Kongre Enflasyonu



Son dönemlerde sağlık sektöründe dikkat çeken en önemli başlıklardan biri, artan kongre, çalıştay, zirve ve organizasyon sayılarıdır. Neredeyse her hafta farklı bir sivil toplum örgütü, platform veya dernek tarafından benzer konularda toplantılar düzenlenmekte, aynı sorunlar tekrar tekrar konuşulmaktadır.

Ancak bütün bu yoğun organizasyon trafiğine rağmen sağlık sisteminin temel problemlerinde kayda değer bir çözüm ortaya çıkmamaktadır.

Çünkü artık birçok organizasyonda amaç çözüm üretmekten çok görünür olmaya dönüşmüştür.

Bugün aynı amaç ve hedeflerle kurulmuş çok sayıda sivil toplum örgütü, aynı alanlarda birbirinden bağımsız faaliyet yürütmektedir. Aynı konu başlıkları, aynı konuşmalar, aynı şikâyetler farklı salonlarda yeniden tekrar edilmektedir.

Sonuçta ise;

* Kamu yöneticilerinin zamanı bölünmekte,

* Aynı konular için tekrar tekrar toplantılar yapılmakta,

* Firmalar sürekli sponsorluk yüküyle karşı karşıya kalmakta,

* Sağlık ekonomisine ek maliyet oluşmakta,

* Ama çözülen sorun sayısı artmamaktadır.

Oysa sağlık sektörünün bugün en büyük ihtiyacı yeni sorun tespitleri değildir. Sorunların önemli bölümü zaten bilinmektedir.

Asıl ihtiyaç; uygulanabilir çözüm modelleri geliştirmek, ortak akıl oluşturmak ve sonuç odaklı çalışma kültürünü ortaya koyabilmektir.

Bugün birçok organizasyonda şu yaklaşım öne çıkmaktadır:

“Bu sorunu ilk ben dile getirdim.”

Fakat çok az platform şu cümleyi kurabilmektedir:

“Bu sorunun çözümüne katkı sağladım.”

Çünkü sorunları konuşmak başka, çözümü takip etmek başka bir iştir.

Bugün birçok sivil toplum örgütü toplantılarda sorunları dile getirmekte ancak o sorunlarla ilgili resmi kurumlara yazılı çözüm talepleri sunma ve süreci takip etme konusunda yeterli çalışma ortaya koyamamaktadır.

Oysa gerçek sonuç; kürsüde konuşmakla değil, resmi süreçleri takip etmekle alınır.

Bu noktada özellikle OFSAD’ın yaklaşımının önemli bir örnek oluşturduğunu düşünüyorum. Çünkü OFSAD yalnızca sorunları konuşmakla yetinmiyor; tespit edilen sorunlarla ilgili ilgili kurumlara yazılı taleplerini iletiyor, ardından bu taleplerin takibini de gerçekleştiriyor.

Daha da önemlisi, yalnızca yazı göndermekle kalmayıp ilgili kurumların en üst düzey yöneticileriyle birebir görüşmeler gerçekleştirerek çözüm süreçlerini canlı şekilde değerlendirebiliyor. Sorunun neden oluştuğunu, çözümün neden geciktiğini ve uygulanabilir modellerin neler olduğunu doğrudan muhataplarıyla konuşabiliyor.

Aslında sivil toplumun gerçek gücü tam da burada ortaya çıkar.

Sorunu söylemek değil, çözüm sürecini yönetebilmek…

Sivil toplum örgütlerinin önemli bir kısmı artık kongreleri ve çalıştayları bir çözüm platformundan çok kurumsal görünürlük alanı olarak kullanmaktadır. Üyelerine “bu organizasyonu yaptık” demek ön plana çıkarken, “şu sorunu çözdük” diyebilmek geri planda kalmaktadır.

Katıldığım organizasyonlar içerisinde özellikle ruhsat ve özel hastaneler platformunda yapılan çalıştaylarda sorunların ve çözüm önerilerinin daha net ortaya konulduğunu gördüm. Aynı şekilde tıbbi tedarik kongresinde de sorun, talep ve çözüm önerileri daha somut şekilde ifade ediliyordu.

Ancak bunun dışındaki birçok toplantıda sorunlar uzun uzun anlatılmakta, çözüm kısmı ise temenniden öteye geçememektedir.

“Şu olsa iyi olur” yaklaşımı, çözüm modeli değildir.

Sağlık sektörü artık sorun konuşma dönemini aşmak zorundadır.

Bir diğer önemli konu ise kongre ekonomisidir.

Bugün sağlık alanındaki birçok organizasyon büyük ölçüde firma sponsorlukları üzerinden yürümektedir. Aynı firmalar yıl boyunca onlarca organizasyona destek vermek zorunda kalmakta, bu durum hem sektör üzerinde ekonomik baskı oluşturmakta hem de dolaylı olarak sağlık maliyetlerine yansımaktadır.

Oysa sağlık çalışanlarının eğitimi yalnızca firmaların sponsorluk desteğine bırakılmamalıdır.

Her hastane kendi çalışanının eğitiminden sorumlu olmalıdır. Bunun için sağlık kuruluşları bünyesinde sürdürülebilir bir eğitim fonu oluşturulmalıdır.

Özellikle hizmet alımı ve satın alma süreçlerinde belirli oranlarda eğitim payı ayrılarak bu fon sistematik hale getirilebilir. Böylece;

* Kongre,

* Eğitim,

* Çalıştay,

* Teknik gelişim programları,

* Mesleki fuarlar

daha bağımsız ve daha sürdürülebilir şekilde yürütülebilir.

Ayrıca bugün birçok kongrede organizasyon standardı konusunda da ciddi eksiklikler bulunmaktadır.

Katılımcı yapısı, protokol düzeni, oturum planlaması ve temsil seviyesi çoğu zaman kurumsal ciddiyetle örtüşmemektedir. Bir genel müdür ile bir daire başkanının aynı temsil düzeyinde değerlendirilmesi ya da kurum başkanlarının plansız oturumlarda konumlandırılması organizasyon kalitesini düşürmektedir.

Kongrelerin de artık bir standardı olmalıdır.

* Katılım standardı,

* İçerik standardı,

* Temsil standardı,

* Protokol standardı,

* Çözüm çıktısı standardı

net şekilde belirlenmelidir.

Çünkü sağlık sektörü artık organizasyon sayısıyla değil, ortaya koyduğu çözüm kapasitesiyle değerlendirilmelidir.

Aksi halde her yıl daha fazla kongre yapılır, daha fazla salon dolar, daha fazla konuşma yapılır; fakat sağlık sisteminin gerçek sorunları aynı şekilde büyümeye devam eder.

Sağlıklı günler dilerim…