Tıbbi cihaz
kamu alımlarının özel niteliği yeniden değerlendirilmeli
Kamu
alımlarında, özellikle tıbbi cihaz sektöründe uzun zamandır karşılaştığımız bir
uygulamanın artık yalnızca “ön yeterlilik” başlığı altında değil, Kamu İhale
Kanunu ile tıbbi cihaz mevzuatının birbiriyle uyumu açısından da
değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü tıbbi
cihaz herhangi bir ticari mal değildir.
İnsanın
tanısında, teşhisinde, tedavisinde, hastalığın izlenmesinde, önlenmesinde veya
insan sağlığının desteklenmesinde kullanılan ürün ve teknolojilerden söz
ediyoruz.
Bu nedenle
tıbbi cihazın;
üretiminden
hammaddesine,
hammaddeden
mamul ürüne,
teknik
dosyasından risk yönetimine,
klinik
değerlendirmesinden güvenlilik ve performansına,
uygunluk
değerlendirmesinden CE işaretine,
piyasaya
arzından Ürün Takip Sistemi kayıtlarına,
satışından
kullanımına,
piyasa
gözetimi ve denetiminden piyasaya arz sonrası takibine
kadar uzanan
özel bir mevzuat sistemi bulunmaktadır.
Böylesine
özel ve insan sağlığını doğrudan ilgilendiren bir ürün grubunun kamu tarafından
satın alınmasının da artık genel mal alımı hükümleri içerisinde ne ölçüde
değerlendirilmesi gerektiğini tartışmanın zamanı gelmiştir.
KAMU İHALE KANUNU GENEL, TIBBİ CİHAZ
MEVZUATI ÖZELDİR
4734 sayılı
Kamu İhale Kanunu yalnızca tıbbi cihaz satın alınması amacıyla hazırlanmış bir
kanun değildir.
İnşaattan
bilgisayara, makineden mobilyaya, hizmetten tıbbi cihaza kadar çok geniş bir
kamu satın alma alanını düzenlemektedir.
Bu nedenle
Kanundaki;
ekonomik ve
mali yeterlik,
mesleki ve
teknik yeterlik,
iş deneyimi,
personel
kapasitesi,
teknik
şartname,
ön yeterlik
gibi
kavramlar genel satın alma mantığı içerisinde oluşturulmuştur.
Tıbbi
cihazın ise kendi özel düzenleyici sistemi bulunmaktadır.
Türkiye’nin
Avrupa Birliği tıbbi cihaz mevzuatıyla uyumlu düzenlemeleri; ürünün piyasaya
arzından önce güvenlilik ve performans gereklerini, risk sınıflandırmasını,
uygunluk değerlendirmesini, teknik dokümantasyonu, risk yönetimini, klinik
değerlendirmeyi ve gerektiğinde onaylanmış kuruluş süreçlerini düzenlemektedir.
Dolayısıyla
burada iki ayrı hukuk alanı karşı karşıya değildir; birbirini tamamlaması
gereken iki mevzuat sistemi bulunmaktadır.
Sorun, bu
iki sistem arasındaki bağlantının kamu tıbbi cihaz alımlarında yeterince açık
kurulmamasıdır.
TIBBİ CİHAZ ALIMLARINA ÖZEL HÜKÜMLER
GEREKİYOR MU?
Bana göre
artık bu soruyu açıkça tartışmamız gerekiyor.
Tıbbi cihaz;
hasta
üzerinde kullanılan,
insan
sağlığını doğrudan etkileyen,
risk
sınıfına göre değerlendirilen,
klinik kanıt
ve teknik dokümantasyon gerektiren,
piyasaya
arzından sonra da takip edilen,
tekil ürün
seviyesine kadar izlenebilen
özel bir
sağlık ürünüdür.
O hâlde Kamu
İhale Kanunu içerisinde;
“SAĞLIK
ÜRÜNLERİ VE TIBBİ CİHAZ ALIMLARI”
başlıklı
özel hükümler oluşturulması neden tartışılmasın?
Hatta
gerekli görülüyorsa tıbbi cihaz ve sağlık teknolojileri kamu alımları için ayrı
bir satın alma düzenlemesi de değerlendirilmelidir.
Amaç Kamu
İhale Kanununu devre dışı bırakmak değildir.
Amaç;
Kamu İhale
Kanununun rekabet, saydamlık ve eşit muamele ilkelerini tıbbi cihaz mevzuatının
hasta güvenliği, klinik kanıt, ürün güvenliği, performans ve izlenebilirlik
sistemiyle birleştirmektir.
