CAR-T Bu Kez Kansere Karşı Değil: Dirençli Romatoid Artritte Dikkat Çekici Sonuç
CAR-T Bu Kez Kansere Karşı Değil: Dirençli Romatoid Artritte Dikkat Çekici Sonuç
Habere GitHekimlerin Malpraktis Ve Muayenehane Sorunları Bakanlık Gündeminde
Hekimlerin Malpraktis Ve Muayenehane Sorunları Bakanlık Gündeminde
Habere GitÖzel Sağlıkta Büyük Planlama: 34 Yeni Hastane, 239 Uzman Kadrosu Ve 2 Bin 620 Yatak
Özel Sağlıkta Büyük Planlama: 34 Yeni Hastane, 239 Uzman Kadrosu Ve 2 Bin 620 Yatak
Habere GitÇorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı
Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.
Habere GitSağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
Muayene Katılım Payı Nedir?|Sağlıkla Güvende Kalın 79. Bölüm
KLS Martin’in İleri Cerrahi Çözümleri Oypa Medikal Güvencesiyle Türkiye’de
PAQEN: Tıbbi Cihazlarda İnovasyon, Regülasyon ve AR-GE’nin Güçlü Ortağı
KÖŞE
SAĞLIKTA YENİ BİR BAŞLANGIÇ: SAĞLIKLI YAŞAM MERKEZLERİ
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
EĞITIM
YKS'de İlk 1000'e Giren Öğrencilerin Tercihi Tıp Oldu!
YKS yerleştirme sonuçlarına göre, sayısalda ilk 1000'e giren adaylardan 490'ı tıp, 434'ü mühendislik programlarını tercih etti.Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) yapılan açıklamaya göre, 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) yerleştirme sonuçlarına göre sayısal, sözel ve eşit ağırlık puan türlerinde ilk 1000'e giren adayların yerleştikleri pr…
BILIM
Pozitif Psikoloji Dünyası İstanbul’da Buluşacak
Uluslararası Pozitif Psikoloji Derneği (IPPA), dünyanın önde gelen pozitif psikoloji buluşmalarından biri olan Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi’nin 10’uncusunu İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanıyor. 7-10 Temmuz 2027 tarihlerinde düzenlenecek kongre, pozitif psikoloji alanında dünyanın farklı ülkelerinden uzmanları Türkiye’de bir araya getirece…
BILIM
Uzman Doktor Önermeden, Zayıflama İğnesi Kullanmayın!
Günümüzde giderek artan obeziteye karşı son yıllarda kullanımı yaygınlaşan zayıflama iğneleri, uygun hastalarda ve düzenli hekim gözetiminde kullanıldığında kilo kaybını destekliyor.Tedavi hakkında bilgi veren Egepol Hastaneleri İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğba Emüroğlu, zayıflama iğnesinin başarısında hastanın tedaviye uyumu, beslenme düzeni ve f…
YAŞAM
"Fit Olacağım" Derken Enfeksiyon Kapmayın!
Pek çok kişi hareketsiz yaşam, fast-food ve hazır gıdaların tüketimiyle birlikte fazla kilolarından kurtulmak veya daha fit bir görünüme kavuşmak için spor salonlarının yolunu tutuyor. Ancak uzmanlar, yoğun talep gören bu merkezlerde yeterli hijyen kurallarına uyulmadığı takdirde sağlığın ciddi şekilde tehlikeye girebileceği konusunda uyarıyor.Alt…
DUYURULAR
EĞITIM
Çocuklarda Okul Öncesi Dil Ve Konuşma Becerilerine Dikkat: "Bekle-Gör" Tutumu, Akademik Ve Sosyal Gelişimi Riske Atıyor
Dil ve Konuşma Terapisi (DKT) ile ilgili sorunlar kimi çocuklarda okula başlayana kadar fark edilemeyebiliyor. Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, aileleri ve uzmanları "bekle-gör" tutumundan kaçınmaya davet ederek; erken müdahalenin okuma-yazma, akademik başarı ve sosyal-duygusal gelişimdeki kritik rolüne dikkat çekti.Ailelerin çocukları okula başlarken ya da başlamadan önce dikkatle gözlemlemesi gereken alanları aktaran Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, okul öncesi dönemde dinlediğini anlama, kendini doğru sözcük ve cümlelerle ifade edebilme ve sözcük dağarcığının yaşa uygun gelişiminin gözlenmesi gerektiğini belirtti.Okul öncesi dönemde bu beceriler iyi gözlemlenmeliDr. Öğr. Üyesi Karamete Güdül, "Sesleri ayırt etme, kafiye bulma, hece sayma gibi fonolojik farkındalık becerileri; okuma-yazma hatta matematik becerilerinin gelişiminde önkoşul beceriler oldukları için, buralardaki zorlanmaların erken fark edilmesi önemlidir" değerlendirmesinde bulundu.Ailelerin ayrıca çocuklarının yaşıtlarıyla sohbet etme, sıra alma, konuya uygun tepki verme gibi sosyal dil kullanım becerilerini de gözlemlemesi gerektiğini belirten Karamete Güdül; kaygı duyulan bir alan varsa, çocuk belli konuşma seslerini üretemiyorsa veya konuşması akıcı değilse okula başlamadan önce mutlaka bir dil ve konuşma terapistinin değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.Geciktirilmemesi gereken dil ve konuşma bozukluklarıAileler tarafından dikkatle ele alınması gereken durumları sıralayan Karamete Güdül; alıcı ve ifade edici dil bozuklukları, konuşma sesi bozuklukları, öğrenme güçlükleri ve akıcılık bozukluklarının göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti. Aynı zamanda ses kısıklığı gibi ses bozukluklarının da müdahalesi geciktirilmemesi gereken durumlar arasında yer aldığını kaydetti.Erken çocukluk, beyin plastisitesinin en yüksek olduğu dönemdirDil ve konuşma becerilerinin akademik başarının yanı sıra özgüven ve sosyal gelişimin de temeli olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, zamanında müdahalenin