Karından yumurta toplama tekniğinden yumurtalık dokusu dondurma ve nakline kadar uzanan yöntemler, doğurganlığını korumak isteyen hastalara umut oluyor.
Üreme
tıbbında yenilikçi yaklaşımları ve geliştirdiği tekniklerle dikkat çeken Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Murat Sönmezer ile doğurganlığı koruma yöntemlerindeki
gelişmeleri konuştuk.
Karından yumurta toplama tekniğinin ortaya çıkış hikâyesinden bugüne kadar 800’ün üzerinde hastada elde edilen sonuçlara, vajinal yöntemle karşılaştırmalı başarı oranlarından yumurtalık dokusu dondurma ve nakline kadar birçok başlığı ele aldık.
Vajinal
yöntemin mümkün olmadığı hastalara çözüm
Karından
yumurta toplama yöntemi nedir? Bu yöntemi geliştirme fikri nasıl ortaya çıktı?
O
yönteme nasıl başladığımı isterseniz kısaca anlatayım. 2011 yılıydı. Bir hasta
geldi bana, genel cerrahi bir arkadaş göndermişti. Çocuk sahibi olmak istiyordu
ama hastanın karından geçirilmiş çok sayıda ameliyatı vardı ve yumurtaları çok
yukarı yerleşmişti.
Normalde
biz ne yapıyoruz? Yumurta toplama işlemini vajinal yoldan yapıyoruz, standart
yöntem bu. Ancak yumurtalar çok yukarıda olduğu için vajinal olarak
ulaşamıyorduk. Ben de “Acaba bunu yukarıdan toplayabilir miyim?” diye düşündüm.
Vajinal
yolla gebe kalamayan ve tüp bebek yöntemiyle gebelik isteyen, ancak
yumurtalarına vajinal olarak ulaşamadığım bu hastanın yumurtalarını karından,
vajinal ultrason probunu kullanarak topladım. 2011 yılında o hastadan gebelik
elde ettik. Bu benim için oldukça farklı ve önemli bir deneyimdi.
Daha
sonra, tam yılını hatırlamıyorum ama yaklaşık 2013 yılında, yumurta dondurma
işlemi Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandı ve bu amaçla birçok hasta gelmeye
başladı. Kimler geliyordu? Örneğin erken yaşta yumurtalık rezervi azalmış
hastalar, yumurtalıklarıyla ilgili cerrahi geçirecek olanlar veya kemoterapi
alan hastalar. Bu hastalarda yumurtalıkların korunması gerekiyor. Genellikle de
bekar, genç hastalar başvuruyordu.
O
dönemde ne yapıyorduk? Vajinal yoldan işlemi gerçekleştiriyor, sonrasında
kızlık zarının onarılmasını öneriyor ve rapor veriyorduk. Ancak birçok hasta
bunu kabul etmiyordu. Bunun üzerine o ilk hastam aklıma geldi ve “Acaba bu
işlemi karından yapabilir miyim?” diye düşündüm.
Daha sonra bekar, evlenmemiş ya da bazı özel durumdaki hastalarda bu işlemi karından, vajinal ultrason probunu kullanarak yapabileceğimi gösterdim. Bununla ilgili ilk yayınımı yanılmıyorsam 2019 yılında yaptım. Tekniği tanımladım, ardından iki yayın daha yaptım ve bu yöntemin benim geliştirdiğim teknikle rahatlıkla ve başarılı bir şekilde uygulanabildiğini ortaya koydum. Bugüne kadar yaklaşık 800’ün üzerinde hastaya bu yöntemi uyguladım.
Vajinal
yöntemle aynı başarı oranına sahip
Bu yöntemin
başarı oranları hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Başarı
oranı derken yöntemin aslında etkinliğini burada konuşmak lazım. Karından
yumurta topladığımız zaman var olan yumurtaları etkin bir şekilde
toplayabiliyor muyuz? Aslında yöntemin başarısı bu.
Benim tanımladığım yöntemdeki basamak basamak algoritmayı açıkladım. Bu yöntemi kullandığımız zaman karından ya da standart vajinal olarak yapılan yöntem arasında bir başarı farkı yok. İkisi aynı. Bu çok önemli.
Sosyal medya
hesabınızda dikkat çeken bir vaka paylaştınız. Bu hastanın sürecini ve
uyguladığınız yöntemi biraz açabilir misiniz?
O
işlem de yumurtalık dokusunun dondurulması. O işlemi ben 2004 yılında, Devlet
Planlama Teşkilatı Türkiye’de varken, oraya bir proje vererek Türkiye’de
başlattım. Amerika’da bu konuda Cornell Üniversitesinde eğitim aldım ve
Türkiye’ye gelip başlattım.
Bu
ne demekti? Örneğin bir çocuk hasta veya genç hasta geldi, kanser tanısı aldı
ve kemoterapi görecek. Bazen öyle kemoterapiler uygulanıyor ki, hastalığı
iyileştirirken yumurtalıkları da yok edebiliyor. Yani bu kişi menopoza giriyor.
Özellikle kök hücre nakli olacak hastalar veya yumurtalık cerrahisi geçirecek
hastalarda bu durum söz konusu.
İşte
bu hastalarda, tedavi öncesinde yumurtalık dokusunu cerrahi olarak,
laparoskopik yani kapalı yöntemle alıyoruz. Onu küçük parçalara ayırıyoruz,
özel solüsyonlardan geçirerek donduruyoruz. Hasta tedavisini alıyor. Örneğin
lösemili bir hasta düşünün; tedavi görüyor ve menopoza giriyor. Diyelim ki 17
yaşında tedavi aldı, 26 yaşında evlenmiş ama yumurtalıkları çalışmıyor. İşte bu
durumda biz o yumurtalık dokusunu tekrar çözüp, özel yöntemlerle yeniden
naklediyoruz.
