarının kabloları aşağı sarkmamalı. Tencere sapları dışarıya dönük bırakılmamalı. Sıcak yiyecekler çocukların bulunduğu ortamdan geçirilirken dikkatli olunmalı" uyarısında bulundu.Çocuklarda ev içi yanıkların bir diğer önemli nedeninin elektrik yaralanmaları olduğunu belirten Uluşahin, özellikle prizlere yabancı cisim sokulması, açıkta veya hasarlı elektrik kablolarıyla oynaması ya da kabloların ağza götürülmesinin ciddi elektrik yanıklarına neden olabileceğini kaydetti.Uluşahin, ailelerin çocukların bulunduğu ortamı daha güvenli hale getirmesi gerektiğini ve basit önlemlerle ciddi yanıkların önüne geçilebileceğini aktardı.Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
Muğla’da Halk Sağlığı Haftası kapsamında bilgilendirme standı kuruldu
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı tarafından, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde farkındalık etkinliği düzenlendi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi(MSKÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı tarafından, 3-9 EylülHalk Sağlığı Haftası kapsamında MuğlaEğitim Ve Araştırma Hastanesi'nde farkındalık etkinliği düzenlendi.SağlıkBakanlığı tarafından belirlenen "Her Gün Halk Sağlığı" ana teması ve "7 Günde 7 Tema" konsepti doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikte, koruyucu hekimlik ve toplum sağlığına yönelik çalışmalar hakkında vatandaşlara bilgi verildi. Hastane girişinde kurulan bilgilendirme standında hasta ve hasta yakınlarına; kanser taramaları, bağımlılıkla mücadele, aşılama, kronik hastalıkların önlenmesi ve kontrolü, anne-çocuk sağlığı, dengeli beslenme ve hareketli yaşam konularında bilgilendirmeler yapıldı.Etkinliğe MSKÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Metin Pıçakçıefe, anabilim dalı öğretim üyeleri, asistanlar ve intörn doktorların yanı sıra Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcıları Doç. Dr. Ercan Saruhan ve Op. Dr. Alper Gökbel katıldı.Etkinlik kapsamında özellikle erken teşhisin önemine dikkat çekilirken, kanser taramalarının Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ücretsiz olarak gerçekleştirildiği hatırlatıldı. Vatandaşlara, yaş ve risk durumlarına uygun tarama programlarından yararlanmaları çağrısında bulunuldu.Hasta ve yakınlarının sorularının da yanıtlandığı etkinlikte, çeşitli bilgilendirici afişler kullanılırken vatandaşlara konuya ilişkin broşürler dağıtıldı.Etkinliğin verimli geçtiğini belirten Prof. Dr. Metin Pıçakçıefe, halk sağlığı konusunda farkındalığın artırılmasının toplum sağlığının korunması açısından önemli olduğunu ifade etti.Pıçakçıefe, koruyucu hekimlik bilincini güçlendirmeye yönelik bu tür etkinliklerin vatandaşların sağlık hizmetlerinden daha etkin yararlanmasına katkı sağladığını belirtti.