önemini şu sözlerle açıkladı:"Dil ve konuşma becerileri, okuma-yazma, akademik başarı ve sosyal-duygusal gelişimin temelini oluşturur. Erken çocukluk, beyin plastisitesinin yüksek olduğu, müdahalenin en etkili sonuç verdiği dönemdir. Sorun okula başlayana kadar ertelenirse, çocuk hem akademik olarak geride kalabilir hem de özgüven kaybı, sosyal içe kapanma gibi ek güçlükler gelişebilir."Kekemeliği olan çocuk okula başlarken nasıl bir yol izlenmeli?Kekemeliği olan çocukların okula başlama sürecinde ailelerin yapması gerekenleri aktaran Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, bu dönemde izlenmesi gereken adımları şöyle sıraladı: Öğretmenle iş birliği: Öğretmenle önceden görüşülüp çocuğun durumu paylaşılmalı; sınıfta ani söz alma gibi durumlarda çocuğa esneklik tanınması veya hızlı okuma gibi zaman baskısı yaratacak durumların genel olarak sınıfta hiçbir çocuğa uygulanmaması konusunda fikir birliği sağlanmalıdır. Sabırlı iletişim: Çocuğun konuşması kesilmemeli, acele ettirilmeden dinlenmeli ve lafı tamamlanmamalıdır. Kapsayıcı atmosfer: Akranların olası dalga geçmelerine karşı öğretmenin bilgilendirilmesi önemlidir. Sınıfta nöro-çeşitliliği kucaklayan bir atmosfer yaratılması tüm çocuklar için kıymetlidir. Doğal yaklaşım: Aile, çocuğun kekemeliğini bir eksiklik gibi değil doğal bir durum gibi ele almalı ve mümkünse okul öncesinde bir dil ve konuşma terapistiyle süreci birlikte planlamalıdır. Rehabilitasyonda rahat konuşma ve yaşam kalitesinin desteklenmesi hedefleniyorKekemeliğin bir hastalık olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Karamete Güdül, "Kekemelik bir hastalık değildir, hastalıkların tedavisi olur. Nöro-çeşitlilik sonucu oluşan gelişimsel farklılıklarda amacımız yani rehabilitasyon hedeflerimiz ise bir hastalığın müdahalesinden farklıdır" dedi.Uygulanan tekniklerin kişinin ihtiyaçlarına göre belirlendiğini vurgulayan Karamete Güdül; amacın rahat kekelemek, yaşam kalitesini desteklemek ve kolay konuşma becerilerinin artırılması olduğunu belirtti. Hangi yaklaşımın uygulanacağına ise bireyin yaşı ve kişisel hedefleri gözetilerek dil ve konuşma terapistinin karar vereceği ifade edildi."Bekle-Gör" tutumundan kaçının!Ailelere ve ilgili alanlarda yönlendirici pozisyonunda olan doktorlara çağrıda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, "bekle - gör" tutumundan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Şüphe duyulan herhangi bir alanda okul öncesi dönemde bir dil ve konuşma terapistinden değerlendirme alınmasının ilerideki pek çok güçlüğü önleyebileceğini belirten Karamete Güdül, Atlas Üniversitesi Dil ve Konuşma Bozuklukları Merkezi’nin bu konuda ailelere değerlendirme ve yönlendirme desteği sunmaya hazır olduğunu ifade etti.
EĞITIM
Diş Hekimliğinde Gelecek 10 Yıl İçin Planlama Çağrısı
İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Başkanı Ersin Atinel’den diş hekimliği fakülteleri, kontenjanlar ve istihdam için uzun vadeli planlama çağrısı geldi.Türkiye’de diş hekimliği fakültelerinin sayısındaki hızlı artışın eğitim kalitesi, klinik uygulama olanakları ve istihdam açısından önemli sorunları da beraberinde getirdiğine dikkat çeken Ersin Atinel, sağlık politikalarının yalnızca bugünün değil, önümüzdeki 10-15 yılın ihtiyaçları dikkate alınarak oluşturulması gerektiğini söyledi.Diş hekimliği eğitiminde niceliksel büyümenin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Atinel, “Bir ülkede ihtiyaçtan fazla sağlık insan gücü yetiştirmek, tek başına sağlık hizmetinin kalitesini artırmaz. Tam tersine eğitim altyapısı, akademik kadro, klinik uygulama olanakları ve istihdam planlaması aynı hızda gelişmiyorsa sistem üzerinde ciddi bir baskı oluşturur” dedi.Kontenjanlardaki Azalma Doğru, Ancak Yeterli DeğilTürk Dişhekimleri Birliği’nin (TDB) verilerine göre diş hekimliği fakültelerindeki kontenjanların son iki yılda toplam 3 bin 39 kişi azaltıldığı ve bunun yaklaşık yüzde 31’lik düşüşe karşılık geldiği bildirildi. TDB, mevcut kontenjanların halen yüksek olduğunu belirterek daha ileri bir planlama ihtiyacına dikkat çekiyor.Kontenjanlardaki düşüşün önemli ancak tek başına yeterli olmadığını belirten Ersin Atinel, şöyle konuştu: “Kontenjanların azaltılması doğru yönde atılmış bir adımdır. Ancak asıl mesele, eğitim, mezuniyet, uzmanlık ve istihdam zincirinin bir bütün olarak planlanmasıdır. Fakülte sayısından akademik kadrolara, öğrenci kontenjanlarından klinik eğitim altyapısına ve mezunların istihdamına kadar bütün süreç bilimsel veriler ışığında ele alınmalıdır.”Atinel, özellikle yeni açılan veya öğrenci kapasitesi artırılan fakültelerde eğitim kalitesinin yalnızca öğrenci sayısıyla değil; öğretim üyesi yeterliliği, klinik vaka çeşitliliği, uygulama kapasitesi ve teknolojik altyapıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.2030'da 130 Bin Diş Hekimi Projeksiyonu Yeniden Ele AlınmalıTürkiye’de diş hekimi sayısının önümüzdeki yıllarda hızla artacağına dikkat çeken Atinel, 2030 yılına ilişkin