Devletimizin büyüklerinden Sayın Devlet Bahçeli’nin muhtarlıkların kaldırılması yönünde bir hazırlığı olduğu iddiası gündeme geldi. Bu konuda kendisine doğrulanmamış bir görüş atfetmeden, tartışmanın özü üzerinde durmak istiyorum: Muhtarlıklar gereksiz mi, yoksa biz onların imkânlarından yeterince yararlanamıyor muyuz?
Bir kurumu yeterince çalıştıramamak, o kurumun gereksiz olduğunu göstermez. Önce kendimize sormalıyız: Muhtarlarımıza hangi görevleri, hangi imkânları ve hangi sorumlulukları verdik? Onların bilgisinden, tecrübesinden ve vatandaşla kurduğu doğrudan ilişkiden ne kadar yararlandık?
Muhtarlarımız memleketin kılcal damarlarıdır. Devletin vatandaşa ulaşmasını, vatandaşın derdinin devlete taşınmasını sağlarlar. Hangi evde yaşlı ve yalnız bir insan bulunduğunu, hangi ailenin geçim sıkıntısı çektiğini, hangi gencin iş aradığını, hangi tarlanın ekilmediğini en yakından onlar bilir.
Bugün köylerimiz, kasabalarımız ve pek çok ilçemiz insanını kaybediyor. İş ve aş arayan vatandaşlarımız büyükşehirlere yöneliyor; orada da yüksek kira, ulaşım ve geçim yüküyle karşılaşıyor. Kırsalı yaşatmak istiyorsak, oradaki insanı ve üretim imkânlarını tanıyan muhtarlıkları kalkınmanın etkin bir parçası hâline getirmeliyiz.
Muhtar yalnızca bir evrak işlemiyle anılmamalıdır. Tarımsal üretimden kooperatifleşmeye, yaşlıların ihtiyaçlarının belirlenmesinden gençlerin mesleğe yönlendirilmesine kadar yerel çalışmaların önemli bir paydaşı olmalıdır. “Her ev bir üretim atölyesi, her köy bir üretim merkezi” hedefi, o köyü tanıyan insanlarla birlikte kurulabilir.
Ancak burada başka bir mesele daha var: Hizmet etmek isteyen insanlara kapılarımızı ne kadar açıyoruz?
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dikkatine sunmak istediğim husus da budur. Sahada karşılaştığımız bazı tutumlar, mevcut yönetimlerin dışından gelen fikirlerin ve hizmet tekliflerinin yeterince karşılık bulmadığını düşündürüyor. Üstelik aynı siyasi anlayışı desteklemek bile kimi zaman bu kapıları açmaya yetmiyor.
Bir vatandaş, iş insanı veya sivil toplum kuruluşu yeni bir üretim, istihdam ya da kalkınma önerisiyle geldiğinde; önerisinin uygulanabilirliği ve kamuya yararı değerlendirilmelidir. Sırf mevcut kadronun dışından geliyor diye geri çevrilmesi, memleketin imkân kaybetmesidir.
Herkese yer olduğu söylenen bir anlayışta, aynı düşünceyi paylaşan insanlar bile kendilerine hizmet edecek bir alan bulamıyorsa, bu sözün sahadaki karşılığını sorgulamak gerekir. Kaldı ki hizmet etme hakkı yalnızca aynı görüşü paylaşanlara ait değildir. Bu ülkenin her vatandaşı bilgisiyle, emeğiyle ve fikriyle memleketine katkıda bulunabilmelidir.
Elbette her öneri kabul edilmek zorunda değildir. Ancak her öneri dinlenmeli; kabul veya ret gerekçesi kişilere göre değil, kamu yararına göre ortaya konulmalıdır.
Devletimizin büyüklerinden beklentimiz; yerelde kapıları kapatan tutumların önüne geçmeleri, muhtarlarımızı ve hizmet etmek isteyen vatandaşlarımızı çözümün parçası hâline getirmeleridir.
Muhtarlıkları kaldırmayı tartışmadan önce, onların gücünden nasıl yararlanacağımızı konuşalım. Memleketin kılcal damarlarını güçlendirelim; hizmet etmek isteyen herkese yol açalım.