BILIM
Robotik Kalp Cerrahisi Geleceğin Ameliyathanelerinin Temelini Atıyor
Kalp cerrahisinde küçük kesilerle gerçekleştirilen robotik ameliyatlar, yalnızca bugünün cerrahi yöntemlerini değiştirmekle kalmıyor; yapay zekâ destekli ve giderek daha yüksek düzeyde otonomiye sahip ameliyathanelerin de altyapısını oluşturuyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ünal Aydın, robotik cerrahinin geldiği noktayı ve gelecekte cerrah ile yapay zekâ arasındaki ilişkinin nasıl değişebileceğini değerlendirdi.Robotik teknolojiler son yıllarda kalp cerrahisinin önemli dönüşüm alanlarından biri haline geldi. Geleneksel açık kalp cerrahisinde göğüs kemiğinin açılması gerekirken, uygun hastalarda bazı kalp ameliyatları robotik sistemler yardımıyla daha küçük kesilerden gerçekleştirilebiliyor.Robotik cerrahide bugün ameliyatı yapan taraf hâlâ cerrah. Robot, cerrahın konsoldaki el hareketlerini cerrahi alana aktarırken; yüksek çözünürlüklü üç boyutlu görüntü, hareket kabiliyeti ve hassas çalışma olanağı sağlıyor.Ancak bilim dünyasının üzerinde çalıştığı bir sonraki aşama çok daha farklı bir soruyu gündeme getiriyor: Robotlar gelecekte ameliyatın belirli aşamalarını kendi başlarına gerçekleştirebilir mi?Robot Cerrahın Yerini Almıyor, Cerrahın Yeteneğini İleri TaşıyorKalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ünal Aydın, mevcut robotik cerrahinin otonom cerrahi ile karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekerek, bugün kullanılan sistemlerde karar verici ve uygulayıcının cerrah olduğunu belirtti.Aydın, “Bugünkü robotik cerrahide robot kendi başına ameliyat yapan bir sistem değildir. Cerrahın hareketlerini çok hassas biçimde cerrahi alana aktaran ileri bir teknolojiden söz ediyoruz. Cerrahi stratejiyi belirleyen, dokuyu değerlendiren, hangi müdahalenin ne zaman yapılacağına karar veren yine cerrahtır. Ancak bugün geliştirdiğimiz bu teknolojiler, gelecekte çok daha ileri sistemlerin ortaya çıkmasının temelini oluşturuyor” dedi.Yapay Zekâ Ameliyathaneye GiriyorRobotik cerrahinin geleceğindeki en önemli değişimin yapay zekâ ile yaşanması bekleniyor. Cerrahi görüntülerin gerçek zamanlı analiz edilmesi, anatomik yapıların tanınması, riskli bölgelerin cerraha gösterilmesi ve operasyon sırasında karar desteği sağlanması üzerinde çalışmalar sürüyor.Prof. Dr. Aydın, yapay zekâ ile robotik sistemlerin birleşmesinin cerrahide yeni bir dönemin başlangıcı olabileceğini belirterek, “Geleceğin ameliyathanesinde robot yalnızca cerrahın ellerini takip eden bir cihaz olmayabilir. Görüntüyü analiz eden, anatomik yapıları tanıyan, cerrahı olası riskler konusunda uyaran ve belirli standart görevleri kontrollü biçimde gerçekleştirebilen sistemlerden söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.Otonom Cerrahi Bir Anda GelmeyecekTam otonom cerrahiye geçişin, sürücüsüz otomobillerde olduğu gibi farklı otonomi seviyeleri üzerinden ilerlemesi bekleniyor.İlk aşamada cerrahın tüm kontrolü elinde tuttuğu robotik sistemler kullanılırken, sonraki aşamalarda yapay zekâ destekli görüntü analizi ve karar destek sistemlerinin gelişmesi; ardından dikiş, kesi hattının belirlenmesi veya belirli standart cerrahi manevralar gibi sınırlı görevlerin robot tarafından gerçekleştirilmesi gündeme gelebilecek.Aydın, “Bir robotun başından sonuna kadar bağımsız biçimde kalp ameliyatı yaptığı bir dönemden bugün için söz etmiyoruz. Fakat cerrahın gözetiminde bazı görevlerin giderek daha otomatik hale gelmesi bilimsel açıdan artık uzak bir senaryo değil. Asıl gelişmenin insan ile makinenin birlikte çalıştığı hibrit cerrahi sistemlerde yaşanacağını düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.Kalp Cerrahisinde Hata Payını Azaltan Teknolojiler Öne ÇıkacakKalp cerrahisinin milimetrik hassasiyet gerektiren bir alan olduğuna işaret eden Prof. Dr. Aydın, gelecekte robotik sistemlerin en önemli katkılarından birinin cerrahi standardizasyon olabileceğini söyledi.