Sağlıkta Yerli Üretim: Almak Yetmez, Kullanmak, İzlemek Ve Geliştirmek Gerekir



Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nde düzenlenen “Sağlıkta Yerlileşme ve Stratejik İş Birliği Etkinliği ve Yerli Ürün Tanıtım Günleri” programında önemli bir vizyon ortaya koydu. Türkiye’nin artık yalnızca sağlık hizmeti sunan değil; bilgi üreten, teknoloji geliştiren ve bilimsel çalışmalarıyla sağlıkta yön veren bir ülke olması gerektiğini ifade etti.

Bu sözler elbette çok kıymetlidir.

Ancak asıl mesele şudur:

Biz bu hedefin neresindeyiz?

Bugün sağlık kongrelerine, sempozyumlara, bilimsel toplantılara baktığımızda hocalarımız çok değerli sunumlar yapıyor. Yeni tedaviler, yeni cerrahi yöntemler, yeni klinik yaklaşımlar anlatılıyor. Fakat yerli bir tıbbi cihazın klinik başarısını, yerli bir ürünün hasta üzerindeki sonucunu, yerli bir teknolojinin yabancı muadiliyle bilimsel karşılaştırmasını anlatan sunumlara yeterince değil hiç  rastlayamıyoruz.

O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor:

Yerli üretim sadece stantlarda mı kalacak, yoksa ameliyathaneye, yoğun bakıma, laboratuvara, servise, bilimsel kürsüye ve hasta dosyasına da girecek mi?

Türkiye’de yerli üretim kavramı da yeniden tartışılmalıdır. Bir ürünün üzerinde Türk markası olması, o ürünün gerçek anlamda yerli olduğu anlamına gelmez. Yurtdışında tüm parçaları ürettirip Türkiye’de sadece montaj yapmak gerçek yerli üretim değildir. Yabancı bir üreticinin ürününü Türkiye’de belgelendirip başka ülkelere satmak da teknolojik anlamda yerli ihracat başarısı sayılamaz.

Gerçek yerli üretim; fikriyle, tasarımıyla, mühendisliğiyle, kritik teknolojisiyle, üretim altyapısıyla, kalite sistemiyle, klinik doğrulamasıyla, servis ve yedek parça kabiliyetiyle yerli olmalıdır.

Bir başka mesele de yerli alım oranlarıdır.

Bir hastane veya üniversite “alımlarımızın yüzde 60’ını yerli yapıyoruz” dediğinde bunu dikkatli okumak gerekir. Eğer bu oran adet bazında söyleniyorsa; gazlı bez, pamuk, batın kompres gibi yüksek tüketimli ürünler zaten oranı yukarı çıkarır. Ama biz gazlı bez sayarak sağlık teknolojisinde yerli olduk diyemeyiz.

Asıl bakılması gereken şudur:

Değer olarak ne kadar yerliyiz?

Teknoloji olarak ne kadar yerliyiz?

Kritik cihazlarda ne kadar bağımsızız?

Hekimin gerçekten tercih ettiği, hastaya güvenle uyguladığı, klinik sonuçları izlenen kaç yerli ürünümüz var?

Yerli üretim meselesini sadece “ürünü aldık” noktasında bırakırsak büyük hata yaparız.

Çünkü bugün sahada çok önemli bir sorun var. Sağlık Market, demo uygulamaları ve merkezi toplu alımlar üzerinden bazı ürünler hastanelere alınıyor. Ancak bu ürünler çoğu zaman ilgili branş hekiminin gerçek klinik tercihi, kullanım alışkanlığı ve hasta üzerindeki tecrübesi dikkate alınmadan temin ediliyor.

Sonra ne oluyor?

Ürün depoya giriyor ama hekim kullanmak istemiyor. Çünkü hekim o ürünün hastadaki sonucundan sorumlu. Ameliyattaki başarıdan da komplikasyondan da hasta karşısındaki açıklamadan da hekim sorumlu oluyor.

