DEHB Farkındalık Ayı kapsamında açıklamalarda bulunan Ankara Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Çıkılı Uytun, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nun (DEHB) belirtileri, tanı ve tedavi süreçleri ile günlük yaşama etkilerini değerlendirdi.

DEHB'nin erken tanınması ve tedavi edilmesinin önemine dikkat çeken Uytun, ailelerin ilaç tedavisine yönelik endişelerine ve ekran kullanımıyla ilgili yanlış inanışlara da açıklık getirdi.

DEHB nedir? Hangi belirtilerle kendini gösterir?

DEHB'de temelde dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtileri bulunuyor. Ancak isminde yer almayan üçüncü bir belirti kümesi daha var. O da dürtüsellik, yani sonunu düşünmeden hareket etme.

Dikkat eksikliğini, dikkatsizce hatalar yapma, örneğin sınavlarda hata yapma, başladığı işleri bitirmeme, bir boyamayı veya başka bir işi yarım bırakma, unutkanlık ve eşyalarını kaybetme şeklinde görebiliyoruz.

Hiperaktivite ise boş zamanlarında sakince oturamama, sınıfta yerinde duramama, ayağa kalkıp dolaşma veya motor takılmış gibi sürekli hareket hâlinde olma şeklinde kendini gösterebiliyor.

Dürtüsellik de başkalarının sözünü kesme, sıra bekleyememe veya tehlikeli davranışlara sonucunu düşünmeden girişme gibi belirtilerle karakterizedir.

DEHB yalnızca çocukluk döneminde mi görülür?

DEHB yalnızca çocukluk döneminde görülmüyor. Artık biliyoruz ki bu çocukların yaklaşık yüzde 25'inde belirtiler yetişkinlikte de devam ediyor. Özellikle dikkatle ilgili belirtiler uzun süre devam edebiliyor. Dolayısıyla DEHB'yi yetişkinlerde de görebiliyoruz.

DEHB tanısı nasıl konulur? Tanı sürecinde nelere dikkat edilir?

DEHB tanısı klinik değerlendirmeyle konuluyor. Bir çocuk ve ailesi başvurduğunda, çocuğun belirtilerini değerlendiriyoruz. Erken çocukluk döneminden, hatta doğum sürecinden itibaren gelişimini, gelişim basamaklarını, okul öncesi eğitim sürecini, evde ve okulda yaşadığı sorunları sorguluyoruz.

Aileyle ve çocukla görüşerek dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerini değerlendiriyoruz. Ancak tanı sürecinin en önemli aşamalarından biri de ayırıcı tanı.

Çünkü vitamin eksiklikleri, demir eksikliği, B12 eksikliği veya tiroid hastalıkları da dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye benzer belirtiler oluşturabiliyor. Bunları sorguluyor ve birbirinden ayırt etmeye çalışıyoruz.

Bunun yanında öğrenme bozuklukları, kaygı ve depresyon da dikkat süreçlerini etkileyebiliyor. Çocukta bu sorunların bulunup bulunmadığını değerlendiriyoruz.

Tanı süreci tamamen klinik. DEHB tanısını doğrudan koyduracak bir kan testi veya MR incelemesi bulunmuyor. Gerektiğinde değerlendirmeyi desteklemek amacıyla bazı testler ve ölçekler kullanabiliyoruz. Ancak temel tanı, çocukla, ailesiyle ve öğretmeniyle yaptığımız görüşmeler sonucunda konuluyor.

Bu nedenle öncelikle bir çocuk psikiyatristinin değerlendirmesi önemli. Çocuğun yaşadığı sorunun gerçekten DEHB'den mi yoksa altta yatan başka bir nedenden mi kaynaklandığını ayırt etmemiz gerekiyor. Eğer dikkat sorunları başka bir bozukluğa bağlıysa buna yönelik tedavi ve destek için yönlendirme yapabiliyoruz.

DEHB, bireylerin eğitim ve sosyal yaşamlarını nasıl etkiler?

DEHB çoğu zaman yalnızca akademik bir sorun, derslerde yaşanan bir dikkatsizlik problemi olarak düşünülüyor. Ancak gerçekte yaşamın birçok alanını etkileyebiliyor.  Özellikle sosyal ilişkilerde dikkatsizlik, ilişkileri sürdürmede güçlük ve duygu düzenleme becerilerindeki sorunlar görülebiliyor. Ani öfkelenmeler veya karşı tarafı dinlemeden tepki verme gibi davranışlar sosyal ilişkileri olumsuz etkileyebiliyor.

Akademik işlevler de dikkat eksikliği ve hareketlilik nedeniyle etkileniyor. Bunun yanında aile içinde de sık sık çatışmalar yaşanabiliyor. Örneğin aile sürekli çocuğa ödevini yapmasını, ders çalışmasını söylüyor ancak çocuk bunları erteliyor veya yapmak istemiyor. Bu durum aile içinde çatışmalara neden olabiliyor.

Benzer şekilde öğretmenler de bazen çocuğun çalışmadığını veya görevlerini yerine getirmediğini düşünebiliyor. Hem aile hem de öğretmen tarafından sergilenen bu yaklaşımlar çocuğu derslerden uzaklaştırabiliyor.

Çocuk zamanla "Ben zaten yapamıyorum, beceremiyorum, çalışamıyorum" şeklinde düşünmeye başlayabiliyor. Bu durum uzun vadede öz saygısının azalmasına, kaygı ve depresyon gibi sorunların gelişmesine zemin hazırlayabiliyor.

DEHB tedavisinde hangi yöntemler uygulanıyor?

DEHB tedavisi yaşa göre değişebiliyor.

