Sağlık Bakanlığı Mal Ve Hizmet Alım Modellerinin Değerlendirilmesi Ve Yeni Tedarik Reformu Önerisi



 

1. Giriş

 

Sağlık hizmetlerinde mal ve hizmet alımı yalnızca bir satın alma faaliyeti değildir. Bu alan; hasta güvenliği, hizmet sürekliliği, klinik kalite, yerli üretim, kamu maliyesi, stok yönetimi, rekabet yapısı, bayi ağı, küçük sermayeli firmaların devamlılığı, ihracat kapasitesi ve sağlık teknolojilerinin gelişimi ile doğrudan bağlantılı stratejik bir alandır.

 

Türkiye’de 2012 sonrası dönemde sağlık alanında mal ve hizmet tedarikinde farklı modeller denenmiştir. Önce Kamu Hastane Birlikleri ve Kamu Hastaneleri Genel Sekreterlikleri modeli uygulanmış, daha sonra bu yapı kaldırılarak İl Sağlık Müdürlükleri merkezli yapıya geçilmiş, ardından Devlet Malzeme Ofisi üzerinden Sağlık Market uygulaması yaygınlaştırılmıştır. Bunun yanında USHAŞ ve TÜSEB gibi kamu bağlantılı kurumlar da sağlık hizmetleri, sağlık turizmi, tıbbi cihaz, ürün geliştirme, yerlileştirme ve tedarik alanlarında farklı roller üstlenmeye başlamıştır.

 

Bu süreçte temel amaç; kamu kaynaklarını daha verimli kullanmak, büyük ölçekli alımlarla fiyat avantajı sağlamak, standardizasyon oluşturmak ve tedarik güvenliğini sağlamaktı. Ancak uygulamada bazı alanlarda beklenen fayda sağlanırken, bazı alanlarda yeni maliyetler, kurumsal çakışmalar, yerli üretici aleyhine rekabet sorunları, bayi ağının zayıflaması, küçük sermayeli firmaların piyasadan çekilmesi, firmaların sektörden çıkması, konkordato ve iflas risklerinin artması, ödeme ve stok problemleri, klinik ihtiyaç ile satın alma kararının kopması gibi önemli sorunlar ortaya çıkmıştır.

 

Merkezi ve yıllık alım modelleri bazı durumlarda hastanelerin gerçek ihtiyacının üzerinde talepte bulunmasına, depolarda kullanılmayan ürünlerin birikmesine, hekim tarafından tercih edilmeyen ürünlerin sağlık hizmetine dönüşmemesine ve doğrudan temin yoluyla mükerrer alımlar yapılmasına neden olabilmektedir.

 

Bunun yanında sağlık teknolojilerinde hastane basamakları arasındaki ihtiyaç farklılığı yeterince dikkate alınmadığında, eğitim ve araştırma hastaneleri ile ikinci basamak hastanelerin aynı teknoloji seviyesine taşınması gibi bir sonuç ortaya çıkabilmektedir. Oysa her hastanenin hasta profili, uzmanlık kapasitesi, vaka çeşitliliği, eğitim ve araştırma görevi, yoğun bakım seviyesi, cerrahi altyapısı ve ileri tanı-tedavi kapasitesi aynı değildir. Basamak farkı gözetilmeden yapılan teknoloji alımları ihtiyaç fazlası cihaz, atıl kapasite, bakım maliyeti, eğitim yükü ve kamu kaynağı israfı doğurabilmektedir.

 

Bu raporun amacı; 2012 sonrası sağlık tedarik modellerini değerlendirmek, mevcut sorunları tespit etmek ve Türkiye için daha dengeli, yerli üretimi koruyan, hastane işletme mantığını güçlendiren, kamu maliyetini azaltan, şeffaf, rekabetçi ve sürdürülebilir yeni bir tedarik modeli önermektir.

 

2. Temel İlke: İhtiyaç Nerede Doğuyorsa Çözüm Orada Başlamalıdır

 

Dünyada işletme yönetimi ve kamu hizmeti yönetimi açısından temel kabul şudur:

 

Bir ihtiyaç nerede tespit ediliyorsa, o ihtiyacın en doğru tanımı da en yakın hizmet birimi tarafından yapılır.