DEVLET AYNI YETERLİLİĞİ İKİ DEFA MI
ÖLÇÜYOR?
Asıl
sorgulamamız gereken konulardan biri budur.
Bir tarafta
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ve tıbbi cihaz mevzuatı bulunmaktadır.
Ürünün;
mevzuata
uygunluğu,
güvenlilik
ve performansı,
risk sınıfı,
teknik
dokümantasyonu,
klinik
değerlendirmesi,
uygunluk
değerlendirmesi,
CE süreci,
ilgili
kayıtları
mevzuat
kapsamında ele alınmaktadır.
Firma
tarafında ise;
satış
merkezi,
sorumlu
müdür,
satış ve
tanıtım elemanları,
gerektiğinde
klinik destek elemanları
gibi
düzenlemeler bulunmaktadır.
Sonra başka
bir kamu kurumu çıkıyor ve;
“Ben ayrıca
ön yeterlilik arıyorum.”
diyor.
O zaman
sormamız gerekiyor:
NEYİN YETERLİLİĞİNİ YENİDEN ÖLÇÜYORSUNUZ?
KANUNDA ÖN YETERLİLİK VAR; GENEL BİR “ÖN
YETERLİLİK BELGESİ” YOK
4734 sayılı
Kamu İhale Kanununda ön yeterlik bulunmaktadır.
Ancak bu,
firmaya bir defa verilerek bütün kamu alımlarında kullanılacak genel bir “ön
yeterlilik sertifikası” değildir.
Belli
istekliler arasında ihale usulünde süreç;
ön yeterlik
ilanı,
ön yeterlik
dokümanı,
başvuru,
objektif
değerlendirme,
yeterli
adayların belirlenmesi
ve ardından
teklif
vermeye davet
şeklinde
yürütülür.
Dolayısıyla
kurum;
“Ön
yeterliliği bulunan firmaları davet ettik.”
diyorsa
sormamız gerekiyor:
HANGİ ÖN YETERLİLİK?
İlan nerede?
Başvuru
nerede?
Kriter
nerede?
Değerlendirme
nerede?
Sonuç
nerede?
Davet edilen
firma bu yeterliliği nasıl kazandı?
Davet
edilmeyen firma nasıl kazanacak?
KURUMUN TANIDIĞI FİRMA ÖN YETERLİ FİRMA
DEĞİLDİR
Bir hastane
bir firmayla yıllardır çalışmış olabilir.
Ürününü
tanıyor olabilir.
Memnun
olabilir.
Ama;
“Bu firmayı
tanıyoruz.”
ile
“Bu firma
objektif ön yeterlik değerlendirmesinden geçmiştir.”
aynı şey
değildir.
Yeni
kurulmuş bir yerli üretici o hastaneye daha önce ürün satmamış olabilir.
Bu onu
yetersiz yapmaz.
Aksi hâlde
yeni firma hiçbir zaman sisteme giremez.
ÜRÜNDE İLAVE ÖZELLİK İSTİYORSANIZ YERİ
TEKNİK ŞARTNAMEDİR
Hastanenin
özel ihtiyacı varsa bunu istemesi doğaldır.
Belirli
performans,
ölçü,
dayanıklılık,
biyouyumluluk,
sterilizasyon,
bağlantı,
fonksiyon,
kullanım
veya klinik
ihtiyaca yönelik başka bir özellik aranabilir.
Ancak bunun
adresi;
TEKNİK ŞARTNAMEDİR.
Kurum;
“Benim
ihtiyacım budur.”
der.
Kriterini
açıklar.
Ölçüsünü
yazar.
Bilimsel ve
teknik gerekçesini ortaya koyar.
Şartları
karşılayan ürün teklif edilir.
Karşılamayan
elenir.
Üründe
farklı özellik arıyorsanız teknik şartnameye yazın; firmayı daha teklifini
vermeden kapının dışında bırakmayın.
DAHA FARKLI BİR LABORATUVAR VE UYGUNLUK
SİSTEMİNİZ Mİ VAR?
Kurum ön
yeterlilik adı altında ürünün teknik yeterliliğini yeniden değerlendiriyorsa şu
sorular da cevaplanmalıdır:
Hammaddeyi
yeniden mı analiz ediyor?
Mamul ürünü
yeniden mı test ediyor?
Biyouyumluluğu
yeniden mı değerlendiriyor?
Performans
testlerini yeniden mı gerçekleştiriyor?
Klinik
değerlendirmeyi yeniden mı yapıyor?
Onaylanmış
kuruluşlardan farklı bir uygunluk değerlendirmesi mi gerçekleştiriyor?
