100 İl, 1000
İlçe: Yeni Valilikler, Yeni Kaymakamlıklar, Yeni Kamu Giderleri… Peki,
Anadolu’nun Üretimi, Ticareti ve Nüfusu Ne Olacak?
Milliyetçi
Hareket Partisi Genel Başkanı, devletimizin tecrübeli siyasetçilerinden Sayın
Devlet Bahçeli, Türkiye’de 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulmasını öngören “100
İl, 1000 İlçe” projesini kamuoyuyla paylaştı.
Sayın
Bahçeli’nin kamu hizmetlerini geliştirme, vatandaşın hizmete erişimini
kolaylaştırma ve devlet teşkilatını daha etkin hâle getirme amacını
önemsiyorum.
Ancak
yıllardır Anadolu’nun kalkınması, köylerden büyükşehirlere göçün azaltılması,
üretim ve istihdamın artırılması için projeler geliştiren biri olarak önemli
sorular sormak istiyorum.
Devletimizin
mevcut il ve ilçelerini daha verimli yönetmek, ekonomik bakımdan güçlendirmek
ve teknolojik imkânlarını geliştirmek yerine yeni idari birimlere ayırmak ne
kazandıracak, ne kaybettirecek?
TEKNOLOJİ
GELİŞİRKEN NEDEN HÂLÂ VATANDAŞI DEVLET DAİRESİNE ÇAĞIRIYORUZ?
Bugün
dünyanın herhangi bir yerindeki insanla saniyeler içerisinde görüntülü
görüşebiliyor, belge gönderebiliyor, ödeme yapabiliyor ve işlemlerimizi dijital
ortamda tamamlayabiliyoruz.
Ülkemizde de
e-Devlet üzerinden binlerce hizmet sunuluyor.
Buna rağmen
vatandaşlarımız bazı işlemler için hâlâ kamu kurumlarına gitmek, sıra beklemek
ve farklı devlet daireleri arasında dolaşmak zorunda kalıyor.
Burada önce
kendimize şu soruyu sormalıyız:
Teknoloji bu
kadar gelişmişken vatandaşın hizmete erişiminde hâlâ sorun yaşıyorsak, acaba
teknolojiyi devlet olarak yeterince kullanamıyor, vatandaşımıza yeterince
kullandıramıyor olabilir miyiz?
Sorun her
zaman kamu binasının uzaklığı değildir.
Bazen sorun,
kurumların birbirleriyle bilgi paylaşmaması, aynı belgelerin tekrar tekrar
istenmesi ve hizmet süreçlerinin yeterince dijitalleştirilmemesidir.
Bunları
düzeltmeden yeni valilikler ve kaymakamlıklar kurmak, mevcut sorunları daha
fazla kamu binasına taşımak anlamına gelebilir.
ADALET VE
SİGORTACILIK HİZMETLERİ BİZE NE GÖSTERİYOR?
Bugün UYAP
üzerinden dava açılabiliyor, dilekçe gönderilebiliyor ve dosyalar takip
edilebiliyor.
e-Duruşma ve
SEGBİS sistemleri sayesinde mevzuatın izin verdiği durumlarda duruşmalara
uzaktan katılım ve görüntülü bağlantıyla ifade alma işlemleri
gerçekleştirilebiliyor.
Sigortacılık
sektöründe ise yalnızca maddi hasarla sonuçlanan ve gerekli şartları taşıyan
trafik kazalarında taraflar, fotoğraf, konum ve beyan bilgilerini elektronik
ortamda ileterek kaza tespit tutanağı düzenleyebiliyor.
Sigorta
şirketleri bu bilgiler üzerinden kusur ve hasar değerlendirmelerini
gerçekleştirebiliyor.
Elbette her
adli işlem veya trafik kazası bu yöntemlerle sonuçlandırılamaz.
Ancak bu
örnekler bize önemli bir gerçeği gösteriyor:
Hizmetin
yürütülmesi için vatandaşın her zaman ilgili kurumun binasına gitmesi
gerekmiyor.
Öyleyse kamu
hizmetlerinin daha fazlasını neden vatandaşın bulunduğu yerden sunmayalım?