“Cerrahide deneyim her zaman çok değerlidir. Ancak gelecekte teknoloji, bu deneyimi verilerle destekleyebilir. Binlerce ameliyattan elde edilen görüntülerin ve cerrahi verilerin yapay zekâ tarafından analiz edildiğini düşünün. Sistem cerraha, daha önceki vakalardan öğrendiği bilgiler doğrultusunda anlık uyarılar verebilir. Buradaki amaç cerrahı sistemden çıkarmak değil; cerrahın bilgi, deneyim ve karar verme gücünü teknolojiyle desteklemektir.”Geleceğin Cerrahı Sadece Ameliyat Yapmayacak, Teknolojiyi De YönetecekRobotik cerrahinin gelişmesinin cerrahların eğitim biçimini de değiştireceğine dikkat çeken Aydın, geleceğin kalp cerrahlarının anatomi ve cerrahi teknik bilgisinin yanında robotik sistemler, ileri görüntüleme teknolojileri ve yapay zekâ destekli karar sistemleri konusunda da yetkinleşmesinin gerekeceğini belirtti.Aydın, “Cerrahın rolü ortadan kalkmayacak, fakat dönüşecek. Geleceğin cerrahı yalnızca elleriyle ameliyat yapan kişi değil; teknolojiyi yöneten, veriyi yorumlayan ve kritik kararları veren kişi olacak. İnsan muhakemesi ile makinenin hassasiyetinin birleşmesi, cerrahinin önündeki en önemli gelişim alanlarından biri” diye konuştu.Otonom Robotik Kalp Cerrahisi Hayal Mi?Bu sorunun yanıtının bugün için “tam olarak değil, ama henüz klinik gerçeklik de değil” olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, teknolojinin adım adım ilerlediğine işaret etti.“Bir zamanlar küçük kesilerden kompleks kalp ameliyatları gerçekleştirmek de çok uzak bir hedef gibi görülüyordu. Bugün bunları yapabiliyoruz. Otonom sistemlerde de benzer bir gelişim süreci yaşanabilir. Önce cerraha yardım eden robotları gördük. Şimdi yapay zekâ destekli sistemleri konuşuyoruz. Sonraki aşamada belirli cerrahi görevleri kendi başına gerçekleştirebilen robotları daha fazla görebiliriz.”“Geleceğin Ameliyathanesinin Taşları Bugün Döşeniyor”Robotik cerrahinin yalnızca yeni bir ameliyat tekniği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ünal Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:“Bugün gerçekleştirdiğimiz robotik ameliyatları yalnızca hastaya daha küçük bir kesiyle ulaşmanın yolu olarak görmemek gerekiyor. Burada aynı zamanda geleceğin cerrahisinin teknolojik altyapısını oluşturuyoruz. Robotik sistemler, yapay zekâ, ileri görüntüleme ve veri teknolojileri birleştiğinde ameliyathaneler bugünkünden çok farklı bir noktaya gelebilir. Geleceğin ameliyathanelerinin taşları aslında bugün döşeniyor.”
SAĞLIK
Sakarya’da bölgesel anesteziyle ilk kanser cerrahisi başarıyla sonuçlandı
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) meme kanseri teşhisi konulan bir hasta, genel anestezi uygulanmadan bölgesel anestezi yöntemiyle ameliyat edildi. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (SEAH) meme kanseri teşhisi konulan bir hasta, genel anestezi uygulanmadan bölgesel anestezi yöntemiyle ameliyat edildi. Gerçekleştirilen ameliyatın, Sakarya'da genel anestezi kullanılmadan yapılan ilk meme kanseri cerrahisi olduğu bildirildi.SEAH Anesteziyoloji ve Reanimasyon ile Genel Cerrahi kliniklerinin iş birliğiyle yürütülen operasyon çerçevesinde hastaya, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinden Doç. Dr. Onur Balaban, Prof. Dr. Ali Fuat Erdem ve Asistan Dr. Yakup Uzun tarafından ultrasonografi eşliğinde bölgesel anestezi uygulandı. Sırt ve göğüs bölgesinden yapılan üç ayrı enjeksiyonla ameliyat bölgesinin ağrı duyusu kontrol altına alındı. Anestezi işleminin ardından Genel Cerrahi Kliniğinden Prof. Dr. Zülfü Bayhan ve Asistan Dr. Enes Malik Kocatürk tarafından meme koruyucu cerrahi operasyonu gerçekleştirildi. Hastanın memesindeki kanserli kitle, meme dokusu korunarak başarıyla çıkarıldı. Operasyon süresince bilinci açık tutulan hastanın operasyon sonrasında belirgin bir ağrı şikayetinin bulunmadığı öğrenildi. Genel anestezi riski taşıyan hastalar için uygulamanın alternatif bir yöntem oluşturduğu belirtildi.