Bunları
yapıyorsa;
hangi
standarda,
hangi
laboratuvara,
hangi
bilimsel yönteme
ve hangi
mevzuata göre yapıyor?
Ve diğer
firmalar bu değerlendirmeye nasıl başvuruyor?
ÜTS VARKEN AYNI BİLGİYİ NEDEN TEKRAR TEKRAR
İSTİYORUZ?
Türkiye’nin
elinde çok önemli bir altyapı bulunmaktadır:
ÜRÜN TAKİP
SİSTEMİ – ÜTS.
Tıbbi
cihazların ve ilgili ekonomik işletmecilerin kayıtlarının tutulduğu, ürün
hareketlerinin izlenebildiği bir sistemimiz bulunmaktadır.
O hâlde kamu
alımlarında;
EKAP–ÜTS–TİTCK ENTEGRASYONU
neden daha
güçlü kurulmasın?
Devletin bir
kurumunda doğrulanmış güncel bilgi, başka bir kamu kurumuna yeniden kâğıt
olarak taşınmamalıdır.
Sistem
doğrulasın.
Ürün kayıtlı
mı?
Firma ilgili
mevzuat şartlarını taşıyor mu?
Ürün
hakkında güvenlilik bildirimi var mı?
Geri çağırma
veya uygunsuzluk kaydı var mı?
Yetkili kamu
sistemlerindeki doğrulanabilir bilgiler mümkün olduğu ölçüde kamu satın alma
sistemine aktarılabilsin.
PİYASA GÖZETİMİ VE DENETİMİ SATIN ALMAYA
BAĞLANMALI
Türkiye İlaç
ve Tıbbi Cihaz Kurumunun görevlerinden biri tıbbi cihazların piyasa gözetimi ve
denetimidir.
Bir ürün
gerçekten güvenli değilse;
uygunsuzluk
tespit edilmişse,
geri çağırma
varsa,
vijilans
problemi bulunuyorsa,
piyasa
gözetiminde sorun tespit edilmişse,
bunlar kamu
satın alma kararlarında ilgili mevzuat çerçevesinde dikkate alınmalıdır.
Bu;
“Bu ürünü
tanıyoruz.”
yaklaşımından
çok daha bilimsel bir değerlendirmedir.
KLİNİK OLARAK UYGUN DEĞİLSE RAPORLA
GÖSTERİLSİN
Dünyada
hastaneler kendi klinik ihtiyaçlarına göre ürün değerlendirmeleri yapabilirler.
Bir hastane;
“Bu ürün
bizim kullanım şartlarımız için uygun değildir.”
diyebilir.
Ama bunun
bilimsel ve teknik gerekçesi bulunmalıdır.
Hangi kriter
karşılanmadı?
Hangi
performans değeri yetersiz?
Hangi klinik
ihtiyaç sağlanamadı?
Hangi
standarda uygun değil?
Gerekirse
standart bir;
“TIBBİ CİHAZ KLİNİK-TEKNİK DEĞERLENDİRME
RAPORU”
oluşturulsun.
Üretici de
neden elendiğini bilsin.
Eksikliği
varsa düzeltsin.
Ar-Ge
yapsın.
Ürününü
geliştirsin.
YERLİ ÜRETİCİ DAHA TEKNİK DEĞERLENDİRMEYE
GİRMEDEN ELENMEMELİ
Türkiye
yıllardır;
“Yerli
üret.”
“İthalatı
azalt.”
“Ar-Ge yap.”
“İhracat
yap.”
“İstihdam
oluştur.”
diyor.
Üretici
fabrikasını kuruyor.
Makinesini
alıyor.
Personelini
yetiştiriyor.
Ürününü
belgelendiriyor.
Mevzuat
süreçlerini tamamlıyor.
ÜTS
kayıtlarını gerçekleştiriyor.
Sonra kamu
hastanesinin kapısına geldiğinde;
“Ön
yeterlilik listesinde değilsin.”
cevabıyla
karşılaşıyorsa burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir problem vardır.
YERLİ ÜRÜN YETERSİZSE BİLİMSEL GEREKÇEYLE
ELENSİN
Biz ithal
ürüne karşı değiliz.
Hasta için
en güvenli, kaliteli ve uygun ürün değerlendirilmelidir.
Yerli ürün
yetersizse de elensin.
Ama;
“Şu
standardı karşılamıyor.”
denilsin.
“Şu
performansı sağlayamıyor.”
denilsin.
“Şu klinik
ihtiyacı karşılamıyor.”
denilsin.