 

Sağlıkta bu birim hastanedir. Çünkü hastane;

 

* hangi hastaya hangi ürünün gerektiğini,

* hangi ürünün hangi branşta daha başarılı kullanıldığını,

* hangi cihazın hangi klinikte verimli olduğunu,

* hangi sarf malzemenin komplikasyon, revizyon, arıza veya memnuniyet sorunu oluşturduğunu,

* stok ihtiyacının mevsimsel, klinik ve acil değişkenlerini,

* hangi ürünün hekim tarafından tercih edildiğini,

* hangi ürünün depoda kalıp kullanılmadığını,

* hangi teknolojinin hastanenin hizmet basamağına uygun olduğunu

 

en yakından bilen işletmedir.

 

Hastane işletme mantığında temel ilke, ihtiyacın doğduğu anda veya öngörülebilir kısa dönem içinde alım yapılmasıdır. Bu modelde bütçe, gerçek ihtiyaç ortaya çıktığında kullanılır. Hastane, hangi ürünün ne kadar tüketildiğini, hangi branşta hangi ürünün tercih edildiğini, hangi ürünün klinikte karşılık bulduğunu ve hangi ürünün kullanılmadığını doğrudan görerek alım yapar.

 

Bu nedenle hastanelerin tamamen satın alma süreçlerinden dışlanması doğru değildir. Hastaneler aynı zamanda birer sağlık işletmesidir. İşletmenin ihtiyacını, işletmeden kopuk bir merkezî yapı belirlediğinde kâğıt üzerinde fiyat avantajı oluşsa bile sahada;

 

* yanlış ürün,

* fazla stok,

* yetersiz stok,

* kullanım dışı kalan ürün,

* klinik uyumsuzluk,

* düşük kalite,

* geç teslimat,

* tedarikçi bağımlılığı,

* yerli üretici dışlanması,

* bayi ve saha destek ağının zayıflaması,

* hekim tarafından kullanılmayan ürünlerin depoda beklemesi,

* aynı ihtiyaç için ikinci kez doğrudan temin yapılması,

* hastane basamağına uygun olmayan ileri teknoloji cihazların atıl kalması

 

gibi sonuçlar doğabilir.

 

Bu nedenle sağlık tedarik sisteminde esas model, hastane bazlı ihtiyaç tespiti ile merkezi stratejik denetimin birlikte çalıştığı karma model olmalıdır.

 

3. 2012 Sonrası Birinci Model: Kamu Hastane Birlikleri ve Genel Sekreterlikler

 

2012 sonrasında Kamu Hastane Birlikleri ve her ilde Kamu Hastaneleri Genel Sekreterlikleri oluşturuldu. Büyük illerde birden fazla genel sekreterlik kuruldu. Örneğin İstanbul’da birkaç ayrı genel sekreterlik, Ankara’da birden fazla genel sekreterlik ve diğer illerde de il büyüklüğüne göre bir veya iki genel sekreterlik yapısı oluştu.

 

Bu modelin temel amacı, hastaneleri daha kurumsal ve işletme mantığıyla yönetmek, alımları belirli ölçüde merkezileştirmek ve ölçek ekonomisi sağlamaktı.

 

Ancak uygulamada şu sorunlar ortaya çıktı:

 

3.1. Ek Kurumsal Maliyet

 

Genel sekreterlikler yeni bina, kira, araç, personel, yönetici kadrosu, teknik ekip, idari personel ve destek hizmetleri gerektirdi. Oysa mal ve hizmet alımı için;

 

* her hastanede satın alma birimleri,

* il sağlık müdürlüklerinde ilgili birimler,

* Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında tedarik birimleri

 

zaten mevcuttu.

 

Bu nedenle genel sekreterlik modeli, bazı yerlerde mevcut yapının üzerine yeni bir idari katman ekledi. Yeni katman her zaman verimlilik üretmedi; aksine bürokrasi, maliyet ve karar gecikmesi oluşturdu.

 

3.2. Hastane İşletme Mantığının Zayıflaması

 

Her hastane ayrı bir işletme iken, ihtiyaç ve bütçe yönetimi de hastanenin kendi sorumluluğundaydı. Genel sekreterlik modelinde hastanelerin bazı kararları üst yapıya bağlandı. Bu durum özellikle klinik ihtiyaçların doğru zamanda karşılanmasını zorlaştırdı.

 

3.3. Satın Alma Yetkisi ile Klinik Sorumluluğun Ayrılması

 

Bir ürünü kullanan hekim, hemşire, teknik personel ve hastane yönetimi sahadaki sonucu doğrudan yaşarken, satın alma kararı daha uzak bir idari merkezde oluştu. Bu da şu sorunu doğurdu:

 

Kararı veren ile sonucu yaşayan aynı noktada olmadığında verimlilik bozulur.

