İstanbul'da yıllarca özel hastanelerde yöneticilik yapan 33 yaşındaki İsmail Demir, yoğun iş temposu ve sağlık sorunları nedeniyle radikal bir karar alarak şehir hayatını geride bıraktı. Bugün Sinop'ta kurduğu yumurta markasıyla serbest gezen tavuklardan yumurta üretimi yapan Demir, hayatının en doğru kararını verdiğini söylüyor.
Sağlık yönetimi alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini
tamamlayan İsmail Demir, kariyerinin önemli bir bölümünü İstanbul'daki özel
hastanelerde yöneticilik yaparak geçirdi. Büyük ekipleri yöneten, operasyonel
süreçleri planlayan ve yüksek sorumluluk altında çalışan Demir, dışarıdan
bakıldığında başarılı bir kariyere sahip görünüyordu. Ancak perde arkasında yoğun
stres ve sağlık problemleri vardı. "Bir noktadan sonra sadece yönetmek
değil, üretmek istediğimi fark ettim" diyen Demir, hayatındaki en
büyük kırılma noktasının yaşadığı tansiyon rahatsızlığı olduğunu belirtti.
Yoğun çalışma temposunun zamanla sağlığını olumsuz etkilediğini anlatan Demir,
Şehir hayatının sürekli bir yetişme telaşı, trafik ve zaman baskısı yarattığını
ifade eden Demir, bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını fark
ettiğini söyledi.
"İstanbul’daki görevim gerçekten yoğun ve yüksek sorumluluk
gerektiren bir pozisyondu’ diyen İsmail, “Aynı anda birçok süreci yönetmek
zorundaydım ve her şeyin sorunsuz işlemesi gerekiyordu. Büyük ekiplerle
çalışıyordum ve yüzlerce insanın sorumluluğu üzerimdeydi. Gün içinde sürekli
karar almak, kriz çözmek ve sistemi ayakta tutmak gerekiyordu. Bu tempo bana
ciddi bir tecrübe kazandırdı ama aynı zamanda ciddi bir yük de oluşturdu.
Özellikle stres seviyesi zamanla artmaya başladı ve bu durum sağlığımı doğrudan
etkiledi. Bir süre sonra bu yoğunluk sürdürülebilir olmaktan çıkmaya başladı.”
şeklinde konuştu ve ekledi:
“Bu karar aslında uzun bir sürecin sonucuydu ve bir anda
alınmış bir karar değildi. İçimde uzun zamandır bir üretme isteği vardı ama
bunu sürekli erteliyordum. En büyük kırılma noktam sağlık problemim oldu çünkü
tansiyon hastası oldum ve yaklaşık bir yıl ilaç kullanmak zorunda kaldım.
Tansiyonumun 19’a kadar çıktığı zamanlar oldu ve bu durum beni ciddi şekilde
düşündürdü. O noktada kendime, ‘Bu şekilde devam edersem ne olacak?’ diye
sormaya başladım. Cevap açık değildi ama mevcut hayatımın sürdürülebilir
olmadığını biliyordum. Bu yüzden daha doğal, daha üretken bir hayatın mümkün
olup olmadığını sorguladım. Sonunda risk alarak bu adımı attım.”
“Bu Kadar İyi Bir İşi Bırakıp Köye Gidilir Mi Gibi
Tepkiler Aldım”
En büyük endişesinin belirsizlik olduğunu dile getiren
İsmail, “Çünkü şehir hayatında her şey belirli bir düzen içinde ilerlerken köy
hayatında hiçbir şey garanti değil. Özellikle düzenli gelirden çıkıp üretim
gibi tamamen değişken bir alana girmek ciddi bir riskti. Bunun yanında aile
faktörü benim için çok önemliydi çünkü evliyim ve Denizalp adında 5 yaşında bir
oğlum var. Bu kararı alırken sadece kendimi değil onları da düşünmek zorundaydım.
