Bugünün Siyasetine Bakınca Neden Siyasetçi Olamam
Bu metin, bugünün siyasetçilerine bakılarak yazılmıştır.
Yalnızca ülkemde olan bitene değil,
dünyada siyasetin aldığı hâle bakılarak…
Çünkü bugün siyaset;
olması gerektiği yerden uzaklaşmıştır.
Siyaset, aslında bir yönetim sanatıdır.
Siyaset, bir çözümleme, dengeleme ve sorumluluk sanatıdır.
Toplumları ayrıştırmak için değil,
toplumları bir arada tutmak için vardır.
Ama bugün;
siyaset, çoğu yerde yönetme becerisini kaybetmiş,
çözüm üretme yeteneğini yitirmiştir.
Yerini;
algıya,
kutuplaştırmaya,
haklı olmaya değil haklı çıkmaya,
doğruya değil güçlü görünmeye bırakmıştır.
Bugün yalnızca ülkemde değil,
dünyanın birçok yerinde
siyasetçiler tükenirken,
toplumlar yorulmaktadır.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu; siyasetin ahlaktan,
liyakatten ve vicdandan
uzaklaşmasının doğal sonucudur.
İşte bu yüzden ben siyasetçi olamam.
Çünkü yanlışı, doğru gibi göstermek gibi bir yeteneğim yok.
Yanlış, kimden gelirse gelsin yanlıştır.
Çünkü ben haklı çıkmak için değil,
haklı olmak için çalışırım.
Günü kurtaran cümleler değil,
geleceği taşıyacak kararlar ilgilendirir beni.
Bugün siyasette;
“bizden” olanın yanlışı görmezden gelinebiliyor.
Ben bunu yapamam.
Yanlışı savunamam,
üzerini örtemem.
Sadakatim kişilere değil,
vicdana, ilkelere ve toplumsal faydaya bağlıdır.
Benden daha akıllı,
benden daha yetenekli,
benden daha donanımlı birinin
geride kalmasını istemem.
Bugünün siyasetinde bu bir tehdit gibi algılanabilir.
Benim dünyamda ise bu, bir zenginliktir.
Çünkü siyaset;
en iyiyi bastırma sanatı değil,
en iyiyi ortaya çıkarma sorumluluğudur.
Başarılı bir insanın
daha da başarılı olması için
elimden gelen her desteği vermeyi görev bilirim.
“Ben yapayım” değil,
“biz çözelim” derim.
Ben;
ortak akla inanırım,
ortak güce inanırım,
birlikte üretmeye,
sahada çalışmaya
ve sürdürülebilir çözümler üretmeye inanırım.
Bugünün siyasetinde “ben” çoktur.
Oysa toplumlar,
ancak “biz” ile ayakta kalır.
Ben;
kendi çıkarım için eğilip bükülmeyi,
hakikati zamana göre şekillendirmeyi,
koltuk uğruna susmayı öğrenemedim.
Belki bu yüzden
bugünün siyasetinde bana yer yoktur.
Ama ben bunun bir eksiklik değil,
bilinçli bir tercih olduğunu biliyorum.
Herkes siyasetçi olabilir.
Ama herkes,
yönettiği gücün ağırlığını taşıyamaz.
Ben aynaya bakabilmek için
siyasetçi olamam.
Bu metin bir sitem değildir.
Bir reddiye değildir.
Bu metin, bir tespit,
bir sorumluluk
ve bir çalışma iradesidir.
Çünkü siyaset;
bağırma sanatı değil,
yönetme ve çözüm üretme sanatıdır.
Ben bu anlayışın
yeniden hayat bulması için
dileyenlerden değil,
çalışanlardanım.
Bu nedenle yolumu;
kişisel çıkar değil,
toplumsal fayda merkezli,
sahada, üreterek ve sorumluluk alarak yürümeyi seçtim.
Bunun için çalışıyorum
ve çalışmaya devam edeceğim.
VİZYONU DOĞRU OKUMA ÇAĞRISI
Bugün Külliye Kütüphanesi’nin ziyaretçi sayılarıyla
övünüyoruz.
Oysa asıl üzerinde durulması gereken şey,
o mekânın kaç kişi tarafından gezildiği değil,
neye işaret ettiğidir.
Külliye’yi ziyaret etmek;
gençlerimiz için başlı başına ufuk açıcı ve vizyoner bir
deneyimdir.
Orada görülen şey yalnızca bir kütüphane değildir.
Orada görülen şey;
bir kişinin,
Sayın Cumhurbaşkanı’nın,
25 yılda neler yapabildiğinin açık bir örneğidir.
Almasını bilene bu ziyaret;
kararlılığın,
istikrarın,
uzun vadeli düşünmenin
somut bir dersidir.
Ancak bu tabloyu;
“kaç kişi kütüphaneye geldi”
noktasına sıkıştırmak,
vizyonu daraltmaktır.
Bu örnekten çıkarılacak ders;
basılı kitap raflarını çoğaltmak değil,
çağı doğru okumaktır.
Bu başarı;
geleneğe tutunarak değil,
zamanı yakalayarak ortaya çıkmıştır.
Külliye’yi bir sembol olarak görüp,
eğitimde ve kütüphanecilikte
dijitalleşmeye sırt dönmek,
teknolojiye arkamızı dönmek olur.
Vizyonu kişide görüp,
sistemi geçmişe hapsetmek
en büyük çelişkidir.
Mesele kütüphane yapmak değil,
kütüphaneyi hangi yüzyıla ait bir akılla yaptığımızdır.
Mustafa Daşcı
Şubat 2026