Kritik Vakalar Şehir Hastanelerine Yönlendiriliyor, Asistan Doktorlar Yeterli Acil Vaka Göremiyor: Tıp Eğitiminde Kritik Uyarı



Şehir hastaneleri modeli bu kez tıp eğitimi üzerinden tartışma yarattı. Uzmanlar, acil vakaların büyük ölçüde şehir hastanelerine yönlendirilmesi nedeniyle üniversite hastanelerinde görev yapan asistan hekimlerin yeterli vaka göremediğini belirtti.

Türkiye’de “sağlıkta dönüşüm” adı altında büyütülen şehir hastaneleri modeli, bu kez tıp eğitimi üzerinden sert eleştirilerin hedefinde. Kamu kaynaklarıyla desteklenen ve “hasta garantisi” sistemiyle çalışan devasa şehir hastanelerinin yalnızca bütçeyi değil, Türkiye’nin hekim yetiştirme sistemini de çöküşe sürüklediği belirtiliyor.

Uzmanlara göre özellikle büyükşehirlerde bulunan köklü tıp fakülteleri, son yıllarda ağır bir “hasta kaybı” yaşıyor. Bunun temel nedenlerinden birinin ise Sağlık Bakanlığı’nın 112 ambulans sevk sisteminde şehir hastanelerine öncelik tanıdığı yönündeki iddialar olduğu ifade ediliyor. Türkiye’de 25 tane şehir hastanesi var, altı tane daha açılması planlanıyor.

‘Eksik Eğitimle Mezun Oluyorlar’ 

Cumhuriyet’e konuşan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Demirer, “Yaklaşık 90 yıldır milyonlarca yurttaşa hizmet veren ve Cumhuriyet’in sağlık birikiminin simgesi olarak görülen kamu hastanelerinin birer birer kapatılmasıyla birlikte, kritik vakaların önemli bölümü şehir hastanelerine yönlendiriliyor. Bu durumun en ağır bedelini ise eğitim hastaneleri ve asistan doktorlar ödüyor” diyerek vaka sayılarına değindi.

Demirer, “Tıp fakültesi hastanelerinde görev yapan asistan hekimler artık yeterli sayıda acil vaka göremiyor. Kalp krizi, beyin kanaması, ağır travma, trafik kazası ve acil cerrahi hastalarının şehir hastanelerine yönlendirilmesi nedeniyle eğitim süreci ciddi biçimde sekteye uğruyor” uyarısında bulundu. Prof. Dr. Demirer, “Örneğin Sağlık Bakanlığı’nın 1 trilyon TL’den fazla bütçesinin yüzde 10’unu yaklaşık 115-120 milyar TL’yi şehir hastaneleri yiyor. Kira ve hizmet bedelleri bir karadelik adeta” diye konuştu.

Eleştirilerin odağında özellikle mezuniyet sonrası uzmanlık eğitimi bulunuyor. İddiaya göre; bir dönem uzmanlık eğitiminin ilk aylarında bile çok sayıda ameliyata giren asistanların, bugün beş yıllık eğitim boyunca yalnızca birkaç temel ameliyat yapabildiği belirtiliyor. Prof. Dr. Demirer, “Eskiden bir genel cerrahi asistanı ilk üç ayında en az beş apandisit ameliyatı yapardı. Şimdi bazı asistanlar beş yıllık eğitim sürecinde ancak bu sayıya ulaşabiliyor” değerlendirmesi yaparken yaşanan tablo “tıp eğitimi adına utanç verici” olarak nitelendiriliyor.

 ‘Halk Sağlığı Sorunu’

Prof. Dr. Demirer, “Yeterince kalp krizi hastası görmemiş, stent uygulamamış, ağır travmaya müdahale etmemiş ya da acil cerrahi pratiği edinmemiş bir hekimin uzmanlık eğitimi tamamlandı denebilir mi” dedi. Tıp fakülteleri bünyesinde görev yapan akademisyenler ve sağlık çevreleri, büyükşehirlerde bulunan üniversite hastanelerine yönelik “örtülü ambulans ambargosunun” kaldırılması gerektiği belirtirken üniversite rektörlerine Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu nezdinde girişim çağrısı yaptı.