yaklaşık 130 bin diş hekimine ulaşılacağı yönündeki projeksiyonun yalnızca mesleki bir istatistik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.Ersin Atinel şunları söyledi: “2030 yılında yaklaşık 130 bin diş hekimine ulaşılacağı öngörülüyor. Bu rakamın sağlık sistemine, eğitim kalitesine, istihdama, mesleki rekabete ve genç meslektaşlarımızın gelecek kaygısına etkileri birlikte değerlendirilmelidir. Sağlık insan gücü planlaması, bugün mezun olacak öğrencilerin değil, önümüzdeki 10-15 yılın ihtiyaçları üzerinden yapılmalıdır. Plansız büyüme, hem mesleğin geleceği hem de toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişimi açısından risk oluşturabilecek seviyededir”521 Kadroya 17 Bin 6 BaşvuruDiş hekimliğinde istihdam tarafındaki tablonun da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Atinel, 2026 yılı Sağlık Bakanlığı İlk Defa ve Yeniden Atama Kurası'ndaki rakamlara dikkat çekti. Ersin Atinel sözlerine şöyle devam etti: “2026 yılında diş hekimleri için açılan toplam 521 kadroya 17 bin 6 başvuru yapıldı. Başvuruların 16 bin 370’ini diş tabipleri, 636’sını uzman diş tabipleri oluştururken, açılan kadroların 314’ü diş tabiplerine, 207’si ise uzman diş tabiplerine ayrıldı. Böylece yaklaşık her bir kadro için 33 başvuru gerçekleşti. Bu tablo eğitim-istihdam zincirindeki dengesizliği açık biçimde ortaya koyuyor. Her yıl binlerce genç diş hekimi mezun olurken kamu istihdamındaki kapasitenin aynı hızda genişlememesi, genç meslektaşlarımız açısından ciddi bir gelecek kaygısı yaratıyor. 521 kadroya 17 bin 6 başvurunun yapılması, mesleğe ilişkin insan gücü planlamasının yalnızca üniversite kontenjanları üzerinden yapılamayacağını gösteriyor”Genç Meslektaşlarımızın Geleceğini PlanlamalıyızDiş hekimliği eğitiminin uzun ve yoğun bir akademik ve klinik süreç olduğunu hatırlatan Atinel, plansız insan gücü artışının yalnızca genç diş hekimlerini değil, sağlık hizmetinin niteliğini de etkileyebileceğini söyledi.Türkiye’nin artık “kaç diş hekimine ihtiyacı var?” sorusunun yanı sıra “nasıl bir diş hekimi yetiştirmeliyiz ve bu diş hekimleri nerede istihdam edilecek?” sorularına da yanıt vermesi gerektiğini vurgulayan Atinel, sözlerini şöyle tamamladı: “Diş hekimliğinde hedefimiz daha fazla mezun üretmek değil, daha nitelikli diş hekimleri yetiştirmek olmalıdır. Eğitim kalitesi, toplumun ağız ve diş sağlığı ihtiyacı ve istihdam kapasitesi aynı planın parçalarıdır. Niceliksel büyümeden niteliksel gelişime geçmek zorundayız. Sağlıklı bir sağlık sistemi için diş hekimliği insan gücü planlaması bilimsel verilere dayalı, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir anlayışla yeniden ele alınmalıdır.”
SAĞLIK
Vali Arslan'dan Kıbrıs Gazisi Ali Soyöz'e Geçmiş Olsun Ziyareti
Bartın Valisi Dr. Nurtaç Arslan, Bartın Devlet Hastanesi'nde tedavi gören Kıbrıs Gazisi Ali Soyöz'ü ziyaret ederek sağlık durumu hakkında bilgi aldı ve geçmiş olsun dileklerini iletti. Ardından hastanedeki diğer hastaları da ziyaret eden Vali Arslan, hastalara ve yakınlarına şifa diledi. Vali Nurtaç Arslan, Bartın Devlet Hastanesi'nde tedavi gören Kıbrıs Gazisi Ali Soyöz'e geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.Rahatsızlığı sebebiyle Bartın Devlet Hastanesi'nde tedavisi devam eden Kıbrıs Gazisi Ali Soyöz'ü ziyaret eden Vali Dr. Nurtaç Arslan, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi aldı. Başhekim Op. Dr. Burak Bakar'dan Gazi Soyöz'ün sağlık durumunu öğrenen Arslan, hastaya ve ailesine geçmiş olsun dileklerini iletti.Vali Arslan ayrıca hastanede tedavi gören vatandaşları da ziyaret ederek hem kendilerine hem de yakınlarına geçmiş olsun dileklerini iletti.
SAĞLIK
Skolyoz hastası Bünyamin, ameliyatla sağlığına kavuştu
Bünyamin Aktaş'a, 6 yaşında geçirdiği havalenin ardından 137 derece rijid skolyozu teşhisi konuldu. Yıllar içerisinde omurga eğriliğine bağlı geri dönüşsüz deformite gelişen ve akciğer kapasitesi azal... Bünyamin Aktaş'a, 6 yaşında geçirdiği havalenin ardından 137 derece rijid skolyozu teşhisi konuldu. Yıllar içerisinde omurga eğriliğine bağlı geri dönüşsüz deformite gelişen ve akciğer kapasitesi azalan Aktaş'ın, ameliyat edilmesi kararlaştırıldı. Akciğer kaynaklı ölüm riski bulunan Aktaş'ın ameliyatı için gereken 700 bin TL, DHA'nın yaptığı haberden sonra hayırsever iş insanı tarafından karşılandı. Aktaş, Ala Hayat Minik Masumlar Derneği’nin de girişimiyle Ankara'da özel hastanede ameliyat edildi. 