Bizi Takip Edin

Sağlık Gündeminde Markanıza Yer Açın!

Basın bültenlerinizi, firma haberlerinizi, ürün lansmanlarınızı ve röportaj taleplerinizi bize iletin; Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi’nde yayınlayalım.

Habere Git

D Vitamini Eksikliğinin Kadınlarda Daha Belirgin Olmasının 5 Sebebi

D Vitamini Eksikliğinin Kadınlarda Daha Belirgin Olmasının 5 Sebebi

Habere Git

Kan Testiyle Erken Evre Pankreas Kanserinin Yüzde 90’ı Tespit Edilebiliyor

Kan Testiyle Erken Evre Pankreas Kanserinin Yüzde 90’ı Tespit Edilebiliyor

Habere Git
SAYI: 351 | TEMMUZ 2026

351. Sayı

Sağlık dergimizin 351. sayısı yayınlandı! Hemen dijital olarak inceleyin.

Dijital Okuma
PDF İndirme Seçeneği
İnteraktif Flipbook
351. Sayı

CANLI YAYIN TAKVİMİ

TÜMÜNÜ GÖR >
01
Nis
Prş
10:00 CANLI

OHSAD Kurultayı – Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları

Prof. Dr. Kemal Memişoğlu - T.C. Sağlık Bakan
İZLE
15
Nis
Prş
10:00 CANLI

Tüyap Expomed Eurasia İstanbul Medikal Fuarı

İZLE
08
Eki
Prş
10:00 CANLI

ÜRETİCİLERLE EL ELE

İZLE

ÖNE ÇIKAN RÖPORTAJLAR

TÜMÜNÜ GÖR >
“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”
RÖPORTAJ

“Ege’ den Türkiye’ye Uzanan Güven Yolculuğu: Biyotek Tıbbi Cihazlar”

09 Temmuz 2026 56
Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol:  “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”
RÖPORTAJ

Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Sedat Akyol: “Sağlık Kuruluşlarının Her An Yanındayız”

Sedat Akyol - Ziel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü

09 Temmuz 2026 41
Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta
RÖPORTAJ

Türkiye’de Medikal Sektörün Geldiği Nokta

Vefa Türksever - Tüm Medikalciler Platformu Başkanı

09 Temmuz 2026 68
Kanunlar Gerçek Hayata Göre mi Yapılıyor, Yoksa İstisnalara Göre mi?
KÖŞE YAZISI

Kanunlar Gerçek Hayata Göre mi Yapılıyor, Yoksa İstisnalara Göre mi?

Mustafa DAŞCI

29 Temmuz 2026 11

GÜNCEL HABERLER

TÜMÜNÜ GÖR >
Bebekleri biberonla uyutanlar dikkat! SAĞLIK
SAĞLIK

Bebekleri biberonla uyutanlar dikkat!

Prof. Dr. Gamze Aren, "Özellikle süt, devam sütü, mama ve meyve suyu bulunan biberonların gece boyunca bebeğin ağzında bırakılmaması gerekiyor" dedi Pedodonti Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gamze Aren, bebeklerin süt, mama veya meyve suyu bulunan biberonla uyutulmasının erken çocukluk çağı çürüklerine yol açabileceğini belirtti.Açıklamaya göre, …

01 Ağustos 2026 2
Tek öğün beslenme kıtlık metabolizmasınu aktif ediyor SAĞLIK
SAĞLIK

Tek öğün beslenme kıtlık metabolizmasınu aktif ediyor

Özellikle yaz günlerinde kilo vermek amaçlı gündeme gelebilen tek tip ve tek öğün beslenmelere karşı uzmanlar uyarıyor. Diyetisyen Gamze Ustabaş, "Yaz aylarında tek tip ya da tek öğün beslenme seçenekleriyle gelen danışanlarımız oluyor. 2 durumu da asla önermiyoruz, kişilerin kıtlık metabolizmasını aktif ediyor. İnsan vücudunun çeşitli beslenmeyi …

01 Ağustos 2026 3
İnsan DNA’sında gizemli izler: İki bilinmeyen ata saptandı SAĞLIK
SAĞLIK

İnsan DNA’sında gizemli izler: İki bilinmeyen ata saptandı

İnsan soy ağacı yeni dallar kazanıyor. Araştırmacılar, günümüz insanlarının genlerinde, fossili ya da çözümlenmiş DNA'sı bulunmayan iki bilinmeyen ataya ait izler keşfetti. Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’den bir grup araştırmacı, çarpıcı bir keşfe imza attı: Günümüz insanlarının genomundayer alan DNA bölümlerini(kaynak Almanca)tespit ettiler; b…

01 Ağustos 2026 2
Sürekli Yorgunluk Hormonal Hastalıkların Habercisi Olabilir YAŞAM
YAŞAM

Sürekli Yorgunluk Hormonal Hastalıkların Habercisi Olabilir

Endokrinoloji Uzmanı Dr. Melek Aksu Geyik, dinlenmeye rağmen geçmeyen sürekli yorgunluğun tiroit, insülin, kortizol ve cinsiyet hormonlarındaki dengesizliklerin işareti olabileceğini belirterek, uzun süren halsizlik şikâyetlerinde hormonal değerlendirme yapılmasının önem taşıdığını söyledi. Gün içinde yeterince dinlenmesine rağmen kendini sürekli …

