Türkiye’de zaman zaman sorun kanunun bulunmaması değil, aynı kanunun, aynı kurum içerisinde farklı daireler tarafından farklı yorumlanması ve farklı uygulanmasıdır.
Kamu ihalelerine baktığımızda bunu açık biçimde
görebiliyoruz.
İhalenin yayımlanmasından sonuçlandırılmasına,
yaklaşık maliyet ve yeterlik değerlendirmelerinden şikâyet ve itirazen şikâyet
süreçlerine kadar mevzuat bellidir. Ancak uygulamaya geldiğimizde aynı kurum
içerisinde, birbirine çok benzeyen olaylarda farklı dairelerin farklı
değerlendirmeler yaptığını ve farklı sonuçlara ulaşabildiğini görebiliyoruz.
Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele
şudur:
Kanun aynı, kurum aynı, olay benzer; peki daire
değiştiğinde karar neden değişiyor?
Bir şikâyetin sonucu, dosyanın aynı kurum
içerisinde hangi daireye düştüğüne göre değişmemelidir.
Elbette her olayın kendine özgü şartları
vardır. Ancak aynı mevzuat hükümlerinin uygulandığı, esas bakımından birbirine
benzeyen dosyalarda tamamen farklı sonuçların ortaya çıkması hukuk güvenliği ve
uygulama birliği açısından sorgulanmalıdır.
Vatandaş veya iş insanı;
“Dosyam hangi daireye düşecek?”
“Şikâyetimi hangi uzman veya kurul
değerlendirecek?” diye düşünmemelidir.
“Kanun bu konuda ne diyor?” diye düşünmelidir.
Çünkü hukuk kişiye, uzmana veya daireye göre
değil; kanuna ve yerleşmiş uygulamaya göre öngörülebilir olmalıdır.
Bu durum bizi yargıdaki benzer tartışmalara da
götürüyor. Aynı kanun maddesi karşısında bir savcı ile başka bir savcının veya
bir hâkim ile başka bir hâkimin farklı hukuki değerlendirmelere ulaşması mümkün
olabilir. Hâkimlerin bağımsızlığı ve her dosyanın kendi şartları elbette
korunmalıdır.
Ancak burada da temel soru değişmiyor:
Aynı veya esas bakımından benzer olaylarda
farklı karar veriliyorsa, bu farklılığın açık ve güçlü bir hukuki gerekçesi var
mı?
Farklı kararın gerekçesi varsa hukuk bunu
açıklayabilmelidir. Yoksa vatandaşın zihninde ister istemez şu soru oluşur:
“Kararı kanun mu belirliyor, dosyanın düştüğü
kişi veya daire mi?”
İşte hukuk devletinin gidermesi gereken
tereddüt tam olarak budur.
Bu nedenle kamu kurumlarında geçmiş kararların
ortak bir veri tabanında toplanması, aynı kurum içerisindeki bütün dairelerin
birbirlerinin kararlarını görebilmesi ve benzer dosyalarda önceki
uygulamalardan farklı bir karar veriliyorsa bunun gerekçesinin açıkça ortaya
konulması gerekir.
Yapay zekâ da burada önemli bir yardımcı araç
olabilir. Kararı insanın yerine vermek için değil; karar verene kurumun geçmiş
uygulamasını göstermek için kullanılmalıdır.
Sistem karar vericiye;
“Bu konuda daha önce şu kadar benzer dosya
incelendi.”
“Şu daire şu gerekçeyle bu yönde karar verdi.”
“Başka bir daire aynı konuda farklı bir sonuca
ulaştı.”
“Yeni karar önceki uygulamalardan ayrılıyorsa
farklılığın gerekçesini açıklayınız.”
diyebilmelidir.
Böylece aynı kurum içerisinde daireden daireye değişen hukuk anlayışının yerine kurumsal bir hukuk hafızası oluşturulabilir.
Çünkü devletin hafızası dairelerden, uzmanlardan ve kişilerden daha büyük olmak zorundadır.
Bizim itirazımız farklı olana farklı karar verilmesine değildir.
Aynı veya esas bakımından benzer olana, hukuken açıklanabilir bir gerekçe bulunmadan farklı karar verilmesinedir.
Sonuçta sorumuz çok açık:
Kanun aynıysa, kurum aynıysa, olay da benzerse; daire değiştiğinde karar neden değişiyor?
Hukuk devletinde vatandaş dosyasının hangi daireye düşeceğini değil, kanunun ne söylediğini düşünmelidir.
Çünkü adalet yalnızca doğru karar vermek değildir.
Aynı durumda olanlara aynı hukuk anlayışıyla yaklaşılacağına güven duyulmasını sağlamaktır.