Sağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”
Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol: “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”
Sedat Akyol - Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü
Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta
Vefa Türksever - Tüm Medikalciler Platformu Başkanı
KÖŞE
Sağlıkta Tek Sanık Hekim Olmamalı
Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Sayın Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan’ın, hekimlerin hukuki güvencesine ilişkin değerlendirmelerini dikkatle okudum. Yazısında ortaya koyduğu temel düşünceye büyük ölçüde katılıyorum.
GÜNCEL HABERLER
SAĞLIK
Rahim nakli yapılan kadında organ reddi gelişti
Antalya'da Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Hastanesi'nde Mekkiye Bostancı'ya (36) nakledilen rahmin, immünolojik nedenlere bağlı organ reddi gelişmesi sonrası ameliyatın ikinci günü çıkarıldığı kaydedildi 2011 yılında AÜ Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından dünyada ilk kadavradan rahim naklinin …
YAŞAM
Yaz Sporlarında Bu 5 Hataya Dikkat!
Yaz aylarında açık havada yapılan spor aktiviteleri artarken, bilinçsiz egzersiz alışkanlıkları spor yaralanmalarını da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, basit önlemlerle kas, bağ ve tendon yaralanmalarının büyük ölçüde önlenebileceğine dikkat çekiyor. Havaların ısınmasıyla birlikte yüzme, plaj voleybolu, tenis, koşu, bisiklet ve su sporları g…
EĞITIM
Atama Kurasında Kadro Ayrılmayan Diş Hekimi Ve Eczacılardan Tepki
Sağlık Bakanlığının yeni atama kurasında diş hekimleri ve eczacılar için kontenjan ayrılmaması tepki çekti.26 Haziran'da Resmi Gazete’de yayımlanan ilk defa ve yeniden atama kurası ilanında, önceki dönemlerin aksine diş hekimleri ve eczacılar için herhangi bir kadro açılmaması diş hekimleri tarafından tepkiyle karşılandı.Daha önce yapılan atamada …
SAĞLIK
Aşırı sıcaklar kapıda! Güneş çarpmasını hafife almayın
Avrupa'yı etkisi altına alan sıcak hava dalgasının temmuz ayının ikinci yarısında Türkiye'de de etkili olması bekleniyor. Uzmanlar, özellikle kronik hastalığı olanlar, yaşlılar ve çocuklar için riskin artacağı uyarısında bulunuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Muazzez Caymaz, sıcak bitkinliği ile güneş çarpmasının birbirine karıştırılmaması ger…
DUYURULAR
BILIM
Sitikolin, Nörolojik İyileşme Sürecinde Destekleyici Rol Oynuyor
İnme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası destekleyici tedavi seçenekleri arasında yer alan sitikolinin, sinir hücrelerinin onarım sürecine katkı sağlayarak nörolojik iyileşmeyi destekleyebileceğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, "Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür. Nörolojide özellikle beyin hasarı sonrası iyileşme süreçlerini desteklemek, bilişsel fonksiyonları korumak ve sinir hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır" dedi.Beyin sağlığını korumak ve nörolojik hastalıklarda iyileşme sürecini desteklemek amacıyla kullanılan sitikolin tedavisi, özellikle inme, unutkanlık ve travmatik beyin yaralanmaları sonrası gündeme geliyor. Sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bu molekülün, beyin hücrelerinin onarım mekanizmalarına katkı sağlayabildiği belirtiliyor. Medical Park Tokat Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nuri Yüzgül, sitikolin tedavisinin kullanım alanları ve hastalara sağlayabileceği katkılar hakkında bilgi verdi."Beyin Hücrelerinin Toparlanmasını Destekliyor"Sitikolinin beynin doğal yapısında bulunan önemli bir molekül olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Yüzgül, "Sitikolin, sinir hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynayan bir moleküldür. Nörolojide özellikle beyin hasarı sonrası iyileşme süreçlerini desteklemek, bilişsel fonksiyonları korumak ve sinir hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. İnme, unutkanlık, travmatik beyin yaralanmaları ve bazı nörodejeneratif hastalıklarda destekleyici tedavi seçeneklerinden biridir" şeklinde konuştu."İnme Sonrası İyileşme Sürecinde Öne Çıkıyor"Sitikolinin günlük pratikte en sık inme geçiren hastalarda kullanıldığını ifade eden Uzm. Dr. Yüzgül, "İnme sonrasında beyinde oluşan hasarın ardından sinir hücrelerinin toparlanma sürecine destek olabileceği düşünülmektedir. Özellikle rehabilitasyon dönemiyle birlikte uygulandığında hastaların fonksiyonel iyileşmesine katkı sağlayabilir" diye konuştu.Beyin damar tıkanıklığı ya da beyin kanaması sonrasında temel hedefin hastanın mümkün olan en yüksek fonksiyonel seviyeye ulaşması olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Yüzgül, "Sitikolin bu süreçte beyin hücrelerinin zar bütünlüğünün korunmasına ve hücresel onarım mekanizmalarının desteklenmesine yardımcı olabilir. Hastanın hareket, konuşma, dikkat ve günlük yaşam aktivitelerine dönüş sürecinde destekleyici bir rol üstlenebilir. Ancak tek başına yeterli değildir; fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarıyla birlikte değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı."Unutkanlık Ve Dikkat Sorunlarında Destekleyici Olabilir"Unutkanlığın her zaman demans anlamına