25 Ağustos’ta gerçekleştirilen ameliyatta 137 derecelik rijidomurga eğriliği57 dereceye kadar düşürülerek sabitlendi. Eğriliğin ilerlemesinin de önüne geçildi. Ameliyatın ardından fizik tedavi süreci devam eden Bünyamin, yeniden yürümeye başladı ve hastaneden taburcu edildi.'GALATASARAY'IN MAÇINA GİTMEK İSTİYORUM'Bünyamin Aktaş, kendisini çok iyi hissettiğini söyleyerek, "Allah’a şükür çok çabuk iyileştim. Arkadaşlarımla konuştum, benimle oynamak için dönmemi bekliyorlar. Ben de bir an önce onların yanına gitmek istiyorum. Namazlarımı hep evde kılardım. Buradan çıktığımda babamla camiye gidip namaz kılacağız. Ben Galatasaraylıyım; babamla birlikte Galatasaray maçına da gitmek istiyorum" dedi.'HAYALİ GERÇEKLEŞECEĞİ İÇİN MUTLUYUM’Baba İsa Aktaş da "Oğlumun haberi yapıldıktan sonra çok şükür bize ulaştılar. Sancaktepe Kaymakamı aracılığıyla dernek başkanı Ayşegül Hanım bize ulaşınca çok mutlu olduk. Çocuğum ameliyat oldu. Operasyonu başarılı geçti. Hep arkadaşlarıyla dışarıda koşarak, yürüyerek oynamak istiyordu. Bu hayali gerçekleşeceği için çok mutluyum. Oğlum hastayken evde namaz kılardı. Bir hayali de iyileşip camide namaz kılmaktı. Hastaneden çıktıktan sonra oğlumun bu hayalini gerçekleştirip onu camiye götüreceğim" dedi.‘BÜNYAMİN UMUDUNU HİÇ KAYBETMEDİ’Operasyonu gerçekleştiren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Deniz Canbeyli de Bünyamin'in artık yürüyebildiğini söyleyerek, "Bünyamin’i artık ailesi ile birlikte Batman’a arkadaşlarının yanına uğurlayacağız. Bünyamin hayata umut dolu bakan bir çocuktu. Bu süreçte umudunu hiç kaybetmedi. Ameliyattan önce ve sonra yapmak istediklerini hayata dair umutlarını gerçekleştirmek için güçlü durdu. Bizler de onun umutlarına kavuşmasını sağlayacağız" diye konuştu.‘HABERİN BİR CANA UMUT OLABİLECEĞİNİ GÖRDÜK’AHİMDER Genel Başkanı Ayşegül Aksu, “Bir haber aracılığıyla bu yavrumuz için bize ulaşıldı. Baba haberde devlet yetkililerine sesleniyorum demişti. Ardından kaymakam bize ulaştı bir iş insanı tedavi masraflarını karşıladı. Hızlı bir şekilde çocuğumuzu Ankara’ya getirip imkansız denilen 137 derecelik bir omurga eğriliği 57 dereceye kadar indirildi. Çok şükür artık çocuğumuz arkadaşlarıyla koşup eğlenecek. Bugün ben haberciliğin aslında ne kadar önemli olduğunu gördüm. Bir haberin bir cana bir canla birlikte bir anne babaya umut olabileceğini gördük" ifadelerini kullandı.Kaynak: DHA
SAĞLIK
28 Günlük Bebek Helikopterle Diyarbakır'a Sevk Edildi
Şırnak’ın Silopi ilçesinde travma geçiren 28 günlük bebek, ambulans helikopterle Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Şırnak'ın Silopi ilçesinde travma geçiren 28 günlük bebek, ambulans helikopterle Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi.Silopi Devlet Hastanesinde takibi yapılan 28 günlük bebek hastanın durumu, geçirmiş olduğu travma nedeniyle kritikleşti. Hastanede yapılan ilk müdahalenin ardından bebeğin ileri tetkik ve tedavisine karar verildi. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığına bağlı ambulans helikopterle Silopi'den alınan minik hasta, kısa sürede Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine ulaştırılarak uzman ekiplerce tedavi altına alındı.
SAĞLIK
Evde sağlık hizmetleriyle hastalara yerinde bakım
Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlıEvde Sağlık Hizmetleribirimleri kapsamında faaliyet gösterenBursa Şehir HastanesiEvde Sağlık Hizmetleri Birimi, hekim, hemşire, evde sağlık teknikeri, diyetisyen, ecz... Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlıEvde Sağlık Hizmetleribirimleri kapsamında faaliyet gösterenBursa Şehir HastanesiEvde Sağlık Hizmetleri Birimi, hekim, hemşire, evde sağlık teknikeri, diyetisyen, eczacı, sekreter ve şoförlerden oluşan 22 kişilik ekiple çalışmalarını yürütüyor. Ekipler, 3 tam donanımlı araçla sahada görev yaparken, 2 bin 700 kayıtlı hastaya evlerinde tıbbi bakım hizmeti veriyor.‘HASTANEDEKİNDEN DAHA SOSYAL VE SICAK BİR ALAN’Yürüttükleri hizmetin insani ve vicdani boyutuna dikkat çeken Bursa Şehir Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Hilal İkbal Damar, şu bilgileri verdi:"Bursa Şehir Hastanesi olarak her gün düzenli olarak hastalarımızı kendi konfor alanlarında ziyaret ediyor; muayene, tetkik ve tedavilerini planlıyoruz. Kendi evlerinde ziyaret gerçekleştirdiğimiz için hastanedekinden daha sosyal ve aileden biri gibi hizmet verdiğimiz bir alan oluşuyor."GÖRÜNTÜLÜ GÖRÜŞME İLE HASTANEYE GEREKSİZ BAŞVURULAR ÖNLENİYORSaha ekibi ile hastane arasındaki koordinasyona ve teknolojik altyapının sağladığı kolaylıklara değinen Dr. Damar, uygun hastalarda Sağlık Bakanlığının uzaktan hasta değerlendirme sistemi üzerinden görüntülü görüşmeler yaptıklarını belirtti. Dr. Damar, "Böylece hastaların hastaneye gereksiz başvurularını azaltırken reçete ve rapor yenilemelerini de ev ortamında düzenliyoruz. Hastaneye gelmesi gereken durumlar için de diğer branşlarla köprü görevi görüyoruz," dedi.Hizmetin manevi yönünün çok güçlü olduğunu vurgulayan Dr. Damar, katkılarından dolayı Sağlık Bakanlığına, Bursa İl Sağlık Müdürlüğüne ve hastane yönetimine teşekkür etti.HASTA VE YAKINLARINDAN TEŞEKKÜRDüzenli ziyaret gerçekleştirilen hastalar arasında yıllarca öğrenci yetiştirmiş emekli öğretmenler de bulunuyor. Yaşlılığa ve rahatsızlıklara bağlı olarak evde bakım ihtiyacı duyan emekli eğitimciler, sağlık çalışanlarının güler yüzü ve gösterdiği özenle moral buluyor. Sağlık ekiplerinin evlerinde ziyaret ettiği emekli öğretmen çift Behice (85) ve Sabahattin (86) Selimbeyoğlu, sunulan imkanlardan duydukları memnuniyeti, "Böyle bir hizmet beklemiyorduk, harika bir olay. Güven ve huzur veriyor. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz," sözleriyle dile getirdi.Kaynak: DHA
