Bizi Takip Edin

Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi Artık Tek Platformda

Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi yenilenen dijital yapısıyla tek platformda birleşti. Güncel sağlık haberleri, röportajlar, duyurular ve dergi yayınları artık daha kolay erişilebilir.

Habere Git
SAYI: 351 | TEMMUZ 2026

351. Sayı

Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.

Dijital Okuma
PDF İndirme Seçeneği
İnteraktif Flipbook
351. Sayı

CANLI YAYIN TAKVİMİ

TÜMÜNÜ GÖR >
01
Nis
Prş
10:00 CANLI

OHSAD Kurultayı – Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu - T.C. Sağlık Bakan
İZLE
15
Nis
Prş
10:00 CANLI

Tüyap Expomed Eurasia İstanbul Medikal Fuarı

İZLE
08
Eki
Prş
10:00 CANLI

ÜRETİCİLERLE EL ELE

İZLE

ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR

TÜMÜNÜ GÖR >
“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”
RÖPORTAJ

“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”

09 Temmuz 2026 30
Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol:  “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”
RÖPORTAJ

Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol: “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”

Sedat Akyol - Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü

09 Temmuz 2026 22
Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta
RÖPORTAJ

Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta

Vefa Türksever - Tüm Medikalciler Platformu Başkanı

09 Temmuz 2026 26
Terlemeyi Durdurmak Kalıcı Çözüm mü, Sorunu Başka Bir Bölgeye Taşımak mı?
KÖŞE YAZISI

Terlemeyi Durdurmak Kalıcı Çözüm mü, Sorunu Başka Bir Bölgeye Taşımak mı?

10 Temmuz 2026 14

GÜNCEL HABERLER

TÜMÜNÜ GÖR >
ÇOCUKLARDA ASTIMI TETİKLEYEN 7 YAZ TEHLİKESİ! SAĞLIK
SAĞLIK

ÇOCUKLARDA ASTIMI TETİKLEYEN 7 YAZ TEHLİKESİ!

Astım ataklarının en sık görülen tetikleyicilerinden olan viral enfeksiyonlar genellikle sonbahar ve kış aylarında artsa da, özellikle alerjik veya atopik bünyeli çocuklarda yaz mevsimi de önemli riskler barındırıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmran Bari, bu nedenle ailelerin yaz aylarında da …

13 Temmuz 2026 4
ISLAK MAYOYLA ZAMAN GEÇİRMEK ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRABİLİR SAĞLIK
SAĞLIK

ISLAK MAYOYLA ZAMAN GEÇİRMEK ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRABİLİR

Yaz aylarında deniz ve havuz keyfi artarken, yüzme sonrasında ihmal edilen bazı alışkanlıklar sağlık açısından istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Bunların başında ise ıslak mayonun uzun süre değiştirilmemesi geliyor. Islak mayo ile uzun süre vakit geçirmenin mikrobiyal enfeksiyonlara yakalanma riskini artırabileceği konusunda uyarıda bulunan Enf…

13 Temmuz 2026 4
YENİDOĞAN SARILIĞINA ERKEN MÜDAHALE KALICI BEYİN HASARINI ÖNLEYEBİLİR SAĞLIK
SAĞLIK

YENİDOĞAN SARILIĞINA ERKEN MÜDAHALE KALICI BEYİN HASARINI ÖNLEYEBİLİR

Yenidoğan sarılığı, yaşamın ilk günlerinde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olarak görülüyor. Bebeğin cildinde ve göz aklarında sararma ile kendini gösteren bu durum, çoğu zaman fizyolojik nedenlere bağlı olarak gelişiyor ve kısa sürede kendiliğinden düzeliyor. Ancak bazı bebeklerde bilirubin düzeyinin hızla yükselmesi, beyin ve işitm…

13 Temmuz 2026 3
KALBİNİZİ KORUMAK TABAĞINIZDAN BAŞLIYOR – EN GÜÇLÜ KORUYUCU İKİLİNİZ: PROTEİN VE LİF SAĞLIK
SAĞLIK

KALBİNİZİ KORUMAK TABAĞINIZDAN BAŞLIYOR – EN GÜÇLÜ KORUYUCU İKİLİNİZ: PROTEİN VE LİF

Sağlıklı beslenmenin temel taşlarından biri olan protein ve lif, vücudun farklı ihtiyaçlarını karşılayan iki önemli besin öğesi olarak öne çıkıyor. Ancak günlük beslenmede protein tüketimi çoğu zaman yeterli düzeyde olurken, lif alımı ihmal edilebiliyor ve önerilen miktarın altında kalabiliyor. Oysa hem protein hem de lif içeren besinler; uzun sür…

13 Temmuz 2026 2
 
NOBEL İLAÇ’TA YENİ DÖNEM: SATIŞ VE PAZARLAMA ORGANİZASYONU İÇERİDEN YETİŞEN LİDERLERE EMANET SAĞLIK
SAĞLIK

NOBEL İLAÇ’TA YENİ DÖNEM: SATIŞ VE PAZARLAMA ORGANİZASYONU İÇERİDEN YETİŞEN LİDERLERE EMANET

Nobel İlaç, büyüme hedefleri doğrultusunda Satış ve Pazarlama organizasyonunu yeniden yapılandırdı. Bu kapsamda Temel Ürünler ve Uzmanlık Ürünleri direktörlüklerine yeni atamalar gerçekleştirilirken, geleceğin sağlık ihtiyaçlarına odaklanan Özel Ürünler ve Longevity direktörlükleri de organizasyon yapısına dahil edildi. Şirket, dört kritik liderlik pozisyonunu kendi bünyesinde yetişen yöneticilere emanet ederek, kurumsal hafızasını ve liderlik kültürünü geleceğe taşıyan yaklaşımını Nobel İlaç, büyüme hedefleri doğrultusunda Satış ve Pazarlama organizasyonunu yeniden yapılandırdı. Bu kapsamda Temel Ürünler ve Uzmanlık Ürünleri direktörlüklerine yeni atamalar gerçekleştirilirken, geleceğin sağlık ihtiyaçlarına odaklanan Özel Ürünler ve Longevity direktörlükleri de organizasyon yapısına dahil edildi. Şirket, dört kritik liderlik pozisyonunu kendi bünyesinde yetişen yöneticilere emanet ederek, kurumsal hafızasını ve liderlik kültürünü geleceğe taşıyan yaklaşımını güçlendirdiEczacılıktan gelen kökleri ve 70 yılı aşkın deneyimiyle bugün Türkiye’nin en geniş uluslararası organizasyonuna sahip ilaç şirketi olan Nobel, yurtiçinde büyüme stratejisi kapsamında Satış Pazarlama organizasyonu yeniden yapılandırdı. Bugüne kadar yurtiçinde iki farklı direktörlük altında yürütülen satış ve pazarlama faaliyetleri; Temel Ürünler, Uzmanlık Ürünleri, Özel Ürünler ve Longevity olmak üzere dört ana direktörlük altında toplandı.Yeni organizasyon kapsamında Kardiyoloji 2 Bölüm Müdürü Bahri Karayaka, Temel Ürünler Direktörü; Kardiyoloji 1 Bölüm Müdürü Ali Engin, Uzmanlık Ürünleri Direktörü; Hepatoloji, Nefroloji ve Nadir Hastalıklar 2 Bölüm Müdürü Kemal Özkan, Özel Ürünler Direktörü; Nobel Longevity Bölüm Müdürü Özer Sinan Yalanuz ise Nobel Longevity Direktörü oldu.Bununla birlikte Merkezi Sinir Sistemi Pazarlama Müdürlüğüne ise Duygu Değirmencioğlu atandı.Yeni yapı ile Nobel İlaç, mevcut portföyü ile gücünü daha da artırmayı amaçlarken, geleceğin sağlık ihtiyaçlarına cevap verecek yeni alanlarda da büyümesini sürdürülebilir kılmayı hedefliyor.Kariyerlerinin büyük bölümünü Nobel İlaç bünyesinde geçiren ve şirketin farklı alanlarında önemli sorumluluklar üstlenen yöneticilerin yeni görevlerine kurum içinden atanması, Nobel’in kendi liderlerini yetiştirme yaklaşımının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

13 Temmuz 2026 3
BACAKLARDAKİ BELİRGİN MAVİ DAMAR GÖRÜNÜMÜNE DİKKAT! SAĞLIK
SAĞLIK

BACAKLARDAKİ BELİRGİN MAVİ DAMAR GÖRÜNÜMÜNE DİKKAT!