Hekim güvenmediği, alışık olmadığı veya klinik olarak yeterli görmediği ürünü kullanmak istemeyince bu defa hastaya dışarıdan ürün aldırılabiliyor. Ancak hastanede benzer ürün bulunduğu için dışarıdan alınan ürün her zaman hastane giriş kayıtlarına, ÜTS sistemine, lot/seri takibine ve hasta dosyasına gerektiği gibi işlenmeyebiliyor.

Bu çok ciddi bir meseledir.

Çünkü olumsuz bir vaka yaşandığında, komplikasyon geliştiğinde veya ürünle ilgili bir sorun ortaya çıktığında hasta tek başına kalma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Hangi ürün kullanıldı, hangi seri numarası vardı, ürün hastaneye nasıl girdi, kim temin etti, kim uyguladı, klinik sonucu ne oldu, üretici veya bayi sorumluluğu nerede başladı, nerede bitti?

Bu soruların cevabı kayıt altında değilse hasta güvenliği de hukuk güvenliği de zarar görür.

Onun için sağlıkta yerlileşme sadece “yerli ürün aldık” demek değildir.

Asıl soru şudur:

Aldığınız yerli ürün gerçekten kullanılıyor mu?

Kullanılıyorsa hasta bazlı kayıt altına alınıyor mu?

Klinik sonucu izleniyor mu?

Komplikasyon oranı takip ediliyor mu?

Hekimden üreticiye geri bildirim gidiyor mu?

Üretici bu geri bildirime göre ürününü geliştiriyor mu?

Eğer bu zincir kurulmamışsa yerli ürün alımı sadece satın alma rakamı olarak kalır. Depoda bekleyen, hekim tarafından kullanılmayan, hastaya faydası ölçülmeyen bir ürünle gerçek yerlileşme olmaz.

Burada Daşcı modelinde yıllardır savunduğumuz çok önemli bir başlık daha var: Hasta üzerinde ürün takibi, hasta takibi ve sağlık teknolojisi takibi.

Bugün bir ürünün hastaneye alınması başarı gibi gösteriliyor. Ama o ürün hangi hastada kullanıldı? Hastada nasıl sonuç verdi? Komplikasyon oluşturdu mu? Hastanın konforunu artırdı mı? Hekimin işini kolaylaştırdı mı? Hastanın yaşam kalitesine katkı sağladı mı? Üretici bu kullanımdan hangi geri bildirimi aldı?

Bu soruların cevabı yoksa gerçek anlamda kalite takibinden de yerlileşmeden de sağlık teknolojisi yönetiminden de bahsedemeyiz.

Ürün Takip Sistemi elbette önemlidir. Ama ürünün sisteme kayıtlı olması, o ürünün hastada başarılı olduğu anlamına gelmez. Bir ürünün gerçek değeri, hastada verdiği sonuçla ölçülür.

 Onun için üç şeyi birlikte takip etmek zorundayız.

Birincisi, hasta üzerinde ürün takibi yapılmalıdır. Hastaya hangi ürün takıldı, hangi cihaz kullanıldı, hangi implant uygulandı, hangi lot veya seri numarası vardı, ürün hangi firmaya aitti, kim uyguladı, hangi klinikte kullanıldı; bunların tamamı hasta dosyasıyla ilişkilendirilmelidir.

İkincisi, hasta takibi yapılmalıdır. Ürün uygulandıktan sonra hastanın klinik sonucu, iyileşme süreci, komplikasyon durumu, tekrar başvuru ihtiyacı, yaşam kalitesi ve konforu izlenmelidir. Hasta hastaneden çıktı diye sistemin görevi bitmemelidir.

Üçüncüsü, sağlık teknolojisi takibi yapılmalıdır. Kullanılan ürünün performansı, arıza durumu, teknik servis ihtiyacı, hekim memnuniyeti, hemşire ve teknik personel geri bildirimi, hasta üzerindeki etkisi ve maliyet-etkinliği takip edilmelidir.