31 Temmuz 2026 25
 
Şili'deki antik mumya DNA'sı: Çiçek virüsü Amerika'ya Avrupa'dan gitti SAĞLIK
SAĞLIK

Şili'deki antik mumya DNA'sı: Çiçek virüsü Amerika'ya Avrupa'dan gitti

Şili mumyalarından elde edilen DNA'nın incelenmesi, Amerika kıtasında bugüne dek tespit edilmiş en eski çiçek hastalığı virüsü genomunu ortaya çıkardı. Yeni bir araştırmaya göre, Şili'de antik bir mumyadan elde edilen DNA, Avrupalıların sömürge faaliyetlerinin bu hastalığı Amerika kıtasına taşıdığına dair bugüne kadarki en net genetik kanıtı sunuyor.Çiçek hastalığı, büyük ölçüde aşılamalar sayesinde 1980 yılında kökü kazınmadan önce insanlık tarihinin en ölümcül hastalıklarından biriydi. Yüzyıllar boyunca virüs, enfekte ettiği insanların yaklaşık üçte birini öldürmüş ve hayatta kalanların çoğunda derin, zaman zaman da kalıcı izler bırakmıştı.Amerika kıtasında tarihsel olarak belgelenmiş ilk çiçek hastalığı salgını, Karayipler'deki İspanyol fethi sırasında 1518 yılında meydana geldi. Hastalık daha sonra Kuzey, Orta ve Güney Amerika'da hızla yayılarak, özellikle daha önce hiç bağışıklığı olmayan yerli halklar arasında milyonlarca insanın ölümüne yol açtı.Hakemli bilimsel dergi Science'ta yayımlanan yeni çalışmada, Trinity College Dublin'den araştırmacılar, Şili'nin kuzeyindeki Camarones arkeolojik alanından daha önce toplanmış 13 kemik örneğini inceledi.Yazarlar, bu analizin Amerika'da bulunan çiçek hastalığı ile dünyanın başka yerlerinde dolaşımda olan suşlar (türler) arasındaki bugüne kadarki en güçlü genetik bağı sunduğunu ve Avrupalıların sömürge faaliyetlerinin ardından virüsün ücra topluluklara nasıl ulaştığına dair yeni bilgiler sağladığını belirtti.Araştırmacılar; ölüm nedenlerinin büyük olasılıkla çiçek hastalığı olduğu değerlendirilen 18 ila 35 yaşlarındaki yetişkin bir erkek ile kadının bacak kemiği parçalarından alınan antik DNA'da iki çiçek hastalığı enfeksiyonunun izlerine rastladı.Bilim insanları, kalıntıların tarihlendirilmesi ve viral DNA'nın analiz edilmesi sonucunda, bu iki bireyin muhtemelen 1492 ile 1631 yılları arasında öldüğü sonucuna vardı. Ayrıca çiçek hastalığı virüsünün bu versiyonunu bilinen diğer suşlarla karşılaştırdılar ve genetik olarak Orta Çağ Avrupa suşları ile daha sonraki varyantlar arasında yer aldığını tespit ettiler.Bu durum, Amerika kıtasındaki insanları enfekte eden çiçek hastalığı suşlarının Avrupa'da dolaşan suşlardan türediğini gösteren önemli bir moleküler kanıt.Çalışmada yer almayan Indiana Üniversitesi'nden biyolog Patricia Foster, "Çiçek hastalığının bu yarımküreye sömürgecilikle geldiğini zaten kimse sorgulamazdı ama bu çalışma bunu kanıtlamış oluyor," dedi.Çalışmanın yazarları, çiçek hastalığını Avrupa'dan Amerika'ya tam olarak hangi nüfusun getirdiğinin belirsizliğini koruduğunu söyledi. Yerleşimciler, Kristof Kolomb'un 1492'de Karayipler'deki keşifleri ve Amerigo Vespucci'nin yaklaşık on yıl sonra Güney Amerika kıyıları boyunca yaptığı keşiflerin ardından Amerika'ya farklı dalgalar halinde geldiler.Hastalık ayrıca Transatlantik köle ticareti döneminde Afrika üzerinden de yayılmış olabilir.Enfeksiyonlar daha önce hiçbir çiçek hastalığı kaydı bulunmayan bir bölgede tespit edildi; bu durum virüsün Güney Amerika'nın bu denli ücra bir köşesine nasıl ulaştığına dair yeni soruları beraberinde getirdi. Virüs, Avrupalıların gelişinden önce var olan yerli ticaret ağları boyunca yayılmış olabilir.Virüsün farklı suşlarının incelenmesi, bilim insanlarının virüsün insanlara uyum sağlamasına yardımcı olmuş olabilecek bazı genlerin kaybı veya işlevsizleşmesi de dahil olmak üzere zaman içinde nasıl bir evrim geçirdiğini izlemelerine de olanak tanıdı.Şili Üniversitesi'nden biyolojik antropolog ve çalışmanın ortak yazarı Constanza de la Fuente Castro, elde edilen bulguların bu hastalığın tüm Amerika kıtasında ne kadar yıkıcı olduğunu, bütün bir nüfusu yok ederek onları Avrupa fethine karşı savunmasız bıraktığını gösterdiğini söyledi.De la Fuente Castro, "Bu durum sadece kültürel ya da demografik bir mesele değildi. Bugün hâlâ ortaya çıkarıp okuyabildiğimiz biyolojik kanıtlara harfiyen kazınmış durumda," ifadelerini kullandı.Kaynak: Euronews Sağlık