Bu yüzden hayatımın tamamını bir anda Sinop’a taşımak istemedim ve süreci daha
kontrollü yönetmeye karar verdim. Şu an ben burada işi kuruyorum, onlar
İstanbul’da yaşamaya devam ediyor. İşler oturduğunda ve marka belirli bir
seviyeye geldiğinde onları da yanıma almayı planlıyorum. Bu süreç hem duygusal
hem de stratejik olarak dikkatli yönetilmesi gereken bir süreç oldu.” bilgisini
paylaştı.
İlk başta çoğu kişinin bu kararı anlamakta zorlandığını
söyleyen İsmail, “Çünkü dışarıdan bakıldığında iyi bir kariyeri bırakmak
mantıklı görünmüyor. Özellikle ‘Bu kadar iyi bir işi bırakıp köye gidilir mi?’
gibi tepkiler aldım. Bazı insanlar bu kararı gereksiz risk olarak gördü,
bazıları ise cesur buldu. Yakın çevrem ise beni tanıdığı için bu kararın ani
olmadığını ve uzun süredir düşündüğüm bir şey olduğunu biliyordu. Süreç
ilerledikçe yaptığım iş somut hale gelmeye başladı ve insanların bakış açısı
değişti. Şimdi birçok kişi bu hikâyeyi ilham verici buluyor ve benzer adımlar
atmak isteyenler bana ulaşmaya başladı. Zaman içinde sonuçlar konuşmaya başladı
diyebilirim.” şeklinde konuştu.
“Şehirde Alıştığınız Hazır Sistemler Burada Yok”
"Şehir hayatında en zorlayıcı şey sürekli bir
koşuşturma ve zaman baskısıydı" diyen İsmail, “Sabah kalktığınız
andan itibaren bir yetişme hali başlıyor ve gün boyunca bu tempo devam
ediyordu. Trafik, yoğunluk ve stres hayatın bir parçası haline gelmişti. İnsan
bir süre sonra bunu normal sanıyor ama aslında ciddi bir yük taşıyor. Ben bunu
en net şekilde sağlık problemimle fark ettim çünkü tansiyonumun yükselmesi
vücudumun verdiği bir sinyaldi. Şehirdeyken bunu tam anlamıyorsunuz ama
uzaklaştığınızda fark ediyorsunuz. Şimdi köydeyim ve o yükün aslında ne kadar
ağır olduğunu çok daha net görebiliyorum. Bu farkındalık benim için çok önemli
bir dönüşüm oldu” dedi ve ekledi:
“Sinop’a yerleşmek dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadı
çünkü her şeyi sıfırdan kurmak zorundaydım. Öncelikle doğru araziyi bulmak,
ardından altyapıyı oluşturmak ve üretim sistemini kurmak gerekiyordu. Kümes
kurulumu, ekipman temini ve sistemin oturtulması ciddi bir emek ve zaman
istedi. Şehirde alıştığınız hazır sistemler burada yok, her şeyi kendiniz
oluşturuyorsunuz. Aynı zamanda doğayı ve bölgeyi tanımak da ayrı bir süreç
oldu. Hangi koşullarda ne yapılır, hayvanlar nasıl davranır gibi birçok detayı
yaşayarak öğrendim. Bu süreç zorlayıcıydı ama aynı zamanda çok öğreticiydi. Şu
an geldiğim noktada o zorlukların ne kadar değerli olduğunu daha iyi
anlıyorum.”
"Tavuk yetiştiriciliğine yönelmemde en önemli etken
gıda üretiminin temel ve vazgeçilmez bir alan olmasıydı" bilgisini
paylaşan İsmail, “İnsanlar her şartta tüketmeye devam ediyor ve bu da işi
sürdürülebilir kılıyor. Ancak benim için asıl önemli olan üretim şekliydi çünkü
sadece üretmek değil, doğru şekilde üretmek istiyordum. Kafes sistemini detaylı
şekilde araştırdım ve açıkçası içime sinmedi çünkü hayvanların ömürleri boyunca
dar bir alanda yaşaması bana hem etik hem de doğal gelmedi. Bu yüzden serbest
gezen tavuk sistemi kurmaya karar verdim ve tavukların rahatça hareket
edebileceği bir alan oluşturduk. Hayvanın ne kadar doğal yaşarsa ürünün de o
kadar kaliteli olacağına inanıyorum. Bu yaklaşım “Sinyum” markasının temelini
oluşturdu ve markanın felsefesini belirledi. Yani aslında bu iş sadece ticari
değil, aynı zamanda bir değer üretme işi oldu.” şeklinde konuştu.