 

3.4. Maliyet Azaltma Beklentisinin Tersine Dönmesi

 

Büyük hacimli alımların daha ucuz fiyat getireceği varsayıldı. Ancak büyük hacimli alımlar;

 

* büyük teminat,

* yüksek finans gücü,

* geniş stok kapasitesi,

* uzun vade taşıyabilme,

* yaygın lojistik gücü

 

gerektirdiği için küçük ve orta ölçekli yerli üreticiler bu ihalelere girmekte zorlandı. Böylece kâğıt üzerinde rekabet büyütülürken, fiilen rekabet daraldı.

 

4. İkinci Model: Büyük Hastane Merkezli Bağlı Hastane Yapısı

 

Genel sekreterliklerin kaldırılmasından sonra büyük hastanelerin kendi ihtiyaçlarını karşılaması, küçük hastanelerin ise büyük hastanelere entegre edilmesi anlayışı gündeme geldi.

 

Bu model, genel sekreterliklere göre daha düşük idari maliyetliydi. Çünkü yeni bir genel sekreterlik binası ve ayrı idari katman yerine mevcut büyük hastane altyapısı kullanılıyordu.

 

Ancak bu modelde de bazı sorunlar devam etti:

 

* Küçük hastanelerin özel ihtiyaçları büyük hastane öncelikleri içinde geri planda kalabildi.

* Büyük hastane satın alma birimleri aşırı yük aldı.

* İl genelinde stok ve ihtiyaç planlaması her zaman sağlıklı yapılamadı.

* Yerel üretici ve yerel tedarikçi ilişkileri zayıfladı.

* Klinik geri bildirim satın alma kararlarına yeterince yansımadı.

* Hastane basamağına göre teknoloji planlaması yeterince yapılamadığında küçük veya ikinci basamak hastanelere ihtiyaç üstü teknoloji yatırımı yapılabildi.

 

Yine de bu model, genel sekreterlik modeline göre daha az idari maliyet taşıdığı için daha verimli bir ara model olarak değerlendirilebilir.

 

5. Üçüncü Model: DMO Sağlık Market ve Merkezi Tedarik

 

Daha sonra Devlet Malzeme Ofisi üzerinden Sağlık Market uygulaması yaygınlaştı. DMO’nun kuruluş mantığı başlangıçta kamu kurumlarının standart ofis ihtiyaçlarını, kamuya gerekli bazı malzemeleri ve ülkede bulunmayan ürünlerin teminini sağlamak üzerine kuruluydu. Ancak zamanla ilaç, tıbbi sarf ve tıbbi cihaz tedariki de bu yapının içine girdi.

 

Sağlık Market uygulamasının olumlu yönleri vardır:

 

* Dijital başvuru ve e-ihale altyapısı kuruldu.

* Bazı ürünlerde standartlaşma sağlandı.

* Kamu alım hacmi görünür hale geldi.

* Bazı ürünlerde fiyat karşılaştırması kolaylaştı.

* Tedarik süreçlerinde merkezi takip imkânı doğdu.

 

Ancak sağlık ürünleri sıradan ofis malzemesi değildir. İlaç, tıbbi cihaz ve tıbbi sarf malzeme; klinik sonuç, hasta güvenliği, ürün performansı, teknik servis, eğitim, garanti, kalibrasyon, istenmeyen olay takibi ve hasta bazlı izlenebilirlik gerektirir.

 

Bu nedenle DMO modeli sağlık alanında yeniden değerlendirilmelidir.

 

5.1. Sağlık Ürünü ile Standart Malzeme Aynı Mantıkla Alınamaz

 

Bir masa, sandalye veya kırtasiye ürünü ile kalp stenti, ortopedik implant, yoğun bakım sarfı, laboratuvar kiti veya cerrahi cihaz aynı satın alma mantığına tabi tutulamaz.

 

Tıbbi ürünlerde yalnızca fiyat değil;

 

* klinik performans,

* komplikasyon oranı,

* teknik servis hızı,

* ürün eğitimi,

* stok sürekliliği,

* yedek parça,

* garanti,

* hasta güvenliği,

* ÜTS kayıtları,

* lot/seri takibi,

* kullanım sonrası geri bildirim

 

birlikte değerlendirilmelidir.