Yaz aylarında şort, etek, mayo ve bikini gibi kıyafetlerin tercih edilmesiyle birlikte bacaklardaki ince mor, kırmızı ve mavimsi damarlar daha görünür hale geliyor. Çoğu kişi bu görüntüyü yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirerek çeşitli kozmetik uygulamalara yöneliyor. Oysa uzmanlar, özellikle sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen ince damarların, altta yatan toplardamar yetmezliğinin ilk işaretlerinden biri Yaz aylarında şort, etek, mayo ve bikini gibi kıyafetlerin tercih edilmesiyle birlikte bacaklardaki ince mor, kırmızı ve mavimsi damarlar daha görünür hale geliyor. Çoğu kişi bu görüntüyü yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirerek çeşitli kozmetik uygulamalara yöneliyor. Oysa uzmanlar, özellikle sonradan ortaya çıkan ve giderek belirginleşen ince damarların, altta yatan toplardamar yetmezliğinin ilk işaretlerinden biri olabileceğine dikkat çekiyor. Erken dönemde yapılacak doğru değerlendirme sayesinde hastalığın ilerlemesi önlenebilirken, gereksiz uygulamaların da önüne geçilebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Kadan, yaz aylarında daha belirgin hale gelen bacak damarları, toplardamar yetmezliği ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.İnce damarlar bazen hastalığın ilk habercisi olabiliyorBacaklarda görülen ince damarlar bazı kişilerde yalnızca kozmetik bir sorun gibi görünebilir. Uzun süre ayakta kalındığında hafif yanma, sızlama veya dolgunluk hissi de ortaya çıkabilir. Ancak her ince damarı yalnızca estetik bir problem olarak değerlendirmek doğru değildir. Bazı hastalarda bu damarlar, toplardamar kapakçıklarında gelişen yetersizliğin, yani venöz yetmezliğin dışarıdan fark edilen ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle özellikle sonradan ortaya çıkan veya giderek artan damar görünümünün bir uzman tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır.Bu 8 belirti toplardamar yetmezliğine işaret edebilirToplardamarların içinde, kanın kalbe doğru tek yönlü ilerlemesini sağlayan kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıkların görevini yeterince yerine getirememesi durumunda kan bacaklarda geriye doğru kaçar ve damarlar zamanla genişler. Bazı hastalarda bu durum yalnızca ince kılcal damarlar veya örümcek ağı görünümündeki damarlarla kendini gösterebilir. Bu nedenle dışarıdan görülen damarlar, buzdağının yalnızca görünen kısmı olabilir. Aşağıdaki belirtiler de toplardamar yetmezliğini düşündürebilir:Kesin tanı için doppler ultrasonografi şartBacak damarlarının değerlendirilmesinde yalnızca gözle yapılan muayene yeterli olmayabilir. Derindeki ve ana yüzeyel toplardamarlar dışarıdan görülemez ve elle değerlendirilemez. Bu nedenle gerekli görülen hastalarda venöz doppler ultrasonografi ile damarların açıklığı, kapakçıkların çalışma durumu ve kanın geriye kaçıp kaçmadığı ayrıntılı olarak incelenir. Bu değerlendirme sayesinde sorunun yalnızca yüzeyde görülen ince damarlardan mı kaynaklandığı, yoksa tedavi edilmesi gereken toplardamar yetmezliğinin mi bulunduğu net olarak ortaya konulabilir. Uluslararası kılavuzlar da varis ve toplardamar hastalığı şüphesi bulunan kişilerde doppler ultrasonografiyi tanının doğrulanması ve tedavinin planlanmasında temel inceleme yöntemi olarak önermektedir.Tedavi kişiye özel planlanıyorBacaklardaki ince damarların tedavisinde herkese uygulanabilecek tek bir yöntem yoktur. Tedavi; doppler ultrasonografi bulgularına, damarların yapısına ve altta yatan nedene göre planlanmalıdır. Yüzeyel skleroterapi, köpük skleroterapi, cilt üzerinden uygulanan lazer tedavileri veya büyük toplardamarlara yönelik girişimsel yöntemler uygun hastalarda tercih edilebilir. Bazı hastalarda yalnızca ince damarların tedavisi yeterli olurken, bazı hastalarda öncelikle kaçak oluşturan ana toplardamarın tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde sadece görünen damarların tedavi edilmesi kalıcı ve başarılı sonuç sağlamayabilir.Yaz aylarında estetik kaygıyla hareket etmeyinYaz aylarında bacak görünümünden rahatsız olan birçok kişi doğrudan estetik uygulamalara yöneliyor. Ancak doğru yaklaşım, öncelikle bir kalp ve damar cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmek olmalıdır. Çünkü tedavide amaç yalnızca damarları görünmez hale getirmek değil, varsa altta yatan toplardamar hastalığını erken dönemde tespit ederek kişiye en uygun tedaviyi planlamaktır. Böylece hem sağlık korunur hem de estetik açıdan daha kalıcı ve başarılı sonuçlar elde edilebilir.