Bu üç takip sistemi birlikte kurulmadan hangi ürünün kaliteli, hangi ürünün verimli, hangi ürünün hastaya faydalı, hangi ürünün hekime kolaylık sağlayan, hangi ürünün yerli üreticiye katkı sunan ürün olduğunu bilemeyiz.

Yerli üretici de bu sistem olmadan gelişemez. Çünkü üreticiye yalnızca “ürününü sattın” demek yetmez. Üretici ürününün klinikte nasıl çalıştığını, neden tercih edildiğini, neden tercih edilmediğini, hangi hastada nasıl sonuç verdiğini, hangi eksiklerinin olduğunu bilmelidir. Hekimden üreticiye geri bildirim gitmediği sürece yerli ürün gelişemez.

Daşcı modelinin temelinde de bu anlayış vardır: Sağlık sistemi hastayı bekleyen değil, hastayı takip eden; ürünü sadece satın alan değil, ürünün hasta üzerindeki sonucunu izleyen; teknolojiyi sadece kullanan değil, teknolojinin klinik performansını ölçen bir yapıya dönüşmelidir.

Burada bir başka önemli konu da hastanelerdeki kalite sistemidir.

Bugün hastanelerde kalite birimleri var. Fakat bu kalite birimleri büyük ölçüde hizmet kalitesi üzerinde duruyor. Hasta kabul süreci, memnuniyet, temizlik, evrak düzeni, bekleme süresi, personel davranışı, idari işleyiş gibi konular takip ediliyor. Bunlar elbette önemlidir. Ancak sağlık hizmetinin kalitesi, kullanılan ürünlerin kalitesinden ayrı düşünülemez.

Hastada kullanılan ürün iyi değilse, hekimin uygulamasını zorlaştırıyorsa, hasta üzerinde konfor sağlamıyorsa, komplikasyon riskini artırıyorsa veya hastanın yaşam kalitesine katkı sunmuyorsa, hizmet sürecinin düzenli olması tek başına yeterli değildir.

Bugün ne kamu hastanelerinde ne üniversite hastanelerinde ne de özel hastanelerde ürünlerin klinik uygulamadaki gerçek performansına ilişkin yeterli veri dönüşü bulunmaktadır.

Hangi ürün daha kolay uygulanıyor?

Hangi ürün hasta için daha konforlu?

Hangi ürün hastanın yaşam seviyesini yükseltiyor?

Hangi ürün daha az komplikasyon oluşturuyor?

Hangi ürün hekimin işini kolaylaştırıyor?

Hangi ürün teknik servis açısından sorun çıkarıyor?

Hangi ürün gerçekten kaliteli, hangisi sadece ucuz?

Bu sorulara sistematik cevap vermeden hangi kaliteden, hangi verimlilikten, hangi yerlileşmeden bahsediyoruz?

Piyasa gözetim ve denetimi yalnızca masa başında, belge üzerinde veya ürün piyasaya çıktıktan sonra yapılan şikâyet incelemesiyle sınırlı kalmamalıdır. Asıl piyasa gözetimi hastane içinde, klinikte, hasta üzerinde, hekim geri bildiriminde ve ürünün gerçek performansında yapılmalıdır.

Bugün hastanelerde piyasa gözetim-denetim bilinci ve eğitimi yeterli değildir. Kalite birimleri ürün kalitesini, klinik ürün performansını, hasta konforunu, kullanım kolaylığını ve olumsuz olay bildirimlerini sistematik olarak takip etmediği sürece kalite sistemi eksik kalır.

Sağlıkta kalite yalnızca hizmet kalitesi değildir.

Sağlıkta kalite; doğru ürün, doğru hasta, doğru hekim, doğru kayıt, doğru klinik sonuç ve doğru geri bildirim zinciridir.