“Tansiyon Sorunum Burada Tamamen Ortadan Kalktı”
"İstanbul’daki hayatımla şu anki hayatım arasında ciddi
farklar var çünkü artık güne stresle değil doğayla başlıyorum" diyen
İsmail, “Sabah erken saatlerde kalkıp tavuklarla ilgilenmek günün ilk rutini
haline geldi. Fiziksel olarak daha aktif ve yorucu bir hayatım var ama zihinsel
olarak çok daha rahatım. En büyük değişim ise sağlığımda oldu çünkü İstanbul’da
yaşadığım tansiyon problemi burada tamamen ortadan kalktı ve artık ilaç
kullanmıyorum. Bu durum benim için en somut ve en değerli kazanımlardan biri
oldu. Gün içinde yaptığım işin sonucunu görmek insana ayrı bir motivasyon
veriyor. Akşam olduğunda yorgun oluyorum ama bu yorgunluk tatmin edici bir
yorgunluk oluyor. Bu değişim hayat kalitemi ciddi anlamda artırdı” ifadelerine
yer verdi ve ekledi:
“Şehir hayatını bırakmak başlangıçta zorlayıcı bir süreçti
çünkü alıştığınız düzeni ve konfor alanını terk ediyorsunuz. İlk başlarda
belirsizlik hissi ve 'acaba doğru mu yaptım' düşüncesi oluyor. Ancak zamanla bu
belirsizlik yerini güvene bırakıyor çünkü yaptığınız iş somut hale gelmeye
başlıyor. Yeni bir hayat kurmak insanı hem zorlayan hem de geliştiren bir süreç
oluyor. Kendinizi yeniden tanıyorsunuz ve sınırlarınızı keşfediyorsunuz. Bu
süreç benim psikolojik olarak daha güçlü olmamı sağladı. Zamanla bu kararın ne
kadar doğru olduğunu daha net görmeye başladım.”
“Tavuk Yetiştiriciliğinin Hassas Ve Detaylı Bir İş Olduğunu
Yaşayarak Öğrendim”
Ailesinin ve yakın çevresinin ilk başta bu karara biraz
endişeyle yaklaştığını dile getiren İsmail, “Çünkü alışılmış bir düzeni
bırakmak kolay kabul edilen bir durum değil. Özellikle eşim ve çocuğum olduğu
için bu karar daha hassas bir hale geldi. Ancak süreci planlı ve kontrollü
şekilde ilerlettiğimi gördüklerinde destekleri artmaya başladı. Şu an eşim ve
oğlum İstanbul’da yaşamaya devam ediyor çünkü bu süreci sağlam temeller üzerine
kurmak istedim. İşler belirli bir seviyeye geldiğinde onları da yanıma almayı
planlıyorum. Zamanla bu kararın sonuçlarını gördükçe ailemin güveni arttı.
Şimdi yaptığım işle gurur duyuyorlar ve bu da bana ayrı bir motivasyon
sağlıyor.” şeklinde konuştu.
"Bu işe başlamadan önce birçok araştırma yaptım ama
sahaya indiğinizde işin gerçek yüzünü daha net görüyorsunuz’ diyen İsmail,
“Tavuk yetiştiriciliğinin bu kadar detaylı ve hassas bir iş olduğunu yaşayarak
öğrendim. Küçük gibi görünen bir hatanın bile büyük sonuçlar doğurabileceğini
fark ettim. Hayvanların davranışlarını anlamak ve buna göre hareket etmek zaman
isteyen bir süreç. Aynı zamanda doğa şartlarının etkisi düşündüğümden çok daha
fazla. Sürekli öğrenmeniz gereken bir alan ve bu da işi dinamik tutuyor. Her
gün yeni bir tecrübe kazanıyorsunuz ve bu süreç sizi geliştiriyor.” dedi ve
ekledi:
“Bu işte maliyet ve kazanç dengesi tamamen doğru yönetimle
ilgili çünkü plansız hareket edildiğinde kârlılık ciddi şekilde düşebilir. En
büyük gider kalemi yem olduğu için bu noktada doğru planlama yapmak çok önemli.
