İstanbul Beylikdüzü'nde özel bir bakım evinde kalan epilepsi hastası otizmli Uğur Yıldırım'ın (22) ölümüne ilişkin davanın ilk duruşma Bakırköy 18 Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Uğur Yıldırım'a fazla dozda ilaç verdiği öne sürülen ve hakkında müebbet hapis cezası istenen hemşire Sabahat Taş savunmasında, "İlaçlarında eksik yoktu ben fazladan vermedim. Başkasının da verdiğini düşünmüyorum." dedi. Duruşma 24 Haziran'a erteledi.
Olay, 22 Ekim 2024’de Beylikdüzü’ndeki özel bir bakım
merkezinde meydana geldi. Hemşire Sebahat Taş'ın bakım merkezinde yaşayan
hastası Uğur Yıldırım'a fazla doz ilaç verdiği öne sürüldü.
Rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılan Yıldırım yapılan tüm
müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Hastaneye getirilen Yıldırım'ın bileklerinde
morluklar görülmesi üzerine polis ekiplerine haber verildi.
Başlatılan soruşturma kapsamında, olay sırasında aynı katta,
görevliler Yunus Emre Eşin, Mehmet Özkan Tıraş, Çilem Köçer, Ayfer Güler, Bahar
Güzel, Yağmur Erkişi, Türcan Özsoy ve Sabahat Taş'ın bulunduğu tespit edildi.
Kamera kayıtları incelemeye alındı. Kayıtlarda, Yunus Emre Eşin'in Uğur
Yıldırım'ı odaya ittiği, Yıldırım'ın odadan çıkmak istemesine rağmen zorla
tutulduğu, bu sırada bakım personeli Bahar Güler'in temizlik yaptığı görüldü.
Olaydan kısa süre sonra Yıldırım'ın elinin kapı dışında yere
düşmüş halde görüldüğü, ardından Aybüke Liman ve Yağmur Erkişi'nin ellerinde
torbalarla odaya girdiği, Ayfer ve Bahar'ın ise katta temizlik yapmaya devam
ettiği tespit edildi.
Yıldırım'ın otopsi raporunda, ilaç fazlalığı nedeniyle
öldüğü belirlendi. Raporda, normalde 100 ile 400 miligram olması gereken ilacın
dozunun 11 bin 958 miligram olduğu tespit edildi. İlacın kurum hemşiresi olan
Sabahat Taş tarafından verildiği ve olası kast ile öldürme suçunu oluşturduğu
değerlendirildi.
Tutuksuz yargılanan sanıklardan Sabahat Taş hakkında 'Beden
ve ruh bakamından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiyi kasten öldürme'
suçundan müebbet hapis, Türcan Özsoy, Yağmur Erkişi, Ayfer İyikalaycı ve Bahar
Güler hakkında 'Suçu bildirmeme' suçundan 1 yıl 6 ay, Yunus Emre ve Aybüke
Liman, Mehmet Özkan hakkında 'Kasten yaralama' suçundan 2.5 yıldan 3 yıl 6 aya
kadar ve Çilem Köçer'e 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istendi.
İlk duruşma görüldü
Olayla ilgili açılan davanın ilk duruşması Bakırköy 18 Ağır
Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuksuz sanıklar, Aybüke Liman, Ayfer
Güzel, Bahar Güler, Mehmet Özkan Tıraş, Türcan Özsoy, Yağmur Erkişi, Yunus Emre
Eşin ile Müşteki anne Dilek Barut ve sanık ile taraf avukatları katıldı.
“Uğur nefes almakta
zorlanıyordu”
Sabahat Taş savunmasında, "2024 Temmuz ayında olayın
meydana geldiği kurumda hemşire olarak işe başladım. İşe başladığımda müteveffa
Uğur Yıldırım diğer hastalarla beraber oradaydı. Hastaların sağlık personeli
olarak yaralarına bakma, ilaç verme, kriz anlarını yönetmek gibi görevlerimiz
bulunmaktadır. Ama sağlık personeli olarak kurumda tektim. Bu nedenle tüm
hastalara aynı anda ya da layıkıyla yetişerek yardım etme imkanımız pek yoktur.