YAŞAM
Diş Hekimlerinden Diyarbakır’daki Çocuklara Mobil Hizmet
Diyarbakır'da İl Sağlık Müdürlüğünce hayata geçirilen proje kapsamında diş hekimleri çocukların ağız ve diş sağlığının korunması için yaz kış demeden mobil hizmet sunuyor.İl Sağlık Müdürlüğünce 2024-2025 eğitim-öğretim yılının başında ilkokul öğrencilerine yönelik başlatılan "Çocuklarda Koruyucu Ağız ve Diş Sağlığı Projesi" devam ediyor.Bu kapsamda oluşturulan ekipte yer alan diş hekimi ve uzman sağlık personeli sayısı da günden güne artarak 50'ye ulaştı.Çocukların erken yaşta ağız ve diş sağlığı bilinci kazanması ve tedaviye ihtiyaç duyanların belirlenmesi amacıyla mobil hizmet yürüten ekipler, haftada 5 gün sahada mesai yapıyor.Eğitim-öğretim dönemi boyunca okullarda bu hizmeti sunan mobil ekipler, aynı zamanda Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesindeki rehabilitasyon merkezleri ve çocuk evlerinde çocuklara ulaşıyor.Ekipler, yaz aylarında da camileri ziyaret ederek, Kur'an kursuna katılan çocuklara ağız ve diş sağlığı hizmeti sundu.Ulaştıkları çocuklara diş maketi üzerinde doğru fırçalama tekniklerini uygulamalı gösteren uzmanlar, ağız temizliğinin önemi ve diş sağlığı açısından tüketilmesi gereken besinlerle ilgili de bilgilendirme yapıyor.Proje kapsamında bugüne kadar 106 bin 420 çocuğa ağız ve diş taraması yapıldı, 389 bin 837 çocuk da sağlıklı dişler konusunda bilgilendirildi."Yazın 1237 camide yaklaşık 38 bin 500 öğrencimize ulaştık"Ekipte yer alan diş hekimlerinden Cengiz Karaş, ağız ve diş sağlığı sorunlarının genelde küçük yaşlarda başladığını, bu nedenle çocuk yaşta önlem alınmasını hedeflediklerini söyledi.Yaz döneminde de cami cami gezerek çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Karaş, "Tüm yıl boyunca okullarda ağız ve diş sağlığı eğitimi, diş taraması, öğrencilerimize koruyucu sağlık hizmeti veriyoruz. Okullar kapandıktan sonra yaz dönemini değerlendirmek için Kur'an kurslarında eğitimlerimize ve taramalarımıza devam ediyoruz. Yaklaşık 50 kişilik bir ekiple tüm şehir merkezindeki ve kırsaldaki Kur'an kurslarına ulaşmaya çalışıyoruz. Yazın 1237 camide yaklaşık 38 bin 500 öğrencimize ulaştık. Biliyoruz ki ağız ve diş sağlığı eğitimi küçük yaşlarda verildiği zaman yetişkinlikte alışkanlık haline geliyor. Bu yıl 1060 okulda da yaklaşık 170 bin çocuğumuza eğitim verdik." dedi.Karaş, çocuklara çürüklerin önlenmesi ve doğru beslenme alışkanlıkları konularında ayrıntılı bilgiler verdiklerini, sundukları hizmetten dolayı çocuklardan ve ailelerinden güzel dönüşler aldıklarını belirtti. "Çocuklarımızın erken dönem çürüklerini tespit ediyoruz"İl Sağlık Müdürlüğünün bu hizmet için tahsis ettiği araçla kırsal mahalleleri gezdiklerini dile getiren Karaş, "Çocuklarımızın erken dönem çürüklerini tespit ediyoruz. Hastaneye gitmesi gereken, tedavi görmesi gereken öğrencilerimizi tespit ediyoruz. Tedaviye ihtiyacı olan çocuklarımızı hastanelere yönlendiriyoruz. Böylelikle çocuklarımızın çok geç olmadan tedavileri yapılmış oluyor. Bunun sonucunda çocuklar mutlu, aileler mutlu, biz de mutluyuz." diye konuştu.Ekiplerin sağlık hizmeti sunduğu Kayapınar ilçesinin kırsal Cankatran Mahallesi'nde yaşayan çocuklardan Yusuf Aslan, hekimlerin ve uzman ekiplerin kendilerine ağız ve diş sağlığı konusunda eğitim verdiğini belirterek, "Bize bilmediğimiz birçok şey öğrettiler. Onların sayesinde birçok yanlışımızı düzelttik. Bundan sonra dikkat edeceğiz." dedi.Aras Çakır ise doktorların dişlerini kontrol ettiğini, diş fırçalamanın önemini anlattığını dile getirerek, "Günde iki defa dişimizi fırçalamamızı istediler. Diş etimize zarar vermeden dişlerimizi fırçalamamız gerektiğini belirttiler." ifadelerini kullandı.Ekiplerin bilgilendirme yaptığı mahalledeki caminin imamı Ali Aslan da diş hekimlerinin camiye gelerek çocuklara ağız ve diş sağlığı taraması yapmasını ve eğitim vermesini çok yararlı bulduğunu belirtti."Devletin imkanlarının mahallemize kadar gelmesi bizi memnun etti." diyen Aslan, projede katkısı bulunan herkese teşekkür etti.