Bunun dışında bakım, ekipman ve işçilik maliyetleri de dikkate alınması gereken
unsurlar arasında yer alıyor. Ancak doğru bir sistem kurulduğunda ve verimlilik
sağlandığında sürdürülebilir bir gelir elde etmek mümkün. Ölçek büyüdükçe
maliyet avantajı da ortaya çıkmaya başlıyor. Bu yüzden büyüme stratejisini
doğru kurgulamak gerekiyor. Kısa vadeli değil, uzun vadeli düşünmek bu işte çok
önemli. Genç girişimcilere en önemli tavsiyem sahaya inmeden karar vermemeleri
olur çünkü üretim işi dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Öncelikle ne
yapmak istediklerini net şekilde belirlemeleri gerekiyor. Araştırma yapmak, işi
yerinde görmek ve mümkünse deneyim kazanmak çok önemli. Risk almaktan
korkmamaları gerekiyor ama bu riski planlı şekilde almaları gerekiyor. Küçük
başlayıp zamanla büyümek en sağlıklı yöntemlerden biri. Bu süreçte pes etmemek
en önemli nokta.”
“Şehir Hayatında Kaybettiğim Dengeyi Burada
Yeniden Buldum”
Sağlık sektöründe edindiği disiplin ve sistem kurma
becerisinin bu işte kendisine büyük avantaj sağladığını söyleyen İsmail,
“Süreçleri planlama, organize etme ve kontrol etme konusunda ciddi bir altyapım
vardı. Aynı zamanda kriz anlarında hızlı ve doğru karar alabilmek bu işte çok
önemli ve bu beceriyi önceki tecrübelerimden kazandım. Veri odaklı düşünmek ve
analiz yapmak işin verimliliğini artırıyor. Ekip yönetimi konusunda da
deneyimli olmam işleri kolaylaştırıyor. Aslında sektör değişmiş olsa da yönetim
mantığı aynı kalıyor. Bu da adaptasyon sürecimi hızlandırdı. Gelecek planlarım
sadece yumurta üretimiyle de sınırlı değil çünkü bu işi daha geniş bir noktaya
taşımak istiyorum. Çiftliğin içinde yaklaşık 2 dönümlük bir ormanlık alan
bulunuyor ve bu alanı değerlendirmek istiyorum. Buraya kamelya tarzı yapılar
kurarak doğal bir kahvaltı konsepti oluşturmayı planlıyorum. İnsanların gelip
doğayla iç içe vakit geçirebileceği bir ortam oluşturmak istiyorum. Bu kahvaltı
konseptinde kendi ürettiğimiz yumurtalar, sebze ve meyveler yer alacak. Aynı
zamanda arıcılık yaparak elde ettiğimiz kestane balını da bu deneyimin bir
parçası haline getirmek istiyorum. Bu proje ile hem üretimi çeşitlendirmeyi hem
de markayı farklı bir seviyeye taşımayı hedefliyorum” dedi ve sözlerini şöyle
sonlandırdı:
“Bu süreçte elde ettiğim en büyük kazanım huzur oldu çünkü
şehir hayatında kaybettiğim dengeyi burada yeniden buldum. Sağlığımın düzelmesi
bu değişimin en somut göstergesi oldu çünkü artık ilaç kullanmıyorum ve kendimi
çok daha iyi hissediyorum. Kendi emeğimle bir şey üretmek bana büyük bir tatmin
duygusu veriyor. Daha sade ama daha anlamlı bir hayat yaşamaya başladım.
Doğayla iç içe olmak insanın bakış açısını değiştiriyor ve bu değişim kalıcı
oluyor. Kendimi daha özgür ve dengeli hissediyorum. Bu karar hayatımda verdiğim
en doğru kararlardan biri oldu.”
Kaynak: Milliyet - Gonca
Kocabaş