Yemek borusundaki 13 santimetrelik dev kitle kapalı cerrahi yöntemle çıkarıldı
Yemek borusundaki 13 santimetrelik dev kitle kapalı cerrahi yöntemle çıkarıldı
Habere GitÇorum Fizik Tedavi Hastanesi Bakanlığın Yatırım Programına Alındı
Ankara İskilipliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Daşcı'nın, Çorum'un fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Sağlık Bakanlığına yaptığı kapsamlı resmi başvuru önemli bir aşamaya ulaştı. Sağlık Bakanlığı, "Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Hastanesi Ek Bina Yatırımı"nı 2027 yılı yatırım programına alınmak üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına sundu.
Habere GitSağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!
Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.
Habere Git351. Sayı
Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.
CANLI YAYIN TAKVİMİ
ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR
Muayene Katılım Payı Nedir?|Sağlıkla Güvende Kalın 79. Bölüm
KLS Martin’in İleri Cerrahi Çözümleri Oypa Medikal Güvencesiyle Türkiye’de
PAQEN: Tıbbi Cihazlarda İnovasyon, Regülasyon ve AR-GE’nin Güçlü Ortağı
KÖŞE
SAĞLIKTA KURUM ÇOK, TEMSİLCİ ÇOK; PEKİ NEDEN HÂLÂ AYNI KONULARI KONUŞUYORUZ?
Mustafa DAŞCI
GÜNCEL HABERLER
SAĞLIK
Uzmanından çocuklarda sık görülen aftlara karşı uyarı
Yemek yerken ağrıya neden olan, çocukların günlük yaşamını olumsuz etkileyen aftlar birçok farklı sebeple ortaya çıkabiliyor. Medipol Koşuyolu HastanesiÇocuk Sağlığıve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr... Yemek yerken ağrıya neden olan, çocukların günlük yaşamını olumsuz etkileyen aftlar birçok farklı sebeple ortaya çıkabiliyor. Medipol Koşuyolu Ha…
SAĞLIK
Aile hekimlerine Leflunomid reçeteleme yetkisi tanındı
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) yapılan düzenlemeye ilişkin, "Yeni düzenleme ile aile hekimlerimize Leflunomid reçeteleme yetkisi tanındı, nörolojik hastalarımızın enteral beslenme ürünlerinin rapor süreleri 1 yıla uzatıldı." ifadesini kullandı Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından, Resmi Gazete'de yayımlanan "S…
SAĞLIK
17 yaşında görme kaybı yaşayan kadın, kızını doğururken görme yetisini tamamen kaybetti
İzmir'de yaşayan Fidan Kılınç (45), halk arasında 'tavukkarası' olarak bilinen Stargardt hastalığı nedeniyle 17 yaşından itibaren görme kaybı yaşamaya başladı. 33 yaşında kızı Deniz'i dünyaya getirirken görme yetisini tamamen kaybeden Kılınç, hayata küsmek yerine rengarenk çantalar örmeye başladı. Kılınç, hobi olarak başladığı örgü işinden gelen s…
SAĞLIK
610 gram doğan bebeğe kalp ameliyatı
Ordu'da, 19 gün önce 610 gram doğan prematüre bebek Rüzgar ameliyat edildi Ordu'nun Altınordu ilçesinde yaşayan 24 haftalık gebe Vildan Baş, 10 Ağustos'ta Ordu Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde doğum yaptı."Rüzgar" adı verilen 610 gram ağırlığındaki bebeğe, doğumsal kalp hastalıklarından "Patent Duktus Arteriozus (PDA)" teşhisi konuld…
DUYURULAR
SAĞLIK
SGK geri ödeme listesine 3 ilaç daha eklendi
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 2 Hemofili B ve bir kanser ilacının daha Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) geri ödeme listesine alındığını bildirdi Işıkhan, NSosyal hesabından, Resmi Gazete'de yayımlanan "Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"e ilişkin paylaşımda bulundu.Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaya devam ettiklerini belirten Işıkhan, şunları kaydetti: "2 adet Hemofili B ilacı ve bir adet kanser ilacı olmak üzere biri yerli üretim 3 ilacı geri ödeme kapsamımıza aldık. Eczanelerde üretilen majistral ilaçlarda kurumumuzca ödenen tutarı yüzde 40 oranında artırdık. Çocuk cerrahisinde uygulanan işlemlerin kapsamını genişlettik. Kemik iliği nakli süreçlerinde önemli iyileştirmeleri hayata geçirdik. Kemik iliği nakli bekleyen hastalarımız için uygun verici bulunmasına yönelik tarama süreçlerini güncelledik, tedavi ve ilaç uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yaptık. Hastalarımıza acil şifalar temenni ediyor, hayırlı olmasını diliyorum."Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