SAĞLIK
Uzmanından evdeki önlemlerin çocuklarda yanık riskini azaltabileceği uyarısı
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Yanık Merkezi Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Uluşahin, son dönemlerde özellikle sıcak su, çay, kahve ve yemek gibi yanık vakalarında artış gözlendiğini bildirdi. Karadeniz Teknik Üniversitesi(KTÜ) Yanık Merkezi Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Uluşahin, son dönemlerde özellikle sıcak su, çay, kahve ve yemek gibi yanık vakalarında artış gözlendiğini bildirdi.Uluşahin, yaptığı yazılı açıklamada, merkezde, Doğu Karadeniz başta olmak üzere çevre bölgelerden gelen yanık hastalarının tanı, takip ve tedavilerinin gerçekleştirildiğini belirtti.Çocuklarda birçok yanığın günlük yaşamın en sıradan anlarında meydana geldiğini anlatan Uluşahin, şöyle devam etti:"Bazen yanık denildiğinde aklımıza büyük bir kaza geliyor. Oysa çocuklarda gördüğümüz yanıkların bir bölümü günlük hayatın en sıradan anlarında meydana geliyor. Ailece oturduğunuz bir kahvaltı masasında içilen çay, yemek sonrasında sohbet ederken önünüzde duran bir kahve ya da mutfakta tezgahın üzerinde bulunan sıcak su birkaç saniye içinde küçük bir çocuk için ciddi bir yanık nedeni olabiliyor."Uluşahin, çocukların çevrelerindeki nesneleri tanıma eğiliminden dolayı risk altında olduklarına değinerek, masa üzerindeki bardağın çekilmesi, sıcak sıvıların devrilmesi sonucu ağır yanıklar oluşabildiğini vurguladı.Ailelerin yalnızca yemek hazırlarken değil, sıcak yiyecek ve içeceklerin bulunduğu her ortamda dikkatli olması gerektiğini belirten Uluşahin, şunları kaydetti:"Çocuğun yanında çayımızı veya kahvemizi içerken çoğu zaman bunu bir tehlike olarak görmüyoruz. Oysa küçük bir çocuğun masadaki bardağa uzanması, sıcak bir sobaya dokunması veya fincanı devirmesi için birkaç saniye yeterli. Bu nedenle sıcak içecekleri çocukların ulaşabileceği masa kenarlarında bırakmamak, mümkün olduğunca çocuğun erişemeyeceği bir noktada tutmak çok önemli."Yanık riskinin yalnızca yürümeye ve etrafı keşfetmeye başlayan çocuklarla sınırlı olmadığını aktaran Uluşahin, bebeklik dönemindeki çocuklarda dahi sıcak sıvı yanıklarıyla karşılaştıklarına dikkati çekti.Ev içinde özellikle elektrikli su ısıtıcısı ve çaydanlıkların çocukların ulaşamayacağı yerde tutulması gerektiğine işaret eden Uluşahin, "Elektrikli su ısıtıcısı ve diğer elektrikli mutfak cihazlarının kabloları aşağı sarkmamalı. Tencere sapları dışarıya dönük bırakılmamalı. Sıcak yiyecekler çocukların bulunduğu ortamdan geçirilirken dikkatli olunmalı." uyarısında bulundu.Çocuklarda ev içi yanıkların bir diğer önemli nedeninin elektrik yaralanmaları olduğunu belirten Uluşahin, özellikle prizlere yabancı cisim sokulması, açıkta veya hasarlı elektrik kablolarıyla oynaması ya da kabloların ağza götürülmesinin ciddi elektrik yanıklarına neden olabileceğini kaydetti.Uluşahin, ailelerin çocukların bulunduğu ortamı daha güvenli hale getirmesi gerektiğini ve basit önlemlerle ciddi yanıkların önüne geçilebileceğini aktardı.