31 Temmuz 2026 1
Dr. Yılmaz: "Mide kanseri erken evrede belirti vermez" SAĞLIK
SAĞLIK

Dr. Yılmaz: "Mide kanseri erken evrede belirti vermez"

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Nimet Yılmaz, "Mide kanseri, mide hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan ciddi bir hastalıktır. Genellikle erken evrede belirti vermez, ancak ilerleyen dönemde iştahsızlık, kilo kaybı, mide ağrısı ve kanama ile kendini gösterir" dedi.Mide kanserinde kanıta dayalı, bireyselleştirilmiş tedavi planının çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Yılmaz, dünya genelinde en sık görülen beşinci ve yaşam kaybı açısından dördüncü kanser türü olduğunu; erkeklerde kadınlara göre iki kat daha sık görüldüğünü kaydetti.Mide kanseri nedenleri ve risk faktörleri"Mide kanseri vakalarının çoğu rastgele ortaya çıkar, ancak vakaların yüzde 5 ila yüzde 10’unda aile veya genetik bir ilişki vardır" ifadelerini kullanan Doç. Dr. Yılmaz, "Risk faktörleri arasında beslenme alışkanlıkları, fazla tuz tüketimi (Tuzla korunmuş gıdalar), salamura, tütsülenmiş veya işlenmiş et tüketimi, A ve C vitaminleri bakımından fakir diyet sayılmaktadır. Özellikle hijyenik olmayan su ve gıda yoluyla bulaşan Helikobakter Pylori adı verilen bakteriden kaynaklanan enfeksiyon mide kanseri için iyi bilinen risk faktörüdür. Kişide kronik atrofik gastrit, pernisiyöz anemi ve obezite varlığı ile radyasyona maruz kalmak ve sigara içmenin de mide kanseri riskini arttırdığı düşünülmektedir. Öte yandan, çeşitli çalışmalar yüksek miktarda lif, meyve ve sebze tüketmenin mide kanseri riskini azaltabileceğini göstermiştir" dedi.BelirtilerMide kanserine ilişkin semptomların genellikle geç ortaya çıkmasının hastalığın erken evrede tanısını güçleştirdiğini kaydeden Doç. Dr. Yılmaz, "Erken evre belirtiler genellikle hafiftir ve hazımsızlık, iştahsızlık, üst karın ağrısı ve yemek sonrası şişkinlik olarak kendini gösterebilir. Bu belirtiler kanser olmayan daha az ciddi durumlarla kolayca karıştırılabilmektedir. Hastalık ilerledikçe inatçı bulantı-kusma, yutma güçlüğü, demir eksikliği anemisi ve buna bağlı kronik yorgunluk, dışkıda kan veya siyah renkli dışkılama gibi daha ciddi belirtiler görülmektedir. Bu belirtilerin spesifik olmaması nedeniyle, mide kanseri sıklıkla ileri bir evrede teşhis edilir; bu da rutin sağlık taramalarının önemini göstermektedir" ifadelerine yer verdi.TanıMide kanseri tanısının üst endoskopi ile midenin görüntülenmesi ve şüpheli alanlardan biyopsi alınması ile konduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, "Ailede mide kanseri öyküsü var ise erken yaşta üst endoskopi ile taramaya başlanmalıdır" diye konuştu.TedaviMide kanserinde kanıta dayalı, bireyselleştirilmiş tedavi planının çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, "Tedavide kullanılan yöntemler arasında endoskopik rezeksiyon, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik tedaviler yer almaktadır. Bu yöntemler, tümörün boyutu, yerleşim yeri, evresi ve hasta ile ilgili faktörlere bağlı olarak birleştirilir. Endoskopik yöntemler henüz yeni başlangıçlı, çok yüzeysel yerleşmiş tümörler için saklı tutulmaktadır. Erken evrede tümörlü bölgenin cerrahi ile çıkarılması yüksek başarı sağlarken, ileri evrelerde kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler (Akıllı ilaçlar) ve immünoterapi önerilmektedir. Tanıdan tedaviye kadar hastanın yolculuğunu yönetmek, gecikmeleri önlemek ve hasta güvenliğini ön planda tutarak multidisipliner bir şekilde her uzmanın etkin bir şekilde tedaviye katkıda bulunması tedavi başarısını artıracaktır. Fakat daha da önemlisi 45 yaş üzeri tüm bireylerin rutin sağlık taramalarını aksatmadan yaptırmalarıdır. Ayrıca Helikobakter Pylori enfeksiyonu varsa tedavi edilmeli, tuz tüketimi azaltılmalı, taze sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, sigaradan uzak durulmalıdır" diye konuştu.Kaynak: İHA

31 Temmuz 2026 4
Uzmanından uyarı: "Şekerli içecekler kanser hücrelerinin yayılmasını kolaylaştırabilir" SAĞLIK
SAĞLIK

Uzmanından uyarı: "Şekerli içecekler kanser hücrelerinin yayılmasını kolaylaştırabilir"

