Kalbi dakikada 140-150 kez atan, gelişen kalp yetmezliği nedeniyle yaşamı her geçen gün daha da zorlaşan genç bir hasta... İlaç tedavilerine dirençli ritim bozukluğu nedeniyle yaklaşık 10 yıl boyunca yaşam kalitesini büyük ölçüde kaybeden hastanın, birçok merkezde sonuç alınamayan sıra dışı hastalığı, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Prof. Dr. Abdülkadir Uslu ve multidisipliner ekibinin aylar süren titiz planlaması sonucunda başarıyla tedavi edildi. Radyofrekans ablasyon, kriyoablasyon, üç boyutlu haritalama, epikardiyal girişim ve cerrahi eksizyonun adım adım uygulandığı bu özgün tedavi yaklaşımı, Avrupa'nın en saygın ritim dergilerinden birinde yayımlanarak dünya tıp literatürüne girdi.
HABER MERKEZİ/ İSTANBUL
Söz konusu operasyonun tüm ayrıntılarını Sağlık Gazetesi ve Sağlık Dergisi'ne anlatan Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aritmi Merkezi'nde görev yapan, aynı zamanda Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu Başkan Yardımcılığı görevini de yürüten Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, bu başarının yalnızca tek bir hastanın tedavi edilmesinden ibaret olmadığını, aynı zamanda dünya literatürüne ışık tutan önemli bir bilimsel çalışma olduğunu söyledi.
Yaklaşık
on yıl boyunca çarpıntı ve nefes darlığıyla yaşam mücadelesi veren genç
hastanın hikayesinin ilk değerlendirme anından itibaren dikkatlerini çektiğini
belirten Uslu, hastanın yıllarca doğru tanıya ulaşamamasının en önemli
nedeninin ritim bozukluğunun normal kalp ritmine çok benzemesi olduğunu ifade
etti.
Aynı
zamanda Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Birliği Başkan Yardımcılığı görevini de
başarıyla yürüten Prof. Dr. Uslu, "Genç yaşta uzun yıllardır nefes darlığı
ve çarpıntıyla mücadele eden bir hastamız vardı. Günlük yaşamında ciddi
performans kaybı yaşıyordu. İlk değerlendirmemizde kalp hızının sürekli 140-150
civarında olduğunu tespit ettik. Bu klinik olarak atriyal taşikardiydi. Ancak
kalbin bu hızlara fizyolojik olarak da çıkabiliyor olması ve çarpıntı odağının
sinüs düğümüne çok yakın bulunması nedeniyle bazı hekimler tarafından anormal
kabul edilmemişti" bilgisini verdi.
10 Yıl Boyunca Kalbi Hiç Durmadan Koştu
Prof.
Dr. Uslu, hastaya ait tabloyu şu sözlerle özetledi:"Birçok ritim
bozukluğunda EKG normalden ciddi şekilde farklıdır. Ancak bu hastada normal
ritme çok benzeyen bir EKG vardı. Kalp hızı da fizyolojik olarak ulaşılabilecek
değerlerdeydi. Bu nedenle gerçek tanıyı ortaya koymak kolay olmadı. Asıl önemli
nokta ise hastanın sürekli bu ritimde olması ve bunun zamanla kalp yetmezliğine
yol açmasıydı. Hastamız, en küçük fiziksel aktivitede nefes darlığı yaşıyor,
geceleri nefes açlığıyla uyanıyor ve ilerleyen kalp yetmezliği nedeniyle yaşam
kalitesi her geçen gün daha da düşüyordu. Düşünebiliyor musunuz, kalbiniz yedi
gün yirmi dört saat hiç durmadan koşuyormuş gibi atıyor. Gece uyurken bile
nabzınız 140-150. Böyle bir yaşam normal olamaz. Tedavi edilmediği takdirde
kalp yetmezliği kaçınılmaz hale gelir."
Başarıyı Getiren Şey Teknoloji Değil, Vaka Yönetimi Oldu
Prof.
Dr. Abdülkadir Uslu'ya göre bu başarının temelinde kullanılan teknolojiden çok
doğru vaka yönetimi bulunuyor. İlk aşamada üç boyutlu elektroanatomik
haritalama yapıldı. Ardından radyofrekans ablasyon uygulandı. Beklenen sonuca
ulaşılamayınca ekip farklı yöntemleri devreye aldı.
"Aslında
kullandığımız yöntemler ülkemizde gelişmiş aritmi merkezlerinde uygulanan
yöntemlerdi. Burada bizi farklı kılan şey, ilk başarısız denemeden sonra
hastanın peşini bırakmamamız oldu. Biz hiçbir aşamada pes etmedik. Hastamızın
şikayetini önemsedik. Her başarısız girişimden sonra yeni bir plan yaptık.