EĞITIM
Okul Uyum Haftasında İdari İzin: Sağlık Bakanlığı 81 İle Yazı Gönderdi
Sağlık Bakanlığı, 2026-2027 eğitim ve öğretim yılı uyum eğitimleri ile aile katılım etkinlikleri kapsamında, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan bazı öğrenci velilerine 7-11 Eylül tarihleri arasında idari izin verilebileceğini duyurdu.Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 2026-2027 eğitim ve öğretim yılı uyum eğitimleri ile aile katılım etkinlikleri kapsamında uygulanacak idari izne ilişkin yazıyı 81 il valiliğine ve Bakanlığın merkez teşkilatı ile bağlı kuruluşlarına gönderdi.2 Eylül tarihli yazıda, okul öncesi, ilkokul 1. sınıf ve ortaokul 5. sınıf öğrencilerinin velilerinden birinin talebi halinde idari izin verilebileceği belirtildi.7-11 Eylül tarihleri arasında uygulanacakBakanlığın yazısına göre, 7-11 Eylül 2026 haftasında kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan söz konusu öğrenci velilerinden biri, talep etmesi halinde öğrencinin kayıtlı olduğu eğitim kurumunun ders saatlerine uygun şekilde idari izin kullanabilecek.İdari iznin, kurum yöneticileri tarafından gerekli tedbirlerin alınması ve hizmetlerin aksatılmaması şartıyla verilebileceği belirtildi.Yazıda, söz konusu etkinliklere katılım sağlanabilmesi amacıyla günde toplam üç saati aşmayacak şekilde birim amirlerince idari izin verilebileceği ifade edildi.İlgili yazı, okul öncesi, ilkokul 1. sınıf ve ortaokul 5. sınıf öğrencilerinin velilerinden birini kapsıyor.Kaynak: Medimagazin
KAMU
Bakan Yardımcısı Birinci, Lancet Verilerine Dikkat Çekti: Etkin Ebelik Hizmetleri Milyonlarca Ölümü Önleyebilir
Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayıp Birinci, "2021 yılında Lancet'te yayınlanan bir çalışma, ebelerin sunduğu hizmetlerin evrensel olarak ulaşılabilir olması durumunda anne ölümlerinin yüzde 67'sini, yenidoğan ölümlerinin yüzde 64'ünü ve ölü doğumların yüzde 65'ini önleyebileceğini ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle ebelik hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, 2035'e kadar her yıl 4,3 milyon hayatın kurtarılması anlamına geliyor." dedi.Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Ofisi (EECARO) ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) işbirliğinde Sağlık Bakanlığında düzenlenen "Bölgesel Ebelik Çalıştayı"nın açılışı dün yapıldı.Çalıştayın ilk gününde, Doğu Avrupa ve Orta Asya'da ebelik çalışmalarının güçlendirilmesine yönelik stratejik öncelikler, ebelik alanındaki ilerlemenin hızlandırılması, disiplinler arası işbirliği, kanıta dayalı ve kişi odaklı bakım ile ebelik alanına yatırım ve sağlık sistemi dönüşümü ele alındı.Sağlık Bakanlığında düzenlenen çalıştayın açılışında konuşan Birinci, 2023'te dünya genelinde 260 bin kadının hamilelik ve doğuma bağlı nedenlerle hayatını kaybettiğini bildirdi.Birinci, uluslararası standartlarda eğitilmiş ve sağlık sistemine güçlü bir şekilde entegre ebelerin, aile planlaması hizmetlerini sunduklarında tüm anne ve yenidoğan ölümlerinin yüzde 80'inden fazlasını önleyebildiğini belirten Birinci, "2021 yılında Lancet'te yayınlanan bir çalışma, ebelerin sunduğu hizmetlerin evrensel olarak ulaşılabilir olması durumunda anne ölümlerinin yüzde 67'sini, yenidoğan ölümlerinin yüzde 64'ünü ve ölü doğumların yüzde 65'ini önleyebileceğini ortaya koyuyor. Başka bir ifadeyle ebelik hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, 