TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu'nda sunum yapan Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Selçuk Candansayar, "Biz yaklaşık 10 yıldır bir ruh sağlığı yasasının çıkarılması için uğraşıyoruz. Mutlaka Türkiye'de ruh sağlığıyla ilgili yasal bir düzenleme olmalı." dedi.
TBMM, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı.
Komisyon
Başkanı Beyazıt'ın toplantıyı açmasının ardından Sosyoloji Derneği Başkan
Yardımcısı Prof. Dr. Nilay Kaya, Türkiye'de okul şiddetindeki artışın yalnızca
bireysel öfke, psikolojik kırılganlık veya tekil güvenlik zaaflarıyla
açıklamanın yetersiz kalacağını ve çok katmanlı bir sosyal risk alanıyla karşı
karşıya olunduğunu belirtti.
Kaya
"UNESCO'nun yaptığı çalışmalar, okul şiddeti ve zorbalığın tek tek
öğrencilerin dijital davranışları olmadığını, tek tek bu okul şiddeti,
öğrencilerin davranışlarından ibaret olmadığı; okul ortamı, kurumsal normlar,
toplumsal güç ilişkileri ve dijital etkileşimlerle birlikte ele alınması
gerektiğini de vurgulamaktadır. Bu nedenle, öncelikle şu soruya yanıt
vermemizin önemli olduğunu düşünüyoruz. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan
olaylar münferit midir yoksa yapısal bir dönüşümün işareti midir? Burada
dikkatli bir ayrımı yapmak gerekir ki her olayın kendine özgü koşulları
olabilir. Dolayısıyla, olayların biçimi münferit görülebilir ancak bu olayların
ortaya çıkmasına imkan veren zemin büyük ölçüde yapısaldır." ifadelerini
kullandı.
"Her
6 Okul Çağındaki Çocuktan 1'i Siber Zorbalığa Maruz Kalmaktadır"
Prof.
Dr. Nilay Kaya okul şiddetini besleyen yapısal etkenleri; okul aidiyetinin
zayıflaması, sosyal eşitsizliklerin okul dışı ilişkilere yansıması,
yetişkinlerin gözetimi ile rehberliğinin dijital çağın hızına yetişememesi ve
akran ilişkilerinin dijitalleşmesi olarak nitelendirdi. Kaya, "Geçmişte
okul çıkışında sona erebilecek bir zorbalık, bugün sosyal medya, çevrim içi
oyunlar, mesajlaşma uygulamaları ve kapalı dijital gruplar sayesinde 24 saat
boyunca sürebilmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) yaptığı araştırmalarda da
yaklaşık her 6 okul çağındaki çocuktan 1'i siber zorbalığa maruz kalmakta ve
siber zorbalık oranları da önceki dönemlere göre giderek artış göstermektedir.
Çocukların çevrim içi etkileşimleri aile, öğretmen, kurumlar tarafından çoğu
zaman geç fark edilmektedir. Böyle bir durumda da çocuk çevrim içi şiddetle
yalnız başına baş etmeye çalışmakta, bu yalnızlık bazen öfkeye, bazen geri
çekilmeye, bazen de misilleme davranışı olarak okul ortamına taşınmaktadır.
Dijital bir ortam ile okul içi şiddetin döngüsel bir ilişki olduğunu
görmekteyiz." diye konuştu.
Kaya
ayrıca okul aidiyeti düşük olanlar, akran dışlanması yaşayanlar, yoksulluk ve
sosyal dezavantaj yaşayanlar, denetimsiz dijital erişimi olanlar, aile içi
iletişimi zayıf olanlar, görünüşü, dili, kimliği veya davranış kalıpları
nedeniyle damgalananlar ile okul da başarısız olan öğrencilerin yüksek risk
altında oluğunu ekledi.
"Standart
Bir Ulusal İzleme Sistemi Bulunmamaktadır"
Okul
saldırıları ile ilgili bütüncül bir yaklaşım önerdiklerini ve bu kapsamda okul,
aile, çevre ve dijital medya platformlarının yer aldığı 4 başlıktan bahseden
Kaya, "Etkili bir kamu politikası aslında bu 4 halkayı birlikte gören bir
çerçevede ele almak zorundadır. Kamu politikalarındaki temel eksikliklere
baktığımızda ise burada birinci eksikliğimiz nedir? Dağınık kurumsal
sorumluluklar; okul şiddeti, siber zorbalık, çocuk koruma ve medya etkileri
farklı kurumlara dağılmış durumda; bu ise veri, müdahale, hesap
verilebilirliğin zincirlerini zayıflatmaktadır. İkinci eksikliğimiz ise
standart bir ulusal izleme sisteminin bulunmamasıdır. Üçüncü eksikliğimiz,
öğretmen ve okul yöneticilerinin erken uyarı ve vaka yönetimi konusunda yeterli
araçlarla desteklenmemesidir. Dördüncü eksikliğimiz ise çocukların dijital
ortamlarda karşılaştıkları risklere dair ebeveyn kapasitesinin sistematik
biçimde güçlendirilmemesidir" dedi.