BILIM
Kalp Kapak Hastalıklarında Ameliyatsız Tedavilerin Alanı Genişliyor
Geçmişte ileri yaş, yüksek ameliyat riski veya eşlik eden hastalıklar nedeniyle “müdahale edilemez” denilen birçok kalp kapak hastası, bugün kateter yoluyla gerçekleştirilen girişimsel yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Aort kapağından mitral ve triküspit kapağa kadar uzanan ameliyatsız tedavi seçeneklerinin son yıllarda önemli ölçüde geliştiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İsmail Ateş, kalp kapak hastalıklarında doğru zamanlamanın en az doğru tedavi kadar önemli olduğuna dikkat çekti.Kalpte bulunan dört kapak, kan akışının doğru yönde devam etmesini sağlayan önemli yapılardır. Bu kapaklarda zaman içerisinde darlık veya yetersizlik gelişebiliyor. İleri düzeydeki kapak hastalıkları ise tedavi edilmediğinde kalbin iş yükünü artırarak kalp yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor.Günümüzde ise açık kalp cerrahisinin yanı sıra kasık damarından ilerletilen kateterlerle gerçekleştirilen girişimsel kapak tedavileri, uygun hastalarda önemli bir tedavi seçeneği haline geldi.“10-15 Yıl Önce Müdahale Edilemez Denilen Hastaları Bugün Tedavi Edebiliyoruz”Ameliyatsız kalp kapak tedavilerinde dünyada ve Türkiye’de önemli ilerlemeler yaşandığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İsmail Ateş, geçmişte tedavi seçeneği oldukça sınırlı olan birçok hastaya bugün müdahale edilebildiğini söyledi.Ateş, “Yaklaşık 10-15 yıl önce, cerrahi müdahale için uygun olmadığı düşünülen ve tedavisi ilaçlarla sınırlı kalan birçok kalp kapak hastasında, bugün kateter yoluyla uygulanan girişimsel yöntemler uygun hastalarda önemli bir tedavi seçeneği haline geldi” dedi.Kateterle kapak tedavilerinin ilk olarak aort kapağında yaygınlaştığını belirten Ateş, “Ardından mitral kapak tedavileri gelişti. Son yıllarda ise triküspit kapak hastalıklarına da kateter yoluyla müdahale edebiliyoruz. Türkiye’de de bu tedaviler uzun zamandır uygulanıyor. Bugün hem ülkemizde hem dünyanın birçok merkezinde ameliyatsız kapak tamirlerini ve kapak girişimlerini başarıyla gerçekleştirebiliyoruz” ifadelerini kullandı.Kapak Tamiri Mi, Kapak Değişimi Mi?Hastaların en fazla merak ettiği konulardan birinin kapak tamiri ile kapak değişimi arasındaki fark olduğunu belirten Doç. Dr. Ateş, iki yöntemin birbirinden farklı olduğuna dikkat çekti.Ateş, “Cerrahi kapak değişiminde hastanın problemli kapağı çıkarılarak yerine mekanik veya biyolojik protez kapak yerleştirilebilir. Aort kapak hastalarında ise uygun hastalarda TAVI yöntemiyle kasıktan girerek mevcut kapağın içerisine yeni bir kapak yerleştirebiliyoruz” dedi.Kapak tamirinde ise hastanın kendi kapağının korunduğunu vurgulayan Ateş, şöyle devam etti:“Tamir yönteminde kendi kapağımızı çıkarmıyoruz. Özellikle mitral ve triküspit kapak kaçaklarında kullandığımız klip yöntemiyle kasık damarından ilerleyerek kapağın yaprakçıklarını adeta dikiş atar gibi birbirine yaklaştırıyor ve kaçağı azaltıyoruz. Hastanın kendi dokusu ve kendi kapağı korunarak müdahale edildiği için buna kapak tamiri diyoruz.”Nefes Darlığı Ve Çabuk Yorulmayı “Yaşlılıktandır” Diyerek GeçiştirmeyinKalp kapak hastalıklarının bazı kişilerde uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyebildiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İsmail Ateş, hastaların zaman içerisinde azalan efor kapasitelerini fark etmeyebildiklerini söyledi.Ateş, “Kapak hastalıklarında şikâyetler bazen çok yavaş ortaya çıkıyor. Hasta günlük yaşamını farkında olmadan buna göre düzenlemeye başlıyor; daha az yürüyor, merdiveni daha yavaş çıkıyor, eskiden rahatlıkla yaptığı işleri yapmaktan kaçınıyor. Dolayısıyla efor kapasitesindeki azalmanın farkına varmayıp bunu yaşa veya yorgunluğa bağlayabiliyor. Özellikle yürürken veya merdiven çıkarken ortaya çıkan nefes darlığı, eskisine göre daha çabuk yorulma, efor kapasitesinde belirgin azalma, çarpıntı, göğüste ağrı veya baskı hissi, baş dönmesi, bayılma ile ayak ve bacaklarda şişlik gibi belirtiler dikkate alınmalı” dedi.Kalp kapağında daha önce darlık veya kaçak saptanan kişilerin şikâyet ortaya çıkmasını beklemeden düzenli takip edilmesinin önemini vurgulayan Ateş, “Kapak hastalıklarında zamanlama çok önemli. Hastanın şikâyetinin az olması hastalığın takip edilmesine gerek olmadığı anlamına gelmez. Kontrollerin ve gerekli görüldüğünde ekokardiyografik değerlendirmenin hekimin belirlediği aralıklarla yapılması gerekir. Bunun yanında tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi kalp-damar risklerinin kontrol altında tutulması, sigaradan uzak durulması ve kişinin sağlık durumuna uygun fiziksel aktivitenin sürdürülmesi de kalp sağlığının korunması açısından önemlidir” ifadelerini kullandı.Kapak Hastaları Neden Tedavide Geç Kalıyor?Doç. Dr. İsmail Ateş’e göre günümüzdeki en önemli sorunlardan biri, tedavi seçenekleri gelişmesine rağmen hastaların uygun merkezlere geç dönemde ulaşması.Bunun birden fazla nedeni olduğunu belirten Ateş, “Özellikle mitral ve triküspit kapağın ameliyatsız tamir yöntemleri son 10 yılda daha fazla yaygınlaşmaya başladı. Bu tedavilerin yeterince bilinmemesi önemli nedenlerden biri. Hekimlerin bu şekilde tedavi edilmiş hastalarla çok sık karşılaşmamış olması, tedavilerin yüksek maliyeti ve uzun dönem sonuçlarının yeterince bilinmemesi de hastaların geç yönlendirilmesine neden olabiliyor” diye konuştu.