Bu
nakilden sonra hastanın önce menopozu geri dönüyor, ardından yumurta gelişimi
başlıyor. Ya tüp bebek yöntemiyle ya da kendiliğinden gebelik elde
edilebiliyor.
Bu yöntemi dünyada en fazla uygulayan kliniklerden biri haline geldi Ankara Üniversitesi. Benim yaptığım teknolojik gelişmelerle birlikte dünyada da önemli bir noktaya geldik. Özellikle lösemili hastalarda bu dokunun dondurulmasının riskli olabileceği, hastalığın tekrar nakledilebileceği yönünde endişeler vardı. Biz bu konuda bir yayın yaptık ve bunun böyle olmadığını dünyaya gösterdik. Hatta bu nedenle Fransa’ya bir konuşma yapmak üzere davet edildim. Orada bu yöntemin risk oluşturmadığını anlattım. Bu alanda dünyada önde gelen yayınlardan birini yaptığımızı söyleyebilirim.
Yumurtalık
doku iskeleti ile kayıpları azaltma hedefi
Bu vakayı
diğerlerinden ayıran yenilikçi uygulama neydi?
Bu
vakayı farklı yapan şu: Normalde dokuyu dondurup çözdüğümüzde ya eski
yumurtalık dokusunun üzerine naklediyoruz ya da karın zarının arkasına
naklediyoruz. Karın zarının arkasına nakletmek bizim geliştirdiğimiz bir yöntem
ve daha iyi sonuç verdiğini düşünüyoruz.
Ancak dokuyu naklettikten sonra kanlanana kadar bir kısmı kayboluyor. Bu kaybı azaltmak için “yumurtalık doku iskeleti” dediğimiz bir yapı kullanıyoruz. Bu, hücrelerin çıkarıldığı ve sadece kolajenin bırakıldığı özel bir yapı. Bu sayede dokunun daha hızlı kanlanmasını sağlayarak kaybı azaltmayı hedefliyoruz.
Bu hastada
ilk defa bu yöntemi uyguladık. Hem standart yöntemle hem de yeni yöntemle
yumurtaları topladık. Şimdi umarım hastada gebelik elde edilir. Gerçekten çok
güzel gelişti.
Menopoz
geciktirilebilir mi?Önümüzdeki yıllarda bu alanda hangi yenilikleri ve
dönüşümleri görmeyi bekliyorsunuz?
Çok
farklı gelişmeler olacak. Şu an bu yöntemleri hastaların menopozunu geri
döndürmek ve gebelik sağlamak için kullanıyoruz. Ancak gelecekte farklı
amaçlarla da kullanılabilir.
Örneğin,
hastalardan 20’li yaşlarda küçük yumurtalık dokuları alıp dondursak ve hasta
menopoza girdiğinde tekrar nakletsek, doğal hormon replasman tedavisi olarak
kullanılabilir mi? Yani menopoz geciktirilebilir mi? Bu konu şu anda dünyada
tartışılıyor.
Düşünün, 20 yaşında alınan bir doku, hasta 48 yaşında menopoza girdiğinde tekrar verilirse, menopoz 60 yaşına kadar ertelenebilir mi? Böylece kemik sağlığı, kalp sağlığı, deri sağlığı ve ruh sağlığı gibi birçok alanda koruyucu etki sağlanabilir mi? Bu amaçla “sosyal doku dondurma” üzerine çalışmalar yapılıyor ve biz de bu çalışmaların içindeyiz.
“Tedavi
öncesi değerlendirme hayati önem taşıyor”
Doğurganlığını
korumak isteyen veya risk altında olan hastalara ne zaman ve hangi aşamada
başvurmalarını önerirsiniz?
Bu
çok önemli. Artık dünyada da sıkça vurguluyorum. Üreme çağında bir hasta
geldiğinde, henüz çocuk sahibi olmamışsa ve bir tedavi alacaksa mutlaka
değerlendirilmeli.
Bu
tedavi kemoterapi, radyoterapi olabilir, yumurtalık cerrahisi olabilir ya da
yumurtalık rezervini azaltan başka durumlar olabilir. Örneğin çikolata
kistlerinde de yumurtalık rezervi ciddi şekilde azalabiliyor.
Bu
nedenle bu hastaların, tedavi öncesinde mutlaka değerlendirilmesi, gerekirse
yumurtalık dokusunun dondurularak saklanması ve ileride ihtiyaç duyulduğunda
tekrar kullanılması çok önemli.
“Doğurganlığı koruma yöntemleri bilinmeli”
Son olarak,
doğurganlığı koruma konusunda toplumda en çok bilinmesi gereken mesaj nedir?
Şöyle
söyleyebilirim: Bu yöntemle yaklaşık 10 civarında gebelik elde ettik.
Dondurulmuş ve çözülmüş yumurtalık dokusundan hem tüp bebekle hem de
kendiliğinden gebelik elde edilen hastalarımız var. Bu konuda dünyada gerçekten
başarılı işler yapıyoruz ve önemli yayınlar gerçekleştiriyoruz.
Bu yöntemlerin insanlar tarafından bilinmesi, doğurganlığı koruma yöntemlerinin etkinliğinin anlaşılması ve hastaların bu konuda bilinçlenmesi son derece önemli.
Kaynak: Medimagazin