Üretici de
eksikliğini düzeltsin.
Ancak;
“Seni
tanımıyoruz.”
veya
“Davet
listemizde değilsin.”
bilimsel bir
ürün değerlendirme kriteri değildir.
SON BEŞ YILIN VERİLERİ İNCELENSİN
Burada hiç
kimseyi suçlamadan sonuçlara bakmak gerekir.
Son beş
yıldaki bu tür tıbbi cihaz alımlarında;
kaç firma
davet edildi?
Kaçı yerli
üreticiydi?
Kaçı ithal
ürün tedarikçisiydi?
Aynı
firmalar sürekli davet edildi mi?
Davet
edilmeyen yerli üreticilerin ürünleri teknik şartnameyi karşılıyor muydu?
Yeni
üreticilerin davet listelerine giriş oranı neydi?
Yerli ve
ithal ürünlere aynı teknik ve klinik kriterler uygulandı mı?
Bunları
ölçelim.
Sonuçta
sistem gerçekten kaliteyi mi koruyor, yoksa istemeden de olsa yeni ve yerli
üreticilerin kamu pazarına girişini mi zorlaştırıyor, ortaya çıksın.
BİR DE “YAN TEKLİF” OLARAK DAVET EDİLDİĞİNİ
DÜŞÜNEN FİRMALAR VAR
Firma davet
ediliyor.
Teklif
veriyor.
Yüksek
bedelli sözleşme imzalıyor.
Sözleşme
nedeniyle damga vergisi ve diğer mali yüklerle karşılaşıyor.
Stok ve
finansman planlıyor.
Yıl sonunda
bakıyor:
HİÇ FATURA KESMEMİŞ.
Hiç sipariş
almamış.
Hiç ürün
satmamış.
Ama
sözleşmenin mali yükünü taşımış.
Burada şu
soru da denetlenmelidir:
Bu firma
gerçekten tedarik amacıyla mı sözleşmeye dahil edildi, yoksa alımda yeterli
sayıda teklif ve rekabet görüntüsünün oluşması amacıyla mı davet edildi?
Bunun böyle
olduğunu iddia etmiyoruz.
Ama sonuç
bunu düşündürüyorsa incelenmesini istemek hakkımızdır.
SÖZLEŞME BEDELİ İLE GERÇEKLEŞEN ALIM
KARŞILAŞTIRILSIN
Denetim
ihale sonucuyla bitmemelidir.
Sözleşme
sonunda;
sözleşme
bedeli,
verilen
sipariş,
teslim
edilen ürün,
kesilen
fatura
ve
gerçekleşme oranı karşılaştırılmalıdır.
Çok yüksek
bedelli sözleşme imzalayıp sıfır satış gerçekleştiren firmaların durumu ayrıca
incelenmelidir.
İlgili vergi
mevzuatı ayrıca değerlendirilmek kaydıyla;
HİÇ GERÇEKLEŞMEYEN TİCARETİN SÖZLEŞME
MALİYETİNİ FİRMA NEDEN TAŞISIN?
sorusuna da
cevap aranmalıdır.
KAMU İHALE MEVZUATINDA TIBBİ CİHAZA ÖZEL
DÜZENLEME YAPILMALI
Bütün
bunların sonunda vardığım kanaat şudur:
Tıbbi cihazı
herhangi bir standart ticari mal gibi yalnızca genel mal alımı hükümleri içerisinde
değerlendirmek artık yeterli olmayabilir.
Bu nedenle
4734 sayılı Kanunun özellikle;
5.
maddesindeki temel ilkeler,
10.
maddesindeki yeterlik hükümleri,
12.
maddesindeki teknik şartname hükümleri,
20.
maddesindeki ön yeterlik ve belli istekliler arasında ihale hükümleri
tıbbi cihaz
mevzuatıyla ilişkisi bakımından yeniden değerlendirilmelidir.
Tıbbi
cihazlara ilişkin özel hükümler oluşturulmalıdır.
Gerekirse;
“SAĞLIK ÜRÜNLERİ VE TIBBİ CİHAZ KAMU ALIMLARI”
başlıklı
özel bir bölüm düzenlenmelidir.
YENİ SİSTEMİN TEMEL PRENSİBİ NE OLMALI?
Bana göre
kanuna şu anlayış hâkim olmalıdır:
Tıbbi
cihazın mevzuata uygunluğu, güvenlilik ve performans gerekleri ile sektörel
yetkilendirmesi ilgili tıbbi cihaz mevzuatı ve yetkili kamu otoritelerinin
kayıtları esas alınarak değerlendirilmelidir.