“Erken, Geçten İyidir”Kapak hastalıklarında zamanlamanın önemine dikkat çeken Ateş, hastanın çok ciddi şikâyetlerinin ortaya çıkmasının beklenmemesi gerektiğini söyledi.“Biz hastaları mümkün olduğunca erken dönemde görmek istiyoruz. Bu tedavilerde hep söylediğim bir şey var: Erken, geçten iyidir; geç ise hiç yapılmamasından iyidir” diyen Ateş, hastanın henüz çok fazla şikâyeti olmadığı dönemde de gelecekte hastalığın nasıl ilerleyebileceğinin değerlendirilebildiğini ifade etti.Ateş, “Yurt dışında imkânların da etkisiyle hastalara daha erken dönemlerde müdahale edilebiliyor. Bizde ise hastalar çoğunlukla son çare olarak geliyor. Elbette ileri dönemde de hastaya sağlayacağımız fayda olabilir ancak hastalığı daha erken aşamada değerlendirmek çok daha önemli” dedi.“Şikâyetiniz Az Diye Takibi Bırakmayın”Kalp kapak hastalığı tanısı alan kişilerin hastalıkları konusunda bilgi edinmelerinin ve düzenli takipte kalmalarının önemine değinen Ateş, “Hastalar kendilerine böyle bir tanı konulduğunda araştırsınlar. Zamanlama çok önemli. Hastanın çok şikâyeti olmadığı için bazen ‘Şu anda gerek yok’ denilebiliyor. Daha sonra hastalık çok ilerlediğinde ise ‘Artık yapılacak bir şey yok’ noktasına gelebiliyor. Oysa tedavi seçeneklerinin uygun hasta için doğru zamanda değerlendirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.Ateş, “Hemen vazgeçmesinler. Uygun hastalarda farklı çözüm yolları bulunabiliyor. Umutlu olmak her zaman iyidir” dedi.Cerrahi Mi, Ameliyatsız Tedavi Mi? Kararı “Kalp Takımı” VermeliKapak hastalıklarında tek bir yöntemin bütün hastalar için en iyi seçenek olmadığının altını çizen Doç. Dr. Ateş, tedavi kararının hastaya özel verilmesi gerektiğini söyledi.Ateş, “Her hasta kendi içinde özeldir. Hastanın yaşı, kapak hastalığının türü ve derecesi, kalbin durumu, eşlik eden hastalıkları, cerrahi riski ve görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilmelidir” dedi.Bu nedenle kararın yalnızca tek bir hekim tarafından değil, farklı uzmanlık alanlarının birlikte değerlendirmesiyle verilmesi gerektiğini vurgulayan Ateş, “Kardiyoloji, kalp ve damar cerrahisi, anesteziyoloji ve görüntüleme konusunda deneyimli hekimlerin yer aldığı ‘kalp takımı’ hastayı birlikte değerlendirmeli. Cerrahi mi, girişimsel yöntem mi uygulanacağına hastanın bütün özelliklerine bakılarak karar verilmeli” ifadelerini kullandı.Amaç En Yeni Yöntemi Değil, Hastaya En Uygun Yöntemi SeçmekGirişimsel kapak tedavilerindeki gelişmeler açık kalp cerrahisinin önemini ortadan kaldırmıyor. Genç, cerrahi riski düşük veya anatomik olarak cerrahi tedaviden daha fazla yarar görmesi beklenen hastalarda ameliyat halen en uygun seçenek olabiliyor. Buna karşılık ileri yaşta, cerrahi riski yüksek veya belirli kapak hastalıklarına sahip uygun hastalarda kateter temelli yöntemler önemli bir alternatif oluşturuyor.Doç. Dr. İsmail Ateş, tedavide temel yaklaşımı “Hangi yöntemin daha yeni olduğundan ziyade, hangi yöntemin o hasta için en faydalı, en güvenli ve en etkili olduğuna bakıyoruz. Buna da hastayı ekip halinde değerlendirerek karar veriyoruz” sözleriyle özetledi.Girişimsel Yöntemler Artık Tedavi Kılavuzlarında Da Güçlü Bir Yere SahipKateter yoluyla gerçekleştirilen kapak tedavilerinin artık yalnızca cerrahi uygulanamayan hastalarda düşünülen bir “son seçenek” olmadığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İsmail Ateş, güncel tedavi kılavuzlarında uygun hasta grupları için bu yöntemlerin güçlü öneriler arasında yer aldığına dikkat çekti.Ateş, “Özellikle kalp yetmezliği ile birlikte ciddi mitral kapak yetersizliği bulunan uygun hastalarda, uygulama kılavuzları mandallama yani klip tedavisini güçlü öneri düzeyinde değerlendiriyor. Dolayısıyla girişimsel kapak tedavileri artık yalnızca ‘başka yapılacak bir şey kalmadığında’ gündeme gelen yöntemler değil; doğru hasta grubunda tedavi planının önemli seçeneklerinden biri haline geldi” dedi.Bunun her kapak hastasının ameliyatsız yöntemle tedavi edilmesi anlamına gelmediğinin altını çizen Ateş, “Hastanın genç olması, cerrahi riskinin düşük olması veya kapak anatomisinin cerrahi için daha uygun olması durumunda cerrahi tedavi tercih edilebilir. Hangi yöntemin seçileceğine hastanın yaşı, klinik durumu, kalbin ve kapağın yapısı, eşlik eden hastalıkları ve işlem riskleri birlikte değerlendirilerek kalp takımı tarafından karar verilmelidir” ifadelerini kullandı.