Duymer kendi adını taşıyan işitme cihazıyla Türkiye pazarına girmeye hazırlanıyor
İşitmecihazları sektöründe faaliyet gösteren Duymer İşitme Cihazları, büyüme hedefleri doğrultusunda yeni bir adım attığını duyurdu. Türkiye genelinde 140 şubesi bulunan Duymer'in kendi markasını taşı... İşitmecihazları sektöründe faaliyet gösteren Duymer İşitme Cihazları, büyüme hedefleri doğrultusunda yeni bir adım attığını duyurdu. Türkiye genelinde 140 şubesi bulunan Duymer'in kendi markasını taşıyacak işitme cihazlarını kullanıcıların hizmetine sunmak için çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi. Duymer İşitme Cihazları CEO'su Salih Baz, kendi markalarını oluşturma fikrinin uzun süredir gündemlerinde olduğunu belirterek, bu kararın sahada karşılaştıkları ihtiyaçlardan doğduğunu söyledi. Baz, "Biz yıllardır işitme cihazı kullanan insanlarla birebir temas halindeyiz. Hangi cihazın hangikullanıcıiçin daha uygun olduğunu, insanlarıncihazkullanırken yaşadığı sıkıntıları, beklentilerini sahada görüyoruz. 140 şubemiz sayesinde Türkiye'nin çok farklı bölgelerinden ciddi bir deneyim biriktirdik. Şimdi bu deneyimi kendi markamızla bir ürüne dönüştürmek istiyoruz" dedi.'KULLANICININ NE İSTEDİĞİNİ BİLİYORUZ'Kendi markalarıyla pazara girmelerinin yalnızca yeni bir ürün satmak anlamına gelmediğini vurgulayan Baz, asıl hedeflerinin kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap veren cihazlar ortaya koymak olduğunu ifade etti. Baz, "Bizim en büyük avantajımız sahayı biliyor olmamız. Kullanıcı ne istiyor, hangi noktada sorun yaşıyor, cihazdan beklentisi ne, bunları yıllardır dinliyoruz. Dolayısıyla ürün geliştirirken masa başında tahmin yürütmek yerine, doğrudan kullanıcıdan gelen deneyimlerden yararlanacağız" diye konuştu.İşitme cihazlarında teknolojinin her geçen gün geliştiğini belirten Baz, ses kalitesinin yanı sıra kullanım kolaylığının da büyük önem taşıdığını dile getirip, "Teknoloji çok hızlı ilerliyor. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, kullanıcı cihazı rahat kullanamıyorsa bunun bir anlamı yok. Biz hem teknolojik olarak güçlü hem de insanların günlük hayatında rahatlıkla kullanabileceği ürünler üzerinde çalışıyoruz. Burada bizim için en önemli konu kullanıcı memnuniyeti" ifadelerini kullandı.'SADECE CİHAZ SATMAYACAĞIZ'Duymer'in 140 şubelik ağıyla yeni markanın arkasında güçlü bir hizmet yapısının bulunacağını belirten Baz, işitme cihazının satışından sonraki sürecin de en az cihazın kendisi kadar önemli olduğunu söyledi. Baz, "İşitme cihazı alıp kullanıcıyı yalnız bırakmak bizim anlayışımız değil. Cihazın kişiye uygun şekilde uygulanması, kullanıcının alışması, gerektiğinde ayarlarının yapılması ve satış sonrasında destek verilmesi çok önemli. Kendi markamızda da bunu değiştirmeyeceğiz. Tam tersine ürünün arkasında Duymer'in hizmet gücü olacak" dedi.'YERLİ BİR MARKA OLARAK BÜYÜTMEK İSTİYORUZ'Kendi markalarını uzun vadeli bir proje olarak gördüklerini dile getiren Baz, hedeflerinin Türkiye'de güçlü ve güvenilir bir işitme cihazı markası oluşturmak olduğunu söyledi. Baz, "Biz bu işe sadece bir marka çıkaralım, birkaç model satalım diye bakmıyoruz. Uzun vadeli düşünüyoruz. Türkiye'de kullanıcıların güveneceği, arkasında hizmet alabileceği, teknolojisini sürekli geliştiren bir marka oluşturmak istiyoruz. Bunun için de Duymer'in yıllardır oluşturduğu deneyim ve güven bizim en büyük gücümüz" diye konuştu. Ürünlerin teknik özellikleri, model seçenekleri ve satışa çıkış tarihinin çalışmalar tamamlandıktan sonra açıklanacağını belirten Baz, "Şu anda çalışmalarımız devam ediyor. Detayları netleştirdiğimiz zaman kamuoyuyla paylaşacağız. Bizim için önemli olan acele etmek değil, doğru ürünü ortaya çıkarmak" dedi.Kaynak: DHA
SAĞLIK
Bakan Işıkhan: 1’i yerli üretim 3 ilacı geri ödeme kapsamımıza aldık