gelmediğini belirten Uzm. Dr. Nuri Yüzgül, sitikolinin hafif bilişsel bozukluklarda da destekleyici olarak kullanılabildiğini söyledi. Uzm. Dr. Yüzgül, "Özellikle yaşa bağlı hafif bilişsel bozukluklarda veya erken dönem bilişsel etkilenmelerde sitikolin bazı hastalarda dikkat, konsantrasyon ve hafıza fonksiyonlarını destekleyebilir. Alzaymır ve diğer demans türlerinde ise mevcut tedavilerin yerine geçmez ancak uygun hastalarda destekleyici olarak kullanılabilir" dedi."Kafa Travması Sonrası Toparlanmaya Katkı Sağlayabiliyor"Travmatik beyin hasarları sonrasında hastalarda unutkanlık, zihinsel yavaşlama ve dikkat eksikliği gibi sorunların ortaya çıkabildiğini söyleyen Yüzgül, "Bu tür bilişsel yakınmaların bulunduğu hastalarda sitikolin tedavisi düşünülebilir. Amaç beynin doğal iyileşme sürecini desteklemek ve günlük yaşam kalitesinin daha hızlı toparlanmasına katkı sağlamaktır" ifadelerini kullandı."Her Dikkat Sorunu İçin Aynı Yaklaşım Uygulanmamalı"Sitikolinin dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu yaşayan bazı bireylerde de destekleyici olarak kullanılabileceğini aktaran Uzm. Dr. Yüzgül, "Sitikolinin dikkat ve bilişsel performans üzerine olumlu etkileri olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Ancak her dikkat sorununun nedeni aynı değildir. Bu nedenle öncelikle altta yatan nedenin belirlenmesi gerekir" dedi."Parkinson’da Ana Tedavinin Yerine Geçmiyor"Sitikolinin Parkinson hastalığında ana tedavi olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Yüzgül, "Parkinson hastalığında temel tedavi dopamin sistemini hedefleyen ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilerin alternatifi değildir. Ancak bazı çalışmalarda bilişsel fonksiyonlar ve yaşam kalitesi üzerinde destekleyici etkileri olabileceği bildirilmiştir" açıklamasında bulundu."Tedavi Şekli Hastanın Durumuna Göre Belirleniyor"Sitikolin tedavisinin farklı şekillerde uygulanabildiğini belirten Uzm. Dr. Yüzgül, "Sitikolin ağızdan tablet veya şurup şeklinde kullanılabildiği gibi damar yoluyla da uygulanabilmektedir. Özellikle inme sonrası erken dönemde veya daha yoğun destek gereken hastalarda intravenöz uygulamalar tercih edilebilmektedir. Daha uzun süreli kullanımlarda ağızdan tedavi seçenekleri öne çıkar. Hangi yöntemin uygun olduğuna hastanın klinik durumu değerlendirilerek karar verilir" dedi."Erken başlamak tedavi başarısını artırabiliyor"Nörolojik hastalıklarda zamanın kritik önem taşıdığını hatırlatan Uzm. Dr. Yüzgül, "Özellikle inme ve travmatik beyin hasarı gibi durumlarda uygun hastalarda erken dönemde başlanan destek tedavilerinden daha fazla yarar sağlanabilmektedir. Bunun yanında ilaç tedavisinin düzenli kullanılması, rehabilitasyon programlarına uyum, sağlıklı beslenme, düzenli uyku ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması tedavinin başarısını artıran unsurlardır" dedi."Beyin sağlığı ihmal edilmemeli"Beyin sağlığının yaşam kalitesini doğrudan etkilediğine değinen Uzm. Dr. Yüzgül, "Unutkanlık, dikkat kaybı, inme sonrası fonksiyon kayıpları veya bilişsel yakınmaların yaşlanmanın doğal bir sonucu olduğu düşünülerek ihmal edilmemesi gerekir. Erken tanı ve uygun tedavi ile birçok nörolojik hastalıkta daha başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür. Bu nedenle şikâyetlerin varlığında bir nöroloji uzmanına başvurmak büyük önem taşımaktadır" dedi.Kaynak: İHA
EĞITIM
Sağlıkta Bilgi Kirliliği Toplumsal Krize Dönüşüyor
Sosyal medya ve dijital platformlarda her gün milyonlarca sağlık içeriği paylaşılıyor. Kısa videolar, influencer önerileri, doğrulanmamış tedavi yöntemleri, mucize beslenme reçeteleri ve bilimsel dayanağı olmayan tavsiyeler, bireylerin sağlık kararlarını doğrudan etkiliyor. Uzman görüşü ile kişisel deneyimin birbirine karıştığı bu dijital bilgi kaosu, toplum sağlığını tehdit eden ciddi sonuçlara yol açıyor. Sağlık alanındaki bilgi kirliliği artık bireysel bir sorun olmanın ötesine geçerek, doğru bilgiye erişimi zorlaştıran önemli bir toplumsal kriz haline geliyor. "Sorun Bilgi Eksikliği Değil, Güvenilir Bilgiye Ulaşamamak"Kurumsal Esenlik ve Bütünsel Sağlık Yönetimi Danışmanı, Elkin Consultancy CEO'su Elif Elkin, sağlık konusunda yaşanan en büyük problemlerden birinin bilgi eksikliğinden çok güvenilir bilgiye ulaşamamak olduğunu belirtiyor. Uzun yıllar sağlık sektöründe görev yapan ve bütünsel sağlık yönetimi alanında çalışmalar yürüten Elkin'e göre dijital çağda asıl ihtiyaç, birbirini çürüten binlerce tavsiye arasında kaybolmak yerine bilimsel temellere dayanan güvenilir bir sağlık sistemi oluşturabilmek:"Bugün insanlar sağlık konusunda hiç olmadığı kadar fazla bilgiye maruz kalıyor. Ancak bilgi arttıkça belirsizlik de artıyor. Bir gün çok faydalı denilen bir uygulama ertesi gün zararlı ilan ediliyor. Sosyal medyada herkes sağlık konusunda fikir beyan edebiliyor. Bu durum insanların sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmesini kolaylaştırmıyor, tam tersine kafa karışıklığını artırıyor. Sağlığı yönetebilmek için bilgiye değil, doğrulanmış ve güvenilir bilgiye ihtiyaç var."