YURT DIŞI
WHO moves to expand access to lifesaving sickle cell treatment and care for children
Sickle cell disease contributed to an estimated 81 100 deaths among children under five in 2021. WHO is working to close that gap, pairing updated clinical guidance with new efforts to make quality-assured, child-friendly medicines more widely available, especially in sub-Saharan Africa, where nearly 80% of cases occur. “Too many children with sickle cell disease are still dying or suffering devastating complications, even though we have treatments that can help them. Our goal is simple: to make sure that where a child is born does not determine whether they can get the treatment they need to survive and live a healthy life. The new WHO package of guidance and tools is aimed at improving the care and treatment of children and adolescents living with sickle cell disease (SCD), while accelerating access to medicines that are appropriate, quality-assured and affordable,” said Dr Pascale Allotey, Director, Department of Sexual, Reproductive, Maternal, Child and Adolescent Health and Ageing, WHO. The work brings together WHO’s technical leadership on child and adolescent health and sickle cell disease from the Department of Sexual, Reproductive, Maternal, Child and Adolescent Health and Ageing in close collaboration with the Global Accelerator for Paediatric Formulations (GAP-f), hosted by the Science for Health Department. Together, these efforts span the pathway from evidence-based clinical guidance and identification of priority medicines, to defining the characteristics of appropriate paediatric formulations, establishing a pathway towards quality-assured products, and anticipating future therapeutic options for children. SCD is the most common inherited blood disorder worldwide and remains a leading cause of preventable childhood death and disability, particularly in low- and middle-income countries. The burden is greatest in sub-Saharan Africa, although SCD also affects populations in the Eastern Mediterranean, the Caribbean, South Asia, Latin America and increasingly diaspora populations worldwide. “Having an effective medicine is not enough if children cannot get it, afford it or take it in a form designed for them. Together with our partners, we are working to change that for sickle cell disease, starting with hydroxyurea, a medicine that can prevent serious complications and save lives,” said Meg Doherty, Director of the Department of Science for Health at WHO. Despite the availability of effective interventions, major inequities persist in access to early diagnosis, comprehensive care and disease-modifying treatment. Over the past year, WHO has taken a series of complementary steps to address these gaps. From clinical guidance to better medicines for children with SCD In May 2026, WHO published its first normative guideline specifically addressing the diagnosis, prevention and clinical management of SCD in children and adolescents aged 0–19 years. It includes 15 recommendations across seven priority areas, including a strong recommendation for the use of hydroxyurea for all children and adolescents with sickle cell anaemia aged 9 months to 19 years, regardless of clinical severity. Recognizing that clinical recommendations need to be matched by availability and access to medicines that children can actually receive and use appropriately, the WHO Department of Sexual, Reproductive, Maternal, Child and Adolescent Health and Ageing and the Global Accelerator for Paediatric formulations convened the first Paediatric Drug Optimization for sickle cell disease (PADO-SCD) exercise in September 2025. The exercise identified priority medicines and formulations for currently available treatments, including hydroxyurea, and established a watch list of promising investigational therapies and related research priorities. The PADO-SCD exercise identified hydroxyurea as an immediate priority for expanding access for its use in this age group in line with the latest WHO guidelines and informed the development of a Target Product Profile (TPP) for paediatric hydroxyurea. Published in July 2026, the TPP defines the preferred and minimum characteristics for age-appropriate formulations, including dosage form, strengths, dosing flexibility, administration, stability, packaging and affordability, with an emphasis on paediatric-friendly forms suitable for flexible weight-based dosing and use in resource-limited settings. The TPP has informed the first-ever WHO Prequalification Expression of Interest for SCD therapeutics (EOI), translating identified product needs into formulations of hydroxyurea eligible for WHO prequalification evaluation, including paediatric formulations as well as 500 mg hydroxyurea capsules. WHO encourages manufacturers to review the EOI and engage with the WHO Prequalification of Medicines Team regarding eligibility, development requirements and submission pathways. Looking ahead to a changing SCD treatment landscape WHO is also looking beyond today’s treatment options. The therapeutic landscape for SCD is evolving rapidly, with new medicines, biologics and potentially transformative technologies, including gene therapies, under development. Through the PADO-SCD exercise, WHO reviewed emerging products in the research and development pipeline and developed a watch list of promising investigational therapies together with priorities for future research. This forward-looking work aims to ensure that paediatric evidence requirements, access considerations and the realities of high-burden, resource-limited settings are addressed early in development, while encouraging timely engagement with researchers, developers and funders. Connecting guidance, innovation and access Taken together, this body of work represents a strong coordinated effort by WHO to strengthen care and treatment for children and adolescents living with SCD. The publication of these products is an important milestone, but implementation will require continued collaboration. Governments, manufacturers, regulators, researchers, funders, procurement agencies, health-care providers, affected communities and other partners all have a role in ensuring that evidence-based recommendations translate into medicines and services that reach children. The GAP-f network and the forthcoming OneSCD Global Partnership will help accelerate implementation by translating WHO guidance into coordinated action to improve access to quality SCD prevention, treatment and care in high-burden countries. The upcoming GAP-f #BetterMeds4Kids webinar Advancing paediatric sickle cell disease treatment: new resources to support efforts on research, development and access, taking place on 2 September 2026, will provide an opportunity to launch and present these new WHO resources and reflect on how this body of work can collectively support efforts to improve treatment for children with sickle cell disease – from strengthening access to existing medicines to informing the research and development of future therapies. Related links Kaynak: World Health Organization (WHO)
SAĞLIK
Cem Yılmaz'ın hayatını kurtaran doktor konuştu: EKG'sini gösterdiklerinde...