2035'e kadar her yıl 4,3 milyon hayatın kurtarılması anlamına geliyor." bilgisini verdi."Bugün her 5 doğumdan 1'inden fazlası sezaryenle gerçekleşiyor"Özellikle son yıllarda dünya genelinde sezaryen oranlarındaki artışın, ebelik mesleğinin önemini bir kez daha göz önüne serdiğini vurgulayan Birinci, "Elbette sezaryen, tıbbi gereklilik bulunduğunda anne ve bebeğin hayatını kurtaran son derece önemli bir cerrahi girişimdir. Buradaki temel mesele sezaryenin kendisi değil, tıbbi gereklilik olmaksızın yapılan sezaryenlerin azaltılması ve güvenli normal doğumun desteklenmesidir. 1990'da dünyada her 14 doğumdan 1'i sezaryenle yapılıyordu. Bugün her 5 doğumdan 1'inden fazlası sezaryenle gerçekleşiyor. Mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030'da her 3 doğumdan 1'i sezaryenle gerçekleşecek." ifadelerini kullandı.Türkiye'de de benzer bir tablonun söz konusu olduğuna işaret eden Birinci, genel sezaryen oranının yüzde 61,2 olduğunu ve bu oranın dünyadaki en yüksek oranlar arasında yer aldığını ve Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği yüzde 10-15'lik referans aralığı ile yaklaşık 4 ve 6 katlık bir fark bulunduğunu söyledi.Anne olma yaşının giderek yükselmesi ve diyabet gibi kronik hastalık yükündeki artışın, anne ve yenidoğan sağlığını tehdit eden riskli gebeliklerin sayısında ciddi bir yükselişe neden olduğunu aktaran Birinci, şöyle devam etti:"Avrupa Birliği'nde doğum yapan tüm annelerin yaş ortalaması giderek artıyor ve 2024'te 31,3 olarak kaydedilmiş. Türkiye'de ise bu yaş ortalaması 29,9 ile benzer bir yükseliş eğilimi gösteriyor. Kronik hastalıklar ise 2024'te Avrupa Birliği'nde her 3 kişiden 1'inden fazlası. Türkiye'de de bu oran yüzde 29,44. Bu tablo karşısında ebelik hizmetleri bize çok büyük avantajlar sunabilir. Anne ve yenidoğan sağlığındaki iyileşme, gebelikten doğum sonrasına uzanan nitelikli ve kesintisiz ebelik hizmetleriyle de doğrudan ilişkili. 2024'te yayımlanan bilimsel bir makale, ebe liderliğindeki sürekli izlemin sezaryen oranını yüzde 16'dan yüzde 15'e indirdiğini ortaya koyuyor. Çıktılar bununla da sınırlı değil, sürekli ebelik bakımı alan kadınlarda müdahalesiz normal doğum oranı yüzde 4 artıyor, enstrümantal müdahaleli doğumlar yüzde 1 azalıyor ve epizyotomi oranı yüzde 4 düşüyor." "Doğurganlık hızı son 11 yıldır kesintisiz düşüyor"Ebelik hizmetlerini güçlendirmenin, aynı zamanda birinci basamak sağlık hizmetlerini, koruyucu sağlık hizmetlerini ve anne-çocuk sağlığını güçlendirmek olduğunun altını çizen Birinci, "Türkiye'de canlı doğan bebek sayısı geçen yıl 895 bin 374 olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı, 2001'de 2,38 iken bugün 1,42'ye geriledi. Doğurganlık hızı ise son 11 yıldır kesintisiz düşüyor ve son 9 yıldır nüfusun kendini yenileme düzeyi olarak kabul edilen 2,1'in altında seyretmektedir." diye konuştu.Birinci, bu kapsamda, Sağlık Bakanlığı olarak her kadının güvenli, kaliteli ve saygılı bir doğum deneyimine erişmesi için ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini ifade etti."62 bin ebemizle hizmet veriyoruz"Doğum hizmeti sunulan tüm kamu hastanelerinde gebe okulu hizmeti verildiğinin altını çizen Birinci, yaklaşık 1800 gebe okulu ile 2025'te 1 milyon anne adayına hizmet sunduklarını belirterek, şunları kaydetti:"2002'den itibaren hemşire ve ebe sayımızı 3 katına çıkardık ve yaklaşık 