Bakan Işıkhan, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaya devam ediyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla Sağlık Uygulama Tebliği’n... Bakan Işıkhan, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaya devam ediyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla Sağlık Uygulama Tebliği’nde yaptığımız yeni düzenlemeler; 2 adet Hemofili B ilacı ve 1 adet kanser ilacı olmak üzere 1’i yerli üretim 3 ilacı geri ödeme kapsamımıza aldık. Eczanelerde üretilen majistral ilaçlarda kurumumuzca ödenen tutarı yüzde 40 oranında artırdık. Çocuk cerrahisinde uygulanan işlemlerin kapsamını genişlettik. Kemik iliği nakli süreçlerinde önemli iyileştirmeleri hayata geçirdik. Kemik iliği nakli bekleyen hastalarımız için uygun verici bulunmasına yönelik tarama süreçlerini güncelledik, tedavi ve ilaç uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yaptık. Hastalarımıza acil şifalar temenni ediyor, hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı.Kaynak: DHA
SAĞLIK
Prof. Dr. Ahmet Aydın: Akrep gördüyseniz çevresini kontrol edin, kardeşleri yakında olabillir
Yeditepe Üniversitesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, metropollerde akreplerin kırsal alanların yanı sıra otluk ve çimenlik bölgelerde, inşaat yıkıntıları ile çalı ... Yeditepe Üniversitesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, metropollerde akreplerin kırsal alanların yanı sıra otluk ve çimenlik bölgelerde, inşaat yıkıntıları ile çalı ve çırpıların bulunduğu alanlarda görülebileceğini söyledi. Prof. Dr. Aydın, “Metropollerde kırsal kesim çok fazlaysa, akreplerin yaşayabileceği otluk, çimenlik alanların, inşaat yıkıntılarının veya çalı çırpı yığınlarının bulunması durumunda bu yerlerde akrepler çok bulunabilir. Çünkü onlar da doğanın bir parçası. Bugüne kadar yaygın görmesek bile metropollerde de görülebilirler” diye konuştu.‘NEMLİ ORTAMLARI SEVİYORLAR’Akreplerin nemli ortamları sevdiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “İstanbul şu anda çok nemli. Belki bu nemden dolayı artık evlere kadar girecek hale gelmiş olabilirler” ifadelerini kullandı.‘70’E YAKIN TÜRÜ CİDDİ ZEHİRLENMEYE YOL AÇABİLİYOR’Dünyada binlerceakreptürü bulunduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, bunlardan yaklaşık 70’inin insanlarda ciddi zehirlenmelere yol açabildiğini ifade etti. Türkiye’de de zehirli akrep türlerinin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Aydın, “Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ya da nemli alanlarda bu türler bizde de mevcut. En azından birkaç türü ciddi şekilde zehirli ve karşımıza çıkanlar da genellikle zehirli akrepler” açıklamasında bulundu.‘AKREP SOKMASINDA BELİRTİLERE DİKKAT’Akrep sokmalarında paniğe kapılmamak gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, zehirlenmenin şiddetinde akrebin büyüklüğü ve vücuda giren zehir miktarının önemli olduğunu söyledi. Aydın, “Çok panik yapmamak gerekir. Çünkü akrebin boyutuna göre insana zerk edeceği zehir miktarı değişecektir. Küçük bir akrepse zehir miktarı daha az olacaktır ve bu durumda genellikle çok büyük zehirlenme belirtisi olmaz” dedi.Akrep sokmalarında çoğunlukla sokulan bölgede ağrı, kızarıklık ve şişlik gibi lokal belirtilerin görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Aydın, “Vatandaşlarımız mümkün olduğu kadar böyle bir akrep zehirlenmesiyle karşılaşırlarsasağlıkkuruluşuna gitmeli. Sistemik belirti dediğimiz solunum durması, kalp durması, kalp çarpıntısı gibi etkiler daha az görülür. Ancak sokan akrebin büyüklüğü, sokan akrebin sayısı ve vücuda giren zehir miktarı çok önemli. Bunlar az olduğu zaman lokal etkilerle geçer. Daha yüksek zehirlenmelerde solunumun hızlanması ve kalp çarpıntısı gibi sistemik belirtiler meydana gelebilir” diye konuştu.‘CİDDİ VAKALARDA ANTİVENOM TEDAVİSİ UYGULANABİLİYOR’Ciddi akrep zehirlenmelerinde sağlık kuruluşlarında antivenom tedavisinin uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Acil servise gittikleri anda, eğer ciddi bir zehirlenmeyse acil servislerimizde akrep serumu adı altında akrep panzehirleri mevcut. Zehirlenmeler çok fazla ve şiddetli hale gelirse klinisyenlerimiz, acil tıp uzmanlarımız karar vererek antivenom dediğimiz panzehir uygulamasını yapabilirler. Ancak akrep zehirlenmelerinin çoğunda panzehir uygulamadan da hasta kısa bir süre içerisinde kendiliğinden iyileşebilir” ifadelerini kullandı.