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, şekerli içeceklerde yüksek miktarda bulunan früktozun kanser hücrelerinin yayılmasını kolaylaştırabilecek biyolojik mekanizmaları harekete geçirebileceğini belirterek, şekerli içecekler ve yüksek miktarda katma früktoz içeren işlenmiş gıdaların sınırlandırılması gerektiğini ifade etti.Şekerli içeceklerin obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini artırdığı uzun süredir bilinirken, son yıllarda bu ürünlerin kanser üzerindeki etkileri de araştırılıyor. Yakın zamanda yayımlanan bir çalışma, yüksek miktarda früktoz tüketiminin kanser hücrelerinin yayılmasını kolaylaştırabilecek mekanizmaları harekete geçirebileceğini ortaya koydu.Nature Aging dergisinde yayımlanan deneysel araştırmada, yumurtalık kanseri modeli üzerinden inceleme yapıldı. Araştırmada, kemoterapi sonrasında yaşamını sürdüren ancak bölünmeyen bazı kanser hücrelerinin tamamen etkisiz olmadığı belirlendi. Bu hücrelerin çevrelerine früktoz salgılayarak komşu kanser hücrelerine "yayıl" sinyali gönderdiği ve hücrelerin hareket kabiliyetini artırdığı tespit edildi.Yüksek miktarda früktoz benzer biyolojik yolları aktive edebiliyorÇalışmanın dikkat çeken sonuçlarından birinin dışarıdan alınan yüksek miktardaki früktozun da benzer biyolojik yolları aktive edebilmesi olduğunu aktaran Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, özellikle şekerli gazlı içecekler, enerji içecekleri ve yüksek früktozlu mısır şurubu ile tatlandırılmış hazır gıdaların bu açıdan önem taşıdığını ifade etti.Prof. Dr. Uğur Coşkun, elde edilen bulguların deneysel modellerden geldiğine dikkati çekerek, yüksek früktoz tüketiminin insanlarda doğrudan kanser metastazını artırdığının henüz kesin olarak kanıtlanmadığını vurguladı.Meyve ile işlenmiş ürünler aynı şekilde değerlendirilmemeliFrüktozun şekerli gazlı içecekler, enerji içecekleri, hazır meyve suları, yüksek früktozlu mısır şurubu içeren paketli ürünler, bisküvi, kek, şekerleme ve çeşitli işlenmiş gıdalarda yüksek miktarda bulunabildiğini belirten Prof. Dr. Coşkun, doğal olarak früktoz içeren meyvelerin ise aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.Meyvelerin lif, vitamin, mineral ve antioksidanlar bakımından zengin olduğunu kaydeden Prof. Dr. Coşkun, mevcut bilimsel verilerin meyve tüketiminin değil, katma şeker ve özellikle yüksek miktarda früktoz içeren işlenmiş gıda ve içeceklerin sınırlandırılmasını desteklediğini belirtti.Beslenme tercihlerimiz kanser hücrelerinin davranışını etkileyebilirFrüktoz tüketiminin azaltılmasının kanserin yayılmasını önlediğini söylemek için henüz erken olduğunu ifade eden Prof. Dr. Coşkun, çalışmanın beslenme alışkanlıklarının kanser biyolojisi üzerindeki etkisine dikkat çektiğini söyledi.Prof. Dr. Coşkun, şekerli içecekler ve yüksek miktarda katma früktoz içeren işlenmiş gıdalardan uzak durmanın, mevcut bilimsel veriler ışığında genel sağlık açısından olduğu kadar kanserden korunma bakımından da akılcı bir tercih olduğunu belirtti.Kaynak: İHA

