Hukukun Üstünlüğü Mü, Üstünlerin Hukuku Mu?



Bir devletin gerçek gücü, sahip olduğu bütçeyle, binalarla veya makamlarla değil; hukuka olan bağlılığıyla ölçülür. Hukukun güçlü olduğu yerde devlet güçlenir, adalet güçlenir, millet geleceğine güvenle bakar. Hukukun zayıfladığı yerde ise yalnızca kurumlar değil, toplumun devlete olan güveni de sarsılır.

Son yıllarda yaşanan gelişmeler, belediyeler üzerinden yürütülen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Bir yandan yolsuzluk, usulsüzlük ve görevi kötüye kullanma iddiaları; diğer yandan siyasi parti değişiklikleri, kayyum tartışmaları ve kamuoyu değerlendirmeleri…

Burada sorulması gereken temel soru şudur:

Hukuk gerçekten herkese eşit mi uygulanıyor?

Eğer uygulanıyorsa, bundan hiç kimsenin rahatsız olmaması gerekir.

Hangi siyasi partiye mensup olursa olsun; belediye başkanları, başkan yardımcıları, imar birimlerinde görev yapan yetkililer, daire başkanları, özel kalem müdürleri ve kamu kaynaklarının kullanılmasında yetki sahibi olan herkes hukuk önünde aynı sorumluluğu taşımalıdır.

Çünkü belediyeler, vatandaşın vergileriyle hizmet üreten kurumlardır. İmar kararları, ruhsat işlemleri, kamu ihaleleri, satın almalar ve taşınmaz işlemleri milyarlarca liralık kamu kaynağını ilgilendirir. Böyle alanlarda şeffaflık bir tercih değil, zorunluluktur.

Hiç kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Ancak hakkında somut iddialar bulunan herkesin de siyasi kimliğine bakılmaksızın bağımsız ve tarafsız şekilde soruşturulması gerekir.

Denetim sadece muhalefet belediyelerinde yapılır, iktidar belediyelerinde yapılmazsa adalet eksik kalır.

Sadece iktidar belediyeleri denetlenir, muhalefet belediyeleri denetlenmezse yine adalet eksik kalır.

Adalet, seçerek uygulanamaz.

Kamu görevi sırasında olağan dışı mal varlığı artışları, çıkar çatışması iddiaları ve kamu kaynaklarının kişisel menfaat için kullanıldığına ilişkin somut şüpheler varsa bunlar hukuk devleti ilkeleri içinde araştırılmalıdır. Bu süreçte amaç kişileri hedef almak değil; kamu hakkını korumaktır.

Çünkü dürüst çalışan kamu görevlisinin en büyük güvencesi de güçlü denetimdir.

 Bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şey, kişilere göre değişen hukuk değil; herkese eşit uygulanan hukuktur.

Vatandaş, belediye başkanının hangi partiden olduğuna değil, adaletin aynı ölçüde işleyip işlemediğine bakmaktadır.

Bir ülkede insanlar, “iktidar değişirse soruşturulurum”, “iktidara geçersem kurtulurum” düşüncesine kapılıyorsa, burada sadece siyasetin değil hukuk sisteminin de kendisini sorgulaması gerekir.

Demokratik hukuk devletinde siyasi tercih, hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde siyasi görüş de hiç kimseyi peşinen suçlu yapmaz.

İhtiyacımız olan; kişilere göre değişen adalet değil, kurallara göre işleyen adalettir.

 Hukukun üstünlüğü; güçlü olanın korunması değil, haklı olanın korunmasıdır.

Devletin itibarı, mahkemelerin tarafsızlığıyla; belediyelerin itibarı ise şeffaflığıyla yükselir.

Şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim yalnızca yolsuzlukları ortaya çıkarmak için değil, dürüst yöneticilerin itibarını korumak için de gereklidir.

Sonuç olarak; hangi siyasi parti iktidarda olursa olsun, hangi parti belediyeyi yönetirse yönetsin, hukuk herkes için aynı mesafede durmalıdır.

Çünkü adaletin partisi olmaz.

Hukukun rengi olmaz.

Kamu malının sahibi siyasetçiler değil, millettir.

 Ve millet adına kullanılan her yetki, günü geldiğinde yine millet adına hukuk önünde hesabını verebilmelidir.

Sağlıklı günler dilerim...