YERİNDE
HİZMET VERMEK, DEVLETİ İDARİ OLARAK BÖLMEK DEĞİLDİR
Yerinden
yönetim, yerinde hizmet ve idari bölünme birbirinden farklı kavramlardır.
Vatandaşın
yaşadığı köye veya mahalleye sağlık, nüfus, sosyal hizmet ve diğer uygun kamu
hizmetlerini götürmek için mutlaka yeni bir ilçe kurmak zorunda değiliz.
Mobil kamu
hizmet ekipleri oluşturabiliriz.
Dijital
başvuru sistemlerini geliştirebiliriz.
Kurumlar
arasında güvenli veri paylaşımını sağlayabiliriz.
Yaşlılarımızın,
engelli vatandaşlarımızın ve dijital teknolojileri kullanamayan insanların
işlemlerini gerektiğinde bulundukları yerde gerçekleştirebiliriz.
Vatandaş
devlete gitmek zorunda kalmamalı; devletin hizmeti vatandaşa ulaşmalıdır.
Bizim
savunduğumuz anlayış budur.
19 YENİ İL
VE 78 YENİ İLÇENİN MALİYETİ NE OLACAK?
Yeni iller,
yeni ilçeler, yeni valilikler, yeni kaymakamlıklar, yeni kamu teşkilatları…
Bunların
beraberinde getirebileceği hizmet binaları, personel, araçlar, bakım ve işletme
giderleri…
Elbette
mevcut bina ve personelden yararlanılması mümkündür. Ancak yeni idari
birimlerin kurulmasının kamu bütçesine getireceği ilave yük mutlaka
hesaplanmalıdır.
Kaç yeni
kamu binası gerekecek?
Kaç yeni
yönetici ve personel kadrosu oluşturulacak?
Yıllık
işletme maliyeti ne olacak?
Mevcut kamu
kurumlarının dijital ve teknolojik kapasitesini geliştirmekle yeni idari
teşkilatlar kurmak arasında nasıl bir maliyet farkı bulunacak?
Aynı
kaynaklarla kaç üretim tesisi, kaç okul, kaç sağlık merkezi ve kaç yeni
istihdam imkânı oluşturulabilir?
Devletin
gücü bina ve makam sayısıyla değil, vatandaşına sunduğu hizmetin kalitesi ve
kamu kaynaklarını kullanma verimliliğiyle ölçülmelidir.
1930’LARDAN
BUGÜNE İSKİLİP: BİR ÜRETİM VE TİCARET MERKEZİNİN HİKÂYESİ
Gelin, bu
konuyu doğup büyüdüğüm Çorum’un İskilip ilçesi üzerinden değerlendirelim.
İskilip’in
geçmişine baktığımızda yalnızca bir ilçe merkezi değil, çevresindeki köylerle
güçlü ilişkileri bulunan önemli bir üretim ve ticaret merkezi görüyoruz.
Üstelik bu
ekonomik geçmiş 1930’lardan da eskiye dayanıyor.
İskilip
Kaymakamlığının tarihçe kayıtlarında, 1890’lı yıllarda ilçede 510 dükkân, 18
tabakhane, 63 değirmen ve 2 han bulunduğu belirtiliyor.
Aynı dönemin
kayıtlarında İskilip’in 115 köyden oluşan geniş bir idari yapıya sahip olduğu
görülüyor.
Düşünebiliyor
musunuz?
Bugünkü
sanayi teknolojilerinin bulunmadığı bir dönemde İskilip’te yüzlerce dükkân,
onlarca üretim tesisi ve çevre yerleşimlerle ilişkili canlı bir ekonomik hayat
vardı.
Peki, o
dükkânlarda ne yapılıyordu?
İSKİLİP’İN
ÇARŞILARINDA SADECE ALIŞVERİŞ YAPILMAZ, ÜRETİM YAPILIRDI!
Eski
İskilip’in çarşılarını hatırlayalım.
Ayakkabıcılar
Arastası, Semerciler Arastası, Leblebiciler Arastası, Bakırcılar Çarşısı,
Demirciler Çarşısı, Sepetçiler Çarşısı…
Kasaplar ve
saraçlık gibi meslekler etrafında şekillenen ticaret alanları…
Tabakhaneler,
deri işleme atölyeleri, mutaflar, ahşap işleyen ustalar…
Bunlar
yalnızca alışveriş yapılan sokaklar değildi.