31 Temmuz 2026 3
AB danışmanları, sıcak dalgalarında 16 bin ek ölüm sonrası uyarı yaptı SAĞLIK
SAĞLIK

AB danışmanları, sıcak dalgalarında 16 bin ek ölüm sonrası uyarı yaptı

Avrupa’da bu yazın yakıcı sıcakları 16 binden fazla ek ölüme yol açarken, AB Sağlık Güvenliği Komitesi hükümetlere sıcak dalgalarına tepki yerine uzun vadeli, sistematik planlama çağrısı yapıyor. Son dönemdeki aşırı sıcak hava dalgası, Avrupa genelindebinlerce ek can kaybına(kaynak İngilizce)yol açtı. İklim değişikliğinin sıcak hava dalgalarını daha sık ve daha şiddetli hale getirmesinin beklendiği bir dönemde, ciddi sınır ötesi sağlık tehditlerine hazırlığı ve bunlara verilen yanıtları koordine eden komite, Avrupa’nın dayanıklılığını güçlendirmeyi hedefleyen tavsiyelerini açıkladı.Verilen mesaj son derece net: Dünyada en hızlı ısınan kıta olan Avrupa yeterince hazırlıklı değil.Komitenin 30 Temmuz’da kabul edilen görüşüne göre, birçok AB ülkesindeki kamu sağlık sistemleri uzun süren aşırı sıcak dönemleriyle başa çıkmak için hâlâ "yetersiz şekilde hazırlanmış" durumda. Komite, giderek büyüyen bu tehditle mücadelenin, kısa, orta ve uzun vadeli önlemleri bir araya getiren "sektörler arası, hükümetin tüm birimlerini ve toplumun tamamını kapsayan bir yaklaşım" gerektirdiğini savunuyor.Sağlık üzerindeki etkiler, güneş çarpmasının çok ötesine uzanıyor. Uzun süreli yüksek sıcaklık dönemleri ölüm oranlarını artırıyor, mevcut tıbbi durumları ağırlaştırıyor ve sağlık sistemleri üzerindeki yükü büyütüyor. Aynı zamanda bitki ve hayvan sağlığını etkileyerek geçim kaynakları ve ruh sağlığı üzerinde dolaylı sonuçlara yol açıyor.Aşırı sıcaklar, bozulan hava kalitesi, kritik altyapının zarar görmesi ve çevresel tahribat yoluyla halk sağlığı üzerinde ilave sonuçlar doğuran orman yangını riskini de artırıyor.Yaşlılar,çocuklar, hamile kadınlar, kronik hastalığı olanlar, açık havada çalışanlar ve diğer kırılgan gruplar en yüksek risk altındaki kesimler arasında yer alıyor.Komite, üye ülkeleri hükümet birimleri ve kamu otoriteleri arasında koordinasyonu güçlendirmeye, Sıcaklık ve Sağlık Eylem Planlarının düzenli olarak güncellenmesini ve halk sağlığı ile sivil koruma kurumları tarafından ortaklaşa geliştirilmesini sağlamaya ve AB’nin Erken Uyarı ve Müdahale Sistemi aracılığıyla bilgi paylaşımını iyileştirmeye çağırıyor. Ayrıca, çocukları, yüksek sıcaklıklara maruz kalan çalışanları ve büyük toplu etkinliklere katılanları daha iyi korumak için kanıta dayalı önlemler alınmasını istiyor.Görüş ayrıca, sağlık çalışanlarının sıcaklıkla ilişkili hastalıkları tanıyıp yönetebilmeleri için özel eğitimlerle daha donanımlı hale getirilmesi ve turistlere ile mevsimlik, sınır ötesi ve ulaşım sektörü çalışanlarına yönelik çok dilli tavsiyelerle kamu iletişiminin geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Aynı zamanda, kalıcı veri açıklarının kapatılması ve Avrupa İklim ve Sağlık Gözlemevi aracılığıyla sıcak hava dalgalarının sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin daha güçlü bir kanıt temeli oluşturulması çağrısında bulunuyor.Bu tavsiyeler, Avrupa Komisyonu’nun 2026 sonuna kadar tamamlanması beklenen Avrupa Entegre İklim Dayanıklılığı Çerçevesi’ni hazırladığı bir dönemde geliyor; söz konusu çerçevenin, aşırı sıcaklar da dâhil iklimle ilgili risklere karşı Birliğin hazırlık düzeyini artırması bekleniyor.Kaynak: Euronews Sağlık

31 Temmuz 2026 5
Kadın hastalıkları cerrahisinde iz bırakmayan dönem SAĞLIK
SAĞLIK

Kadın hastalıkları cerrahisinde iz bırakmayan dönem

Kadın hastalıkları cerrahisinde uygulanan robotik destekli V-NOTES yöntemi, karın bölgesinde kesi izi oluşturmadan gerçekleştirilebiliyor. Tekniğin ameliyat sonrası iyileşme sürecini hızlandırdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Melih Erkan, V-NOTES yöntemiyle birçok ameliyatın yapılabildiğini ifade ederek, "Doku hasarını en aza indirerek hastanın cerrahi travmayı hafif bir şekilde atlatması sağlanabilmektedir" dedi.Kadın hastalıkları cerrahisinde uygulanan robotik destekli V-NOTES yöntemi, vajinanın doğal cerrahi giriş yolu olarak kullanılması sayesinde karında kesi oluşturmadan gerçekleştirilebiliyor. Yöntemin uygun hastalarda ameliyat sonrası ağrıyı azaltabildiğini, iyileşme sürecini hızlandırabildiğini ve hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilmelerine katkı sağladığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mustafa Melih Erkan, güncel cerrahi yaklaşımlara ilişkin detay paylaştı.Doğal açıklık cerrahisi ile kesisiz müdahaleKadın hastalıkları cerrahisinde kullanılan minimal invaziv yöntemler, hastaların ameliyat sonrası konforunu artıran uygulamalar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Doğal açıklık cerrahisi olarak tanımlanan robotik destekli V-NOTES tekniğinde vajina, doğal cerrahi giriş yolu olarak kullanılıyor. Bu sayede karın duvarında herhangi bir kesi veya delik açılmadan jinekolojik operasyonların büyük bir kısmı güvenle gerçekleştirilebiliyor. Gelişen teknolojiyle birlikte robotik destekli V-NOTES yönteminin kullanım alanının her geçen gün genişlediğini ifade eden Op. Dr. Mustafa Melih Erkan, "Bu yöntem; rahim ve yumurtalık ameliyatları başta olmak üzere tüplerin bağlanması, dış gebelik cerrahisi, uygun hastalarda bazı miyom ameliyatları ve pelvik organ sarkması operasyonlarında sıklıkla kullanılabilmektedir. Cerrahi girişimin vücudun kendi doğal açıklığı kullanılarak gerçekleştirilmesi sayesinde karın bölgesinde cilt kesisine ihtiyaç duyulmamaktadır. Böylece doku hasarı en aza indirilerek hastanın cerrahi travmayı hafif bir şekilde atlatması sağlanabilmektedir" dedi.Kesisiz cerrahi ile elde edilebilen avantajlara değinen Op. Dr. Mustafa Melih Erkan, "Karın bölgesinde kesi yapılmaması, ameliyat sonrası süreçte ağrı hissinin minimumda kalmasına ve estetik açıdan ameliyat izi oluşmamasına katkı sağlamaktadır. Hastalar, operasyon sonrasında çok daha az analjezik ihtiyacı duymakta, uygun şartlarda ameliyatın ardından erken dönemde ayağa kalkarak çoğu zaman 6-8 saat içerisinde taburcu edilebilmektedir. Taburculuk sonrası süreçte de kişilerin evlerine ve iş hayatlarına adaptasyonu kolaylıkla gerçekleşebilmektedir" diye konuştu.Kişiye özel tedavi planı ve doğru hasta seçimiGirişimin başarısında hastaya özel planlamanın belirleyici olduğunun altını çizen Op. Dr. Mustafa Melih Erkan, sözlerini şöyle noktaladı:"Cerrahi yöntemin seçiminde hastanın yaşı, mevcut ek hastalıkları, daha önce geçirdiği karın ameliyatları ve planlanan operasyonun kapsamı birlikte değerlendirilmektedir. Doğru hasta seçimi yapıldığında ileri teknoloji minimal invaziv cerrahinin sunduğu tüm avantajlardan maksimum düzeyde yararlanmak mümkün olabilmektedir. Bu nedenle tedavi planı mutlaka ayrıntılı bir jinekolojik muayene ve kişiye özel hekim değerlendirmesi sonrasında netleştirilmelidir."Kaynak: İHA