Okul öncesi dönemde ilk etapta davranışçı yöntemler dediğimiz terapi yöntemlerini uyguluyoruz. Bunlar daha çok ailenin bilgilendirilmesini ve tutumlarının düzenlenmesini içeriyor. Örneğin aileye, çocuğun bu davranışları bilerek yapmadığını anlatıyoruz. Ev içerisinde çocuğun zarar görebileceği durumlara karşı gerekli düzenlemelerin yapılmasını öneriyoruz. Çocuk okul öncesi eğitim alıyorsa öğretmenlerle iş birliği yaparak okuldaki davranışlarını düzenlemeye yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Ancak bu yöntemlerden yeterli fayda sağlanamıyorsa veya çocuğun riskli davranışları varsa ilaç tedavisi gündeme gelebiliyor. Okul çağında, yani 6 yaşın üzerinde ise ilaç tedavisi daha öncelikli bir seçenek oluyor.

Aileler bize sıklıkla neden ilaç tedavisi önerdiğimizi soruyor. Çünkü yapılan araştırmalarda diğer terapi ve tedavi yöntemlerinin ilaç tedavisinin başarısına ulaşamadığını görüyoruz. İlaç tedavileri oldukça etkili. Çocukların yaklaşık yüzde 80-90'ında etkili olabiliyor. İlaç tedavisinin amacı çocuğu uyuşturmak değil. Bu konu bazen yanlış anlaşılabiliyor. Asıl amaç hareketliliği azaltmak, dikkati artırmak ve çocuğun performansını mümkün olan en iyi düzeye getirmek.

Elbette tedavi yalnızca ilaçtan ibaret değil. Bunun yanında aile eğitimi, öğretmenlere yönelik öneriler, sınıf içerisinde çocuğun derse katılımını artıracak düzenlemeler ve evde çalışma ortamının düzenlenmesi de önem taşıyor. Ayrıca çocuğun başka duygusal sorunları varsa bunlara yönelik terapi çalışmalarını da ilaç tedavisiyle birlikte sürdürüyoruz.

Ailelerin sıkça sorduğu konulardan biri de DEHB ilaçlarının bağımlılık yapıp yapmadığı. Çalışmalar, tedavide kullanılan ilaçların uygun kullanımında bağımlılığa yol açmadığını gösteriyor. Hatta ilaç tedavisi almayan DEHB'li çocuklarda bağımlılık riskinin daha yüksek olduğunu biliyoruz. Tedavi, bağımlılıkla ve davranış sorunlarıyla ilişkili riskleri azaltabiliyor.

Son dönemde erken yaşta suça sürüklenen ve adli süreçlere giren çocuklar da çok gündeme geliyor. Bu çocuklarda bazen DEHB, davranış sorunları ve suçla ilişkili davranışların altında yatan bozukluklardan biri olabiliyor. Bu nedenle DEHB'nin erken dönemde tanınması ve tedavi edilmesi önemli. Ailelere ve öğretmenlere bunu vurgulamak isterim.

DEHB Farkındalık Ayı kapsamında toplumda doğru bilinen yanlışlar nelerdir? Ailelere ve topluma neler söylemek istersiniz?

Öncelikle DEHB yalnızca hareketlilik, şımarıklık veya yaramazlık değil. Tanımlanmış nörobiyolojik bir bozukluk. Bu çocukların beyin gelişimleri ve beyindeki nörotransmitter dediğimiz maddelerin dengesi farklılık gösterebiliyor. Öncelikle çocukların bu davranışları isteyerek veya bilerek yapmadığını kabul etmek gerekiyor.

Bir diğer yanlış düşünce de ekran kullanımıyla ilgili. Aileler bazen "Çocuğum ekrana çok iyi dikkatini veriyor, o zaman dikkat eksikliği olamaz" diye düşünüyor. Ancak ekranlarda çok fazla ödül ve uyaran bulunuyor. Çocuklar sevdikleri bir etkinlik olduğu için ekrana daha fazla yönelebiliyor ve dikkatlerini daha uzun süre sürdürebiliyorlar. Dolayısıyla bir çocuğun derslerine dikkatini verememesi ancak tablet veya telefona uzun süre odaklanabilmesi, DEHB olmadığı anlamına gelmiyor. Aşırı ekran kullanımının dikkat işlevlerini olumsuz etkileyebildiğini biliyoruz. Çalışmalar da bunu gösteriyor. Ancak aşırı ekran kullanımı tek başına DEHB'ye neden olmuyor. Daha çok var olan belirtileri artırabiliyor. Hepimizde dikkat eksikliği belirtilerini bir miktar artırabiliyor.

Bir başka önemli konu da ebeveynlerin kendilerini suçlaması. Aileler bazen "Ben böyle yaptığım için mi oldu?" diye düşünüyor. Ancak DEHB ebeveynlikten kaynaklanan bir durum değil, biyolojik temelleri olan bir bozukluk. Bununla birlikte ebeveynlerin tutumları belirtileri ve özellikle davranış sorunlarını artırabiliyor veya azaltabiliyor. Bu nedenle ailelerin kendilerini suçlamaması önemli.

Erken tanı da son derece önemli. Ebeveynler veya öğretmenler böyle bir durumdan şüphelendiğinde çocuğun bir an önce değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü çocuk süreç içerisinde sürekli olumsuz geri bildirimlerle karşılaşabiliyor. "Ben yapamıyorum, beceremiyorum, derslerde kötüyüm" gibi düşünceler geliştirebiliyor. Bu durum davranış sorunlarının yanı sıra kaygı ve depresyon gibi bozukluklara da zemin hazırlayabiliyor. Bunlar DEHB tablosuna eklendiğinde tedavi süreci zorlaşabiliyor ve çocuk açısından olumsuz sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

Kaynak: Medimagazin