Bunların her
biri kendi döneminin üretim atölyeleri, meslek merkezleri ve ekonomik hayatının
temel taşlarıydı.
Deriler
işleniyor, ayakkabılar dikiliyor, semerler yapılıyor, bakırlar dövülüyor,
sepetler örülüyor, tarımsal ürünler işleniyordu.
Ustalar çırak
yetiştiriyor, meslekler kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.
İskilip’in
tarihî arasta düzeninde aynı mesleği yapan esnafın aynı sokakta toplanması,
üretim kültürünün ne kadar köklü olduğunu gösteriyordu.
Geçmişte
hanlar yolculara ve tüccarlara hizmet veriyordu. 1890’lı yıllarda iki hanın
varlığı belgelenmiş olsa da 1930’lu yıllarda kaç otel bulunduğunun ayrıca
araştırılması gerekiyor.
Bugün
kendimize şu soruları sormalıyız:
Kaç ayakkabı
ustamız kaldı?
Kaç semerci,
bakırcı, sepetçi ve deri işleme atölyemiz faaliyet gösteriyor?
Geçmişteki
çarşılarımızda kaç dükkân üretim yapıyor, kaçı yalnızca satışla uğraşıyor, kaçı
kapalı?
Eskiden
çevre köylerden İskilip’e gelen ticaret hareketliliğinin bugünkü karşılığı
nedir?
Bir zamanlar
üretim yapan çarşılarımızın ekonomik gücünü bugün neden aynı ölçekte
sürdüremiyoruz?
Bu soruların
cevapları, ilçemizin geçmişini yalnızca hatırlamak için değil, geleceğini
planlamak için de önemlidir.
İSKİLİP’İN
NÜFUSU VE İDARİ SINIRLARI NASIL DEĞİŞTİ?
1927 yılında
İskilip’in nüfusu 53.763 kişiydi.
1935 yılında
63.166 kişiye, 1950 yılında ise 66.611 kişiye ulaşmıştı.
Ancak
sonraki yıllarda İskilip’in idari yapısında önemli değişiklikler yaşandı.
1958’de
Bayat, 1987’de Uğurludağ ve 1990’da Oğuzlar ayrı ilçeler hâline geldi.
Bu
değişikliklerle birlikte İskilip’in idari sınırları, bağlı köyleri ve nüfus
kapsamı değişti.
2025 yılı
sonunda İskilip’in nüfusu 28.132 kişi olarak kaydedildi.
Elbette 1950
yılındaki 66.611 kişiyle bugünkü 28.132 kişiyi doğrudan karşılaştırıp aradaki
farkın tamamını göçe veya ekonomik gerilemeye bağlayamayız. Çünkü idari
sınırlar aynı değildir.
Ancak bu
değişim bize çok önemli sorular sorduruyor:
İskilip’ten
ayrılan ilçelerle birlikte kaç köy başka idari merkezlere bağlandı?
Bu köylerin
İskilip esnafıyla olan alışveriş ilişkileri nasıl değişti?
İskilip’in
ticaret hacmi, esnaf sayısı, üretim kapasitesi ve vergi gelirleri yıllar
içerisinde nasıl gelişti?
Yeni kurulan
ilçelerin ekonomik kazanımlarıyla İskilip’in yaşadığı değişim birlikte
değerlendirildi mi?
Bu soruların
cevapları tarihî ticaret sicili, vergi, esnaf, üretim ve nüfus kayıtlarıyla
ortaya konulmalıdır.
1930’lu
yıllarla bugünün ticaret hacmini aynı kapsamda karşılaştıran güvenilir bir
parasal veri serisi bulunmadan kesin bir ticari kayıp rakamı vermek doğru
olmaz.
Ancak
geçmişteki üretim çarşılarının varlığı ve ilçenin değişen idari coğrafyası,
araştırılması gereken önemli bir ekonomik dönüşüme işaret etmektedir.
Bir ilçenin
sınırlarını değiştirmek, o bölgenin toplam ekonomik gücünü artırmak anlamına
gelmez.