31 Temmuz 2026 2
Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy: "Kanserde erken tanıda nükleer tıbbın rolü hayat kurtarıyor" SAĞLIK
SAĞLIK

Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy: "Kanserde erken tanıda nükleer tıbbın rolü hayat kurtarıyor"

Medical Point Gaziantep Hastanesi Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, kanserde erken tanının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini belirterek, nükleer tıp yöntemlerinin hastalığın erken dönemde tespit edilmesi, evrelenmesi ve tedavi sürecinin planlanmasında kritik rol üstlendiğini söyledi.Kanserin erken tanı sayesinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığını belirten Medical Point Gaziantep Hastanesi Nükleer Tıp Uzmanı Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, gelişen nükleer tıp teknolojilerinin hastalara hem doğru tanı hem de kişiye özel tedavi planlaması açısından önemli avantajlar sunduğunu ifade etti."Hastalığın yayılımını ayrıntılı olarak değerlendirebiliyoruz"Nükleer tıpta kullanılan PET/BT başta olmak üzere ileri görüntüleme yöntemlerinin kanser tanısında önemli bilgiler sağladığını dile getiren Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, "Kanserin erken evrede tespit edilmesi tedavinin başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Nükleer tıp yöntemleri sayesinde yalnızca tümörün yerini değil, hastalığın vücuttaki yayılımını ve biyolojik aktivitesini de ayrıntılı şekilde değerlendirebiliyoruz. Bu bilgiler, hastaya uygulanacak tedavinin doğru planlanmasına önemli katkı sağlıyor" dedi."Tedaviye verilen yanıt da yakından takip ediliyor"Nükleer tıbbın sadece tanı aşamasında değil, tedavi sürecinin değerlendirilmesinde de önemli görev üstlendiğini belirten Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, "Uygulanan tedavinin hastada ne kadar etkili olduğunu görüntüleme yöntemleriyle objektif olarak takip edebiliyoruz. Böylece gereksiz tedavilerin önüne geçilirken, hastaya en uygun yaklaşımın belirlenmesi mümkün oluyor. Bu da hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artırıyor" şeklinde konuştu."Kişiye özel tedavi planlamasına katkı sağlıyor"Her kanser hastasının farklı özellikler taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Aksoy, tedavi planlarının multidisipliner yaklaşımla oluşturulduğunu belirterek, "Nükleer tıp, onkoloji, radyoloji ve diğer branşlarla koordineli çalışarak hastaya özel tedavi sürecinin planlanmasına katkı sunuyor. Amacımız hastalığı en doğru şekilde değerlendirerek en uygun tedavi yöntemini belirlemek" ifadelerini kullandı."Düzenli kontroller ihmal edilmemeli"Kanserle mücadelede toplumun bilinçlenmesinin önemine değinen Doç. Dr. Füsun Kökçü Aksoy, özellikle risk grubunda bulunan bireylerin düzenli sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurgulayarak, "Erken tanı birçok kanser türünde yaşam süresini ve tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle tarama programlarının ihmal edilmemesi ve şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden uzman hekime başvurulması büyük önem taşıyor" diye konuştu.Kaynak: İHA

31 Temmuz 2026 1
Ölümden döndü, bakın ilk ne yaptı SAĞLIK
SAĞLIK

Ölümden döndü, bakın ilk ne yaptı

Bilecik’te bir kıraathanede okey oynayan şahsın yediği portakalın parçası soluk borusuna kaçtı. Masadaki rakibinin Heimlich manevrası sonrası hayata dönen adam, hiçbir şey olmamış gibi oyuna kaldığı yerden devam etti. Bilecik'te bir kıraathanede okey oynayan şahsın yediği portakalın parçası soluk borusuna kaçtı. Masadaki rakibinin Heimlich manevrası sonrası hayata dönen adam oyuna kaldığı yerden devam etti.Olay, Bilecik'in Söğüt ilçesine bağlı bir kıraathanede meydana geldi. Orta Mahalle üzerinde bir kıraathanede arkadaşlarıyla birlikte okey oynayan Hüseyin Açık bir anda nefes alamamaya başladı. Bu esnada yanında oturan ve okey oyununda rakibi olan Soner Keskin hemen şahsa Heimlich manevrası yaptı.Yediği portakal parçası boğaza kaçan adam Heimlich manevrası ile nefes alarak hayata döndü. Hüseyin Açık ardından masaya tekrar oturarak, oyuna kaldığı yerden devam etti. O anlar kıraathanenin güvenlik kamerasına anbean yansıdı.Öte yandan, Hüseyin Açık ertesi gün kendini kurtaran Soner Keskin ve okey arkadaşlarına yemek ısmarladı.valla dayı alttan yapmış manevrayiokey masasının ve halı sahanın çok katı kuralları var. yasal düzenleme gelmeli.Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