10 Temmuz 2026 2
ALZHEİMER’A KARŞI TABAKTAKİ GÜÇ: MIND BESLENME MODELİ SAĞLIK
SAĞLIK

ALZHEİMER’A KARŞI TABAKTAKİ GÜÇ: MIND BESLENME MODELİ

İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte yaşa bağlı bilişsel değişiklikler, hafıza yönetimi ve sağlıklı yaşlanma dinamikleri, toplumun en çok odaklandığı sağlık başlıkları arasında yer alıyor. Nöroloji ve beslenme bilimi dünyasında, ilerleyen yaşlarda görülebilecek demans ve Alzheimer gibi nörodejeneratif süreçlerin yönetilmesinde yaşam tarzının rolü her geçen gün daha net anlaşılıyor. Uzmanlar; erken dönemlerden itibaren benimsenecek dengeli bir beslenme İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte yaşa bağlı bilişsel değişiklikler, hafıza yönetimi ve sağlıklı yaşlanma dinamikleri, toplumun en çok odaklandığı sağlık başlıkları arasında yer alıyor. Nöroloji ve beslenme bilimi dünyasında, ilerleyen yaşlarda görülebilecek demans ve Alzheimer gibi nörodejeneratif süreçlerin yönetilmesinde yaşam tarzının rolü her geçen gün daha net anlaşılıyor. Uzmanlar; erken dönemlerden itibaren benimsenecek dengeli bir beslenme modelinin, düzenli fiziksel aktiviteyle birleştiğinde bilişsel fonksiyonların korunmasına ve zihinsel berraklığın sürdürülmesine önemli ölçüde katkı sağlayabileceğini belirtiyor.Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, zihinsel performansı ideal seviyede tutmak ve sağlıklı yaşlanma sürecini desteklemek için beslenmemizde yapılması gereken değişiklikleri paylaştı.“Beyin Sağlığı Tek Bir Mucize Besine İndirgenemez”Beyin dokusunun yaşam boyu beslenme alışkanlıklarından, uyku kalitesinden, kronik hastalık geçmişinden ve fiziksel aktivite düzeyinden doğrudan etkilendiğini belirten Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, konuya bütünsel yaklaşılması gerektiğinin altını çizerek şu değerlendirmelerde bulundu:“Sağlıklı yaşlanma ve zihinsel fonksiyonların korunması yalnızca genetik bir miras değildir. Literatürde Akdeniz diyeti ile yüksek tansiyonu kontrol altına alan DASH diyetinin hibrit bir kombinasyonu olan MIND (Nörodejeneratif Gecikme İçin Akdeniz-DASH Müdahalesi) beslenme modeli, bilişsel sağlığın korunmasında en güçlü bilimsel dayanaklardan biridir. Ancak unutulmamalıdır ki beyin sağlığını tek başına koruyan veya hastalıkları tamamen engelleyen mucizevi bir besin yoktur. Doğru yaklaşım; sinaps adı verilen hücreler arası bağları ve kan-beyin bariyerini korumaya yardımcı olacak sürdürülebilir bir beslenme kültürü oluşturmaktır.”Son yıllarda nöroloji ve beslenme dünyasında adı sıkça duyulan MIND, beyin sağlığını desteklemek üzere özel olarak tasarlanmış hibrit bir beslenme modelidir. Bu model, kalbe iyi geldiği kanıtlanmış olan geleneksel Akdeniz diyeti ile yüksek tansiyonu kontrol altına almayı hedefleyen DASH diyetinin en güçlü yönlerini bir araya getirir.MIND diyetini diğer beslenme programlarından ayıran en temel özellik, doğrudan beyindeki hücresel harabiyeti ve enflamasyonu yavaşlatmaya odaklanmasıdır.Bilimsel çalışmalar; bu modelin titizlikle uygulanmasının, ilerleyen yaşlarda görülebilecek zihinsel gerileme ve Alzheimer gibi nörodejeneratif süreçlerin riskini azaltmaya önemli ölçüde katkı sağlayabileceğini göstermektedir. MIND modeli genel bir kilo verme programından ziyade, beyindeki sinapsların (hücreler arası bağların) yapısını korumayı ve sinir hücrelerini hasara karşı desteklemeyi amaçlayan uzun vadeli bir yaşam kültürüdür.Hücresel Yaşlanmaya Karşı Renkli ÖnlemAntioksidan bileşikler yönünden zengin bir beslenme düzeninin, serbest radikallerin neden olduğu oksidatif stresin azaltılmasında rol oynayabildiğini ifade eden Uzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, sofrada mutlaka yer verilmesi gereken gıda gruplarını şöyle sıraladı:Rafine Şeker ve İnsülin Direnci TehlikesiSon yıllarda Alzheimer ve benzeri demans türlerinin tıp literatüründe “Tip 3 Diyabet” olarak da anılmaya başlandığına dikkat çekerek, şeker tüketiminin bilişsel harabiyetteki rolünü şu sözlerle aktardı:“Yüksek miktarda rafine şeker ve yoğun işlenmiş karbonhidrat tüketimi sadece kilo artışına yol açmaz; uzun vadede vücutta ve dolaylı olarak beyin dokusunda insülin direncine zemin hazırlayabilir. Kan şekerindeki sert dalgalanmalar ve kronik yüksek insülin seviyeleri, hafıza merkezinin fonksiyonel yapısını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle paketli atıştırmalıklar yerine lif oranı yüksek tam tahıllar, baklagiller ve taze besinler tercih edilmelidir.”Beslenme Programını Tamamlayan 3 AlışkanlıkUzm. Dyt. Gamze Akbaş İşbilir, en ideal diyet modelinin bile doğru yaşam alışkanlıklarıyla desteklenmediği sürece etkisinin sınırlı kalacağını belirten uzmanımız, sağlıklı yaşlanma sürecinin diğer sacayaklarını vurguladı:“Beyin sağlığını destekleyen en doğru yaklaşım, tek bir besine odaklanmak yerine sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam tarzı oluşturmaktır. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, kaliteli yağ kaynaklarını tercih etmek, düzenli hareket etmek ve kronik hastalıkların kontrolünü ihmal etmemek hem genel sağlık hem de bilişsel fonksiyonların desteklenmesi açısından önem taşımaktadır.”

10 Temmuz 2026 2
MEME KANSERİ KİŞİYE ÖZEL AKILLI YAKLAŞIMLARLA TEDAVİ EDİLEBİLİYOR SAĞLIK
SAĞLIK

MEME KANSERİ KİŞİYE ÖZEL AKILLI YAKLAŞIMLARLA TEDAVİ EDİLEBİLİYOR

Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanseriyle mücadelede, tıp dünyası önemli bir dönüşüm yaşıyor. Artık tedavi başarısını belirleyen en önemli unsur hastalığın evresi değil, tümörün genetik ve biyolojik özellikleri oluyor. Bu sayede her hastaya standart tedavi yerine tamamen kişiye özel, hedefe yönelik akıllı tedavi stratejileri uygulanıyor. Bu yeni yaklaşım, hem Dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanseriyle mücadelede, tıp dünyası önemli bir dönüşüm yaşıyor. Artık tedavi başarısını belirleyen en önemli unsur hastalığın evresi değil, tümörün genetik ve biyolojik özellikleri oluyor. Bu sayede her hastaya standart tedavi yerine tamamen kişiye özel, hedefe yönelik akıllı tedavi stratejileri uygulanıyor. Bu yeni yaklaşım, hem tedavi başarısını artırıyor hem de hastaların gereksiz yan etkilere maruz kalmasını engelliyor. Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşegül Kargı, meme kanseri tedavisinde gelinen son noktayı değerlendirdi.“Akıllı ilaçlar” kanser hücresini nokta atışıyla hedef alıyorSon yıllarda onkolojide en dikkat çeken gelişmelerden biri, halk arasında “akıllı bombalar” olarak da adlandırılan hedefe yönelik ilaç tedavileri olarak gösterilmektedir. Bu sistem, kanser hücresini tanıyan özel bir molekül ile hücreyi yok eden kemoterapi ajanının birleştirilmesini sağlar. Damardan uygulanan bu tedaviler, sağlıklı hücrelere zarar vermeden yalnızca kanserli hücreleri hedef alır. Böylece ilaç, adeta “adresini bularak” yalnızca hastalıklı hücreye etki eder. Özellikle agresif seyirli meme kanseri türlerinde yaşam süresini uzatırken, erken evre hastalarda da tedavi standartlarını yeniden şekillendirir.Sıvı biyopsi ile kanseri geri dönüş riskini erken yakalamak mümkünTedavi sonrası en önemli kaygılardan biri, hastalığın tekrar etme riskidir. Geleneksel yöntemlerde nüksü tespit etmek için görüntüleme yöntemlerinin sonuçları beklenirken, günümüzde “sıvı biyopsi” sayesinde çok daha erken müdahale imkânı doğmaktadır. Bu yöntemle kanda dolaşan tümöre ait genetik parçacıklar basit bir kan testiyle tespit edilebilir. Görüntüleme yöntemlerinde herhangi bir bulgu ortaya çıkmadan önce hastalık yeniden aktif hale gelirse erken dönemde müdahale edilmesi mümkün olmaktadır. Bu da tedavi planının daha stratejik şekilde yeniden düzenlenmesine olanak sağlar.Genetik testler sayesinde gereksiz kemoterapi uygulamaları azalıyorGeçmişte tümör boyutu veya lenf nodu tutulumu nedeniyle birçok hastaya koruyucu amaçla kemoterapi uygulanırdı. Ancak günümüzde tümörün genetik özelliklerini analiz eden testler sayesinde bu yaklaşım büyük ölçüde değişti. Bazı yüksek riskli görünen hastalarda bile genetik analiz “düşük risk” sonucunu gösterebilir. Bu durumda kemoterapiye gerek kalmadan hastalar sadece hormon tedavileriyle takip edilebilir. Böylece saç dökülmesi, bulantı ve yorgunluk gibi kemoterapi yan etkilerinden kaçınılırken tedavi başarısı da korunabilir.Cerrahide amaç artık daha az müdahale ile daha yüksek yaşam kalitesiModern meme kanseri cerrahisinde temel hedef, hastalığı tamamen ortadan kaldırırken hastanın yaşam kalitesini korumaktır. Geçmişte koltuk altındaki tüm lenf bezlerinin alınması, hastalarda kalıcı kol şişliği (lenfödem) ve hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabiliyordu. Güncel yaklaşımlar ise “bekçi lenf nodu” değerlendirmesi ile sınırlı cerrahiyi mümkün kılar. Az sayıda tutulum olsa bile tüm lenf bezlerinin alınması yerine daha koruyucu cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Bu sayede hastalar, ömür boyu sürebilecek komplikasyon riskinden büyük ölçüde korunur.Meme kanseri artık yönetilebilir bir hastalık olarak görülüyorMeme kanseri, günümüzde biyolojisi daha iyi anlaşılan ve akıllı tedavi yöntemleriyle yönetilebilen bir hastalık haline geldi. Ancak erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıkları hâlâ büyük önem taşır. Bu noktada üç temel öneri öne çıkıyor:

10 Temmuz 2026 2
TAKVİYE EDİCİ GIDA PAZARI 2030’A KADAR 2,5 MİLYAR DOLARA ULAŞACAK SAĞLIK
SAĞLIK

TAKVİYE EDİCİ GIDA PAZARI 2030’A KADAR 2,5 MİLYAR DOLARA ULAŞACAK

Türkiye’de takviye edici gıda sektörü hem pazar büyüklüğü hem de tüketici güveni açısından dikkat çekici bir büyüme sürecinden geçiyor. 2024 yılında 1,43 milyar dolara ulaşan pazarın, yıllık ortalama yüzde 10,1 büyümeyle 2030’da 2,5 milyar dolara ulaşması beklenirken; Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği’nin (GTBD) XSights iş birliğiyle yürüttüğü araştırma, son üç ayda en az bir takviye Türkiye’de takviye edici gıda sektörü hem pazar büyüklüğü hem de tüketici güveni açısından dikkat çekici bir büyüme sürecinden geçiyor. 2024 yılında 1,43 milyar dolara ulaşan pazarın, yıllık ortalama yüzde 10,1 büyümeyle 2030’da 2,5 milyar dolara ulaşması beklenirken; Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği’nin (GTBD) XSights iş birliğiyle yürüttüğü araştırma, son üç ayda en az bir takviye edici gıda kullandığını belirtenlerin oranının yüzde 49,2’den yüzde 74,8’e yükseldiğini ortaya koydu. Aynı dönemde kategoriye duyulan genel güven yüzde 60’tan yüzde 77’ye çıkarken , “yeterli denetim yapılıyor” algısı da yüzde 23’ten yüzde 52’ye ulaştı. Araştırma sonuçları, büyüyen pazarla birlikte takviye edici gıda kategorisinin daha geniş bir tüketici kitlesine ulaşırken güven ve denetim algısı bakımından da güç kazandığını ortaya koydu.TÜKETİCİLER ARTIK ÇOK BİLİNÇLİ, ÜRÜN İÇERİKLERİNİ DETAYLI İNCELİYORLARAraştırmada ortaya çıkan tablo, takviye edici gıdaların yalnızca büyüyen bir kategori olmadığını; tüketici nezdinde daha görünür, daha güvenilir ve daha kurumsal bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. GTBD raporuna göre bu değişimde , son yıllarda güçlenen denetim mekanizmaları ile kurumlar arası görev paylaşımına dayalı mevcut yapı belirleyici rol oynuyor . Türkiye’de takviye edici gıdalar; ürün onayı, üretim, ithalat, ihracat ve piyasa denetimleri açısından Tarım ve Orman Bakanlığı’nın; sağlık beyanları açısından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK); reklam ve tanıtım denetimleri açısından ise Ticaret Bakanlığı’nın görev alanında yer alıyor. Bu görev paylaşımına dayalı yapı, hem gıda güvenliğini hem de tüketici sağlığını birlikte gözeten tamamlayıcı bir denetim modeli oluşturuyor.TÜKETİCİ GÜVENİNDEKİ ARTIŞ, MEVCUT YAPININ SAHADA KARŞILIK BULDUĞUNU GÖSTERİYORTüketici güvenindeki artışın, sektörün son yıllarda kurduğu yapının sahada karşılık bulduğunu gösterdiğini belirten GTBD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Samet Serttaş, “Bugün takviye edici gıdalar çok daha geniş bir tüketici kitlesinin düzenli olarak kullandığı bir kategoriye dönüştü. Daha da önemlisi, güven düzeyindeki artış ve denetim algısındaki yükseliş, mevcut sistemin tüketici nezdinde karşılık bulduğunu gösteriyor. Kullanım oranındaki artış, kategorinin daha görünür hale geldiğine işaret ederken; güven düzeyindeki yükseliş de tüketicinin ürün içeriği, denetim ve satın alma kanalları konusunda daha bilinçli hareket ettiğini ortaya koyuyor. Tüketici güvenindeki artışı yalnızca bir pazar göstergesi olarak değil, aynı zamanda bu yapının işlediğine dair önemli bir çıktı olarak görmek gerekiyor” dedi.GÜVENİ BÜYÜTEN BU İSTİKRARLI ZEMİNİ KORUMAK ÖNEMLİMevzuat tarafındaki güncel tartışmaları değerlendiren Serttaş , sektörün asıl ihtiyacının yeni bir yapı tartışması değil, tüketici güvenini destekleyen istikrarlı zeminin korunması olduğunu vurguladı. Serttaş: “Bugün tüketici güveninde gördüğümüz yükselişin arkasında, kuralların net olduğu ve denetim mekanizmalarının işlediği bir sistem var. Tüketici güveninin yükseldiği, kullanımın yaygınlaştığı ve denetim algısının güçlendiği bir tabloda, öncelik yeni bir belirsizlik alanı yaratmak değil; güveni büyüten bu istikrarlı zemini korumak olmalı” dedi.Önümüzdeki dönemde sektörün odağında tüketici güvenini destekleyen uygulamaların daha da güçlendirilmesi yer alacağını belirten Dr. Samet Serttaş, “Ürün takip sistemleri, yerli hammadde yatırımları, şeffaf etiketleme yaklaşımı ve bilimsel temelli denetim altyapısı, sektörün gelecek dönem ajandasında öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Takviye edici gıda sektöründe bugün geldiğimiz noktayı yalnızca pazar büyüklüğüyle değil, tüketicinin güveniyle okumak gerekiyor. Kullanımın artması, güvenin yükselmesi ve denetim algısının güçlenmesi; sektörün istikrarlı, bilimsel ve öngörülebilir bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Bundan sonraki en önemli sorumluluğumuz da bu zemini korumak ve daha da güçlendirmek” diye konuştu.

10 Temmuz 2026 2
HERKESİN KANSERİ FARKLI MI? SAĞLIK
SAĞLIK

HERKESİN KANSERİ FARKLI MI?