NÜFUSUN
BÖLÜNMESİ TİCARETİ VE SİYASİ TEMSİLİ NASIL ETKİLER?
Bir ilçeden
yeni bir ilçe oluşturulduğunda ülkemizin toplam nüfusu değişmez.
Ancak mevcut
ilçenin nüfus büyüklüğü, hizmet alanı, yerel ekonomik ilişkileri ve idari
konumu değişebilir.
Daha önce
aynı ilçe merkezinden alışveriş yapan köyler farklı merkezlere yönelebilir.
Bu değişim
bazı yerleşimlerde ticareti artırırken diğerlerinde azaltabilir.
Siyasi
temsil ve yerel yönetim yapısı da yeni sınırlara göre değişebilir.
Bütün
bunların mutlaka olumsuz sonuç doğuracağını söylemek doğru değildir. Yeni
ilçeler bazı hizmetleri geliştirebilir ve kendi ekonomik merkezlerini
oluşturabilir.
Ancak yeni
bir ilçenin kurulması, ayrıldığı mevcut ilçenin ekonomik geleceği hesaba
katılmadan değerlendirilmemelidir.
Bir ilçeyi
ikiye ayırmak, kendiliğinden iki güçlü ekonomi oluşturmaz.
KÖYLERİMİZİ
VE İLÇELERİMİZİ NASIL YENİDEN GÜÇLENDİRECEĞİZ?
Bugün
Anadolu’nun önemli sorunlarından biri, küçük yerleşimlerde üretim ve istihdam
imkânlarının yetersiz kalması nedeniyle insanların büyükşehirlere yönelmesidir.
İskilip’in
2007 yılında 42.476 olan nüfusunun 2025 yılında 28.132’ye gerilemesi, bu
konunun yerel düzeyde araştırılması gerektiğini gösteriyor.
Bizim
yıllardır üzerinde çalıştığımız “Her Ev Bir Atölye, Her Köy Bir Fabrika”
projesinin amacı da köylerimizde üretimi yeniden canlandırmaktır.
Köylerde
üretilen ürünlerin ortak standartlarda hazırlanması, merkezi tesislerde
işlenmesi, paketlenmesi, depolanması ve pazarlanması hedeflenmektedir.
İlçelerimiz
de bu üretimin ticaret, sanayi, lojistik, eğitim ve hizmet merkezleri hâline
gelmelidir.
Geçmişte
İskilip’in çarşılarında gerçekleştirilen üretimi bugün teknoloji, markalaşma ve
uluslararası pazarlama imkânlarıyla geliştirebiliriz.
Gençlerimizi
memleketlerinde tutmanın yolu yalnızca yeni idari birimler kurmak değil,
sürdürülebilir iş ve gelir imkânları oluşturmaktır.
DÜNYADA
BİRLEŞME MODELLERİ DE UYGULANIYOR
Danimarka,
Estonya, Yunanistan ve İrlanda gibi ülkelerde yerel yönetimlerin
birleştirilmesine yönelik reformlar uygulanmıştır.
Bu
reformların amaçları arasında idari kapasiteyi geliştirmek, hizmetlerin
koordinasyonunu artırmak ve kamu kaynaklarını daha verimli kullanmak
bulunmaktadır.
Elbette bu
ülkelerin yerel yönetim sistemleri Türkiye’nin valilik ve kaymakamlık yapısıyla
birebir aynı değildir.
Ayrıca
uluslararası araştırmalar, birleşmelerin her durumda tasarruf sağlamadığını da
göstermektedir.
Dolayısıyla
ne bölünme ne de birleşme tek başına kalkınmanın garantisidir.
Önemli olan,
idari yapının bölgenin gerçek ihtiyaçlarına, ekonomik ilişkilerine ve
vatandaşın hizmete erişimine göre düzenlenmesidir.
BİZİM
ÖNERİMİZ: MEVCUT İLÇELERİ GÜÇLENDİRELİM, GEREKEN YERLERDE BİRLEŞMEYİ
DEĞERLENDİRELİM
Birbirine
yakın, ekonomik ve sosyal ilişkileri güçlü ilçelerin ortak üretim, ulaşım,
sanayi, sağlık, eğitim ve lojistik merkezleri oluşturması mümkündür.