Olay günü saat 08.00'da vardiyayı teslim aldım. Teslim aldıktan sonra Uğur'a
kahvaltıdan sonra saatini hatırlayamadığım bir zamanda öğleden önce yemekhanede
reçetesinde belirtilen günlük rutin ilaçlarını içirdim. Uğur'u aşağıya kendi
katına indirdiler. Uğur'a bakmak için odasına gittim. Uğur'un odasında diğer
sanıklardan Yağmur Erkişi çıkıyordu. Yağmur, Uğur'u annesiyle konuşturmaya
çalıştığını, fakat Uğur'un kendisine ve telefona tekme attığını söylüyordu.
Telefon görüşme işlemi Uğur'un odasında gerçekleşmişti ancak görüşememişlerdi.
Aradan biraz zaman geçmiştiki Mehmet Özkan Tıraş beni telefon ile arayarak
'Uğur çok kötü aşağıya gelmen lazım' dedi. Ben de acil çantamı alarak Uğur'un
olduğu kata gittim. Uğur yer yatağındaydı. Yer yatağında sırt üstü yattığını
gördüm. Nefes almakta zorlandığını fark ettim." dedi.
“Ben Uğur’a fazladan
ilaç vermedim”
Taş savunmasının devamında, "Mehmet Özkan Tıraş'a
ambulansı aramasını söyledim. Bu arada Uğur'un nabzını kontrol ettim. Ağız içi
kontrolünün yapıp ağız içine baktım. Nabız kontrolünde elinden nabız kontrolünü
yapamadım soğuktu. Boynundan yaptım. Nabzının düşük olduğunu gördüm. Oksijen
tüpünü takmıştım. Oksijen tüpünü çıkardığımda nefes kontrolü yaptığımda
kalbinin durduğunu ve nefes alamadığını fark ettim. Tekrar boynundan nabzına
baktığımda 3'te 1 nabzının attığını gördüm kalp masajına başladım. Ambulans iki
üç kere daha arandı. Ambulans 35-40 dakika sonra geldi. Ambulans gelene kadar
da kalp masajına devam ettim. Ambulans ekibi gelince de Uğur’u gelen ambulans
görevlilerine teslim ettim. Gelenlerden birisi kalp masajına devam etti. 1
ampul adrenalini verdim. Açılan damar yolundan adrenalini verdiler. Uğur'a
başkaca ilaç verilmedi. Sonra Uğur'u ambulans ile götürdüler. Hastaneye
gidecektim gitmeden önce saat 19.10 ya da 19.30 sularında Mehmet Özkan Tıraş
beni arayarak Uğur'un vefat ettiğini söyledi. Yine de durumunu merak ettiğimden
ve yanında bulunmak istediğimden hastaneye gittim. Solyen 4 isimli ilacı Uğur’a
günde 400 mg’dan 2 kez toplamda 800 mg veriliyordu. Mazhar Osman'a gittikten
sonra ilaç yazıldı. Mazhar Osman'da verilip verilmediğini bilmiyorum. 1 buçuk
aydır da günde iki kere tam hatırlamamakla birlikte sabah öğlen ya da sabah
akşam ağızdan veriyorduk. Günde 800 mg veriyordum. İlaçlarında eksik yoktu ben
fazladan vermedim başkasının da verdiğini düşünmüyorum." dedi. Diğer sanıklar
da benzer ifadeler kullanarak suçsuz olduklarını belirterek beraatlarını talep
etti.