Yerli üretici de bu zincirin dışında bırakılmamalıdır. Yerli üretici, hekimin gerçek geri bildirimiyle ürününü geliştirebilmelidir. Hekim ürünü kullanmalı, klinik sonucunu görmeli, eksiklerini bildirmeli, üretici de buna göre ürününü iyileştirmelidir. Aksi halde yerli üretici sadece kamu alımına ürün veren ama klinikte gelişemeyen bir yapıya dönüşür.

Burada bir başka temel soruyu da sormamız gerekiyor:

Sağlık Bakanlığı sağlık sanayisinin bakanlığı mıdır?

Elbette Sağlık Bakanlığı bu işin merkezindedir. Çünkü hastaneler onun sorumluluk alanındadır. Hekimler, hastalar, klinik ihtiyaçlar, hasta güvenliği, sağlık hizmetinin kalitesi ve ürünlerin hasta üzerindeki sonuçları doğrudan Sağlık Bakanlığı’nı ilgilendirir.

Ama Sağlık Bakanlığı doğrudan bir sanayi bakanlığı değildir.

Sağlık Bakanlığı’nın asıl görevi, Türkiye’nin sağlık hizmetinde hangi ürüne, hangi teknolojiye, hangi cihazlara, hangi yazılımlara, hangi sarf malzemelerine ve hangi klinik çözümlere ihtiyaç duyduğunu doğru tarif etmektir. Hekimin neye ihtiyaç duyduğunu, hastanın hangi üründen fayda göreceğini, hangi teknolojinin klinik sonucu iyileştireceğini, hangi ürünün hasta güvenliği açısından kritik olduğunu Sağlık Bakanlığı belirlemelidir.

Ama bundan sonrası yalnızca Sağlık Bakanlığı’nın işi değildir.

Bir firmanın gerçekten üretici olup olmadığını, sanayi sicilinin bulunup bulunmadığını, kapasite raporunun ne söylediğini, makine parkının yeterli olup olmadığını, üretim yerinin gerçekliğini, mühendislik gücünü, teknik personelini, Ar-Ge kabiliyetini, seri üretim kapasitesini ve sürdürülebilir üretim gücünü değerlendirecek ana kurum Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olmalıdır.

Çünkü yerli üretim, sadece “bu ürüne ihtiyacımız var” demekle olmaz.

Yerli üretim; sanayi altyapısı, teknoloji birikimi, mühendislik kabiliyeti, insan kaynağı, finansman gücü, kapasite raporu, üretim tecrübesi, kalite sistemi ve pazar sürekliliği ister.

Sağlık Bakanlığı “benim şu ürüne ihtiyacım var, bu ürün şu klinik özellikleri taşımalı, hasta güvenliği açısından şu standartları karşılamalı, hekim bunu şu şartlarda kullanabilmeli” demelidir.

 

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da “bu ihtiyacı Türkiye’de kim gerçekten üretebilir, kimin kapasitesi var, kimin sanayi sicili var, kimin makine parkı yeterli, kimin mühendislik altyapısı güçlü, kim sadece montaj yapıyor, kim gerçekten teknoloji geliştiriyor” sorularına cevap vermelidir.

Eğer bu iş yalnızca Sağlık Bakanlığı’nın omzuna bırakılırsa eksik kalır. Eğer yalnızca sanayi mantığıyla yürütülürse bu defa klinik ihtiyaç gözden kaçar.

Onun için sağlıkta yerlileşme iki ayaklı yürümelidir.

Bir ayakta Sağlık Bakanlığı olmalıdır; klinik ihtiyaç, hasta güvenliği, hekim beklentisi, ürün performansı ve sağlık teknolojisi takibini tanımlamalıdır.

Diğer ayakta Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olmalıdır; gerçek üreticiyi, kapasiteyi, teknoloji seviyesini, üretim altyapısını ve sanayi kabiliyetini değerlendirmelidir.

TÜSEB, TİTCK, SGK, DMO, üniversiteler, sanayi odaları, üreticiler, bayiler ve hekimler de bu iki ayağın arasında köprü kurmalıdır.