‘Ayrımcılık Son Bulmalı’ 

Prof. Dr. Demirer, “Acil vakalarda şehir hastaneleri lehine uygulandığını görüyoruz. Rant uğruna “pozitif ayrımcılığın” acilen son bulması gerek. 112 sevk sisteminin eğitim hastanelerini dışlamayan adil bir yapıya kavuşturulması şart” dedi. 

Yorum / Değerlendirme
Şehir Hastaneleri Tartışması:
İddialar Var, Peki Veriler Nerede?

Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan ve şehir hastanelerinin tıp eğitimine zarar verdiği yönündeki haber, sağlık sistemi açısından önemli bir tartışmayı gündeme taşımaktadır. Ancak böylesine kritik bir konuda yalnızca iddiaların değil, bu iddiaları destekleyen somut verilerin de kamuoyu ile paylaşılması gerekir.

Haberde; kritik vakaların şehir hastanelerine yönlendirildiği, üniversite hastanelerinin vaka kaybettiği ve asistan doktorların yeterli eğitim alamadığı ifade edilmektedir. Bu değerlendirmeler dikkat çekici olmakla birlikte; hangi illerde vaka düşüşü yaşandığı, hangi branşlarda eğitim açığı oluştuğu, 112 sevk sisteminde yazılı bir öncelik protokolü olup olmadığı, üniversite hastanelerinin resmi vaka istatistikleri, asistan hekimlerin ameliyat ve girişim sayılarındaki değişim, Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) veya akreditasyon raporları gibi temel veriler haberde yer almamaktadır.

Bu nedenle haber; bilimsel analizden çok güçlü bir sağlık politikası eleştirisi niteliği taşımaktadır.

Öte yandan şehir hastanelerine yapılan sevklerin tamamını yalnızca “rant” veya “pozitif ayrımcılık” ile açıklamak da eksik bir yaklaşım olabilir. Çünkü ağır travma, inme, kalp krizi, çoklu organ yetmezliği gibi yüksek riskli vakalarda; ileri yoğun bakım kapasitesi, hibrit ameliyathaneler,  24 saat multidisipliner ekip, girişimsel radyoloji altyapısı, ECMO ve ileri destek sistemleri gibi nedenlerle merkezi büyük hastanelere yönlendirme yapılması tıbbi planlama açısından tercih edilebilmektedir.

Ancak burada asıl sorgulanması gereken konu şudur:Türkiye’de sağlık hizmet sunumu ile tıp eğitimi arasındaki denge doğru kurulabiliyor mu?

Çünkü üniversite hastanelerinin temel görevi yalnızca hasta bakmak değil; hekim yetiştirmek, uzmanlık eğitimi vermek, akademik araştırma yapmak, ileri klinik deneyim kazandırmaktır.

Eğer kritik vakaların büyük bölümü belirli merkezlerde toplanıyor ve eğitim hastaneleri vaka çeşitliliğini kaybediyorsa, bu durum uzun vadede uzmanlık eğitimini gerçekten etkileyebilir. Ancak bunun ortaya konulabilmesi için yorum değil veri gerekir.

Haberde dikkat çeken bir başka eksik ise SGK ve sağlık finansmanı boyutunun yeterince açıklanmamış olmasıdır. Eğer gerçekten gereksiz yatışlar, paket gelir optimizasyonu, performans baskısı veya sevk üzerinden ekonomik avantaj gibi iddialar varsa; bunların Sayıştay raporları, SGK denetimleri, yatış analizleri ve resmi incelemelerle desteklenmesi gerekir.

Aksi halde kamuoyunda;“şehir hastaneleri eğitim sistemini bilinçli olarak çökertiyor”algısı oluşur ki bu da objektif habercilik açısından tartışma doğurur.

Sonuç olarak; Cumhuriyet Gazetesi’nin gündeme taşıdığı konu önemlidir ve tartışılmalıdır. Ancak sağlık sistemi gibi milyonlarca insanı ilgilendiren alanlarda;

iddia kadar veri, eleştiri kadar karşı görüş, yorum kadar resmi analiz sunulması gerekir.

Çünkü sağlık politikaları sloganlarla değil; bilimsel veri, eğitim kalitesi, hasta güvenliği ve sürdürülebilir planlama ile değerlendirilmelidir.