“Sağlık Okuryazarlığı Kritik Hale Geldi”Elkin'e göre sağlık yalnızca hastalık ortaya çıktığında ilgilenilmesi gereken bir konu olmaktan çok; uyku, beslenme, hareket, stres yönetimi, zihinsel dayanıklılık ve yaşam alışkanlıklarının birlikte ele alındığı bütünsel bir yönetim modeli gerektiriyor. Bireylerin sağlıkla ilgili kararlarını sosyal medya akışı yerine, bilimsel veriler ve uzman görüşleri doğrultusunda şekillendirmesi gerektiğini vurgulayan Elkin, özellikle dijital çağda sağlık okuryazarlığının her zamankinden daha kritik hale geldiğinin altını çiziyor."Bilgi Kirliliğine Karşı En Güçlü Çözüm, Güvenilir Uzmanların Ortak Aklı"Elif Elkin, bilgi kirliliğine karşı en güçlü çözümün güvenilir uzmanlardan oluşan ortak bir bilgi kaynağı oluşturmak olduğunu belirterek şunları söylüyor:"Yıllardır sağlık sektöründe çalışırken ve 'Sağlıklı Podcast' serisinde 200'den fazla uzmanla gerçekleştirdiğim söyleşilerde şunu çok net gördüm; insanlar bilgiye ulaşıyor ama hangi bilginin doğru olduğunu ayırt etmekte zorlanıyor. Bu nedenle 'Kendi Sağlığının CEO'su Ol' kitabını güvenilir bir sağlık rehberi olarak hazırladım. Bütünsel sağlık yönetimini merkeze alan bu çalışma; kardiyolojiden nörolojiye, psikiyatriden beslenmeye, longevityden kadın sağlığına kadar sağlığın farklı alanlarında uzman isimlerin bilimsel yaklaşımlarını bir araya getiriyor. Okuyucular, tek bir kaynaktan 200'den fazla uzmanın bilgi ve deneyimlerine ulaşabiliyor. Amacım, bilgi kirliliğinin içinde kaybolan bireylerin güvenle başvurabilecekleri, bilimsel temelli ve sürdürülebilir bir yol haritası sunmak. Çünkü sağlığımızı doğru yönetebilmenin ilk şartı, doğru bilgiye güvenilir kaynaklardan ulaşabilmektir."
YAŞAM
Türk Böbrek Vakfı’ndan “Şifalı Su” Uyarısı: Her Kaynak Suyu Böbrekler İçin Şifalı Olmayabilir, Farklı Sağlık Sorunlarına da Neden Olabilir!
Böbrek taşı düşürmeye yardımcı olduğu ya da böbreklere iyi geldiği düşüncesiyle tüketilen kaynak suları, bazı kişiler için ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor. Türk Böbrek Vakfı, özellikle kronik böbrek hastaları ve diyaliz tedavisi gören bireylerin, analiz edilmemiş kaynak sularını bilinçsizce tüketmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.Halk arasında "şifalı su" olarak bilinen doğal kaynak suları, özellikle böbrek hastalıkları yaşayan kişiler tarafından bir umut olarak görülüyor. Ancak bir suyun tamamen doğal olması, onun güvenli ve sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Türk Böbrek Vakfı (TBV), kontrolsüz şekilde tüketilen kaynak sularının fayda sağlamak bir yana, yeni ve ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceği konusunda vatandaşları uyarıyor.Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, temizliği ve mineral içeriği düzenli olarak analiz edilmemiş kaynak sularının sağlık açısından risk oluşturabileceğini belirterek, "Temizliği ispatlanmamış her kaynak suyunu sağlıklı kabul etmek büyük bir hata olur. Bazı kaynak suları farklı bakteri türleri barındırabilir. Şifa bulacağını düşünen kişiler, farkında olmadan başka sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir" dedi.Asıl Risk Görünmeyen Tehlikelerde Türk Böbrek Vakfı Danışma Meclisi Üyesi, Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay, doğal kaynak sularıyla ilgili bir başka risk unsuruna dikkat çekiyor: “Bazı bölgelerde yürütülen madencilik faaliyetleri nedeniyle arsenik gibi ağır metaller toprağa, oradan da yer altı su kaynaklarına karışabiliyor. Bu nedenle yalnızca mikrobiyolojik inceleme değil, ağır metal analizlerinin de mutlaka yapılması gerekiyor. Ağır metal testleri tamamlanmamış hiçbir kaynak suyunun güvenli kabul edilmemesi gerekir.”Bikarbonatlı Sular Her Böbrek Taşına İyi GelmiyorDoç. Dr. Nadir Alpay, doğal mineralli bazı suların yüksek bikarbonat içerdiğini belirterek bu suların, idrarın pH seviyesini yükselterek ürik asit ve bazı sistin taşlarında fayda sağlayabileceğini belirtiyor. Ancak en sık görülen böbrek taşı türü olan kalsiyum oksalat taşlarında aynı etkinin görülmediğini belirten Alpay, bu nedenle her böbrek taşı hastasına aynı kaynak suyunun önerilemeyeceğini ifade ediyor. Dr. Alpay ayrıca yüksek kalsiyum içeren sert suların da her zaman avantaj sağlamadığını, aşırı kalsiyumun bazı durumlarda taş oluşumunu önleyici etkisinin tersine dönebileceğini de vurguluyor.Her Kaynak Suyunun Mineral Yapısı FarklıdırTürk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, toplumda bazı kaynak sularının böbreklere iyi geldiği veya böbrek taşlarını düşürdüğü yönünde yaygın bir inanış bulunduğunu, bu nedenle insanların kilometrelerce yol giderek bu suları tükettiğini söylüyor. Ancak Aydın'a göre tamamen doğal olsa bile bir ürünün herkes için güvenli olması beklenemez. Çünkü kaynak suları yer altındaki kayaçlardan geçerken bulundukları bölgenin jeolojik özelliklerine bağlı olarak farklı miktarlarda mineral içeriyor. Bazı sularda sodyum, kalsiyum, magnezyum, bikarbonat ve potasyum gibi mineraller yüksek seviyelerde bulunabiliyor. Bu nedenle halk arasında "şifalı" olarak bilinen iki farklı kaynak suyunun bile sağlık üzerindeki etkisi tamamen farklı olabiliyor.