Amacımız yalnızca ritmi düzeltmek değil, genç bir insanın hayatını yeniden
normale getirmekti."
İkinci seansta hasta yeniden değerlendirilmiş. Kalbin iç yüzeyi tekrar haritalanmış Ardından kriyoablasyon uygulanmış ve sonrasında kalbin dış yüzeyine ulaşılarak epikardiyal haritalama gerçekleştirilmiş. Ancak ritim bozukluğu tamamen ortadan kalkmayınca ekip bu kez cerrahi seçeneği gündemine almış.
Cerrahi Girişim Yıllardır Devam Eden Ritim Bozukluğu Tamamen Ortadan Kaldırıldı
Prof.
Dr Uslu bu süreci şöyle anlattı: "Kalbin dış yüzeyinde yaptığımız
haritalamada anormal odağın bulunduğu bölgeyi belirledik. Radyofrekans
uygulamalarımız taşikardiyi kısa süreli baskıladı ancak tamamen sonlandıramadı.
Son haritalamada epikardiyum üzerinde poş şeklinde bir yapı olduğunu gördük.
Bunun ancak cerrahi olarak çıkarılmasıyla kalıcı başarı elde edilebileceğini
düşündük. Kalp damar cerrahisi ekibinin de sürece dahil olmasıyla
gerçekleştirilen cerrahi girişim sonrasında yıllardır devam eden ritim
bozukluğu tamamen ortadan kaldırıldı. Burada bizi farklı kılan kullandığımız
yöntemler değil, her yöntemi doğru sırayla uygulamamız ve doğru zamanda cerrahi
kararı almamızdı."
Kalp Yetmezliği Geriye Döndü
“Tedavinin
ardından yalnızca ritim bozukluğu düzelmedi. Hastanın kalp fonksiyonlarında da
dikkat çekici bir iyileşme sağlandı.” diyen Uslu, tedavi sonrası yaşanan
değişimi şu sözlerle anlattı: "Hasta daha ilk günlerde çarpıntısının
tamamen geçtiğini söyledi. Rahat uyumaya başladı. Holter kayıtlarında kalbin
fizyolojik ritmine döndüğünü gördük. Yaklaşık iki ay içinde kalp yetmezliği
tamamen düzeldi. Kontrollerde kalp fonksiyonlarının normal seviyelere geldiğini
görmek bizim için de büyük mutluluktu”
Avrupa'nın Prestijli Dergisinde Yayınlandı
Tedavinin
başarısı yalnızca hastanın şikayetlerinin ortadan kalkmasıyla sınırlı kalmadı.
Gelişen kalp yetmezliğinin geri döndürülmesi de bu çalışmayı bilimsel açıdan
çok daha değerli hale getirdi. Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, bu çalışmanın
uluslararası bilimsel bir dergide yayımlanmasının tesadüf olmadığını
belirterek, başarının arkasında sistematik ve sabırlı bir tedavi yaklaşımının
bulunduğunu söyledi.
"Üç
boyutlu haritalama, ablasyon ve kriyo gibi yöntemleri zaten günlük pratiğimizde
kullanıyoruz. Ancak bu hastada başarısız girişimlerden sonra vazgeçmeyip tüm
seçenekleri bilimsel bir plan dahilinde adım adım uygulamamız ve sonunda kalp
yetmezliği gibi ağır bir tabloyu geri döndürmemiz bu vakayı farklı kıldı."
Çalışmanın Avrupa'nın saygın ritim dergilerinden birinde yayımlanmasının, benzer vakalarla karşılaşacak hekimlere yol göstereceğini belirten Uslu, "Bu tip vakalarda izlenecek tedavi basamaklarını literatüre kazandırmak hekim olarak sorumluluğumuz. Bilimsel yayınlar, dünyanın farklı ülkelerindeki meslektaşlarımız için önemli bir rehber oluyor." ifadelerini kullandı.
Koşuyolu'nun Gücü: Deneyim, Ekip Ruhu Ve Bilim
Bu
başarının en önemli mimarlarından birinin güçlü ekip çalışması olduğunun altını
çizen Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve
Araştırma Hastanesi Aritmi Merkezi'nin Türkiye'nin en yüksek vaka hacmine sahip
merkezlerinden biri olduğunu söyledi ve ekledi:"Bu başarı tek bir kişiye
ait değil. Elektrofizyoloji ekibimiz, kardiyoloji uzmanlarımız, kalp damar
cerrahlarımız, anestezi ekibimiz, hemşirelerimiz ve tüm sağlık çalışanlarımız
aynı hedef doğrultusunda büyük bir özveriyle çalıştı. Böyle zor vakalarda
başarı ancak ekip ruhuyla mümkün olur."