Ünlü komedyen Cem Yılmaz, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesindeki evinde 29 Ağustos'ta kalp krizi geçirdi. Ayvacık Devlet Hastanesi'ndeki hızlı müdahalenin ardından ÇOMÜ Hastanesi'nde anjiyo olan Yılmaz, stent takılarak taburcu edildi. Yılmaz'a teşhisi koyan ve hayatını kurtaran Dr. Karataş, "Bize şiddetli bir göğüs ağrısıyla başvurdu. EKG'sini bana gösterdiklerinde bunun direkt bir kalp krizi olduğunu anladım" dedi. Çanakkale'nin Ayvacık ilçesindeki evinde 29 Ağustos günü kalp krizi geçiren ünlü komedyenCem Yılmaz, Ayvacık Devlet Hastanesi Acil Servis Pratisyen Hekimi Dr. Erdoğan Karataş ve Dr. Edanur Canpolat'ın müdahaleleriyle kurtuldu.Kalp krizi geçirenCem Yılmaz'a teşhisi koyan ve hayatını kurtaran Dr. Karataş, "29 Ağustos günü Cem Yılmaz bize şiddetli bir göğüs ağrısıyla başvurdu. Arkadaşlarımız hızlı bir şekilde Cem beyin EKG'sini çekip, hayati fonksiyonlarına baktılar. EKG'sini bana gösterdiklerinde bunun direkt bir kalp krizi olduğunu anladım" dedi.Ünlü komedyen Cem Yılmaz, Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy köyündeki yazlık evinde 3 gün önce kalp krizi geçirdi. Ayvacık Devlet Hastanesindeki ilk müdahalesinin ardından Cem Yılmaz, ÇOMÜ Hastanesine sevk edilerek burada anjiyo oldu. Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Akşit tarafından Cem Yılmaz'a el bileğinden yaklaşık 40 dakikada balon ve stent işlemi yapıldı. Operasyon sonrası sağlık durumu iyi olan Cem Yılmaz, 2 günlük takip süresini doldurmasının ardından dün akşam saat 19.30 sıralarında taburcu oldu.Ünlü komedyen, Ayvacık Devlet Hastanesi Acil Servis Pratisyen Hekimi Dr. Erdoğan Karataş ve Dr. Edanur Canpolat'ın müdahaleleriyle kurtuldu. Şiddetli göğüs ağrısı şikayetiyle kendi imkanlarıyla Ayvacık Devlet Hastanesi Acil Servisine gelen Cem Yılmaz'a çekilen EKG sonrası kalp krizi geçirdiği tespit edildi. Yaklaşık 20 dakika içinde kan sulandırıcı ilaç ve müdahalenin ardından ambulans ile Cem Yılmaz ÇOMÜ Hastanesine sevk edildi. Ayvacık Devlet Hastanesi Acil Servis ekibinin hızlı tanı ve anında müdahalesi sayesinde Cem Yılmaz'ın hayatı kurtulurken, Ayvacık Devlet Hastanesi Acil Servis Acil Servis Pratisyen Hekimi Dr. Erdoğan Karataş ve Dr. Edanur Canpolat ve görevli sağlık personelinin özverili müdahalesi büyük takdir topladı.Konuyla ilgili açıklamada bulunan Acil Servis Pratisyen Hekimi Dr. Edanur Canpolat, "Cem bey bize şiddetli göğüs ağrısıyla ayaktan başvurdu. Önce doktor arkadaşım Erdoğan Karataş EKG'sini görüp bana gösterdi. EKG'si kalp kriziyle uyumluydu. Hızlıca Cem beyin yanına giderek ilk muayenesini gerçekleştirdi. Muayenesinden sonra 112 ile sevkini görüşmek üzere 112 üzerinden ÇOMÜ'yü aradım. Sonrasında kan sulandırıcılarını başladık. Ambulans ile sonra hızlıca sevkini planladık" dedi.Acil Servis Pratisyen Hekimi Dr. Erdoğan Karataş ise, "29 Ağustos günü Cem Yılmaz bize şiddetli bir göğüs ağrısıyla başvurdu. Arkadaşlarımız hızlı bir şekilde Cem beyin EKG'sini çekip, hayati fonksiyonlarına baktılar. EKG'sini bana gösterdiklerinde bunun direkt bir kalp krizi olduğunu anladım. Hızlı bir şekilde içeriye gidip Cem beyi kardiyak monitörize ettim. Yani kardiyak olarak takip etmemiz gereken bir hasta olduğu için kardiyak monitörize ettim. Kan sonuçlarını hiç beklemeden diğer doktor arkadaşıma danışarak o sevk transport işlemlerini yaparken ben de Cem beyin başında bekleyip, hem medikal tedavisini hem de kardiyak olarak monitörizasyonunu takip ettim. Yaklaşık 15-20 dakikada kadar bizim hastanemizde kaldı. Ondan sonra ÇOMÜ Hastanesine sevkini başlattık ve sevk oldu. Orada çok başarılı bir anjiyosu yapılmış" diye konuştu.İl Ambulans Servisi Başhekimi Dr. Sertaç Giresunlu da yaptığı açıklamada, "Çanakkaleİl Sağlık Müdürlüğü olarak öncelikle sayın Cem Yılmaz'a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Kendisine ve yakınlarına geçmiş olsun diyor, sağlıklı bir şekilde hayatına devam etmesini temenni ediyorum. Cem beyin yaşadığı süreç, aslında acil sağlık hizmetlerinde erken başvurunun, zamanın ve kurumlar arasındaki koordinasyonun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.Hastamız Ayvacık Devlet Hastanemizde göğüs ağrısı nedeniyle değerlendirilmiş; yapılan ilk değerlendirmelerin ardından akut miyokard enfarktüsü, yani kalp krizi düşünülerek ileri merkez ihtiyacı belirlenmiştir. Bunun üzerine 112 Komuta Kontrol Merkezimiz, ambulans ekibimiz ve ilgili sağlık kuruluşlarımız arasındaki koordinasyon hızla başlatılmıştı. Burada Acil Sağlık Hizmetlerimizin reaksiyon hızını gösteren çok önemli bir veri var. 112 çağrısından yalnızca 25 saniye sonra vaka ambulans ekibimize veriliyor ve çağrıdan sadece 44 saniye sonra ambulansımız hareket ediyor.Hastamız ambulansa alındıktan sonra gerekli tıbbi takip altında, monitörize şekilde ÇOMÜ Hastanesine naklediliyor. Vatandaşlarımız için Çanakkale Acil Sağlık Hizmetleri aynı hassasiyetle ve aynı reaksiyon anlayışıyla çalışmaktadır. Çünkü acil sağlık hizmeti yalnızca bir ambulansın hastayı bir noktadan başka bir noktaya taşıması değildir. Sahadaki ekiplerimiz, 112 Komuta Kontrol Merkezimiz ve hastanelerimiz arasında 7 gün 24 saat çalışan büyük bir organizasyondur.Özellikle kalp krizi, inme ve ağır travma gibi zamanla yarıştığımız durumlarda hedefimiz; hastayı, doğru zamanda, doğru sağlık kuruluşuna, güvenli bir şekilde ulaştırmaktır. Kalp krizinde dakikalar önemlidir; Acil Sağlık Hizmetlerinde ise biz o dakikaları saniyelerden başlayarak yönetiyoruz. Cem beyin yaşadığı bu olay da erken başvurunun ve hızlı sağlık organizasyonunun önemini bir kez daha göstermiş oldu. Ben bu vesileyle o gece görev yapan ambulans ekibimizin ve Komuta Kontrol Merkezimizin şahsında, Çanakkale'nin dört bir yanında gece gündüz görev yapan bütün Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Cem Yılmaz'a da bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, kendisine sağlıklı günler diliyorum" şeklinde konuştu.doktor değil mi bı zahmet anlasın ????Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin; daha yapacağı çok film var.Demek ki sağlık herşeyin önündeymiş