"Çocukların
Dijital Ortamlarda Korunması İçin Platformalara Daha Açık Yükümlülükler
Getirilmeli"
Prof.
Dr. Kaya, dernek olarak somut önerilerinin olduğunu vurgulayarak, şöyle devam
etti:
"Birincisi,
Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde okul şiddeti, akran zorbalığı ve siber
zorbalığı birlikte izleyen ulusal bir veri ve erken uyarı sistemi kurulmalıdır.
Her okul standardize edilmiş vaka bildirim formları kullanmalı, ilçe ve il
düzeyinde düzenli risk haritaları çıkarılmalı, bu veriler sadece disiplin
amacıyla değil önleyici sosyal politika üretimi için kullanılmalıdır. İkinci
noktada da her okulda çok disiplinli risk değerlendirme ve müdahale ekipleri
yer almalıdır. Amaç burada çocuk bir krize sürüklendikten sonra müdahale etmek
değil, erken işaretleri görerek riski önleyici tedbirleri almaktır. Üçüncü
noktada rehberlik hizmetlerindeki nicelik ve nitelik olarak güçlendirmeler yer
almalı. Dördüncü noktada çocukların dijital ortamlarda korunmasına yönelik daha
açık platform yükümlülükleri getirilmeli çünkü çevrimiçi alanda koruma
sağlanmadan okul içindeki şiddeti tam olarak önlemek mümkün değildir. Beşinci
noktada gene aileleri merkeze alan ulusal bir dijital ebeveynlik programı
oluşturulmalıdır. Buradaki amaç, ebeveynleri suçlamak değil onları çocukların
dijital yaşamını anlayabilen ve yönlendirebilen aktörler haline getirmektir.
Altıncı noktamızda cezalandırıcı, tek boyutlu yaklaşımlar yerine onarıcı,
pedagojik modeller geliştirilmeli yani bütüncül bir modelle güvenli okul
ortamı, yeniden ilişki kurma, sorumluluk alma, destek mekanizmaları oluşturan
müdahalelerle öne çıkılmalı."
Prof.
Dr. Nilay Kaya çocukların zorba, saldırgan ve problemli olarak
nitelendirilmesinin çocuğun benlik algısını etkilediğini ve dijital ortamın
süreci ağırlaştırdığını ifade etti.
"Türkiye'de
Ruh Sağlığıyla İlgili Yasal Düzenleme Olmalı"
Ardından
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Selçuk Candansayar, sunum
yaptı.
Candansaray,
"Sözlerime başlarken bakın biz yaklaşık 10 yıldır bir ruh sağlığı
yasasının çıkarılması için uğraşıyoruz. Mutlaka Türkiye'de ruh sağlığıyla
ilgili yasal bir düzenleme olmalı. Şimdi Kahramanmaraş ve Şanlıurfa şiddet
olaylarıyla ilgili bizim temel tezimiz şu: Okul şiddeti, bir psikiyatrik
bozukluğun ya da ahlaki çöküşün belirtisi değil. Şiddet; yapısal
eşitsizliklerin, kamusal hizmet yetersizliğinin ve bunların çocuk ruhsal
gelişimi üzerindeki derin etkilerinin sonucudur. Demek ki tek bir bireyin
psikiyatrik bir hastalığı, suçu ya da ahlaki çöküşü değilse, daha yapısal bir
eşitsizlik sorunuysa çözüm de bu gerçeğe uygun olmalı. Önleyici, kamusal, çok
sektörlü ve çocuk haklarını merkeze alan bir yaklaşım öneriyoruz biz ve şeyimiz
şu; Polisiye tedbirler tek başına yetmez, ilaç ve tedavi tek başına kesinlikle
çözüm değil, yapısal bir değişim şart." değerlendirmesinde bulundu.
"Türkiye'de
Yakın Arkadaşı Olmayan Ergen Sayısı Yüzde 19"
Okul
saldırısı gerçekleştirenlerin yüzde 2,4'ünün ağır psikiyatrik sorun yaşadığını
aktaran Candansaray, akran ve okul ilişkilerinin çocuğu aileden daha fazla
etkilediğini dile getirdi.