“Uğur’un el ve
ayaklarında morluk vardı”
Müşteki anne Dilek Barut, "Oğlum otizm ve epilepsi
hastasıdır. Daha önceden başka kurumlarda da tedavi gördü. Son olarak Mor Menekşe
Bakım Merkezine vermiştik. Tedavisine orada devam edilmekteydi. Orada kalırken
aynı zamanda Mazhar Osman Hastanesinde yatarak birlikte tedavi gördü. Çıkışta
tekrar Mor Menekşe Bakım merkezine alındı. Olay tarihinde 1 Kasım 2024
tarihinde oğlum doktor Mazhar Osman Hastanesinden taburcu olup Mor Menekşe
Bakım evine getirildiği gün kurum müdürü Aybüke Liman WhatsApp üzerinden bana
'Uğur'un el ve ayaklarında bağlanmaya bağlı kızarıklık ve morartı olduğunu,
bunun bizimle bir bağlantısı yoktur' şeklinde mesaj gönderdi. Mesaj dışında
bana herhangi bir görüntü göndermedi." dedi.
“Bana oğlumun
öldüğünü söylediler”
Anne Barut "Aradan biraz zaman geçti ve ben oğlumu
Beylikdüzü Devlet Hastanesine götürdüm. Darbeye bağlı olduğunu söyledi doktor.
Kuruma geri getirip bıraktım. İlaçlarıyla birlikte oğlumu teslim ettim.
Tedaviden sonra bu sanıkların kurumuna teslim edildi. Olay günü 13.32 de
görüntülü olarak kurum görevlileri tarafından arandım. Oğlum Uğur’u da gördüm.
Sakinleşmesi için birtakım şeyler söyledim. Oğlum sakinleşmedi yatağın
üstündeydi. Yanında iki erkek görevli vardı. Uğur'u tutmaya çalışıyorlardı.
Uğur telefona tekme attı görüntü ve görüşme kesildi. Sonrasında normal telefon
ile arandım. Uğur'un sakinleşmediğini söylediler. Bana, tekrardan müdahale edip
sakinleştireceklerini söylediler. İkinci kez görüntülü olarak aranmadım. İlk
görüntülü aramadan sonra normal telefon görüşmesinde başkaca bir şey
söylenmediği için oğlumun sakinleştiği düşüncesine kapıldım. Akşama kadar bana
haber verilmedi. Kendilerine ben de ulaşamadım. 19.56 saatleri sırasında Fatma
Özbahçeci adında bir kadın aradı. Ağlamaklı bir ses tonuyla bana oğlumun
hastanede olduğunu kalbinin durduğunu kurtulamadığını söyledi. Hastaneye
gittiğimde bana oğlumun ölümünün şüpheli olduğunu şikayetçi olup olmadığımı
sordular. Ben de şikayetçi olduğumu söyledim ifademi verdim. Oğlumun ölümüne
sebep olan sanıkların cezalandırılmasını talep ederim." dedi.
Savcı
tutuklanmalarını istedi
Görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı, sanıklar Çilem Koçer,
Aybüke Liman, Sabahat Taş, Mehmet Özkan Tıraş ve Yunus Emre Eşin’in kötü
muamele ve ihmali davranışları sonucu ölümün meydana geldiğinin sabit olduğunu
belirtti.
Adli Tıp raporuna göre, ölümüne neden olan ilaçların sağlık
personeli Sabahat Taş tarafından verildiği ya da ihmali sonucu yaklaşık 30 kat
fazla dozda alındığı kanaatine varıldığını kaydetti. Kurum müdürü Aybüke
Liman’ın gerekli denetimi sağlamadığını ifade eden savcı, eylemin 'ihmali
davranışla kasten öldürme' kapsamında değerlendirilebileceğini, atılı suçların
katalog suçlardan olduğunu ve kuvvetli suç şüphesi bulunduğunu belirterek
sanıkların tutuklanmasını talep etti.
Duruşma 24 Haziran'a
erteledi
Mahkeme heyeti, sanıklar Aybüke Liman, Çilem Köçer, Mehmet
Özkan Tıraş, Sabahat Taş ve Yunus Emre Eşin hakkında verilen 'yurt dışına
çıkamamak şeklindeki adli kontrol' tedbirinin devamına karar vererek duruşmayı
24 Haziran tarihine erteledi.
Kaynak: DHA