Evet diyor Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz ve ekliyor: “Kanser, her insanda farklı özelliklerde olabiliyor, klinik gidişi ve tedaviye yanıtı değişiklik gösterebiliyor. Bunun nedeni, her bireyin genetik yapısının ve yaşamı boyunca maruz kaldığı çevresel etkenlerin farklı olması. Örneğin bir kişinin DNA hasarını onarma mekanizmalarında bozukluk varsa buna bağlı tümörlerin gelişme olasılığı artabilir. Bunun yanı Evet diyor Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karagöz ve ekliyor: “Kanser, her insanda farklı özelliklerde olabiliyor, klinik gidişi ve tedaviye yanıtı değişiklik gösterebiliyor. Bunun nedeni, her bireyin genetik yapısının ve yaşamı boyunca maruz kaldığı çevresel etkenlerin farklı olması. Örneğin bir kişinin DNA hasarını onarma mekanizmalarında bozukluk varsa buna bağlı tümörlerin gelişme olasılığı artabilir. Bunun yanı sıra sigara, radyasyon, kimyasal maddeler ve mikroplar gibi çevresel etkenlere maruz kalma düzeyi de her bireyde farklı olduğu için kanserin gelişim süreci kişiye özgüdür. Tümör gelişimi esnasında her bölünmede farklı genetik değişiklikler yani mutasyonlar kazanır”Aynı kanser türüne sahip iki kişinin tedaviye farklı yanıt vermesinin normal olduğunu vurgulayan Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Karagöz, “Çünkü kanser ve tedavi süreci hem kişinin hem de tümörün özellikleriyle şekillenir. Hastanın genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları, genetik yapısı ve kullandığı ilaçlar tedavinin başarısını etkiler. Bunun yanında tümörün de kendine özgü özellikleri vardır. Bir organdan kaynaklanan kanserlerin farklı yapıda ve davranış karakterinde olabiliyor. Örneğin geçmişte akciğer kanseri morfolojik olarak sınıflandırılırken artık bu kanserlerin farklı moleküler yapıda birçok tipinin olduğu biliniyor ve bu kanserlerin her birinin tedavisi farklı oluyor” şeklinde konuştu.Kanser Genom Projesi kanserlerin genetik yapısına ışık tuttuMoleküler tıp ve genetik alanındaki gelişmelerin, kanser tedavisine bakış açısını önemli ölçüde değiştirdiğine değinen Karagöz, “Kanser Genom Projesi sayesinde kanserlerin moleküler düzeyde birbirinden farklı olduğu daha iyi anlaşıldı. Günümüzde birçok kanser hastasında tedavi kararı, bu farklılıkları ortaya koyan moleküler ve genetik testlerin sonuçlarına göre veriliyor. En uygun tedaviyi belirlemek amacıyla kullanılan bu testler, genel olarak kişinin genetik yapısını inceleyen testler ile tümörün genetik özelliklerini değerlendiren testler olmak üzere iki gruba ayrılıyor” dedi.Tümörün genetik özelliklerini inceleyen testlerKanser tedavisinin planlanmasında öncelikli olarak tümörün genetik özelliklerinin değerlendirildiğini dile getiren Karagöz, “Tümör dokusunda tek bir geni hedefleyen testler yapılabileceği gibi, yeni kuşak sekanslama (NGS) yöntemiyle birçok gen aynı anda incelenebilir. Bu analizler, tümörün ‘genetik imzasını’ ortaya koyarak tedaviye yön verir. Gerektiğinde hem DNA hem de RNA tabanlı testlerden yararlanılır. Biyopsiden alınan tümör örneğinin genetik inceleme için yeterli olmadığı durumlarda ise ‘likit biyopsi’ adı verilen yöntemle hastadan alınan kan örneği üzerinden de bu incelemeler yapılabiliyor” dedi.Bu testlerden elde edilen verilerin oldukça fazla olduğunu açıklayan Karagöz, “bu çıktılar biyoinformatik yöntemlerle analiz edilip, uluslararası veri tabanları ışığında yorumlanır. Ayrıca Moleküler Kanser Konsey’lerinde sonuçlar kapsamlı olarak değerlendirilerek hasta için en uygun tedavi planına karar verilir. Onkoloji pratiğimizde bazen klasik yöntemlerle tanı konulamaz. Bu testler bu noktada da tanıya destek olmak amacıyla kullanılabilir. Bazı kanserlerde tek bir gen değişikliği tanı koydurucu olabilir. Bazen de çoklu gen analizleri tümörün hangi organdan kaynaklandığını göstermeye yardımcı olabilir” dedi.Kişinin genetik yapısını inceleyen testlerKişinin genetik yapısını inceleyen testlerin, kanserin kalıtsal olup olmadığını ve aile bireylerinde kanser riskini artırabilecek genetik değişikliklerin bulunup bulunmadığını gösterdiğini belirten Karagöz, “Herediter kanser sendromları olarak bilinen bu durumlar, tek bir gen incelenerek ya da gerekli durumlarda birçok genin birlikte değerlendirildiği moleküler testlerle saptanabilir. Ayrıca bazı moleküler testler, hastanın belirli ilaçlara vereceği yanıtı ve olası yan etki riskini öngörmeye de yardımcı olabilir” dedi.Gelecekte tek bir kan örneği yeterli olabilirMoleküler ve genetik testlerin çok kapsamlı bilgiler sunduğunu sözlerine ekleyen Karagöz, “Gelecekte ise tek bir kan örneğiyle tanı konulması, tedavinin planlanması ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesi mümkün olabilir” açıklamasında bulundu.

02 Temmuz 2026 2
YAZ SICAKLARINDA KALBİ KORUYACAK ALTIN DEĞERİNDE ÖNERİLER SAĞLIK
SAĞLIK

YAZ SICAKLARINDA KALBİ KORUYACAK ALTIN DEĞERİNDE ÖNERİLER

Yaz ayları birçok kişi için tatil ve açık hava aktiviteleri anlamına gelse de artan sıcaklıklar kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturabiliyor. Özellikle ileri yaş grubundaki bireyler ve kalp hastaları için sıcak hava dalgalarının ciddi sağlık riskleri yaratabileceğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, yaz aylarında kalp Yaz ayları birçok kişi için tatil ve açık hava aktiviteleri anlamına gelse de artan sıcaklıklar kalp ve damar sistemi üzerinde önemli bir yük oluşturabiliyor. Özellikle ileri yaş grubundaki bireyler ve kalp hastaları için sıcak hava dalgalarının ciddi sağlık riskleri yaratabileceğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, yaz aylarında kalp sağlığını korumak için basit ancak etkili önlemler alınması gerektiğini vurguladı.Yaz aylarında kalbin iş yükü artıyorSıcak havalarda birçok kişinin daha çabuk yorulduğunu, merdiven çıkarken zorlandığını veya kısa yürüyüşlerde nefes nefese kaldığını belirten Prof. Dr. Karabay, bunun yalnızca sıcaklık hissiyle açıklanamayacağını söyledi. Prof. Dr. Can Karabay “Vücut normal ısısını koruyabilmek için sıcak havalarda daha fazla çalışır. Damarlar genişler, ciltteki kan akımı artar ve kalp vücudun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha fazla efor sarf eder. Sağlıklı bireylerde bu durum genellikle sorun yaratmaz ancak kalp hastalığı bulunanlarda sıcak hava önemli bir stres faktörüne dönüşebilir” dedi.Kalp hastaları ve yaşlılar daha fazla risk altındaSıcak havaların herkesi etkilediğini ancak bazı gruplarda riskin daha yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Karabay, kalp yetersizliği bulunan hastalar, koroner arter hastalığı olanlar, yüksek tansiyon nedeniyle tedavi görenler ve ileri yaş grubundakilerin daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarda sıvı kaybının fark edilmeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Karabay, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin kalp sağlığının önemli bir parçası olduğunu vurguladı.Susamayı beklemek geç kalmak anlamına gelebilirSıcak havalarda vücudun susuz kalmasının kalp üzerinde ek yük oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, “Susuzluk hissi ortaya çıktığında bazen vücut önemli miktarda sıvı kaybetmiş olabilir. Özellikle yaşlı hastaların düzenli sıvı tüketimine dikkat etmesi gerekir. Susamayı beklemek çoğu zaman geç kalmak anlamına gelir” diye konuştu.İlaçlar doktor kontrolü dışında değiştirilmemeliKalp hastalarının önemli bir bölümünün düzenli ilaç kullandığını söyleyen Prof. Dr. Karabay, özellikle idrar söktürücü kullananlarda sıcak havalarda sıvı kaybının daha belirgin hale gelebildiğini söyledi. Bazı hastalarda yaz aylarında ilaçların yeniden değerlendirilmesinin gerekebileceğini belirten Karabay, “Hastalar kendi kendilerine ilaç değişikliği yapmamalı. İlaçların azaltılması veya kesilmesi gerektiği düşünülüyorsa buna mutlaka doktor kontrolünde karar verilmeli” dedi.Tatilde kalp sağlığını korumak mümkünYaz aylarında alınacak basit önlemlerin ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini belirten Prof. Dr. Karabay, özellikle günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında uzun süre güneş altında kalınmaması gerektiğini söyledi. Açık havada yapılacak yürüyüş ve egzersizlerin sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde tercih edilmesini öneren Karabay, yeterli sıvı tüketimi, hafif beslenme ve düzenli uykunun da sıcak havalarla mücadelede önemli olduğunu ifade etti.YAZ AYLARINDA KALBİ KORUYACAK 5 ÖNERİProf. Dr. Can Yücel Karabay, yaz aylarında kalp sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu:• Gün boyunca düzenli su tüketin.• Öğle saatlerinde uzun süre güneş altında kalmayın.• Egzersizleri sabah veya akşam saatlerinde yapın.• İlaçlarınızı doktor önerisi dışında değiştirmeyin.• Aşırı sıcak günlerde vücudunuzu zorlayacak aktivitelerden kaçının.