‘BİR AKREP GÖRDÜYSENİZ ÇEVRESİNİ KONTROL EDİN’Akrep görülen yerde başka akreplerin de bulunabileceğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Bir yerde bir akrep görülmüşse, etrafında başka akrepler de olabilir. Bildiğimize göre bir anne akrep yaklaşık 60’a yakın genç akrep doğurabilir. ‘Bir tane gördük ve uzaklaştı’ demesinler. Gördükleri akrebin çevresini de kontrol ederek başka akrep olup olmadığına baksınlar” ifadelerini kullandı.PENCERELERE SİNEKLİK ÖNERİSİEvlerde alınabilecek önlemlere de değinen Prof. Dr. Aydın, pencerelerde sineklik kullanılmasını önerdi. Aydın, “Özellikle evlerini, sinek geçirmeyen sık tellerle pencerelerini kapatırlarsa, pencere açık olsa bile bir sıkıntı olmaz. Çünkü en azından akreplerin eve girmesini engellemiş olurlar” dedi.‘ÇALI ÇIRPI YIĞINLARINI TUTMAYIN’Bahçeli ve müstakil evlerde yaşayanların, akreplerin barınabileceği alanlar oluşturmamaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “Bahçelerinde, etraflarında çalı çırpı yığınlarını tutmamaları gerekir. Çünkü onlar için tam ideal bir yaşam ortamı” dedi.Akreplerin insanlara saldırma amacı taşımadığını da vurgulayan Prof. Dr. Aydın, “Akreplerin insanlara saldırmak gibi bir niyetleri yok. Onlar da kendi hayatlarını sürdürüyorlar. Üzerine basılmadığı, sıkıştırılmadığı ya da bir şekilde oynanmadığı sürece herhangi bir şey beklemiyoruz” diye konuştu.‘AYAKKABILARINIZI GİYMEDEN ÖNCE MUTLAKA KONTROL EDİN’Yaz aylarında piknik ve kırsal alanlarda bulunan vatandaşlara da uyarılarda bulunan Prof. Dr. Aydın, ayakkabı ve kıyafetlerin kullanılmadan önce kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Aydın, “Kırsalda çıkardıkları veya evin dışına bıraktıkları ayakkabılarını giymeden mutlaka kontrol etsinler. Kıyafetlerini mutlaka kontrol etsinler. Ayakkabının içi ciddi bir nem kaynağı. Kapalı ortam nedeniyle ayağınızı soktuğunuz anda içerisinde bulunan akrep ya da başka böcekler istenmeyen sokmalara yol açabilir” diye konuştu.Prof. Dr. Aydın, İstanbul’da çok sayıda akrep sokması vakası beklemediklerini belirterek, özellikle kırsal bölgelerde ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde akrep sokmalarının daha sık görülebileceğini ifade etti.Kaynak: DHA
SAĞLIK
‘Homeopati tedavisinde bireyi bütüncül yaklaşımla ele almak esastır’
Medipol Mega Üniversite Hastanesi GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan, homeopatinin kişinin fiziksel, zihinsel ve duygusal durumunu bir bütün olarak ele alan bir yaklaşım olduğunu beli... Medipol Mega Üniversite Hastanesi GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan, homeopatinin kişinin fiziksel, zihinsel ve duygusal durumunu bir bütün olarak ele alan bir yaklaşım olduğunu belirterek yöntem hakkında bilgi verdi.Homeopatinin temel amacının hastalığın nedenlerini anlamaya çalışmak olduğunu belirten Dr. Özcan, “Homeopati tedavisinde hedef yalnızca fiziksel belirtileri ortadan kaldırmak değildir. Kişinin şikayetlerinin ortaya çıkmasına neden olan faktörleri değerlendirmek ve bireyi bütüncül bir yaklaşımla ele almak esastır. Bu yöntem, kişinin doğal iyileşme kapasitesini desteklemeyi amaçlayan tamamlayıcı uygulamalar arasında yer alır” dedi.‘HOMEOPATİ İLE FİTOTERAPİ AYNI DEĞİL’Homeopatinin sıklıkla fitoterapi ile karıştırıldığını ifade eden Dr. Özcan, “Fitoterapi ve homeopati farklı uygulamalardır. Fitoterapide bitkilerin kendileri kullanılırken, homeopatide farklı hazırlama yöntemleriyle elde edilen ürünlerden yararlanılır. Bu nedenle iki yöntemin etki mekanizmaları ve uygulama prensipleri birbirinden farklıdır” diye konuştu.‘TAMAMLAYICI TEDAVİ OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR’Homeopatinin bazısağlıksorunlarında tamamlayıcı yaklaşım olarak değerlendirilebildiğini belirten Dr. Özcan, “Alerjik hastalıklar, cilt rahatsızlıkları, migren, fibromiyalji ve bazı kronik sağlık sorunlarında homeopati tamamlayıcı uygulamalar arasında yer alabiliyor. Ancak tüm bu uygulamaların hekim değerlendirmesi ve takibiyle planlanması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.‘AMAÇ SADECE UZUN YAŞAMAK DEĞİL’Dr. Özcan, “Tamamlayıcı tıp yöntemlerine yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, sağlığın korunması amacıyla da başvurulabiliyor. Burada önemli olan yalnızca uzun yaşamak değil, yaşam kalitesini koruyarak sağlıklı yaş almaktır” dedi.Kaynak: DHA
SAĞLIK
HPV tehlikesi ne kadar yaygın?
İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu ve Aşı Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, toplum sağlığını yakından ilgilendiren Human Papilloma Virus (HPV) hakkında merak edilenleri, bulaş yollarından kanser risklerine, tarama programlarından aşı dünyasındaki en son gelişmelere kadar tüm detaylarıyla değerlendirdi. Karahan, HPV'nin yaygınlığına ve korunma yollarının hayat kurtarıcı gücüne dikkat çekti Cilt temasıyla bulaşan 200’den fazla virüsten oluşan bir grup olan HPV hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, "HPV, hayatımızın bir döneminde 5 kişiden 4’ünün yakalanacağı yaygın bir virüstür. Görünmezdir, genellikle belirti vermez, kolayca bulaşır ve farkında olmadan kolayca başkalarına bulaştırılabilir" dedi.Çoğu zaman virüsün herhangi bir soruna neden olmadığını belirten Karahan, cinsel temas yoluyla bulaşan bazı türlerin ağız ve boğaz, rahim ağzı, vajina, vulva, anüs ve penis kanseri riskini artırdığına dikkat çekti.Çoğu kişinin HPV enfeksiyonundan herhangi bir semptom göstermediğini ifade eden Karahan, bağışıklık sisteminin genellikle virüsü bir veya iki yıl içinde vücuttan temizlediğini ve kalıcı bir etki bırakmadığını belirtti.Ancak bazı enfeksiyonların genital siğillere yol açabileceğini söyleyen Karahan, "Bazı HPV enfeksiyonları, vajina, penis veya anüs üzerinde ve nadiren boğazda oluşan küçük pürüzlü kitlelere neden olur. Ağrılı, kaşıntılıdır veya lezyonlar kanayabilir veya şişmiş bezlere neden olabilirler" diye konuştu.Kendi kendine geçmeyen enfeksiyonların rahim yolu hücrelerinde değişikliklere yol açabileceğini, bunun da tedavi edilmezse rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncülü lezyonlara zemin hazırlayabildiğini vurgulayan Karahan, bu sürecin genellikle 15–20 yıl sürdüğünü ekledi.HPV etkeninin toplamda 6 farklı kansere neden olduğunu belirten Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, virüsün hem kadınlarda hem de erkeklerde kanser tetiklediğinin altını çizdi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve uluslararası güncel verilere değinen Karahan, "HPV’nin dünya çapında kadınlarda yaklaşık 620.000 ve erkeklerde 70.000 olmak üzere toplamda 690.000 yeni kanser vakasına neden olduğu tahmin edilmektedir. Rahim ağzı kanseri kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en sık 4. sebebidir ve kadınlarda HPV ile ilişkili kanserlerin yüzde 90’ından fazlasını oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı.Karahan, HPV'nin sebep olduğu kanser türlerini şu şekilde sıraladı:- Ağız, Boğaz ve Gırtlak (Orofaringeal) Kanserleri- Vulva (Dış Genital Bölge) KanseriBugün için tespit edilen 200 HPV tipinden en az 40 tanesinin genital mukoza ve anogenital bölgeyi etkilediğini belirten Karahan, yüksek riskli HPV tiplerinin HPV16, HPV18, HPV31, HPV33, HPV35, HPV39, HPV45, HPV51, HPV52, HPV56, HPV58 ve HPV59 olduğunu bildirdi. Karahan, "Bunların içinde HPV16 ve HPV18 en onkojenik etkenlerdir. HPV16 ve HPV18, rahim ağzı kanserlerinin neredeyse yüzde 70’iyle ilişkilidir" dedi.Genital siğillere değinen Karahan, HPV6 ve HPV11 tiplerinin genital siğillerin neredeyse yüzde 90’ından sorumlu olduğunu, bu tiplerin herhangi bir kanserle ilişkili olmadığından düşük riskli veya onkojenik olmayan tipler olarak bilindiğini kaydetti.Serviksten alınan smear testi ile rahim ağzı kanserini veya öncüllerini tespit etmenin mümkün olduğunu belirten Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, HPV etkeni taramasının aile sağlığı merkezlerinde 30-65 yaş arası kadınlara her 5 yılda bir ücretsiz olarak yapılabildiğini hatırlattı.Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı verilerini paylaşan Karahan, "Şubat 2021-Şubat 2025 arasında toplam 12.526.591 kişi HPV açısından taranmıştır. Ulusal HPV laboratuvar sisteminde yapılan taramalar sonrası HPV pozitiflik oranı yüzde 4,85’dir (608.000 kişi)" dedi. Bakanlığın 2024 yılı verilerine göre Türkiye’de serviks kanseri insidansının 4.5/100.000, mortalite hızının ise 1.7/100.000 olarak bildirildiğini aktardı.Türkiye'de en sık tespit edilen HPV tiplerine de değinen Karahan, Gültekin M. ve arkadaşlarının 4.099.230 kadından alınan örnekler neticesinde elde ettiği verilere göre ilk sırada %21,9 oranıyla Tip 16'nın yer aldığını, bunu %11,3 ile diğer tiplerin ve %10,3 ile Tip 51'in takip ettiğini belirtti.HPV ilişkili kanserlerin ve genital siğillerin aşıyla önlenebileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, "HPV ilişkili tüm kanserleri kapsayan aşı olmamakla birlikte en sık kanser ve de kondilom yapan etkenlere karşı aşılar bulunmaktadır" dedi.Türkiye'de onaylı aşılar hakkında bilgi veren Karahan, "Cervarix® 2008’den beri onaylıdır ve HPV 16-18 içerir. Gardasil® 2006’dan beri onaylıdır ve HPV 6,11,16,18 içerir. Gardasil 9® ise 2014’den beri onaylıdır ve HPV 6,11,16,18,31,33,45,52,58 etkenlerini içerir. Türkiye’de Cervarix®, Gardasil® ve Gardasil 9® aşıları onaylıdır" dedi.Aşı öncesi hastaların hangi virüs tipleriyle karşılaştığını gösteren bir test yapılmadığını belirten Karahan, aşı sonrasında neden smear bakılmaya devam edilmesi gerektiğini şu sözlerle açıkladı: "Hasta aşı sırasında kanser öncesi bir lezyona sahip olabilir veya aşı sonrasında aşının bulundurmadığı bir virüs tipi ile enfekte olabilir. Bu yüzden aşı sonrası smear bakılmaya devam edilmelidir. Kanser öncesi lezyon bulunan hastalara aşı yapılması, muhtemelen kendiliğinden gerileyecek lezyon sonrası, kadının yeniden hastalanmasının önlenmesi açısından yararlıdır. Aşı aynı zamanda tedavi gerektiren lezyonların tedavi sonrası nüks etme olasılığını azaltır."HPV aşısının 9 yaşından itibaren herkese uygulanabileceğini belirten Karahan, aşının Türkiye'de ücretli olduğunu da sözlerine ekledi. Dünyadaki aşı başarı oranlarına da değinen Karahan, Avustralya, Yeni Zelanda, Kaliforniya ve Belçika'daki ulusal program sonuçları ile PATRICIA ve FUTURE 2 gibi geniş katılımlı klinik çalışmaların aşıların genital siğil ve kanser öncü lezyonlarını sıfıra yakın oranlarda azalttığını kanıtladığını belirtti.Virüs varlığının kanser gelişimi için gerekli olduğunu, ancak rahim ağzı kanserinin yavaş gelişimli bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Selda Handan Karahan; sigara, çok eşlilik, çok doğum, erken yaşta cinsel ilişki ve bağışıklık sistemini baskılayan faktörlerin riski artırdığını, ancak tüm bu faktörler arasında HPV enfeksiyonunun ana etken olarak öne çıktığını vurguladı.HPV'nin sadece kadınlarda değil, erkeklerde de orofarengeal, penis başı ve anüs kanserlerine yol açtığını belirten Karahan, bu kanser türlerine ilişkin küresel ve ulusal verileri şu şekilde özetledi:Orofarenks Kanserleri: Batı ülkelerinde tütün kullanımının azalması ve cinsel davranış değişiklikleriyle birlikte HPV, sigarayı geride bırakarak 1 numaralı etken konumuna yükselmiştir. Dünya genelinde vakaların yüzde 30 ila yüzde 42’sinden HPV sorumludur ve bu vakaların yüzde 80-90'ında etken tek başına HPV 16'dır. Tural ve arkadaşlarının Türkiye verilerinde ise 2004–2011 döneminde HPV pozitifliğinin yüzde 64’e yükseldiği ve pozitif vakaların yüzde 86’sında etkenin HPV-16 olduğu gösterilmiştir.Penis Kanseri: Batı toplumlarında nadir görülmekle birlikte, mevcut olguların yüzde 30 ila yüzde 50'sinde HPV DNA'sı (özellikle Tip 16 ve 18) pozitif saptanmaktadır. Sünnetsizlik ve kötü hijyenin yanı sıra onkojenik HPV enfeksiyonu birincil risk faktörleri arasındadır.Anal Kanser: Serviks kanserinden sonra HPV ile nedensellik bağı en güçlü ikinci organ kanseridir. Küresel literatüre göre anal kanser vakalarının yüzde 88 ila yüzde 95’inde HPV DNA pozitifliği saptanmakta olup, vakaların yüzde 80-85'inden HPV-16 sorumludur. Türkiye'deki doku örneklerinde de yüzde 80-90 aralığında HPV pozitifliği gösterilmiştir.Uzm. Dr. Selda Handan Karahan, geleceğe yönelik olarak 9, 11 ve 14 etkenli aşı üretimi için farklı ülkelerde ve firmalar tarafından geliştirme çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiğini sözlerine ekledi.Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
El, ayak, ağız hastalığında çocuklarda bu belirtilere dikkat!