“Berrak Görünmesi Güvenli Olduğu Anlamına Gelmiyor”Gökçen Efe Aydın, içme amacıyla kullanılan kaynak sularının yalnızca görüntüsüne güvenilmemesi gerektiğini de vurguluyor: “Bir suyun berrak olması veya yıllardır aynı kaynaktan tüketiliyor olması, mikrobiyolojik açıdan güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Kaynak sularında hem bakteri analizlerinin hem de mineral içeriklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerekiyor. Aksi halde fayda sağlaması beklenen bir su, kişinin mevcut sağlık durumuna göre olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.”Gökçen Efe Aydın, su tüketiminin de beslenme gibi kişiye özel planlanması gerektiğinin altını çiziyor: “Örneğin kronik böbrek hastalarında yüksek sodyum içeren sular tansiyon kontrolünü zorlaştırabiliyor. İleri evre böbrek hastalarında potasyumun vücuttan atılması güçleştiği için potasyum oranı yüksek sular da risk oluşturabiliyor. Diyaliz hastalarında ise yalnızca tüketilen sıvı miktarı değil, suyun mineral içeriği de tedavi sürecinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle bir kişiye fayda sağlayabilecek bir kaynak suyu, başka biri için uygun olmayabiliyor.”“Böbrek Sağlığının Sırrı Mucizevi Su Değil, Düzenli Su Tüketimi”Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, böbrek sağlığını koruyan en önemli alışkanlığın, gün boyunca yeterli miktarda temiz ve güvenilir su tüketmek olduğunu hatırlatıyor: “Yeterli su tüketimi idrarın seyrelmesine yardımcı olurken, özellikle böbrek taşı oluşma riskinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Aynı zamanda böbreklerin atık maddeleri vücuttan uzaklaştırma görevini de destekliyor. Ancak herkesin günlük sıvı ihtiyacı aynı değil. Yaş, fiziksel aktivite, iklim koşulları ve mevcut hastalıklar günlük su gereksinimini değiştirebiliyor. Özellikle kronik böbrek hastaları, kalp yetersizliği bulunan bireyler ve diyaliz tedavisi gören kişilerin su tüketimini mutlaka hekim ve diyetisyen önerilerine göre planlaması gerekiyor.”
BILIM
Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: "Beyin sağlığını korumak, hastalıkları tedavi etmek kadar önemlidir"
Bugün nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, beyin sağlığını korumanın hastalıkları tedavi etmek kadar önemli olduğunu söyledi.22 Temmuz Dünya Beyin Günü, bu yıl Dünya Nöroloji Federasyonu'nun (World Federation of Neurology) belirlediği "Herkes İçin Beyin Sağlığı" temasıyla kutlanıyor. Bu tema, kaliteli nörolojik bakıma, erken tanıya ve modern tedavilere erişimin herkes için temel bir gereklilik olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, 22 Temmuz Dünya Beyin Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada beyin sağlığının önemi, üniversite olarak beyin sağlığı alanında yapılan çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.Nörolojik hastalıklar giderek artıyorBugün nörolojik hastalıkların yalnızca bireyleri değil, tüm toplumları etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Yaşam süresinin uzaması, kentleşme, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve kronik stres gibi faktörler; Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, inme, epilepsi ve diğer nörolojik hastalıkların görülme sıklığını her geçen yıl artırıyor. Oysa biliyoruz ki bu hastalıkların önemli bir bölümünde erken tanı, doğru tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmak mümkündür” diye konuştu.Beyin yaşamın merkezidirBeynin, yaşamımızın merkezi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Düşünme, öğrenme, hafıza, hareket ve duygularımızın tamamı sağlıklı bir beynin ürünüdür. Bu nedenle beyin sağlığını yalnızca hastalık geliştikten sonra değil, çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar yaşamın her evresinde korunması gereken temel bir sağlık önceliği olarak görüyoruz. Koruyucu sağlık uygulamalarının yaygınlaştırılması ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi artık her zamankinden daha büyük önem taşıyor” dedi.Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Atlas Üniversitesi olarak eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerini aynı çatı altında buluşturan anlayışla beyin sağlığının korunmasına yönelik bilimsel çalışmaları ve toplumsal farkındalık faaliyetlerini kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti.Nörobilim alanında önemli yatırımlar gerçekleştirdikProf. Dr. Ersoy Kocabıçak, şunları söyledi:“Atlas Üniversitesi olarak son yıllarda nörobilim alanında önemli yatırımlar gerçekleştirdik. Amacımız yalnızca güçlü bir akademik altyapı oluşturmak değil, ileri teknolojiyi bilimsel yaklaşımla hasta yararına dönüştüren bir merkez olmaktır. Bugün üniversitemizde hareket bozuklukları ve Parkinson hastalığı, esansiyel tremor, epilepsi, distoni, obsesif-kompulsif bozukluk, Tourette sendromu ve tedaviye dirençli depresyon gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalıklara yönelik eğitim, araştırma ve klinik çalışmalar yürütüyoruz.Uluslararası çapta bilimsel iş birliklerimizi sürdürüyoruzBunun yanı sıra Derin Beyin Stimülasyonu (DBS-Beyin Pili), nöromodülasyon uygulamaları, yapay zekâ destekli sağlık teknolojileri, klinik nörobilim araştırmaları ve multidisipliner hasta yönetimi alanlarında eğitim ve araştırma çalışmalarının yanı sıra ulusal ve uluslararası çapta birlimsel iş birliklerimizi sürdürüyoruz. Üniversitemiz ve hastanemiz bünyesinde oluşturduğumuz güçlü akademik ve klinik yapı sayesinde araştırma, eğitim ve sağlık hizmetlerini birbirini besleyen bir ekosistem içinde geliştiriyoruz.Bizim için bilim, yalnızca laboratuvarlarda üretilen bilgi değildir. Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılar, eğitim programları ve akademik projeler aracılığıyla elde ettiğimiz bilgi birikimini hem sağlık profesyonelleriyle hem de toplumla paylaşmayı görev kabul ediyoruz. Çünkü toplumda beyin sağlığı bilincinin gelişmesi, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve yeni nesil tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ancak bu bilgi paylaşımıyla mümkün olabilir.”Beyin sağlığını korumak için 5 tavsiyeBeyin sağlığını korumak için toplumun her kesiminin uygulayabileceği etkili adımlar bulunduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bu önerileri şöyle sıraladı:• Sağlıklı beslenin: Sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz tipi beslenmeyi tercih edin.• Düzenli hareket edin: Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapın.• Kaliteli uyuyun: Her gün 7–9 saat düzenli uyku, beynin dinlenmesi ve kendini yenilemesi için gereklidir.• Zihninizi aktif tutun: Kitap okuyun, yeni beceriler edinin, yabancı dil öğrenin, müzikle veya zihinsel aktivitelerle beyninizi sürekli çalıştırın.• Sosyal yaşamınızı güçlendirin: Güçlü sosyal ilişkiler kurmak, stresin azaltılmasına ve bilişsel işlevlerin korunmasına önemli katkı sağlar.Sağlıklı beyin, sağlıklı toplumDünya Beyin Günü'nü yalnızca sembolik bir farkındalık günü olarak görmediklerini ifade eden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bunu, bilim ile toplumu buluşturan güçlü bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda önümüzdeki dönemde düzenleyeceğimiz Neurofest, halka açık konferanslar, öğrenci etkinlikleri, bilimsel paneller ve toplum eğitimleriyle beyin sağlığı konusunda farkındalığı artırmayı, erken tanının önemini anlatmayı ve nörobilim alanındaki güncel bilimsel gelişmeleri toplumla paylaşmayı sürdüreceğiz” dedi.Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, sözlerini şöyle tamamladı: “Atlas Üniversitesi olarak bilimsel üretimimiz, yenilikçi sağlık teknolojilerine yaptığımız yatırımlar ve multidisipliner yaklaşımımızla "sağlıklı beyin, sağlıklı toplum" anlayışını geleceğe taşımaya devam edeceğiz. Çünkü beyin sağlığını korumak, yalnızca sağlık çalışanlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur. Sağlıklı bir gelecek, sağlıklı bir beyinle mümkündür.”
BILIM
İleri Evre Kalp Yetmezliği Hastaları İçin Yerli Yapay Kalp
İzmir’de bilim insanları tarafından yapay zeka destekli yerli ’yapay kalp destek sistemi’ geliştirildi. Projeyle, kablosuz enerji transferi teknolojisi sayesinde vücutta açık yara bırakılmayarak enfeksiyon riskinin ortadan kaldırılması ve hastaların kablo ile batarya çantası taşıma zorunluluğundan kurtarılması hedefleniyor."İzmir’de bilim insanları, ileri evre kalp yetmezliği yaşayan hastalara umut olacak bir projeye imza attı. Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi ve Bakırçay Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan proje kapsamında, yapay zeka desteğiyle çalışan ve yerli üretim olan ‘yapay kalp destek sistemi’ geliştirildi. Projede, hastanın dijital kopyası üzerinden sağlık çalışanlarına ve hastaya anlık bilgi akışı sağlanacak. Sistem, ‘kablosuz enerji transferi’ teknolojisi sayesinde vücutta açık yara bırakmayarak enfeksiyon riskini de ortadan kaldıracak.Kalp hastalıklarının, dünyada ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer aldığına değinen İEÜ Medical Point Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümünden Prof. Dr. Koray Aykut, "Çok sayıda insan ağır kalp yetmezliği çekmekte ve bunların ciddi bir kısmını kalp nakli adayları oluşturmaktadır. Kalp nakli, yüz güldürücü bir işlem ancak uygun organ bulmak her zaman kolay olmuyor. Gerek donör sayısının azlığı gerekse bulunan kalbin nakle uygun olmaması yapılan ameliyat sayısını kısıtlamaktadır. Dünyada özellikle kalp nakli bekleyen hastaların hem sağ kalımını artırmak hem de yaşam konforunu yükseltmek amacıyla birtakım yapay kalpler geliştirilmiştir. Ülkemizde de bu yapay kalpler birçok merkezde başarıyla uygulanabilmektedir" dedi.‘Yerli Üretim’ VurgusuBu cihazların birtakım dezavantajlarının da bulunduğuna değinen Aykut, "En önemli sorunlardan biri yurt dışına bağımlı olmamız ve cihaz maliyetlerinin aşırı yüksekliğidir. Bunlar milyonlarca liraya mal olan sistemlerdir. İkinci dezavantaj ise cihaz göğüs kafesi içine takılmasına rağmen motoru besleyen bataryaların vücut dışında kalmasıdır. Hastanın vücut içi ile dışı arasında bir bağlantı sağlayan ve cildinden çıkan hortumlar bulunmakta. Hasta bu bataryaları bir çantayla yanında taşımak zorunda kalmaktadır. Bu durum aynı zamanda enfeksiyon riskini de ciddi oranda artırmaktadır. Yüksek maliyet, sınırlı sayıda hastaya uygulanabilme, enfeksiyon riskleri ve şarj-batarya problemleri gibi etkenleri göz önüne alarak ekip olarak ’Bunun daha gelişmiş bir modelini yapabilir miyiz?’ düşüncesiyle yola çıktık. Tıp ve biyomedikal uzmanları, elektrik-elektronik mühendisleri, hekimler ve araştırma görevlilerinden oluşan yaklaşık 20 kişilik bir ekibimiz var. Yerli bir üretim gerçekleştirerek maliyetleri ciddi oranda düşürmeyi ve böylece çok daha fazla hastaya ulaşabilmeyi hedefledik" diye konuştu.Biyomedikal Mühendisi Necip Çiftçi ise "Gerçekleştirmiş olduğumuz bu prototipte, transkutanöz enerji (deri üzerinden verilen enerji) ile pompayı çalıştırmayı ve herhangi bir kablo vücut dışına çıkmadan pompayı döndürmeyi hedefliyoruz. Sol ventrikül yetmezliği olan hastalarda, kalbin alt tarafına bir hortum vasıtasıyla pompa yerleştireceğiz. Bu pompa kanı kalpten alarak aorta gönderecek ve aort üzerinden kan tüm vücuda dağıtılacak. Sol ventrikül, vücudumuzda kanı tüm organlara pompalamaya yarayan bir yapıdır. Bu mekanizma görevini yerine getiremediğinde, bölgeye yapay bir pompa implante ederek hastanın hayati fonksiyonlarını idame ettirmeyi amaçlıyoruz" ifadelerine yer verdi.Yılbaşına kadar pompanın prototipini tamamlamayı hedeflediklerini belirten Çiftçi, şunları kaydetti:"Deneylerimiz devam ediyor. Hazırlamış olduğumuz pompanın vücuttaki simülasyonunu gerçekleştirdik. Hedeflediğimiz noktaya ulaştığımızda prototipimizi tamamlayacağız. Sonrasında hayvan deneyleri aşamasına geçmeyi ve ardından cihazımızı halkımızın kullanımına sunmayı planlıyoruz.""Var Olan Cihazlardan Ayrışan, Önemli Özgün Değerlerimiz Mevcut"Projenin çıkış noktasının yüksek lisans tezine dayandığını aktaran İzmir Bakırçay Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümünde Araştırma Görevlisi Nazlıhan Kaçmaz da "Bu çalışmanın ön hazırlıklarını ve bilgisayar destekli analizlerini yüksek lisans tezim kapsamında tamamladık. Şu anda doktora tezim doğrultusunda, projemizin prototipini elde etmek amacıyla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Var olan cihazlardan ve sistemlerden ayrışan, önemli özgün değerlerimiz mevcut. Sistemimize dijital ikiz ve yapay zeka entegre ederek, hastanın dijital bir kopyası üzerinden hem hastaya hem de sağlık çalışanlarına anlık bilgi akışı sağlamayı hedefliyoruz. ’Kablosuz enerji transferi’ teknolojisiyle de hastada açık bir yara bırakmadan, enfeksiyon riskini en aza indiren bir enerji aktarım sistemi kurmayı amaçlıyoruz. Ayrıca ’DFX metodu’ olarak adlandırılan tasarım yöntemleriyle çok daha optimize bir tasarım elde etmeyi hedeflemekteyiz" şeklinde konuştu.En kritik noktanın, hastanın kalbine yerleştirilecek olan pompa mekanizması olduğuna işaret eden Kaçmaz, şöyle konuştu:"Bilgisayar analizleriyle en optimum tasarıma ulaşarak ’manyetik levitasyon’ teknolojisini kullanmayı, bu sayede sürtünmeyi minimuma indirerek kan hücrelerine zarar vermeyen bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Son aşamada ise elde ettiğimiz prototipin deneylerini, laboratuvarda kurduğumuz sistem üzerinde gerçekleştireceğiz. Bu test düzeneğiyle, hastanın kardiyovasküler sistemini (yapay dolaşım döngüsünü) birebir simüle etmeyi amaçlıyoruz." Kaynak:İHA
YAŞAM
40 Yıl Hatırı Olan Türk Kahvesinin Bilinmeyen Faydaları
Çoğu kişi güne Türk kahvesi içmeden başlayamazken, kimileri için de yemek sonraları kahve olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Bilinçsiz tüketildiği takdirde vücuda zararlı olan kahvenin, düzenli tüketildiğinde ise faydaları saymakla bitmiyor.Dengeli Türk kahvesi tüketiminin stresten kansere, diş çürümesinden şeker hastalığına kadar birçok faydaları olduğuna dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Veysel Ciğerli, kahvenin strese iyi geldiğini belirterek, şu bilgileri verdi:"Vücuttaki serbest radikallerin sebep olduğu hücresel hasarlarla mücadele eden antioksidanların kahve tohumu ekstrelerinde bulunur. Oksidatif stresin sebep olduğu hastalıklara karşı antioksidan özelliği sayesinde vücuda yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre günde 3 bardak Türk kahvesi tüketen bireylerde karaciğer kanseri riskinin daha az olduğu görülmektedir. Kahvedeki kafeinin karaciğer fibrözü, sirozu ve karaciğer kanserinin gelişiminde rol oynayan dönüştürücü büyüme faktörü beta-1 (TGF-beta1) oluşumunu baskılamasından kaynaklanabileceği ancak bu konuda klinik çalışmaların detaylı olarak yapılması gerektiği vurgulanmıştır."Diş Ve Cilt Sağlığını KoruyorKahvenin antimikrobiyal etkisi olduğunu belirten Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Kahve ekstresi, diş çürümesine sebep olan bakterilere karşı engelleyici etkiye sahiptir. Kahvenin yapısındaki kafein jel veya krem şeklinde cilt bakım ürünlerinde yer almaktadır. Kafein cilt üzerine uygulandığında kan damarlarını genişleterek daha zinde ve küçük kırışıklıkları azaltan bir cilt elde edilebilmektedir" dedi.Kahvenin şeker hastalığı riskini de azalttığına dikkat çeken Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "10 binden fazla erkek veya kadın Finli ya da Hollandalı bireyler üzerinde yapılan saha çalışmalarında, kahve içenlerin içmeyenlere oranla yüzde 50’den daha az Tip-2 diyabet riski taşıdığı ortaya konmuştur" diye konuştu.Tokluk Hissini Artırıyor, Yorgunluğu GideriyorKahvenin kalp sağlığına da iyi geldiğini anlatan Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, sözlerini şöyle sürdürdü:"Kardiyovasküler, koroner kalp hastalığı ve inme konusunda yararlı etkileri olduğu fakat yüksek alım miktarlarında daha az etkili olduğu çalışmalarda belirtilmiştir. 