Geçmişi ve bugünü dikkatle analiz ettiğimde, kendime
dürüstçe şu soruyu sordum: Ben neden siyasetçi olamam? Bu soru bir makam
meselesi değil, bir değerler meselesidir. Çünkü ben haklı çıkmak için değil,
haklı olmak için çalışırım. Oysa günümüz siyaset pratiğine baktığımda çoğu
zaman gerçeğin değil algının, ilkenin değil tarafgirliğin öne çıktığını
görüyorum. İşte bu çelişki, beni siyasetçi olamayacağım gerçeğiyle
yüzleştiriyor.
Siyasetçi olmak; sadece bir partinin temsilcisi olmak, bir
kürsüde konuşmak ya da bir makamda oturmak değildir. Siyasetçi olmak; topluma
hizmet etmeyi, ortak aklı büyütmeyi ve birlikte üretmeyi gerektirir. En azından
olması gereken budur. Fakat bugün siyaset çoğu zaman bireysel çıkarların, grup
sadakatinin ve kişisel egoların sahnesine dönüşmüş durumda.
Ben, benden olan yanlış yaptığında o yanlışı doğru gibi
savunamam. Bir kişi yalan söylüyorsa, kimliğine bakmadan bunun yanlış olduğunu
söylerim. Çünkü doğrular kişiye göre değişmez. Hakikat, taraf tutmaz. Ancak ne
yazık ki günümüzde siyaset, çoğu zaman “bizden” olanı koşulsuz savunma refleksi
üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Haklı olmak yerine haklı çıkmak için verilen
mücadele, siyasetin asli ruhunu zedeliyor.
Gerçek liderlik, kendinden daha akıllı, daha zeki, daha
yetenekli insanlarla çalışabilme cesaretini gösterebilmektir. Hatta onların
sizden ileri geçmesini arzu edebilmektir. Çünkü mesele bireysel başarı değil,
toplumsal ilerlemedir. Oysa bugün çoğu yerde “ben yapayım, ben öne çıkayım”
anlayışı hâkim. Halbuki siyaset “ben” değil, “biz” demeyi gerektirir.
Sürdürülebilir kalkınma, kurumsal akıl, ortak güç… Bunlar
sadece kavramsal ifadeler değildir; sağlıklı bir siyaset anlayışının temel
taşlarıdır. Toplumun refahı; kişisel hırslarla değil, ortak hedeflerle büyür.
Bir ülke; bireysel zaferlerle değil, kolektif başarılarla güçlenir.
Bugünün siyaset pratiğinde ise çoğu zaman farklı düşüneni dışlama,
eleştireni susturma ve yanlışı sahiplenme kültürü ağır basmaktadır. Oysa
eleştiri gelişimin kapısını aralar. Farklı fikirler tehdit değil zenginliktir.
Yanlışın üzerini örtmek değil, yanlışı düzeltmek erdemdir.
Belki de bu yüzden siyasetçi olamam. Çünkü ben makam için
değil, anlam için çalışırım. Güç için değil, hizmet için düşünürüm. Haklı
görünmek için değil, gerçekten haklı olmak için çabalarım. Yanlış kimden
gelirse gelsin yanlış derim. Doğru kimden gelirse gelsin doğru derim.
Eğer siyaset; gerçeğin, adaletin ve ortak aklın üzerine inşa
edilecekse, elbette herkesin sorumluluğu vardır. Ancak mevcut haliyle siyaset;
çoğu zaman ilkeyi değil, pozisyonu koruma mücadelesine dönüşmüş durumda.
Dolayısıyla ben siyasetçi olamam. Çünkü ben, haklı çıkmak
için değil, haklı olmak için çalışırım. Ve inanırım ki bir toplumun gerçek
gücü; gerçeği savunabilen, yanlışa karşı durabilen ve “ben” yerine “biz”
diyebilen insanların çoğalmasıyla ortaya çıkar.
Sağlıklı günler dilerim..