Türkiye son
yıllarda tarım ve gıda üretiminde önemli bir kapasiteye ulaşmış olmasına
rağmen, küresel rekabetin giderek arttığı bir döneme girmiştir. Artık yalnızca
üretmek yeterli değildir. Üretilen ürünün güvenli, izlenebilir, sürdürülebilir
ve uluslararası standartlara uygun olması da gerekmektedir.
Bugün Avrupa
Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve diğer gelişmiş ülkeler
yalnızca ürün satın almamakta; ürünün hangi tarlada yetiştiğini, hangi
hammaddelerden üretildiğini, hangi aşamalardan geçtiğini ve gerektiğinde geriye
dönük olarak izlenip izlenemediğini de sorgulamaktadır.
Bu nedenle
Türkiye’nin yeni dönemde yalnızca gıda üretimini değil, gıda güvenliğini de
stratejik bir kalkınma politikası olarak ele alması gerekmektedir.
Bu amaçla
“Ulusal Gıda Takip ve Tüketici Sağlığı İzleme Sistemi” kurulmalıdır.
Bu sistem;
Hammadde
Üretici Takip Sistemi,
Hammadde
Takip Sistemi,
Gıda Üretici
Takip Sistemi,
Ulusal Gıda
Takip Sistemi,
Gıda
Tüketici Takip Sistemi,
Gıda
Vijilans Merkezi, bileşenlerinden oluşmalıdır.
Böylece bir
ürünün üretiminde kullanılan hammaddeden başlayarak tüketiciye ulaşıncaya kadar
geçen tüm süreçler kayıt altına alınabilecek, herhangi bir risk durumunda
ürünün kaynağına kadar geri dönülebilecektir.
Ancak burada
dikkat edilmesi gereken önemli bir konu bulunmaktadır.
Gıda
güvenliği sistemleri kurulurken üreticilerin üzerindeki maliyet yükünün ve
uluslararası rekabet şartlarının da dikkate alınması gerekmektedir.
Bazı
çevreler daha sıkı gıda güvenliği kurallarının maliyetleri artıracağını ve ihracatı
zorlaştıracağını düşünmektedir. Oysa dünya uygulamaları bunun tam tersini
göstermektedir.
Bugün Avrupa
Birliği ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve diğer gelişmiş
ekonomiler dünyanın en sıkı gıda güvenliği sistemlerine sahip olmalarına rağmen
aynı zamanda dünyanın en güçlü gıda ihracatçıları arasında yer almaktadır.
Çünkü
uluslararası pazarlarda artık en büyük rekabet avantajı düşük fiyat değil,
güvenilir ürün sunabilmektir.
Bir ürünün
sınır kapısında geri çevrilmesi, ihracatçı açısından yapılacak birçok analiz ve
kayıt maliyetinden çok daha büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
Türkiye’den
ihraç edilen bazı ürünlerin zaman zaman pestisit kalıntıları, katkı maddeleri,
mikrobiyolojik riskler veya mevzuata aykırılıklar nedeniyle geri çevrilmesi
yalnızca ilgili firmaya değil, ülkemizin marka değerine de zarar vermektedir.
Kurulacak
olan Ulusal Gıda Takip ve Tüketici Sağlığı İzleme Sistemi sayesinde ürünler
daha üretim aşamasında kontrol altına alınabilecek, riskler erkenden tespit
edilebilecek ve ihracatta yaşanan sorunlar önemli ölçüde azaltılabilecektir.
Bu nedenle
sistemin temel amacı üreticiye yeni yükler getirmek değil, üreticiyi korumak
olmalıdır.
Bu kapsamda
risk bazlı denetim modeli uygulanmalıdır.
Yüksek
riskli ürünlerde daha sıkı takip ve analiz yapılırken, düşük riskli ürünlerde
daha sade ve maliyet etkin uygulamalar tercih edilmelidir.
Ayrıca
sistem bünyesinde “Rekabetçilik ve Maliyet Etki Analiz Merkezi” kurulmalıdır.
Bu merkez;
Yeni
düzenlemelerin maliyet etkilerini,
İhracata
etkilerini,
KOBİ’lere
etkilerini,
Tüketici
fiyatlarına etkilerini,
Uluslararası
rekabet üzerindeki sonuçlarını, önceden analiz etmelidir.
Hiçbir
düzenleme, üreticinin rekabet gücünü gereksiz yere azaltacak şekilde yürürlüğe
girmemelidir.
Hedefimiz
daha fazla bürokrasi değil, daha fazla güven ve daha fazla ihracat olmalıdır.
Türkiye’nin
sahip olduğu tarımsal üretim kapasitesi, coğrafi avantajları, genç nüfusu ve
sanayi altyapısı güçlü bir gıda güvenliği sistemi ile birleştiğinde ülkemiz
yalnızca bölgesinin değil, dünyanın güvenilir gıda tedarikçilerinden biri
haline gelebilir.
Gıda
güvenliği yalnızca bir sağlık meselesi değildir.Gıda güvenliği aynı zamanda
ihracat, rekabetçilik, kalkınma, marka değeri ve milli güvenlik meselesidir.
Bugün
atılacak doğru adımlar, yarının daha sağlıklı toplumunu ve daha güçlü
ekonomisini oluşturacaktır.
Sağlıklı
günler dilerim…