Sağlıkta kongre enflasyonunu tartışırken meselenin bir başka önemli
boyutunu da görmezden gelemeyiz:
Bu kongrelerin finansmanını kim sağlıyor ve sonunda bu maliyeti kim
ödüyor?
Kongre düzenlemek elbette bedelsiz değildir. Salon, teknik altyapı,
organizasyon, konaklama, ulaşım ve personel giderleri vardır. Bunların
karşılanması gerekir.
Ancak son yıllarda bazı sağlık kongrelerinde karşımıza çıkan yüksek
kayıt ücretleri, stant bedelleri ve sponsorluk paketleri artık ayrıca
tartışılması gereken bir konu haline gelmiştir.
Üstelik bu organizasyonların önemli bir bölümü beş yıldızlı otellerde,
turizm merkezlerinde ve yüksek maliyetli tesislerde gerçekleştirilmektedir.
O zaman sormamız gerekiyor:
Bilimsel ve sektörel bir toplantının yapılabilmesi için mutlaka beş
yıldızlı bir otele veya tatil merkezine ihtiyacımız var mı?
KONGRENİN FATURASINI SONUNDA KİM ÖDÜYOR?
Bir tıbbi cihaz veya ilaç firması kongreye katıldığında yalnızca
çalışanının kayıt ücretini ödemiyor.
Stant satın alıyor.
Sponsorluk bedeli ödüyor.
Personelinin ulaşım ve konaklama giderlerini karşılıyor.
Tanıtım malzemeleri hazırlıyor.
Bazen müşterilerinin veya sağlık profesyonellerinin katılımına ilişkin
mevzuata uygun giderleri de üstleniyor.
Bütün bunlar şirket açısından birer maliyettir.
Peki şirket bu parayı nereden karşılıyor?
Şirketin bütün giderlerinin kaynağı sonuçta sattığı mal veya hizmetten
elde ettiği gelirdir.
Dolayısıyla kongre maliyetlerini sağlık ekonomisinin dışında bağımsız
bir para kaynağıymış gibi değerlendiremeyiz.
Sektöre yüklenen her ilave maliyet, doğrudan veya dolaylı olarak sağlık
ekonomisinin maliyetidir.
Bir taraftan kamu sağlık ürünlerinin fiyatlarını aşağı çekmeye
çalışırken diğer taraftan aynı sektörden giderek büyüyen kongre, sponsorluk ve
organizasyon bütçeleri bekleniyorsa burada üzerinde düşünmemiz gereken bir
çelişki vardır.
NEDEN BEŞ YILDIZLI OTEL?
Kongrenin amacı bilgi paylaşmaksa üniversitelerimizin konferans
salonları var.
Kamu kurumlarının toplantı salonları var.
Meslek kuruluşlarının tesisleri var.
Ticaret ve sanayi odalarının salonları var.
Sivil toplum kuruluşlarının imkânları var.
Kamuya ait sosyal tesisler var.
Elbette ihtiyaç olduğunda otellerde de kongre yapılabilir. Buna
kategorik olarak karşı çıkmak doğru olmaz.
Ancak temel soru şudur:
Bilimsel toplantının niteliğini salonun yıldız sayısı mı belirliyor,
konuşulan konular ve ortaya çıkan sonuçlar mı?
Binlerce liralık konaklama giderlerinin, yüksek kayıt ücretlerinin ve
yüksek stant bedellerinin olduğu bir kongre gerçekten sektörün tamamına açık
olabilir mi?
Küçük üretici nasıl katılacak?
Yeni kurulmuş bir şirket nasıl stant açacak?
Genç bir sağlık çalışanı veya akademisyen kayıt ücretini nasıl
karşılayacak?
Anadolu’daki küçük bir işletme büyük şirketlerle aynı görünürlüğü nasıl
sağlayacak?
Böyle olunca bilimsel ve sektörel buluşma olması gereken kongrelerin
bir bölümü, ekonomik gücü yüksek kuruluşların daha fazla görünür olduğu
organizasyonlara dönüşme riski taşımaktadır.
STK’NIN GÖREVİ GELİR ÜRETMEK Mİ, SORUN ÇÖZMEK Mİ?
Sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini sürdürebilmek için
finansmana ihtiyacı vardır. Bunun gerçekçi biçimde kabul edilmesi gerekir.
Ancak özellikle sağlık alanındaki bir STK’nın başarısını kongreden elde
ettiği gelirle değil, üyelerinin ve sektörün kaç sorununu çözdüğüyle
ölçmeliyiz.
Bir kongre sonunda ciddi gelir elde edilmiş fakat sektörün gündemindeki
sorunlardan hiçbiri çözüme taşınmamışsa burada başarıyı yeniden tarif etmemiz
gerekir.
STK’nın amacı kongre yapmak olmamalıdır.
Kongre, STK’nın amacına ulaşmak için kullandığı araçlardan yalnızca
biri olmalıdır.
Araç zamanla amacın önüne geçerse sorun başlar.
ŞEFFAFLIK DA GEREKLİ
Sağlık kongrelerinde yeni bir finansman anlayışına ihtiyaç olduğunu
düşünüyorum.
Katılım bedellerinin hangi maliyetlere göre belirlendiği,
sponsorlukların hangi hizmetlerin karşılığı olduğu ve organizasyon giderlerinin
makul olup olmadığı konusunda daha fazla şeffaflık sağlanmalıdır.
Özellikle kamu kurumlarının kurumsal olarak desteklediği veya kamu
yöneticilerinin yoğun biçimde katıldığı organizasyonlarda bu hassasiyet daha da
önemlidir.
Çünkü sağlık sektöründe harcanan paranın kaynağını takip ettiğinizde
zincirin sonunda çoğu zaman aynı yere ulaşırsınız:
Hasta, vatandaş ve kamu bütçesi.
DAHA MÜTEVAZI KONGRE, DAHA BÜYÜK SONUÇ
Ben kongrelerin yapılmasına karşı değilim.
Tam tersine; kamu, özel sektör, akademi ve sağlık çalışanlarının bir
araya gelmesini son derece değerli buluyorum.
Ancak kongre kültürümüzü yeniden düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Beş yıldızlı otelin yerine gerektiğinde üniversite salonunu tercih
edelim.
Gösterişli organizasyon yerine güçlü içeriğe yatırım yapalım.
Yüksek stant bedeli yerine daha fazla üreticinin katılabileceği makul
ücretler belirleyelim.
Yüksek kayıt bedelleri yerine gençlerin, sağlık çalışanlarının,
akademisyenlerin ve küçük işletmelerin de erişebileceği modeller geliştirelim.
Ve en önemlisi, kongre bittiğinde elimizde yalnızca fotoğraflar, sosyal
medya paylaşımları ve kongre kitapçığı kalmasın.
Çözülmüş sorunlarımız da olsun.
Belki bundan sonra sağlık kongrelerinin başarısını üç rakamla
açıklamalıyız:
Kongre için ne kadar para harcadık?
Kaç önemli sorun tespit ettik?
Bunların kaçını çözdük?
Eğer üçüncü rakam sıfırsa, ilk rakam ne kadar büyük olursa olsun ortada
övünülecek bir başarı yoktur.
Sağlık sektörünün daha fazla gösterişli organizasyona değil; daha düşük
maliyetle daha fazla bilgi, daha fazla katılım ve daha fazla çözüm üreten
toplantılara ihtiyacı vardır.
Çünkü kongrenin değeri kaç yıldızlı otelde yapıldığıyla değil, sağlık
sistemine bıraktığı sonuçla ölçülmelidir.