İdare,
bunları açıklanmayan ikinci bir ürün uygunluk veya firma yeterlilik sistemine
dönüştürmemelidir.
İdarenin
kendi klinik ve teknik ihtiyacından kaynaklanan ilave özellikler varsa;
bilimsel
gerekçeli, ölçülebilir, denetlenebilir ve rekabeti engellemeyecek şekilde
teknik şartnamede belirtilmelidir.
İşe özgü
gerçek bir mesleki veya teknik kapasite gerekiyorsa;
objektif
yeterlik kriteri olarak önceden açıklanmalıdır.
Ön yeterlik
uygulanacaksa;
ilan
edilmeli, bütün potansiyel adayların başvurusuna açılmalı ve sonuçları kayıt
altına alınmalıdır.
DÖRT KURUM BİRLİKTE ÇALIŞMALI
Bu düzenleme
yalnızca Kamu İhale Kurumuna bırakılamayacak kadar çok yönlüdür.
Kamu İhale
Kurumu,
Sağlık
Bakanlığı,
Türkiye İlaç
ve Tıbbi Cihaz Kurumu,
Rekabet
Kurumu
ve yerli
üretim politikası bakımından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile sektör
temsilcileri birlikte çalışmalıdır.
KİK satın
alma ve rekabet sistemini kursun.
TİTCK ürün
güvenliği, uygunluk, kayıt ve piyasa gözetimi alanındaki görevini yerine
getirsin.
Hastane
klinik ihtiyacını bilimsel olarak tarif etsin.
ÜTS
doğrulanmış ürün ve firma bilgilerini sağlasın.
EKAP satın
alma sürecini yönetsin.
Ve bu
sistemlerin tamamı birbirleriyle konuşsun.
SONUÇ: TIBBİ CİHAZ SIRADAN BİR MAL DEĞİLDİR
Meseleyi en
başa dönerek bitirmek istiyorum.
Tıbbi cihaz;
insanın
tanısında,
teşhisinde,
tedavisinde,
hastalığın
izlenmesinde
ve insan
sağlığının korunmasında kullanılan bir sağlık teknolojisidir.
Hammaddeden
mamul ürüne kadar kontrollere,
teknik
dokümantasyona,
risk
yönetimine,
klinik
değerlendirmeye,
güvenlilik
ve performans gereklerine,
uygunluk
değerlendirmesine,
CE
süreçlerine,
ÜTS kayıt ve
izlenebilirliğine,
piyasa
gözetimi ve denetimine
tabi özel
bir üründür.
Böyle bir
ürünün satın alınmasının da kendi özel yapısını dikkate alan kuralları
bulunmalıdır.
Ön
yeterliliğe karşı değiliz.
Teknik
yeterliliğe karşı değiliz.
Kalite
kriterine karşı değiliz.
Hasta
güvenliği konusunda ise hiçbir taviz verilmesini istemiyoruz.
Tam tersine;
DAHA BİLİMSEL, DAHA ŞEFFAF, DAHA
İZLENEBİLİR VE DAHA ADİL BİR SATIN ALMA SİSTEMİ İSTİYORUZ.
Üründe ilave
özellik arıyorsanız teknik şartnameye yazın.
Firmada işe
özgü kapasite arıyorsanız kriterini açıklayın.
Ürün klinik
olarak uygun değilse bilimsel raporla gösterin.
Ön yeterlik
uyguluyorsanız ilan edin ve bütün firmalara başvuru hakkı verin.
Devletin
elindeki ÜTS, TİTCK ve EKAP verilerini birbirine bağlayın.
Yerli ürün
yetersizse bilimsel gerekçeyle eleyin.
Ama yerli
üreticiyi teknik değerlendirmeye dahi girmeden görünmeyen bir duvarın arkasında
bırakmayın.
Ve en
önemlisi;
İLAN YOKSA, BAŞVURU YOKSA, KRİTER YOKSA VE
DEĞERLENDİRME YOKSA “ÖN YETERLİLİK” NEREDE?
Davet edilen
firma bu yeterliliği nasıl kazandı?
Davet
edilmeyen firma nasıl kazanacak?
Bunların
cevabını verdiğimiz gün kamu satın almalarında tartıştığımız sorunların önemli
bir bölümünü de çözmeye başlamış oluruz.
Çünkü tıbbi cihaz kamu alımlarında hedefimiz yalnızca en düşük fiyatı bulmak değil; hastayı, kamu kaynağını, gerçek rekabeti ve ülkemizin üretim gücünü aynı anda korumak olmalıdır.