Okulların
şiddet riski olan yerler haline dönüştüğünü vurgulayan Candansaray,
"Dijital ortamın riskleri ile ilgili kanıtlar var. Çocuklar ve ergenler
şiddet içeriklerine ne kadar yoğun maruz kalırsa şiddet bilinçleri şiddete
dönüyor. Siber zorbalık ve dijital dışlanma, depresyon, anksiyete ve intihar
düşüncesi riskini artırıyor ama saldırganlığı da arttırıyor. Ve bakın,
Türkiye'de yakın arkadaşı olmayan ergen oranı 1990'da yüzde 7 iken bugün yüzde
19. Yani her 5 ergenden 1'i sorduğunuzda, 'Benim hiç yakın arkadaşım yok'
diyor. Bu, bu kadar büyük bir yalnızlaşma olduğunu gösteriyor. Dijital platform
şirketleri bu krizin yapısal üreticileri, bile isteye yapıyorlar. Bu yüzden
mutlaka okullarda medya okuryazarlığı dersleri yeniden müfredatla entegre
edilmeli, nefret söylemi ve şiddet içeriği için çocuk hakları odaklı yaş filtreleme
zorunlu hale gelmeli, çocuklar nefret söylemiyle medyada ve sosyal medyada
karşılaşamamalılar." ifadelerini kullandı.
"Dijital
Denetim Mutlaka Düzenlenmeli"
Candansaray,
Kahramanmaraş'taki okul saldırısının depremle, Şanlıurfa'daki saldırıyı ise yoksullukla
bağdaştırdı ve dernek olarak önerilerini paylaşarak, "Bizim politika ve
mevzuat önerilerimizden söz etmek istiyorum: Birincisi, ruh sağlığı yasa
önerisi. Her okula tam zamanlı psikolojik danışma ve rehberlik uzmanı,
psikolog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk psikiyatristlerinin düzenli süpervizyonu,
ücretsiz psikoterapi hakkı verilmeli. Dijital denetim mutlaka düzenlenmeli,
entegre erken uyarı sistemlerinde eğitim, sağlık, sosyal hizmetler arasında bir
bağ kurulmalı, sorumlu medya standartları mutlaka getirilmeli, onarıcı adalet
çerçevesi olmalı, akran zorbalığında cezalandırıcı değil, onarıcı, topluluk
bağlarını, dayanışmayı, aidiyet hissini geliştirici programlar yürütülmeli.
Mutlaka insan kaynağına yatırım yapılması, dezavantajlı ve afet bölgelerine
uzman istihdamı, telepsikiyatri altyapısının mutlaka güçlendirilmesi, Çocuk
Koruma Kanunu'nun da işlevselleştirilmesi gerekiyor; bürokratik gecikmeler var.
Sosyal hizmet uzmanları okul ekiplerine sistematik olarak entegre
edilmeli." diye konuştu.
"2024
yılından beri kumar bağımlılığı müracaatları, alkol ve madde bağımlılığını
geçti"
Komisyonda,
Yeşilay Akademisi Direktörü Hakan Çetin de sunum yaptı. Çetin, Yeşilay'ın
sunduğu hizmetlere ilişkin şu ifadeleri kullandı:
"Danışmanlık
merkezleri 2014 yılından beri hizmet veriyor ve alkol, madde ağırlıklı olarak
danışanlar geliyordu. Ancak 2024 yılından beri maalesef kumar bağımlılığı hem
alkolden hem maddeden daha fazla müracaat aldığımız bir alan haline geldi. Bu
da bize gösteriyor ki aslında davranışsal bağımlılıklar Türkiye'de de en önemli
risklerden birisini oluşturuyor. Kumar, alkol, oyun, pornografi ve benzeri
davranış kalıpları arasında ilişkilerin olduğu literatürde kanıtlanmış ve
kongrelerde sık sık dinlediğimiz bir konu haline geliyor."
