Yaşlanan Hücreleri Gençleştirmeyi Hedefleyen Tartışmalı Tedavi İlk Kez Bir Hastaya Uygulandı



ABD'li biyoteknoloji şirketi Life Biosciences, yaşa bağlı görme kaybını geri çevirmeyi amaçlayan deneysel gen tedavisini ilk kez bir hastaya uyguladı. Bilim dünyasında büyük ilgi uyandıran çalışma, bazı araştırmacılar tarafından çığır açıcı olarak değerlendirilirken, bazı uzmanlar ise yüksek riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor.

Yaşlanmanın etkilerini hücresel düzeyde tersine çevirmeyi hedefleyen ve uzun süredir merakla beklenen klinik araştırma resmen başladı. ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Life Biosciences, yaşa bağlı görme kaybını tedavi etmeyi amaçlayan deneysel gen tedavisi ER-100'ün ilk hastaya uygulandığını duyurdu.

Tedavinin temel amacı, retina ganglion hücrelerinde üç farklı geni aktive ederek bu hücreleri daha genç bir duruma geri döndürmek. Beyin ile göz arasındaki iletişimi sağlayan bu sinir hücreleri doğal olarak yenilenemiyor. Glokom gibi hastalıklar nedeniyle zarar gördüklerinde ise kalıcı görme kaybı ortaya çıkabiliyor.

ER-100 Görme Kaybını Geri Kazandırabilir Mi?

Araştırmacılar, tek bir gen tedavisi enjeksiyonu ve birkaç haftalık antibiyotik kullanımının görmeyi koruyabileceğini ya da kısmen geri kazandırabileceğini umuyor.

Harvard Üniversitesinde görev yapan genetik uzmanı ve Life Biosciences'ın kurucu ortaklarından David Sinclair, çalışmanın yaşlanma biyolojisi açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek, "Araştırmalarımız yaşlanmanın büyük ölçüde geri döndürülemez hasardan değil, epigenetik bilginin kaybından kaynaklandığını gösterdi. Bu klinik çalışma, bu bilginin yeniden kazanılmasının insan hastalıklarını iyileştirip iyileştiremeyeceğini test etmek için ilk fırsatı sunuyor" dedi.

Sinclair ve ekibi, 2020 yılında farelerde yaptıkları deneylerde yaşlı hücreleri kısmen yeniden programlayarak daha genç hücreler gibi davranmalarını sağlayabildiklerini açıklamıştı.

FDA Onayı Sonrası İnsan Denemelerine Geçildi

Life Biosciences tarafından geliştirilen ER-100, 15 Ocak'ta ABD Gıda ve İlaç Dairesinden (FDA) ilk klinik deneme onayını aldı.

Tedavi, yaşlanmayla birlikte DNA üzerinde biriken kimyasal işaretleri sıfırlamayı hedefliyor. Bunun için hastanın vücuduna enfeksiyon oluşturma yeteneği bulunmayan özel bir virüs enjekte ediliyor. Bu virüs, retina ganglion hücrelerine genetik talimatlar taşıyarak üç farklı proteinin üretilmesini sağlıyor.

Söz konusu genler yalnızca belirli bir antibiyotik kullanıldığı sürece aktif hale geliyor. Katılımcı antibiyotiği bırakırsa genler de devre dışı kalıyor. Klinik araştırmaya göre tedavi, kişinin mevcut genetik yapısını değiştirmiyor.

Uzmanlar Risklere Dikkat Çekiyor

Araştırma, yaşlanma karşıtı tıp alanında büyük heyecan yaratırken, bazı bilim insanları uygulamanın önemli riskler taşıdığı görüşünde.

Kaliforniya Üniversitesi Davis Kampüsü'nden kök hücre biyoloğu Paul Knoepfler, tedavinin glokomun temel nedenlerinden biri olan göz içi basıncını düşürmediğine dikkat çekerek, elde edilecek olası iyileşmenin kalıcı olmayabileceğini savundu.

Uzmanlar ayrıca gen ifadesinin değiştirilmesinin bazı hücrelerin kanserleşmesi gibi bilinen ve henüz bilinmeyen riskler taşıyabileceğini belirtiyor.

Knoepfler, daha önce yaptığı değerlendirmede, "Bir kök hücre biyoloğu olarak yeniden programlama çalışmalarını son derece ilgi çekici buluyorum. Ancak gerçekçi olmak zorundayız. Pek çok şey ters gidebilir." ifadelerini kullanmıştı.

İlk Çalışma 18 Katılımcıyla Yürütülecek

İlk insan çalışmasında açık açılı glokom hastası 12 kişi tedavi edilecek. Daha sonra optik sinir hasarı bulunan nonarteritik anterior iskemik optik nöropati (NAION) hastalarından en fazla 6 kişi daha araştırmaya dahil edilecek.

Katılımcılar en az beş yıl boyunca takip edilecek. Araştırmacılar, hastaların tedaviye verdiği yanıta göre doz seviyelerini kademeli olarak ayarlayacak.

Çalışmanın temel amacı güvenliği değerlendirmek olsa da, tedavinin görme fonksiyonları üzerindeki ilk etkilerine ilişkin veriler de paylaşılacak.

Yaşlanma Gerçekten Tersine Çevrilebilir Mi?

ER-100'ün retina ganglion hücrelerinde gerçekten yaşlanmayı tersine çevirip çeviremeyeceği henüz bilinmiyor. Üstelik bilim insanları yaşlanmanın nasıl ölçülmesi gerektiği konusunda da tam bir fikir birliğine sahip değil.

David Sinclair'in yaşlanma teorileri geçmişte bazı araştırmacılar tarafından eleştirilmişti. Bu nedenle ER-100 klinik çalışması yalnızca yeni bir tedavinin değil, aynı zamanda yaşlanma biyolojisine ilişkin önemli bir bilimsel yaklaşımın da ilk büyük sınavı olarak görülüyor.

Araştırmanın ilk sonuçlarının, hem tedavinin güvenliği hem de yaşlanma karşıtı tıp alanının geleceği açısından önemli ipuçları vermesi bekleniyor.

Kaynak: Medimagazin