31 Temmuz 2026 1
Orman yangınları kronik hastalıkları tetikleyebiliyor SAĞLIK
SAĞLIK

Orman yangınları kronik hastalıkları tetikleyebiliyor

Yangınlar nedeniyle oluşan yoğun dumanın özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalıkları olan kişilerde ciddi solunum yolu problemlerine yol açtığına dikkat çeken Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, "Sağlıklı bireyler bile bu durumdan baş ağrısı, göz yanması ve boğaz tahrişi gibi şikayetlerle etkilenebilirken; KOAH, astım, bronşit ve akciğer yetmezliği gibi kronik akciğer rahatsızlığı olanlar, alerjik bünyeli kişiler, çocuklar ve yaşlılar için bu süreç hayati riskler barındırabilir. Bu kritik dönemde hem fiziksel olarak dumanla teması en aza indirmek hem de doğru korunma yöntemlerini uygulamak hayati öneme sahiptir" dedi Yaz aylarının kavurucu sıcaklıklarıyla birlikte Türkiye’nin özellikle Ege ve Akdeniz bölgeleri başta olmak üzere farklı noktalarından peş peşe gelen orman yangını haberleri artış gösteriyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, bu yangınların yalnızca doğayı ve orman ekosistemini tahrip etmekle kalmayıp, binlerce insanı doğrudan etkileyen devasa bir halk sağlığı krizine dönüştüğü konusunda uyarılarda bulundu.Alevlerin yarattığı doğrudan hasarın yanı sıra, rüzgarın da etkisiyle çok geniş coğrafi alanlara yayılan yoğun duman, kül bulutları ve zehirli partikül maddelerin yerleşim yerlerindeki günlük yaşamı ciddi ölçüde tehdit ettiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, dumanın içeriğine dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Usta, “Bu zehirli duman; mikroskobik boyutlardaki parçacıklardan, uçucu organik bileşiklerden, ağır metallerden, karbonmonoksit gibi son derece zararlı gazlardan ve kanserojen bileşiklerden oluşur. Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu zehirli partiküller, solunum yoluyla akciğerlerimizin en derin noktalarına kadar kolayca ulaşabilir ve oradan kana karışabilir. Ayrıca içme sularına ve ekinlere de bulaşarak zincirleme bir risk oluşturur” diye konuştu.Yangınlar nedeniyle oluşan yoğun dumanın özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalıkları olan kişilerde aniden gelişen ciddi solunum yolu problemlerine ve kronik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açabildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Usta, “Sağlıklı bireyler bile bu durumdan baş ağrısı, göz yanması ve boğaz tahrişi gibi şikayetlerle etkilenebilirken; KOAH, astım, bronşit ve akciğer yetmezliği gibi kronik akciğer rahatsızlığı olanlar, alerjik bünyeli kişiler, çocuklar ve yaşlılar için bu süreç hayati riskler barındırabilir. Bu kritik dönemde hem fiziksel olarak dumanla teması en aza indirmek hem de doğru korunma yöntemlerini uygulamak hayati kıymete sahiptir” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, yangın bölgelerinde ve yoğun dumandan etkilenen alanlarda yaşayan vatandaşların sağlığını korumak adına alabileceği hayati önlemleri şu şekilde sıraladı:İç mekan hava kalitesini koruyun ve evinizi izole edin: Dumanın yoğun olduğu günlerde ve saatlerde kesinlikle dışarı çıkılmamalıdır. Evinize dışarıdan duman sızmasını engellemek için kapı ve pencereleri sıkıca kapatın; kapı altlarını nemli havlularla destekleyerek hava akımını tamamen kesin. Evinizde HEPA filtreli hava temizleme cihazı varsa yüksek kademede çalıştırın. Klima kullanıyorsanız, dışarıdan taze hava almak yerine mutlaka iç sirkülasyon modunu tercih edin. Dışarıdaki havanın kısmen temizlendiği saatleri takip ederek evinizi sadece kısa süreliğine havalandırın.Doğru maske seçimine özen gösterin: Zorunlu nedenlerle dışarı çıkılması gereken durumlarda standart cerrahi maskeler veya bez maskeler, orman yangını dumanındaki ince partiküllere karşı tamamen yetersiz kalır. Bu yüzden mikroskobik zehirli partikülleri yüksek oranda filtreleyebilen N95, FFP2 veya FFP3 gibi profesyonel koruyucu maskeler kullanın. Maskenin yüze tam oturması ve kenarlardan hava sızdırmaması büyük önem taşır. Maske bulunamayan acil durumlarda ise kalın bir bez veya havlu nemlendirilerek ağız ve burun sıkıca kapatılmalıdır.Kronik hastalığınız varsa ekstra dikkat edin: Astım, KOAH ve benzeri akciğer rahatsızlığı olan hastalar, doktorlarının reçete ettiği inhaler, sprey, nebulizatör ve düzenli tüm ilaçlarını kesinlikle aksatmadan kullanmaya devam etmelidir. Nefes darlığı, şiddetli öksürük, göğüs ağrısı veya hırıltı gibi belirtilerin ortaya çıkması durumunda, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.Bol sıvı tüketimine özen gösterin: Yangın dumanı, boğazda ve solunum yollarında ciddi kuruluğa, tahrişe ve yanma hissine neden olur. Bol su ve bitki çayları tüketmek, solunum yollarının mukozasını nemli tutarak vücudun doğal savunma mekanizmalarının çalışmasına ve toksinlerin vücuttan hızla atılmasına yardımcı olur.Doğal afetlerin beraberinde getirdiği bu zorlu süreçte panik yapmadan, bilinçli hareket etmenin hayati önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Berivan Usta, “Yetkili kamu kurumlarının yapacağı resmi açıklamalar, hava kalitesi uyarıları ve acil durum duyuruları yakından takip edilmelidir. Can güvenliği için tahliye kararı alınan bölgeler uyarılara uyularak derhal terk edilmelidir. Unutulmamalıdır ki hiçbir eşya veya mülk, insan hayatından daha değerli değildir” diye konuştu.Kaynak: Haberturk