Bugün en büyük ihtiyaç budur.

Sağlık Bakanlığı ihtiyacı tarif edecek.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı üretim kapasitesini doğrulayacak.

Hekim ürünü klinikte deneyecek.

Hasta üzerindeki sonuç takip edilecek.

Üretici geri bildirimle ürününü geliştirecek.

Kamu da bu ürünü doğru yöntemle alacak.

Bu zincir kurulmadan sağlıkta gerçek yerlileşme olmaz.

İhracat meselesinde de aynı açıklığa ihtiyaç vardır. Türkiye’de üretip dünyaya satıyorsak bu gerçek başarıdır. Ama yurtdışında üretilen ürünü Türkiye’ye getirip, yabancı üreticinin ticari anlaşması olmayan ülkelere Türkiye üzerinden satıyorsak, bunu yerli teknoloji ihracatı gibi anlatamayız. Bu ticarettir, değerlidir; ama teknoloji üretimi değildir.

Artık kavramları netleştirmek zorundayız:

Yerli üretim nedir?

Montaj nedir?

İthal ürün nedir?

Re-export nedir?

Gerçek ihracat nedir?

Yerli alım oranı adetle mi, değerle mi, teknolojiyle mi ölçülmelidir?

Sağlık Bakanı’nın ortaya koyduğu vizyon önemlidir. Ancak bu vizyonun sahada karşılık bulması için Türkiye genelindeki bütün yerli üreticiler, hekimler, mühendisler, üniversiteler, kamu alıcıları, kalite birimleri, TİTCK, TÜSEB, SGK, DMO, Sağlık Market yetkilileri ve sektör temsilcileri aynı masaya oturmalıdır.

Bu toplantı da sadece protokol konuşmalarıyla geçmemelidir. Ürün grupları tek tek masaya yatırılmalıdır. Hangi ürünü gerçekten üretiyoruz?

Hangi üründe ithal girdiye bağımlıyız?

Hangi ürünü hekim kullanıyor?

Hangi ürün depoda bekliyor?

Hangi ürün hastaya fayda sağlıyor?

Hangi ürün hasta konforunu artırıyor?

Hangi ürün komplikasyon riskini azaltıyor?

Hangi ürün gerçekten teknoloji içeriyor?

Hangi ürün sadece yerli görünüyor?

Bu sorulara cesaretle cevap vermeden sağlıkta gerçek yerlileşme sağlanamaz.

Türkiye sağlık hizmet sunumunda büyük mesafe aldı. Şimdi sıra sağlık teknolojilerinde gerçek üretim gücünü oluşturmaktadır.

Bunun yolu rakamları parlatmak değil, gerçeklerle yüzleşmektir.

Yerli ürün almak önemlidir ama yetmez.

Yerli ürünü kullanmak gerekir.

Kullanılan ürünü hasta bazlı kayıt altına almak gerekir.

Klinik sonucunu izlemek gerekir.

Hasta konforunu, yaşam kalitesini, komplikasyon etkisini ve hekim memnuniyetini ölçmek gerekir.

Üreticiyi bu verilerle geliştirmek gerekir.

Sağlıkta gerçek yerlileşme; depoda duran ürünle değil, hastaya güvenle uygulanan, sonucu izlenen ve bilimsel veriye dönüşen ürünle olur.

Biz bugün şu soruyu sormak zorundayız:

Yerli ürün alıyoruz ama gerçekten kullanıyor muyuz?

Kullanıyorsak sonucunu biliyor muyuz?

Sonucunu bilmiyorsak hangi kaliteden, hangi verimlilikten ve hangi yerlileşmeden bahsediyoruz?

Sağlıkta gerçek yerlileşme ne sadece hastane işidir ne sadece fabrika işidir.

Sağlıkta gerçek yerlileşme; hasta, hekim, klinik, teknoloji, sanayi, üretici ve kamu alım sisteminin birlikte çalışmasıyla mümkündür