02 Temmuz 2026 2
PANKREAS KANSERİ TEDAVİSİNDE TARİHİ DÖNÜM NOKTASI: YENİ AKILLI İLAÇ SAYESİNDE PANKREAS KANSERİ KORKUTUCU BİR HASTALIK OLMAKTAN ÇIKACAK SAĞLIK
SAĞLIK

PANKREAS KANSERİ TEDAVİSİNDE TARİHİ DÖNÜM NOKTASI: YENİ AKILLI İLAÇ SAYESİNDE PANKREAS KANSERİ KORKUTUCU BİR HASTALIK OLMAKTAN ÇIKACAK

Yıllardır en ölümcül kanser türlerinden biri olarak kabul edilen pankreas kanseri için bilim dünyasından umut veren haberler geliyor. Pankreas hastalıkları alanındaki en prestijli bilimsel platformlardan biri olan Avrupa Pankreas Derneği (EPC) ile Uluslararası Pankreatoloji Derneği’nin (IAP) ortak düzenlediği 58. EPC/IAP Ortak Kongresi, bu yıl ilk kez Türkiye’de, İstanbul’da gerçekleştirildi. Acıbadem Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Acıbadem Üniversitesi Yıllardır en ölümcül kanser türlerinden biri olarak kabul edilen pankreas kanseri için bilim dünyasından umut veren haberler geliyor. Pankreas hastalıkları alanındaki en prestijli bilimsel platformlardan biri olan Avrupa Pankreas Derneği (EPC) ile Uluslararası Pankreatoloji Derneği’nin (IAP) ortak düzenlediği 58. EPC/IAP Ortak Kongresi, bu yıl ilk kez Türkiye’de, İstanbul’da gerçekleştirildi. Acıbadem Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Avrupa Pankreas Derneği Başkanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan’ın başkanlığında düzenlenen kongre; 46 ülkeden 1.200’ü aşkın cerrahı, onkoloğu, gastroenteroloğu, patoloğu ve temel bilim araştırmacısını aynı çatı altında buluşturdu. Dünyanın pankreas alanındaki en saygın bilim insanlarının katıldığı kongrede, pankreas kanseri ve pankreas hastalıklarına ilişkin en güncel bilimsel gelişmeler tüm yönleriyle ele alınırken, özellikle ABD’de düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi’nde açıklanan ve dünya tıp camiasında büyük yankı uyandıran son araştırma sonuçları da İstanbul’da ilk kez bu kapsamda ayrıntılarıyla değerlendirildi. Hedefe yönelik ilaçlardan yapay zekâ destekli erken tanıya, kişiye özel kanser aşılarından gelişmiş cerrahi tekniklere kadar pankreas hastalıklarının geleceğini şekillendirecek yenilikler, Türkiye’de ilk kez bu denli geniş katılımlı uluslararası bir bilimsel platformda masaya yatırıldı.Kongrede en çok ilgi gören başlıklardan biri ise Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi’nde açıklanan hedefe yönelik tedavi araştırmasının sonuçları oldu. Uzmanların şimdiye kadar pankreas kanseri alanındaki en önemli gelişmelerden biri olarak değerlendirdiği araştırmada, KRAS genini hedefleyen yeni nesil akıllı ilacın standart tedaviye yanıt vermeyen ileri evre pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarması, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. 58. EPC/IAP Ortak Kongresi’nde bu çarpıcı gelişmenin klinik uygulamaya nasıl yansıyacağı, hangi hasta gruplarının bu tedaviden yararlanabileceği ve gelecekte tedavi algoritmalarını nasıl değiştireceği tüm ayrıntılarıyla tartışıldı. Uzmanlar, bu gelişmenin yalnızca yeni bir ilacın başarısını değil, pankreas kanserine yaklaşımda köklü bir değişimin ve yeni bir dönemin başlangıcını temsil ettiğini vurguladı…Dünya genelinde her yıl yaklaşık 510 bin kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor. Türkiye’de ise yılda yaklaşık 7-8 bin yeni vaka görülüyor. Hastalıkla ilgili en önemli sorun ise erken dönemde belirti vermemesi. Bu nedenle hastaların büyük bölümü ileri evrede tanı alıyor ve pankreas kanseri hâlâ kanser kaynaklı ölümlerin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Ancak kongrede paylaşılan yeni bilimsel çalışmalar, bu tablonun değişmeye başladığını gösteriyor. Kongre Başkanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, pankreas kanseri araştırmalarında tarihi bir döneme girildiğini söylüyor.Pankreas Kanserini Tamamen İyileştirmeyi HedefliyoruzASCO’da açıklanan yeni hedefe yönelik ilacın sonuçlarının, ABD’nin ardından ilk kez İstanbul’daki kongrede bilim dünyasıyla ayrıntılı biçimde paylaşıldığını belirten Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, bunun pankreas kanseri tedavisinde gerçek anlamda bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor: “Pankreas kanserinde umut veren bir döneme giriyoruz. ASCO’da açıklanan çalışma, son yılların en önemli bilimsel gelişmelerinden biri. Yeni KRAS inhibitörü, ilk tedavisi başarısız olan metastatik pankreas kanseri hastalarında ek kemoterapi gerektirmeden yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarıyor. Üstelik hastaların ağrıları azalıyor, yaşam kaliteleri artıyor ve tedavi günde tek tabletle uygulanabiliyor. Bu gerçekten son derece umut verici bir gelişme”…Yeni ilacın bugün yalnızca metastatik hastalarda değerlendirildiğini ancak bunun yalnızca başlangıç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, şimdi ilacın kemoterapiyle birlikte kullanımını, ameliyat öncesinde ve sonrasında uygulanmasını araştıran çalışmaların sürdüğünü belirtiyor. Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, “Bugünkü hedefimiz yalnızca yaşam süresini uzatmak değil. Asıl hedefimiz, gelecekte bazı hastaları tamamen iyileştirebilmek. Eğer bu çalışmalar beklediğimiz gibi sonuçlanırsa, pankreas kanserinin doğal seyrini değiştirebiliriz” değerlendirmesini yapıyor.Pankreas Kanseri Gelecekte Kronik Bir Hastalığa DönüşebilirPankreas kanserine bakış açısının son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, meme kanserinde yaşanan bilimsel dönüşümün benzerinin pankreas kanserinde de yaşanabileceğini düşünüyor: “20 yıl önce meme kanseri de çok korkulan hastalıklardan biriydi. Bugün geldiğimiz nokta ortada. Bilim aynı hızla ilerlemeye devam ederse, önümüzdeki 10-20 yıl içinde pankreas kanseri de tedavi edilebilir, bazı hastalarda tamamen iyileştirilebilir, birçok hastada ise uzun yıllar kontrol altında tutulabilen kronik bir hastalığa dönüşebilir.”Yeni Geliştirilen İlaç “Oyunu Değiştiriyor”Almanya’daki Heidelberg Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji, Hepatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları ve Zehirlenmeler Bölümü Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Patrick Michl, ASCO 2026’da açıklanan uluslararası çalışmanın pankreas kanseri tedavisinde uzun yıllardır beklenen kırılma noktası olduğunu söylüyor. Yeni KRAS inhibitörünü değerlendiren Prof. Dr. Patrick Michl, “Bizim üniversitemizin de içinde bulunduğu bu yeni ilaç çalışması, standart kemoterapi sonrasında hastalığı ilerleyen metastatik pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkardı. Bu, pankreas kanseri araştırmaları açısından devrim niteliğinde bir gelişme” diyor.Yeni tedavinin yalnızca yaşam süresini uzatmadığını, hastaların yaşam kalitesini de artırdığını söyleyen Prof. Dr. Patrick Michl, ilacın kemoterapiye kıyasla farklı yan etki profiline sahip olduğunu, bu yan etkilerin yönetimine yönelik çalışmaların da eş zamanlı sürdüğünü ifade ediyor.Sıradaki Hedef, Akıllı İlaçları İmmünoterapi Ve Kanser Aşılarıyla BirleştirmekPankreas kanseri tedavisinin geleceğinin tek bir ilaçtan değil, tedavi kombinasyonlarından geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Patrick Michl, bugün en yoğun çalışılan alanın KRAS inhibitörlerinin kemoterapi, immünoterapi ve diğer hedefe yönelik tedavilerle birlikte kullanılması olduğunu söylüyor: “Hastaların önemli bölümü bu ilaçlardan fayda görüyor ancak zaman içinde direnç gelişebiliyor. Şimdi amacımız bu direnci kıracak yeni kombinasyonlar geliştirmek. Hedefe yönelik ilaçları immünoterapi ve diğer biyolojik tedavilerle birlikte kullanarak çok daha uzun sağkalım elde etmeyi hedefliyoruz”.Pankreas kanserinde umut veren bir diğer alanın ise kişiye özel geliştirilen mRNA kanser aşıları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Patrick Michl, “Hastanın ameliyatla çıkarılan tümöründen veya biyopsi örneğinden elde edilen moleküler bilgiler kullanılarak hazırlanan bu aşılar, bağışıklık sistemine tümör hücrelerini tanımayı öğretiyor. Böylece vücudun kendi savunma sistemi geride kalan kanser hücrelerini hedef alabiliyor. Erken sonuçlar oldukça umut veriyor. Özellikle ameliyat edilen hastalarda geliştirilen mRNA aşılarının, hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemede önemli rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki 1-2 yıl içinde büyük klinik çalışmaların sonuçlarını bekliyoruz” diyor.Asıl Hedefimiz Kanseri Tedavi Etmekten Ziyade, Oluşmasını ÖnlemekDünyanın önde gelen pankreas uzmanlarını İstanbul’da bir araya getiren bu kongre, yalnızca onkologları değil; gastroenterologlardan cerrahlara, patologlardan temel bilim araştırmacılarına kadar pankreas kanseri alanında çalışan farklı disiplinlerden bilim insanlarını aynı çatı altında buluşturan önemli bir platform oldu. Pankreas kanserinin ancak multidisipliner bir yaklaşımla ele alınabileceğini yansıtan bu güçlü bilimsel etkinliğin dikkat çeken konuşmacılarından biri de Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Laura Wood oldu. Dünyada pankreas kanserinin oluşum mekanizmalarını araştıran en önemli bilim insanları arasında gösterilen Doç. Dr. Laura Wood, çalışmalarını kanser geliştikten sonraki döneme değil, hastalığın ortaya çıkmasından önceki evrelere odaklıyor. PanIN ve IPMN olarak adlandırılan kanser öncüsü lezyonları inceleyen ekibiyle birlikte, hangi hücrelerin kansere dönüşme potansiyeli taşıdığını ortaya çıkarmaya çalıştıklarını söylüyor: “Bu, pankreas kanserini ortaya çıkmadan önlemenin anahtarı olabilir. Biz pankreas kanserini tedavi etmekten önce nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz. Kanser öncüsü hücrelerin neden bazı kişilerde kansere dönüştüğünü, bazılarında ise dönüşmediğini araştırıyoruz. Eğer bu dönüşümü durdurabilirsek gelecekte pankreas kanserini başlamadan önleme şansımız olacak”…Pankreas kanserine karşı yeni geliştirilen KRAS inhibitörünün bugün ileri evre hastalarda umut verdiğini, bundan sonraki hedefin ise aynı ilacı çok daha erken dönemde kullanabilmek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Laura Wood, “Şu sıralar yaptığımız bilimsel çalışmalarda genetik analizler, moleküler biyoloji yöntemleri ve yapay zekâ destekli görüntüleme sistemlerinden yararlanarak hangi öncü lezyonların kansere dönüşme riski taşıdığını belirlemeye çalışıyoruz. Amacımız tüm öncü lezyonları tedavi etmek değil. Önemli olan hangilerinin gerçekten kansere dönüşeceğini saptayabilmek. Böylece gereksiz tedavileri önlerken yüksek risk taşıyan hastaları çok erken dönemde koruyabileceğiz” diyor.