31 Temmuz 2026 6
Kalp 'moda'yı değil 'bilim'i seviyor SAĞLIK
SAĞLIK

Kalp 'moda'yı değil 'bilim'i seviyor

Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Mehmet Burak Özen, son dönemde popülerliği artan matcha ve proteinli içeceklerin bilinçsiz tüketimine karşı uyardı. Uzm. Dr. Özen, "Sağlıklı" etiketi taşıyan her ürünün gerçekten sağlıklı olmadığını belirterek, tüketicilerin ürün içeriklerini mutlaka incelemesi gerektiğini belirterek, "Kalp modayı değil bilimi sever" dedi Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Mehmet Burak Özen, sağlıklı yaşam trendleriyle birlikte yaygınlaşan matcha ve proteinli içeceklerin bilinçsiz tüketiminin çeşitli sağlık risklerini beraberinde getirebileceğini belirtti. Sosyal medyada öne çıkan her önerinin bilimsel gerçeklerle örtüşmediğini vurgulayan Özen, özellikle kalp sağlığı açısından ürün içeriklerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.Matchanın öğütülmüş yeşil çay yapraklarından elde edilen ve antioksidan bakımından zengin bir içecek olduğunu belirten Özen, "Matcha faydalı özelliklere sahip olsa da sosyal medyada anlatıldığı gibi tek başına tüm sorunlara çözüm sunan bir besin değildir" dedi.Matchanın yüksek miktarda kafein içerdiğine dikkat çeken Özen, "Bitkisel olduğu için sınırsız tüketilebileceği düşüncesi doğru değildir. Özellikle çarpıntısı olanlar, ritim bozukluğu bulunan hastalar, kontrolsüz hipertansiyonu olanlar ve hamilelerin tüketim miktarına dikkat etmesi gerekir" ifadelerini kullandı.Saf matcha ile kafelerde satılan matcha lattelerin birbirinden farklı olduğuna işaret eden Özen, birçok hazır ürünün süt, aromalı şurup, ilave şeker ve krema içerdiğini belirtti. Antioksidan almak isterken farkında olmadan yüksek kalorili ve yüksek şekerli bir içecek tüketilebildiğini kaydeden Özen, "Kalp sağlığı açısından bizi endişelendiren matchanın kendisi değil, içine eklenen şeker ve yüksek kalori yüküdür. Fazla şeker tüketimi; kilo artışı, insülin direnci, tip 2 diyabet ve uzun vadede kalp-damar hastalıkları riskini artırabilir. Matcha sağlıklı olabilir ancak matcha adı taşıyan her içecek sağlıklı değildir" diye konuştu.Son yıllarda market raflarında giderek daha fazla yer bulan proteinli içeceklere de değinen Özen, proteinin vücut için vazgeçilmez bir besin ögesi olduğunu ancak herkesin ek protein takviyesine ihtiyaç duymadığını söyledi.Düzenli ve dengeli beslenen birçok kişinin ilave protein desteğine ihtiyaç duymadığını belirten Özen, "Bu ürünlerin önemli bir kısmı yalnızca protein içermiyor. İlave şeker, doymuş yağ, aroma vericiler ve kıvam artırıcılar da bulunabiliyor. Kalp sağlığı açısından önemli olan sadece protein miktarı değil, ürünün tamamıdır" dedi.Gereksiz protein takviyesinin çoğu zaman gereksiz kalori alımına yol açtığını ifade eden Özen, düzenli olarak yüksek kalorili proteinli içecek tüketiminin kilo artışına neden olabileceğini, bunun da hipertansiyon, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirtti.Özellikle böbrek hastalarının yüksek proteinli ürünleri hekim önerisi olmadan düzenli kullanmaması gerektiğini vurgulayan Özen, "Proteinli olması, sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Kalp modayı sevmez, bilimi sever. Önemli olan bardağın üzerinde yazan değil, bardağın içinde ne olduğudur" ifadelerini kullandı.Kaynak: Haberturk

30 Temmuz 2026 4