Koşuyolu'nun yalnızca tedavi uygulayan bir merkez olmadığını vurgulayan Uslu, yüksek vaka sayısı sayesinde önemli bir bilimsel veri birikimine sahip olduklarını ve bunun uluslararası yayınlara yansıdığını ifade etti.
"Türkiye Avrupa'dan Geri Değil"
Yıllarca
Avrupa'nın farklı merkezlerinde gözlemci elektrofizyolog olarak görev yaptığını
anlatan Prof. Dr. Abdülkadir Uslu, Türk hekimlerinin bilgi birikimi ve vaka
tecrübesi açısından dünya ile yarışabilecek seviyede olduğunu söyledi.
"Avrupa'da
çalışma şartları ve teknolojik imkanlar daha iyi olabilir. Ancak ülkemizde
özellikle girişimsel kardiyolojide çok güçlü bir vaka tecrübesi var. Son
yıllarda elektrofizyoloji alanında da önemli bir gelişim yaşanıyor. Ben yakın
gelecekte bu alanda da dünyanın sayılı merkezleri arasında yer alacağımıza
inanıyorum."
Bununla
birlikte altyapının daha da güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Uslu, ileri
düzey elektrofizyoloji merkezlerinin sayısının artırılmasının büyük önem
taşıdığını dile getirdi.
"Bağımsız Elektrofizyoloji Merkezleri Kurulmalı"
Prof.
Dr. Abdülkadir Uslu'nun en büyük hedeflerinden biri ise Türkiye'de yalnızca
ritim bozukluklarının tanı ve tedavisine odaklanan bağımsız elektrofizyoloji
merkezlerinin kurulması.
"Elektrofizyoloji
uzun eğitim gerektiren, sabır isteyen ve ciddi deneyim isteyen özel bir alan.
Gelişmiş ülkelerde artık yalnızca atriyal fibrilasyon ya da ventriküler
taşikardi gibi belirli aritmilere odaklanan merkezler kuruluyor. Biz ise zaman
zaman işlemlerimizin devamlılığını sağlayabilmek için kateter laboratuvarı
planlaması yapmak zorunda kalıyoruz."
Uslu,
bu alana yapılacak yatırımların hem hasta bakımını hem de bilimsel üretimi
önemli ölçüde artıracağını söyledi.
Vatandaşlara Hayati Uyarı
Kalp
ritim bozukluklarında erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Prof.
Dr. Abdülkadir Uslu, özellikle sürekli çarpıntı, nefes darlığı, bayılma hissi
ve düzensiz kalp atımlarının ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.
"Bu
şikayetler zaman zaman herkeste görülebilir. Ancak sık tekrar ediyorsa, giderek
artıyorsa veya yaşam kalitesini etkiliyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Çok
basit bir EKG ile tanı konulabilecek hastalıklar yıllarca gözden kaçabiliyor.
Erken tanı, kalpte geri dönüşü olmayan hasarların önüne geçebilir."
Vatandaşların
yalnızca kardiyoloji uzmanına değil, gerekli görüldüğünde elektrofizyoloji
alanında deneyimli merkezlere de başvurmalarının önemine dikkat çeken Uslu,
erken müdahalenin tedavi başarısını belirgin şekilde artırdığını söyledi.
Bilimsel Üretim Devam Ediyor
Kartal
Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aritmi Merkezi'nin
bilimsel çalışmalarına hız kesmeden devam ettiğini belirten Prof. Dr.
Abdülkadir Uslu, yeni projeler üzerinde çalıştıklarını söyledi.
"Merkezimiz
sahip olduğu yüksek vaka hacmi sayesinde çok önemli bir bilimsel birikime
sahip. Bu birikimi uluslararası yayınlara dönüştürmeye, bilimsel toplantılar
düzenlemeye ve özellikle atriyal fibrilasyon gibi kompleks ritim
bozukluklarında yeni çalışmalar üretmeye devam ediyoruz."
Genç Hekimlere Mesaj
Son
olarak genç kardiyologlara da tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Uslu,
elektrofizyolojinin uzun ve sabır gerektiren bir yolculuk olduğunu ifade etti
ve ekledi:
"Bu
alan ciddi emek, sabır ve sürekli öğrenme gerektiriyor. Her hasta yeni bir
deneyim, her zor vaka ise yeni bir öğretmendir. Bilim üretmekten ve araştırmaktan
vazgeçmemek gerekiyor."