62 bin ebemizle hizmet veriyoruz. Ülkemizin dört bir yanına inşa ettiğimiz sağlık tesisleri sayesinde 2010'da yüzde 91,6 olan hastanede doğum oranı, 2024 itibarıyla yüzde 99,4'e ulaştı. Tüm bu çabaların sonucunda bebek ölüm hızı yüzde 75'lik bir azalma ile 1000 canlı doğumda 31,5'ten 8,9'a düştü. Anne ölüm oranı ise yüzde 82'lik bir düşüş ile 100 bin canlı doğumda 64'ten 11,5'e düştü."Sağlık Bakan Yardımcısı Birinci, çalıştayın 9 farklı ülkeden katılımcıyı bir araya getirdiğini belirterek, ülkelerin nüfusları, doğurganlık hızları, doğum sayıları, sağlık sistemlerinin organizasyonu ve ebelik insan gücünün farklılık gösterebildiğini kaydetti. Birinci, çalıştayda normal doğumun desteklenmesi, tıbbi endikasyon dışındaki sezaryenlerin azaltılması, infertilite danışmanlığı, acil ve afet durumları ile teletıp uygulamaları gibi başlıkların kapsamlı şekilde ele alınacağını bildirdi."Ebelik hizmetleri toplumların geleceğine yapılan önemli yatırımlardan"Sağlık Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Aziz Alper Biten de kadınların yaşamına, çocukların geleceğine ve sağlık sistemlerinin yarınına katkı sunacak ortak bir vizyon etrafında bir araya geldiklerini söyledi.Ebelik mesleğinin, kadınların hayatındaki en önemli ve hassas dönemlerden birinde güven veren bir sağlık hizmeti sunduğunu belirten Biten, güçlü toplumların sağlıklı nesiller üzerine inşa edilebileceğini, bu nedenle nitelikli ebelik hizmetlerinin toplumların geleceğine yapılan önemli yatırımlardan biri olduğunu ifade etti.Bir ebenin güçlendirilmesinin aynı zamanda kadınların, bebeklerin ve gelecek nesillerin güçlendirilmesi anlamına geldiğini vurgulayan Biten, sağlık sistemlerinde sürdürülebilir başarının temelinin nitelikli insan kaynağı olduğunu kaydetti."Doğu Avrupa ve Orta Asya'da anne ölümleri azaldı"UNFPA Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Direktörü Florence Bauer, Doğu Avrupa ve Orta Asya'da demografik yapının daha önce görülmemiş bir değişimden geçtiğini belirterek, nüfusun yaşlandığını, farklı bir göç değişimi yaşandığını ve sağlık sisteminin de çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldığını dile getirdi.Bu nedenle sağlam sağlık sistemi ile demografik olarak dirençli toplumların ayrı konular olarak görülmemesi gerektiğine işaret eden Bauer, sağlık hizmetlerinin gençler, kırsaldaki aileler ve engelli kişiler dahil nüfusun en kırılgan kesimlerinin ulaşabileceği şekilde olması gerektiğine değindi.Bauer, Doğu Avrupa ve Orta Asya'da anne ölümlerinin azaldığını kaydederek, ebelerin rolünün ve bu alana yatırımın önemini vurguladı.Saygılı ve kadın merkezli bir bakımın evrensel bir durum olması gerektiğine işaret eden Bauer, doktorlar ile ebeler arasında verimli bir işbirliği sağlanmasının önemine de dikkati çekti.Bauer, ebelerin karar alma süreçlerinde yer almaları gerektiğini vurgulayarak, "Bu nedenle ebelerin karar alma sürecine katkıda bulunabilmesini sağlayacak mekanizmaların olması önemli." dedi.Anne sağlığı için sürdürülebilir bir finansmana ve iş gücü eğitimine ihtiyaç olduğunu aktaran Bauer, ebelerin acil durum hazırlığı planlarının da bir parçası olması gerektiğinin altını çizdi.Bauer, ebelik hizmetinin en ücra topluluklara ulaşabilmesi için dijital sağlık alanındaki yeniliklerden de yararlanması gerektiğini kaydederek, UNFPA'nın bu bağlamda bakımın merkezine ebeliği koyduğunu ifade etti.