3-4 bardak kahve tüketimi günlük alınan enerji miktarını düşürmektedir. Ayrıca yapılan rastgele plasebo kontrollü çalışmalarda günde 524 miligram kahve tüketiminin 151 miligram ve daha az tüketenlere göre kiloyu ve yağ kütlesini azalttığı, tokluk hissini artırdığı da belirlenmiştir. Kahvenin merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkisi olduğu, yorgunluğu giderici ve ağrı kesici etkinliğini arttırabildiği belirlenmiştir."Kahve Tüketimi Karaciğere de FaydalıKahvenin yapısındaki kafeinin karaciğerde metabolize olduğunu ifade eden Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Bu sebeple karaciğer üzerinde çalışmalar yoğundur. Örneğin, kahve tüketimi yağlı karaciğeri önleyebilmektedir. Kahvenin karaciğer trigliseriti ile etkileşime girdiği ortaya konmuştur. Yapılan klinik çalışmalar; yaş, cinsiyet ve diğer faktörler değerlendirilerek kahve tüketiminin metabolik sendrom ile ters ilişkili olduğunu göstermektedir. Hayvan modellerinde ise non-alkolik karaciğer yağlanmasıyla da kafein alımı arasında zıt bir bağlantı olduğu ortaya konmuştur. Ancak kullanılan kahvenin hazırlanışı, miktarı, içimi sırasında şeker kullanımı gibi faktörler bu deneysel sonuçları değiştirebilmektedir. Bu amaçla klinik çalışmaların daha da artması gerekmektedir. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Kongresi’nde, hamilelikte günde 200 miligramın altında ılımlı bir kafein tüketiminin bebek ve anne için risk oluşturmadığı rapor edilmektedir" diye konuştu. Kaynak:İHA
SAĞLIK
Besin zehirlenmesine karşı kritik 12 kural!
Besin zehirlenmesinin büyük ölçüde önlenebildiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, "El hijyeninin sağlanması, güvenilir gıda tüketimi ve uygun saklama koşullarına dikkat edilmesi, besin zehirlenmesinden korunmada en etkili üç temel kuraldır" dedi Besin zehirlenmesi, her yıl milyonlarca insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 866 milyon kişi, başka bir ifadeyle her 9 kişiden 1'i besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor ve yaklaşık 1 milyon 520 bin kişi hayatını kaybediyor. Besin zehirlenmelerinden en fazla etkilenen grup 5 yaş altı çocuklar oluyor. Öyle ki yaklaşık her 3 besin zehirlenmesinden 1’i bu yaş grubunda görülüyor.İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, besin zehirlenmesinin özellikle yaz aylarında daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, "Besin zehirlenmesi, bakteri, virüs, parazit veya bu mikroorganizmaların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucu gelişmektedir. Yaz mevsiminde hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte mikroorganizmaların hızla çoğalması, gıdaların uygun koşullarda saklanmaması, kirli su ve buz tüketimi, bu artışın başlıca nedenleri arasında yer almaktadır" dedi.Besin zehirlenmesinin aslında büyük ölçüde önlenebildiğini vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, “El hijyeninin sağlanması, güvenilir gıda tüketimi ve uygun saklama koşullarına dikkat edilmesi, besin zehirlenmesinden korunmada en etkili üç temel kuraldır” açıklamasında bulundu.İşte besin zehirlenmesine karşı alınması gereken 12 önlem...Besin zehirlenmesinin önemli bir bölümü, kirli eller aracılığıyla bulaşan mikroorganizmalar sebebiyle gelişiyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun, bu nedenle el hijyeninin enfeksiyon zincirini kırmanın en etkili yollarından birini oluşturduğunu vurgulayarak, “Yemek hazırlamadan önce, özellikle çiğ et veya tavukla temas ettikten sonra ve tuvalet kullanımının ardından ellerinizi en az 20 saniye boyunca sabunla yıkamayı ihmal etmeyin” dedi.Mikroplar bir besinden diğerine kolaylıkla geçebiliyor. Bu durum "çapraz bulaşma" olarak adlandırılıyor. Çapraz bulaşma, evde görülen besin zehirlenmelerinin en sık sebepleri arasında yer alıyor. Örneğin, yiyecekler hazırlanırken aynı kesme tahtası veya bıçağın kullanılması, bir besindeki mikroorganizmaların diğer besine taşınmasına yol açabiliyor. Özellikle çiğ et, tavuk ve balık ürünlerinde bulunan mikroorganizmalar diğer yiyeceklere bulaşabildiği için farklı kesme tahtaları ve mutfak ekipmanları kullanmaya özen gösterin.Güvenli sıcaklıklarda pişirilen gıdalar enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltıyor.Bunun aksine yetersiz pişirme ise zararlı mikroorganizmaların canlı kalmasına neden olabiliyor. Özellikle tavuk eti ve kıyma gibi ürünlerin iç kısmının tamamen pişmiş olmasına dikkat edin.Yaz aylarında sıcakların artmasıyla birlikte bakteriler çok daha hızlı çoğalıyor. Özellikle sıcak havalarda uzun süre bekletilen yemekler ciddi risk oluşturabiliyor. Pişirdiğiniz yemekleri iki saatten uzun süre oda sıcaklığında bırakmayın; mümkünse bir saat içinde buzdolabına kaldırın.Uzun süre sıcak ortamda kalan ürünlerde bakteriler hızla çoğalabiliyor. Et, süt ürünleri ve deniz ürünleri gibi kolay bozulan gıdaları alışverişten sonra en kısa sürede buzdolabına yerleştirin.Toprak, sulama suyu veya taşıma sırasında bulaşan