02 Temmuz 2026 2
PROF. DR. HAYDAR SUR: “SUSAMAYI BEKLEMEDEN SU İÇİN!” SAĞLIK
SAĞLIK

PROF. DR. HAYDAR SUR: “SUSAMAYI BEKLEMEDEN SU İÇİN!”

Yaz mevsimiyle birlikte etkisini artıran sıcak hava dalgaları, özellikle risk grubundaki bireyler için ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, insan vücudunun belirli sıcaklık sınırları içinde en sağlıklı şekilde çalıştığını belirterek, aşırı sıcakların fizyolojik dengeyi bozduğunu ve hayati risk oluşturabilecek tabloların gelişmesine neden olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Haydar Sur, “Vatandaşlarımız Yaz mevsimiyle birlikte etkisini artıran sıcak hava dalgaları, özellikle risk grubundaki bireyler için ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, insan vücudunun belirli sıcaklık sınırları içinde en sağlıklı şekilde çalıştığını belirterek, aşırı sıcakların fizyolojik dengeyi bozduğunu ve hayati risk oluşturabilecek tabloların gelişmesine neden olabileceğini söyledi.Prof. Dr. Haydar Sur, “Vatandaşlarımız özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında uzun süre kalmamalıdır. Açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Düzenli aralıklarla gölge alanlarda dinlenilmeli ve susamayı beklemeden su tüketilmelidir.” dedi.Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, aşırı sıcak havanın yarattığı tehlikeler ve alınacak önlemleri ele aldı.İnsan vücudu belirli sıcaklık aralığında en verimli şekilde çalışırİnsan sağlığı açısından hem vücut iç sıcaklığı hem de yaşanılan ortam sıcaklığının belirli sınırlar içinde olduğunda fizyolojik işlevlerin en verimli şekilde çalıştığına işaret eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Sağlıklı bir erişkinde normal vücut sıcaklığı genellikle 36,1-37,2 derece arasındadır. Ortalama kabul edilen değer yaklaşık 36,5-37 derece civarındadır. Vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesi hipotermi riskini artırırken, 38 derecenin üzeri ateş olarak değerlendirilir. Vücut sıcaklığının 40 dereceyi aşması ise sıcak çarpması ya da ciddi hipertermi açısından yaşamı tehdit edebilecek bir tablo oluşturabilir.” dedi.İdeal ortam sıcaklığı 20-24 derece arasında olmalıYalnızca sıcaklığın değil nem oranının da sağlık açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sur, “İnsanların kendilerini en rahat hissettikleri ortam sıcaklığı genellikle 20-24 derece arasındadır. Bunun yanında bağıl nem oranının yüzde 40-60 seviyelerinde olması gerekir. Yüksek nem terin buharlaşmasını engelleyerek sıcaklığın daha fazla hissedilmesine neden olurken, çok düşük nem ise ciltte ve solunum yollarında kuruluğa yol açabilir.” diye konuştu.İnsan biyolojisi açısından en uygun iklim koşulları nelerProf. Dr. Sur, araştırmaların, insan vücudunun enerji harcamadan ısı dengesini koruyabildiği “termal konfor bölgesinin” yaklaşık 22–25 derece sıcaklık ve yüzde 40–60 nem ile hafif hava akımı bulunan ortamlar olduğunu gösterdiğini de kaydetti.Aşırı sıcaklar vücudun denge mekanizmasını bozuyorAşırı sıcakların vücudun ısı düzenleme sistemini zorladığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Aşırı sıcaklar, vücudun ısı dengesini sağlayan mekanizmalarını zorlayarak birçok sağlık sorununa yol açabilir. İnsan vücudu terleme yoluyla serinlemeye çalışır; ancak yüksek sıcaklık ve nem oranı arttığında bu mekanizma yeterince etkili olamaz. Ayrıca vücut suyunu tüketerek kurumaya neden olur. Bu hayatı tehdit eden dehidratasyon olarak adlandırılır.” ifadesinde bulundu.Kalp ve böbrek hastaları daha büyük risk altındaAşırı sıcaklarda en sık görülen sağlık sorunlarına değinen Prof. Dr. Haydar Sur, “Susuz kalma, halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesi, kas krampları, baş ağrısı, düşük tansiyon ve bayılma, ısı bitkinliği ve sıcak çarpması en sık karşılaşılan tablolardır. Bunun yanında böbrek fonksiyonlarında bozulma görülebilir ve mevcut kalp-damar hastalıkları ağırlaşabilir. Uzun süre sıcağa maruz kalmak kronik hastalıkların da alevlenmesine neden olabilir.” diye konuştu.Sıcak çarpması acil müdahale gerektiren bir durumSıcak çarpmasının vücudun ısı düzenleme mekanizmasının tamamen yetersiz kalması sonucu geliştiğini belirten Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti:“Sıcak çarpmasında vücut sıcaklığı genellikle 40 derecenin üzerine çıkar. Şiddetli baş ağrısı, yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, sersemlik, bulantı, kusma, nabızda hızlanma, nefes alıp vermede artış, sıcak ve kuru cilt ya da aşırı terleme, kasılmalar ve bilinç kaybı görülebilir. Bilinç kaybı, nöbet geçirilmesi, solunum güçlüğü, şok tablosu veya organ yetmezliği bulguları gelişmesi halinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.”11.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten kaçınılmalıÖzellikle dış ortamda çalışanlar ve spor yapanların daha dikkatli olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Vatandaşlarımız özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında uzun süre kalmamalıdır. Fiziksel aktiviteler sabah erken veya akşam serin saatlerde yapılmalıdır. Açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Düzenli aralıklarla gölge alanlarda dinlenilmeli ve susamayı beklemeden su tüketilmelidir. Aşırı sıcak günlerde ağır egzersizlerden kaçınılmalı, güneş koruyucu ürünler de ihmal edilmemelidir.” şeklinde konuştu.Sıcak havalarda günlük 2-3 litre su tüketilmeliSıcak havalarda sıvı tüketiminin büyük önem taşıdığına işaret eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Sağlıklı erişkinlerin günde yaklaşık 2-3 litre su tüketmesi önerilir. Yoğun fiziksel aktivite yapanlarda ve dış ortamda çalışanlarda bu miktar daha da artabilir. Susamayı beklemeden su içilmeli, terlemeyle kaybedilen mineraller ayran, kefir veya maden suyu gibi içeceklerle desteklenmelidir.” dedi.Şekerli içeceklerden uzak durulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Sur, “Kafeinli ve alkollü içecekler sıvı kaybını artırabileceği için özellikle aşırı sıcak günlerde tercih edilmemelidir. İdrar renginin koyulaşması susuzluğun önemli bir göstergesidir.” diye konuştu.Risk grupları daha dikkatli olmalıYaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan bireylerin sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Haydar Sur, “Bu kişiler günün sıcak saatlerinde dışarı çıkmamalı, düzenli sıvı tüketmeli, ev ortamı serin tutulmalı ve hafif beslenmelidir. Kalp, böbrek, diyabet veya solunum hastalığı bulunan bireyler belirtiler açısından daha dikkatli olmalıdır. Özellikle yaşlı bireylerin sıvı alımı yakınları tarafından takip edilmelidir.” ifadelerini kullandı.Klimalar 23-26 derece arasında çalıştırılmalıEv ortamında serin kalabilmek için de önerilerde bulunan Por. Dr. Sur, “Gündüz saatlerinde perdeler kapalı tutulmalı, ev sabah ve akşam serin saatlerde havalandırılmalıdır. Gereksiz elektrikli cihaz kullanımı azaltılmalı, hafif kıyafetler tercih edilmeli ve ılık duş alınabilir.” dedi.Klima kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Prof. Dr. Sur, “Klimalar 23-26 derece arasında ayarlanmalı, filtreleri düzenli temizlenmeli ve soğuk hava doğrudan kişiye üflenmemelidir. Ani sıcaklık değişimlerinden kaçınılmalıdır. Vantilatörler ise ortam çok sıcak olduğunda tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle yaşlı bireylerde uzun süre doğrudan hava akımı oluşturulmamalıdır.” şeklinde konuştu.Sıcak çarpmasında ilk yardım hayat kurtarabilirSıcak çarpması yaşayan kişiye uygulanacak ilk yardımın büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Kişi hemen gölge veya serin bir ortama alınmalı, fazla giysileri çıkarılmalı, boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerine soğuk uygulama yapılmalıdır. Bilinci açıksa küçük yudumlarla su verilebilir. Soğuk duş veya ıslak havlu uygulaması da yararlı olabilir.” diye konuştu.Prof. Dr. Sur, “Bilinç bulanıklığı, bayılma, konuşma bozukluğu, yüksek ateş, nöbet, şiddetli nefes darlığı, kusmanın sürmesi veya kişinin sıvı alamaması durumunda vakit kaybetmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.” uyarısında bulundu.Toplumun doğru bilgilendirilmesi de en az bireysel önlemler kadar önemliAşırı sıcaklarla mücadelede halk sağlığı iletişiminin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, “Vatandaşlara meteorolojik sıcaklık uyarıları önceden ulaştırılmalı, SMS ve mobil uygulama bildirimleri etkin kullanılmalıdır. Riskli günlerde vatandaşlar sıcak çarpması konusunda bilgilendirilmelidir. Televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve sosyal medya aracılığıyla düzenli bilgilendirme yapılmalıdır. Sağlık kuruluşlarında bilgilendirici afiş ve broşürlere yer verilmeli, belediyeler de dijital ekranlar, toplu taşıma araçları ve hoparlör anonslarıyla vatandaşları bilgilendirmelidir.” diye konuştu.Prof. Dr. Sur, sözlerini şöyle tamamladı: “Mesajların kısa ve anlaşılır olması gerekir. ‘11.00-16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın’, ‘Susamayı beklemeden su için’, ‘Yaşlı yakınlarınızı düzenli kontrol edin’, ‘Baş dönmesi, bilinç bulanıklığı veya yüksek ateş gelişirse sağlık kuruluşuna başvurun’ gibi basit ama etkili uyarılar toplum sağlığının korunmasında önemli rol oynar. Aşırı sıcaklar özellikle risk gruplarında yaşamı tehdit edebilecek sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Ancak doğru bilgilendirme ve basit koruyucu önlemlerle toplumun sıcak hava dalgalarına karşı dayanıklılığı artırılabilir.”

02 Temmuz 2026 2