"İnternet Bağımlılığıyla
İlgili Sorun Yaşayan Kişilerin Yasal Süreç Yaşama Olasılığı Artış
Gösteriyor"
Çetin,
BTK'nın 2024 yılında 24 bin öğrenciyi içerisine alan bir araştırma yaptığını ve
araştırma sonucunda çocukların oyun, internet ile sosyal medya bağımlılığının
yüzde 20 ile yüzde 30 arasında, ortaokul öğrencilerinin yüzde 22'sinin 18 yaş
artı içeriklere maruz kalıp oyun oynadıklarını ve şiddet içerikli video
oyunlarına sık maruz kalanların 10 yıl sonra 3,5 kat şiddet davranışı riskini
artırdığını söyledi. Çetin, "Yeşilay Danışmanlık Merkezleri 105 merkezde
81 ilde ücretsiz olarak psikososyal destek veriyor; 12 yaş üstü bireylere
destek veriyor. Başvuru sayılarına baktığımızda; internetle ilişkili
bağımlılıklara ilişkin başvuru sayısı 4 bin 300 civarında başvuru var. Tabii bu
sayı başvurular arasında en düşük sıralamada yer alıyor ancak önemli olan bir
veri var. İnternetle ilişkili bağımlılıklar konusunda başvuranların yüzde 64'ü
12-18 yaş grubunda geliyor. Yani en yüksek oran orada geliyor. Bir de suç ilişkisini
ortaya koymak açısından bence önemli bir veri var. Alkol-maddede suç ilişkisi
kuvvetli ama ondan sonraki en kuvvetli ilişki internet bağımlılığı yani
internet bağımlılığıyla ilgili sorun yaşayan kişilerin aktif yasal süreçlerinin
olma olasılığı da bir miktar artış gösteriyor." ifadelerini kullandı.
"Sağlıklı
Yaşam Ligi Uygulamamız Okullarda Yaygınlaşabilir"
Yeşilay
olarak önerilerini paylaşan Çetin, "Dünyada ve Türkiye'de detokslar yavaş
yavaş yaygınlaşmaya başladı; dijital detoks otelleri, dijital detoks kampları
bir söylem haline getirilip iletişimi de iyi yapılırsa okullar için de bir
projeye dönüştürülebilir. 'Sağlıklı Yaşam Ligi' diye bir uygulamamız var;
Erzincan'da, Afyon'da ve İzmir'de uygulanıyor. Bugün çocuk bir esnafı uyarıyor,
parkta sigara içen birisine yönelik bir şey yapıyor, ailesine gidiyor,
bağımlılıkla ilgili bir şey anlatıyor ya da kendisi bir podcast çekiyor ve onu
arkadaşlarına dinletiyor. Dolayısıyla, böyle çocuklara görev verdiğimiz, iyi
örnek olarak arkadaşları arasında, sınıflar arasında yarışmalar düzenlediğimiz
iyi bir uygulama oldu, Erzincan'da da finali yapıldı geçtiğimiz günlerde.
Dolayısıyla, bu Sağlıklı Yaşam Ligi uygulaması tüm okullarda yaygınlaşabilir.
Çocukların direkt bağımlılık farkındalığını artırıp kendilerinin sürece dâhil
oldukları bir proje." diye konuştu.
"TBMM'de
Çocuk Güvenliği İzleme Mekanizması Oluşturulmalıdır"
Ardından
Hukuki Araştırmalar Derneği Konya Şube Başkan Yardımcısı Av. Fatih Ruşen, sunum
yaptı.
Ruşen,
"Türkiye'de çocuk koruma bir problem değil, çocuk koruma koordinasyon
problemi bulunmaktadır. Kanaatimizce Gazi Meclisimizin önündeki en büyük mesele
de budur. 'Çocuk koruma koordinasyon kanunu' hazırlanmalıdır. Bugün, çocuklarla
ilgili görevler Milli Eğitim Bakanlığı’nda, İçişleri Bakanlığı’nda, Adalet
Bakanlığı’nda, Sağlık Bakanlığı’nda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda
ayrı ayrı bulunmaktadır ancak bu kurumların ortak risk yönetimini zorunlu hale
getiren yatay bir koordinasyon merkezi bulunmamaktadır. Biz yeni kurum kurmayı
değil, mevcut kurumları aynı hedef doğrultusunda çalıştıracak hukuki bir
altyapının oluşturulmasını öneriyoruz. Ulusal erken uyarı sistemi kurulmalıdır.
Okul güvenlik koordinatörlüğü müessesesi kurulmalıdır. Çocuklara korku değil,
kriz yönetimi, bildiğin sivil savunma öğretilmelidir. Dijital çocuk koruma
sisteminin oluşturulmalıdır. Aile, çocuk koruma sisteminin merkezine yeniden
yerleştirilmelidir. Çocuk koruma etki analizi zorunlu hale gelmelidir. TBMM
bünyesinde sürekli çalışan, fasıla vermeyen çocuk güvenliği izleme mekanizması
oluşturulmalıdır. Çocuk güvenliği, bir defalık bir komisyon çalışmasıyla
tamamlanabilecek bir konu değildir. Düzenli raporlayan, uygulamayı izleyen,
kurumlar arası koordinasyonu değerlendiren, sürekli parametreler, mekanizmalar
oluşturulmasını, politikalar üretilmesini sağlayan, yapısal düzenlemelerin
sahadaki etkisini artıran sürekli bir kurum." dedi.
Kaynak: DHA