Uygun
bölgelerde ve vatandaşların görüşleri alınarak idari birleşme seçenekleri de
araştırılabilir.
Ancak bunun
için her yerde idari birleşme yapılması şart değildir.
Mevcut
sınırlar korunarak da ortak hizmet ve yatırım modelleri geliştirilebilir.
Bizim
önerimiz, öncelikle mevcut yerleşimlerin üretim ve istihdam kapasitesini
büyütmek, kamu hizmetlerini dijitalleştirmek ve kaynakları daha verimli
kullanmaktır.
SAYIN DEVLET
BAHÇELİ’YE ÇAĞRIM
Sayın
Bahçeli,
Devletimizin
daha güçlü, daha etkin ve vatandaşımıza daha yakın olması yönündeki
çalışmalarınızı önemsiyorum.
Ancak 100
İl, 1000 İlçe projesi değerlendirilirken yalnızca yeni kurulacak idari
birimlerin değil, mevcut il ve ilçelerimizin geleceğinin de araştırılmasını
öneriyorum.
Gelin, yeni
il ve ilçe kurulması, mevcut idari yapıların teknolojik ve ekonomik olarak
güçlendirilmesi, uygun bölgelerde ilçelerin birleştirilmesi veya ortak ekonomik
merkezler oluşturulması seçeneklerini birlikte inceleyelim.
Her
seçeneğin kamu maliyetini, vatandaşın hizmete erişimini, ticarete ve istihdama
etkisini, göç üzerindeki muhtemel sonuçlarını ve siyasi temsil boyutunu
bilimsel verilerle karşılaştıralım.
İskilip gibi
geçmişte idari sınırları değişmiş ilçelerin tecrübelerini de bu araştırmaya
dahil edelim.
Kararımızı
kaç yeni il ve ilçe kuracağımıza göre değil, vatandaşımıza ne kadar iyi hizmet
sunacağımıza ve ülkemize ne kadar ekonomik değer kazandıracağımıza göre
verelim.
SON SÖZ:
DEVLETİN GÜCÜ BİNA SAYISINDA DEĞİL, HİZMETİN KALİTESİNDEDİR
Bugün
teknolojiyle dava açabiliyoruz.
Görüntülü
bağlantıyla bazı adli işlemleri gerçekleştirebiliyoruz.
Trafik
kazalarında fotoğraf, konum ve beyan bilgileriyle dijital tutanak
düzenleyebiliyoruz.
Bankacılık,
sigortacılık ve birçok kamu işlemini bulunduğumuz yerden yapabiliyoruz.
Öyleyse kamu
hizmetlerinin daha fazlasını neden vatandaşın ayağına götürmeyelim?
Hizmeti
yerelleştirmek, devleti bölmek değildir.
Devleti
güçlendirmek, kamu binası sayısını artırmak değildir.
Yeni il ve
ilçe kurmak, kendiliğinden yeni üretim ve istihdam oluşturmak değildir.
İskilip’in
tarihî çarşıları, üretim atölyeleri ve 1930’lardan bugüne değişen idari yapısı
bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir
yerleşimin gerçek gücü yalnızca idari unvanında değil; üretiminde, ticaretinde,
istihdamında ve insanlarının refahındadır.
Türkiye’nin
geleceğini planlarken yalnızca idari haritamızı değil, Anadolu’nun üretim,
ticaret, nüfus ve istihdam haritasını da değerlendirmeliyiz.
Daha fazla
makam yerine daha verimli kamu hizmeti.
Daha fazla
kamu binası yerine daha güçlü üretim ve istihdam.
Daha fazla
idari sınır yerine daha güçlü ekonomik iş birliği.
Çünkü asıl
mesele Türkiye’de kaç il ve ilçe bulunduğu değil, bu il ve ilçelerde yaşayan
vatandaşlarımızın ne kadar refah içerisinde olduğudur.
Devleti
fiziki olarak büyütmek yerine işlevsel olarak güçlendirelim. Anadolu’yu idari
tabelalarla değil; üretimle, istihdamla, ticaretle ve kaliteli kamu
hizmetleriyle kalkındıralım.