Çocuklarda son dönemde artış gösteren el ayak ağız hastalığının özellikle kreş, anaokulu, park ve oyun alanlarında kolayca bulaşabildiğini söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdal Irmak, hastalığın ateş, döküntü ve ağız yaralarıyla kendini gösterdiğini söyledi Hastalığın özellikle çocuklarda görüldüğünü ve bazı vakalarda daha ağır seyredebildiğini anlatan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdal Irmak uyarılarda bulundu.Uzm. Dr. Irmak," Çocuklarda görülen bu vakalar hafif belirtilerle atlatılırken, özellikle ateş ve ağız içindeki lezyonlara bağlı olarak yeterli sıvı alamayan çocuklarda hastalık daha ağır seyredebilir. El ayak ağız hastalığında belirtiler genellikle enfeksiyondan birkaç gün sonra ortaya çıkıyor. El içleri ve ayak tabanlarında kızarıklık ve içi sıvı dolu kabarcıklar görülürken, bazı çocuklarda kalça ve perianal bölgede de döküntüler oluşabiliyor" dedi.Ağız, bademcik ve yutak bölgesinde oluşan ağrılı lezyonların çocukların yemek yemesini ve su içmesini zorlaştırabildiğini söyleyen Uzm. Dr. Irmak, "Ateş, halsizlik ve huzursuzluğun da eşlik edebildiği hastalıkta özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybına karşı dikkatli olunması gerekiyor. Hastalık; yakın temas, solunum yolu salgıları, döküntü sıvıları ve virüsle kirlenmiş yüzeyler aracılığıyla bulaşabiliyor. El hijyenine dikkat edilmesi, ortak kullanılan oyuncak ve yüzeylerin temiz tutulması önem taşıyor" diye konuştu.Hastalığın çoğunlukla destekleyici tedaviyle iyileştiğini belirten Uzm. Dr. Irmak, "El ayak ağız hastalığında tedavi çoğunlukla ateş ve ağrının kontrolü ile yeterli sıvı alımının sağlanmasına yönelik uygulanıyor. Ancak yüksek ateşin sürmesi, çocuğun sıvı alamaması veya genel durumunun bozulması halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Ağır seyreden bazı vakalarda hastanede takip ve sıvı desteği gerekebiliyor" şeklinde konuştu.Hastalık sonrasında bazı çocuklarda tırnak dökülmesinin görülebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Irmak, "Uzun vadede el ayak ağız hastalığı geçiren hastalarda tırnak dökülmesi görülebilir. Dökülen tırnak yerine tekrardan çıkar. Ailede bir korku oluştursa da zamanla düzeldiğini bilmekte fayda var. Hastalığı geçiren çocuklar tekrar geçirirse ilkine göre daha hafif geçirebilir. Bağışıklığı zayıf çocuklarda hastalığın ilk enfeksiyonda veya tekrar bulaşma durumunda daha ağır ve agresif seyretmesi söz konusu olabilir" ifadelerini kullandı.Hastalık süresince çocukların yeterli sıvı tüketmesinin ve yakın temasın sınırlandırılmasının önemli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Irmak, şunları söyledi: "Çocukta döküntüyle birlikte sıvı alamama, idrar miktarında azalma, yüksek veya uzun süren ateş, aşırı halsizlik ve genel durumda bozulma görülmesi halinde gecikmeden tıbbi değerlendirme alınmalı. Hastalık süresince çocuğun yeterli sıvı tüketmesi, el hijyenine dikkat edilmesi ve diğer çocuklarla yakın temasının sınırlandırılması bulaşın azaltılması açısından önem taşıyor."Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
"2 günde 5 kilo verdiren diyet" uyarısı!
Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, diyet sürecinde yapılan hataların kas doku kaybına ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığını belirtti. Ok, bu süreçte yapılan en büyük yanlışın 2 günde 5 kilo verdiren detoks veya metabolizma hızlandırıcı diyetler olduğunu söyledi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, diyet sürecinde yapılan hataların kas dokusu kaybına ve çeşitli sağlık problemine yol açtığını söyledi.Diyette yapılan en büyük yanlışlardan birisinin, sadece salata gibi tek tip gıdalarla beslenmek olduğuna dikkat çeken Ok, "Vücuda kompleks karbonhidrat, protein ve yağ alınmadığında çeşitli vitamin ve mineral eksiklikleri ortaya çıkıyor ve hedeflenen kilo verimi gerçekleşmiyor. Aynı zamanda ürünlerin üzerindeki ‘şekersiz’ ve ‘fit’ etiketlerine de aldanmamak gerekiyor. Bu ürünlerin içerisinde şeker olmasa bile yüksek oranda nişasta veya fazla miktarda katkı maddesi bulunabiliyor" diye konuştu.Süreçte sadece tartıdaki rakama odaklanmanın da motivasyonu yanlış etkileyen faktörlerden biri olduğuna işaret eden Ok, şunları kaydetti: "Tek bir tartı sonucu başarınızı olumlu ya da olumsuz belirlemiyor, çünkü gün içerisinde tüketilen besinler, stres seviyesi ve su tüketimi tartıdaki sonucu doğrudan değiştirebiliyor. En büyük