Sağlıkta şiddet artıyor.
Sağlık davaları artıyor.
Hekim savunmada, hasta güvensiz.
Peki gerçekten sorun bireylerde mi?
Yoksa sistemde mi?
Bugün sağlık sisteminde iki temel kırılma noktası var:
Birincisi sürekli mesleki eğitimin finansmanı,
ikincisi ise hekim–firma AR-GE ilişkilerinin zemini.
Bu iki alan doğru kurulmadıkça, sağlıkta güven kalıcı şekilde
inşa edilemez.
I. Eğitim Finansmanı: Hekim Bağımsızlığı Nasıl Sağlanır?
Hekimin güncel kalması zorunludur.
Tıp her yıl değişir.
Protokoller güncellenir.
Teknoloji yenilenir.
Ama soru şu:
Bu güncellemenin bedelini kim ödeyecek?
Eğer kongreler, sempozyumlar ve klinik eğitimler bireysel
çabayla ya da firma destekleriyle yürüyorsa; hekim ne kadar etik olursa olsun,
sistem güven üretmez.
Sorun burada ahlak değil, yapı meselesidir.
Bir hekim:
Kongreye firma desteğiyle gidiyorsa, Eğitim finansmanı
kurumsal değilse, Güncel kalmak kişisel fedakârlığa bağlıysa, o sistem sağlıklı
değildir.
Çözüm basittir ama sistemiktir:
Her hastane ayrı bir sağlık işletmesi kabul edilmeli,
yapılan tıbbi mal ve hizmet alımlarından belirli bir oran (örneğin %1)
“Ulusal Klinik Sürekli Eğitim Fonu”na aktarılmalıdır.
Eğitim:
Çalışma süresinden sayılmalı, Maaş kaybı olmamalı,
Firma bireysel sponsorluk yapmamalı, Katkılar şeffaf havuz sistemine aktarılmalıdır.
Bu modelle:
Hekim bağımsızlaşır.
Çıkar çatışması algısı azalır.
Güncel bilgi kurumsal güvence altına alınır.
Dava ve şiddet riski düşer.
Çünkü güven, bireysel iyi niyetle değil; sistem tasarımıyla
sağlanır.
II. AR-GE: İş Birliği mi, Bağımlılık mı?
Sağlık teknolojisi hekim olmadan gelişemez.
Bir ürünü en iyi test eden, en iyi eleştiren, en iyi
geliştiren kişi sahadaki mühendislerle hekimdir.
Peki hekim firma AR-GE’sine katılabilir mi?
Evet, katılmalıdır da.
Ama kurumsal zeminde.
Bugün çoğu zaman şu tablo görülüyor: Hekim tek başına bilim
üretmeye çalışıyor.
Firma tek başına ürün geliştiriyor.
Üniversite ise protokolde var, pratikte destekleyici konumda
kalıyor.
Oysa olması gereken model şudur: Hekim ürün geliştirme
sürecinde aktif rol almalı.
Üniversite bilimsel merkez olmalı.
Firma teknik ve üretim gücünü koymalı.
Süreç etik kurul ve şeffaf sözleşme ile yürümeli.
Kongre sunumlarında çıkar ilişkisi açıkça beyan edilmeli.
Sorun iş birliği değil, denetimsiz ve kişisel ilişkilerdir.
Bilim sanayiyle çalışmadan ilerleyemez.
Ama şeffaflık olmadan güven oluşmaz.
Eğer hekim AR-GE sürecine katılacaksa:
Kurum izni olmalı, Gelir beyanı açık olmalı, Klinik veri
bağımsız etik kuruldan geçmeli, Ürün bilimsel kanıtla savunulmalı.
Bu model kurulursa: Hekim ve klinik mühendislik sadece
kullanıcı değil, geliştirici olur.
Firma kaliteli ve güvenilir ürün üretir.
Ülke katma değer üretir.
Hasta güven duyar.
Sonuç: Reform Nereden Başlamalı?
Sağlıkta güven: Onam formuyla, Şiddet yasasıyla, Bireysel
fedakârlıkla kalıcı biçimde sağlanamaz.
Reform:
Eğitim finansmanını kurumsallaştırarak, AR-GE ilişkilerini
şeffaflaştırarak, Bireysel kusur yerine sistem sorumluluğunu güçlendirerek
başlar.
Eğer eğitim bireysel kalırsa, eğer AR-GE kişisel ilişkilere
dayanırsa, eğer kurumsal sorumluluk oluşmazsa; sağlıkta dava da artar, şiddet
de sürer.
Ama sistem doğru kurulursa, ilişki düzelir.
İlişki düzelirse güven gelir.
Güven gelirse sağlık sistemi güçlenir.
Reform bireyden değil, sistemden başlar.
Sağlıklı günler dilerim.
Mustafa Daşcı