mikroorganizmalar, çiğ tüketilen ürünlerde enfeksiyona yol açabiliyor. Bu nedenle meyve ve sebzeleri bol akan suyun altında dikkatlice yıkayın. Özellikle salata malzemelerinin temizliğine daha fazla özen gösterin.Son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin tüketilmesi enfeksiyon riskini artırıyor. Ayrıca ambalajı şişmiş, kapağı açılmış veya görünümünde değişiklik olan ürünlerden kaçınmanız gerekiyor. Son kullanma tarihi kadar ürünün uygun saklama koşullarında muhafaza edilmesi de önem taşıyor.Sokakta veya açık alanlarda uzun süre bekletilen yiyecekler sıcak hava nedeniyle kolayca bozulabiliyor. Özellikle sütlü tatlılar, et ürünleri ve deniz ürünlerinde risk daha yüksek oluyor. Bu nedenle güvenilir işletmelerden alışveriş yapmanız büyük önem taşıyor.Kirli su, besin zehirlenmesinin önemli nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle içme suyunun güvenli olmadığı durumlarda bakteriler, virüsler ve parazitler kolaylıkla vücuda alınabiliyor. Buzlar çoğu zaman temiz olarak düşünülse de, üretildiği suyun kirli olması durumunda aynı riski taşıdığına dikkat çeken Dr. Uzun, “Özellikle tatil bölgelerinde buzlu içeceklere çok dikkat etmek gerekmektedir. İçecekler mümkünse buz olmadan tüketilmelidir” diyor.Dondurulmuş ürünlerin oda sıcaklığında bekletilerek çözdürülmesi bakterilerin hızla çoğalmasına neden olabiliyor. Çözdürme işlemini buzdolabında veya mikrodalgada yapmayı alışkanlık edinin.Kirli sular birçok enfeksiyon etkenini taşıyabiliyor. Dolayısıyla içme suyunun güvenilir kaynaklardan temin edilmesi çok önemli. Şüpheli durumlarda şişelenmiş veya uygun şekilde arıtılmış su kullanmaya özen gösterin.Midye, istiridye ve bazı deniz ürünleri uygun koşullarda saklanmadığında ciddi zehirlenmelere yol açabiliyor. Özellikle yaz aylarında tazeliğinden emin olmadığınız deniz ürünlerini tüketmekten kaçının.MALTEPE'de arkadaşlarıyla sahile gelen Harun Baran (18) serinlemek için girdiği denizde boğuldu. Çevredekiler tarafından sudan çıkarılarak hastaneye kaldırılan Baran, 1 gün sonra yaşamını yitirdi. Baran, memleketi Van'da toprağa verilecek. (DHA)Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
Trafik denetiminde vahim olay! Denetimdeki araca çarptı polis altında kaldı
Şanlıurfa'da kaza yapan araçlar, uygulama yapan polis memurunu ezdi. Hastaneye kaldırılan polis memurunun tedavi altına alındığı öğrenildi. Olayla ilgili incelemeler sürüyor. Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesine bağlı Şair Nabi Mahallesi’nde bir trafik kazası meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, gece saatlerinde Cumhuriyet Caddesi üzerine dubalar yerleştiren polis ekipleri araçlara yönelik denetim gerçekleştirdi. Uygulama sırasında, 63 VR 818 plakalı otomobilin sürücüsü Samet K. durdurularak evrak kontrolü yapıldığı esnada; Mehmet Reşat Ç. yönetimindeki 59 ACM 743 plakalı hafif ticari araç, durdurulan otomobili son anda fark etti. Sürücünün direksiyonu kırmasına rağmen hafif ticari araç, otomobilin sağ arka kısmına çarptı.Çarpmanın şiddetiyle öne doğru savrulan hafif ticari araç, o sırada önünde bekleyen polis memuruna çarptı. Aracın altında kalan polis memuru, uygulamadaki meslektaşlarının yardımıyla çıkarıldı. İhbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri, yaralı polise ilk müdahaleyi yaptıktan sonra ambulansla hastaneye kaldırdı.Hastanede tedavi altına alınan polis memurunun vücudunda ezikler olduğu öğrenildi. Kazayla ilgili başlatılan soruşturma sürdürülüyor.plakası da ACM imiş :))Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.
SAĞLIK
Venezuela, hantavirüsten 3 kişinin hayatını kaybettiğini doğruladı
Venezuela'da hantavirüs alarmı yaşanıyor. Sağlık Bakanlığı, ülkenin doğusundaki Anzoategui eyaletinde hantavirüs tespit edilen 3 kişinin yaşamını yitirdiğini doğrularken, ölümlerin nedenine ilişkin kapsamlı soruşturma başlatıldığını açıkladı. VenezuelaSağlıkBakanlığı, ülkenin doğu bölgesinde hantavirüs tespit edilen 3 kişinin hayatını kaybettiğini teyit etti.Ulusal basında çıkan habere göre, Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada Anzoategui eyaletinde 3 kişinin hantavirüs nedeniyle hayatını kaybettiğinin doğrulandığı bildirildi.Açıklamada, hayatını kaybedenlerin kimlikleri ve yaşlarına ilişkin bilgi paylaşılmazken, ölümlerin nedeninin aydınlatılması için kapsamlı bir soruşturma başlatıldığı ifade edildi.Öte yandan, Bakanlık ülkenin batısındaki Barinas eyaletinde görev yapan iki sağlık çalışanının henüz belirlenemeyen nedenlerle hayatını kaybettiğini açıkladı.Açıklamada, Barinas'taki ölümler ile Anzoategui eyaletinde doğrulanan hantavirüs vakaları arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığı, iki olayın birbirinden bağımsız olduğu vurgulandı.Hantavirüsün çoğunlukla kemirgenlerden bulaştığı biliniyor. Kemirgenlerin kurumuş dışkı, idrar ve salyalarının karıştığı havanın solunması, bazen de kemirgen tarafından ısırılma ya da tırmalanmayla bulaşan virüs, ateş, yorgunluk ve kas ağrısı gibi semptomlara yol açıyor. Solunum yetmezliğine de sebep olabilen hastalık, bazı durumlarda iç kanama ve böbrek yetmezliği şeklinde seyrediyor.Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.