yanlış ‘2 günde 5 kilo verdiren’ detoks veya metabolizma hızlandırıcı diyetlerdir. Bu diyetlere aldanmamak ve dengeli bir beslenme programı ile kişiye özel sürdürülebilir bir diyet programı oluşturmak çok önemli. Bu tarz diyetlerde görülen kilo kaybı sağlıklı olmamakla birlikte, giden genellikle yağ değil sıvı kaybı oluyor. Üstelik bu hızlı kilo verdiren diyetler, protein, vitamin ve mineral kayıplarına yol açarak ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor.""Toplumumuzdaki en büyük yanılgılardan bir diğeri ise tek bir diyetin herkese uygun olduğunu düşünmek" diyen Ok, "Bireyin sosyo-kültürel çevresi, sevdiği besinler, hormon dengesi, yaşı ve boyu gibi birçok faktör süreci doğrudan etkiliyor. Sağlıklı bir kilo verme süreci için mutlaka bir beslenme ve diyet uzmanına başvurulması gerekiyor. Uzmanlar hastaları bütüncül olarak değerlendiriyor, yaşam şekli, hormon dengesi, fiziki şartları ve sosyo-kültürel çevresi gibi birçok faktörü göz önünde bulunduruyor. Altta yatan başka tıbbi veya psikolojik nedenler varsa bunlar da çözümlenerek, tamamen kişiye özel sürdürülebilir bir beslenme programı oluşturuluyor. Bu yüzden sürecin kesinlikle bir uzman eşliğinde ilerlemesi büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.Kaynak: Haberturk
SAĞLIK
Uzmanından '2 günde 5 kilo verdiren diyet' uyarısı: 'Ciddi sağlık sorunları oluşabilir'
Acıbadem Kent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, diyet sürecinde yapılan hataların kas doku kaybına ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığını belirtti. Ok, bu süreçte yapılan en büyük yanlışın '2 günde 5 kilo verdiren' detoks veya metabolizma hızlandırıcı diyetler olduğunu söyledi. Acıbadem Kent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, diyet sürecinde yapılan hataların kas doku kaybına ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığını belirtti. Ok, bu süreçte yapılan en büyük yanlışın '2 günde 5 kilo verdiren' detoks veya metabolizma hızlandırıcı diyetler olduğunu söyledi.Acıbadem Kent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Selin Ok, diyet sürecinde yapılan hataların kas dokusu kaybına ve çeşitli sağlık problemine yol açtığını söyledi. Diyette yapılan en büyük yanlışlardan birisinin, sadece salata gibi tek tip gıdalarla beslenmek olduğuna dikkat çeken Ok, 'Vücuda kompleks karbonhidrat, protein ve yağ alınmadığında çeşitli vitamin ve mineral eksiklikleri ortaya çıkıyor ve hedeflenen kilo verimi gerçekleşmiyor. Aynı zamanda ürünlerin üzerindeki 'şekersiz' ve 'fit' etiketlerine de aldanmamak gerekiyor. Bu ürünlerin içerisinde şeker olmasa bile yüksek oranda nişasta veya fazla miktarda katkı maddesi bulunabiliyor' diye konuştu.'Hızlı kilo verdiren diyetler ciddi sağlık sonuçlarına zemin hazırlıyor'Süreçte sadece tartıdaki rakama odaklanmanın da motivasyonu yanlış etkileyen faktörlerden biri olduğuna işaret eden Ok, şunları kaydetti:'Tek bir tartı sonucu başarınızı olumlu ya da olumsuz belirlemiyor, çünkü gün içerisinde tüketilen besinler, stres seviyesi ve su tüketimi tartıdaki sonucu doğrudan değiştirebiliyor. En büyük yanlış '2 günde 5 kilo verdiren' detoks veya metabolizma hızlandırıcı diyetlerdir. Bu diyetlere aldanmamak ve dengeli bir beslenme programı ile kişiye özel sürdürülebilir bir diyet programı oluşturmak çok önemli. Bu tarz diyetlerde görülen kilo kaybı sağlıklı olmamakla birlikte, giden genellikle yağ değil sıvı kaybı oluyor. Üstelik bu hızlı kilo verdiren diyetler, protein, vitamin ve mineral kayıplarına yol açarak ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor.''Diyet sürecinin uzman eşliğinde ilerlemesi büyük önem taşıyor''Toplumumuzdaki en büyük yanılgılardan bir diğeri ise tek bir diyetin herkese uygun olduğunu düşünmek' diyen Ok, 'Bireyin sosyo-kültürel çevresi, sevdiği besinler, hormon dengesi, yaşı ve boyu gibi birçok faktör süreci doğrudan etkiliyor. Sağlıklı bir kilo verme süreci için mutlaka bir beslenme ve diyet uzmanına başvurulması gerekiyor. Uzmanlar hastaları bütüncül olarak değerlendiriyor, yaşam şekli, hormon dengesi, fiziki şartları ve sosyo-kültürel çevresi gibi birçok faktörü göz önünde bulunduruyor. Altta yatan başka tıbbi veya psikolojik nedenler varsa bunlar da çözümlenerek, tamamen kişiye özel sürdürülebilir bir beslenme programı oluşturuluyor. Bu yüzden sürecin kesinlikle bir uzman eşliğinde ilerlemesi büyük önem taşıyor' ifadelerini kullandı.Kaynak: Etik Haber