 

5.2. Büyük Hacimli Alımlar Yerli Üreticiyi Dışlayabilir

 

Merkezi büyük alımlar, büyük sermayeli firmalar için avantajlıdır. Çünkü bu firmalar;

 

* büyük teminat verebilir,

* uzun ödeme vadelerini taşıyabilir,

* yüksek miktarda stok tutabilir,

* zararına veya düşük kârla piyasa stratejisi yürütebilir,

* ithalat bağlantılarıyla hızlı ürün temin edebilir.

 

Buna karşılık yerli üretici;

 

* sınırlı finans gücü,

* üretim kapasitesi planlama zorluğu,

* hammadde maliyeti,

* ödeme vadesi baskısı,

* teminat yükü,

* ürün geliştirme maliyeti

 

nedeniyle bu büyük ihalelere katılmakta zorlanabilir.

 

Bu durumda “büyük alım yaparak kamuya tasarruf sağlama” amacı, dolaylı olarak yabancı sermayeli büyük firmaları ve ithalatçıları güçlendirebilir. Yerli üretimi destekleme söylemi ile uygulama arasında çelişki oluşur.

 

5.3. Rekabet Sayısal Olarak Artmış Görünse de Fiilen Azalabilir

 

Bir ihaleye herkes başvurabilir görünse bile şartname, teminat, teslimat, vade, kapasite ve lojistik şartları küçük firmaları dışarıda bırakıyorsa gerçek rekabet oluşmaz.

 

Gerçek rekabet; yalnızca büyük firmaların yarışması değil, yerli üreticinin, KOBİ’nin, bölgesel tedarikçinin, bayinin ve yenilikçi üreticinin de sisteme girebildiği rekabettir.

 

5.4. Klinik İhtiyaç ile Merkezi Alım Arasında Kopukluk Oluşabilir

 

Merkezi sistemlerde ürün listesi ve teknik şartname sahadaki klinik ihtiyaçtan koparsa hastane ürün alır ama verim alamaz. Daha ucuz alınan ürün, kullanımda daha pahalı hale gelebilir.

 

Örneğin;

 

* düşük kaliteli sarf daha fazla fire oluşturabilir,

* klinik uyumsuz ürün komplikasyon riskini artırabilir,

* teknik servisi zayıf cihaz hizmet kesintisi oluşturabilir,

* stokta görünen ürün klinikte tercih edilmeyebilir,

* hekim ve kullanıcı eğitimi olmayan ürün verimsiz kullanılabilir,

* hekim ürünü uygun bulmadığı için kullanmayabilir,

* aynı ihtiyaç doğrudan temin yoluyla tekrar karşılanabilir.

 

Bu nedenle satın alma maliyeti ile toplam kullanım maliyeti ayrı değerlendirilmelidir.

 

5.5. Hastane Basamağına Göre Teknoloji Planlamasının Bozulması

 

Sağlık hizmetlerinde her hastanenin aynı teknoloji seviyesine sahip olması zorunlu değildir. Eğitim ve araştırma hastaneleri, uzmanlık eğitimi, ileri tanı ve tedavi, özellikli cerrahi işlemler, kompleks vakalar ve araştırma fonksiyonları nedeniyle daha ileri sağlık teknolojilerine ihtiyaç duyabilir.

 

Buna karşılık ikinci basamak hastanelerin temel görevi, bölgesindeki genel tanı ve tedavi hizmetlerini etkin, hızlı ve sürdürülebilir şekilde sunmaktır. İkinci basamak hastanelerde de teknoloji elbette önemlidir; ancak bu teknoloji, hastanenin vaka yükü, uzmanlık kapasitesi, hasta profili ve hizmet rolüyle uyumlu olmalıdır.

 

Merkezi ve standartlaştırılmış alım modellerinde, eğitim ve araştırma hastaneleri ile ikinci basamak hastanelerin teknoloji ihtiyaçları aynılaştırıldığında şu sonuçlar ortaya çıkabilir:

 

1. İhtiyaç fazlası ileri teknoloji cihaz alımı yapılır.

2. Cihaz alınır ancak yeterli vaka olmadığı için düşük kapasiteyle çalışır.

3. Cihazı kullanacak uzman ekip bulunmayabilir.

4. Bakım, kalibrasyon ve servis maliyetleri artar.

5. Eğitim ve kullanım eksikliği nedeniyle cihaz verimli kullanılamaz.

6. Aynı teknolojinin her hastaneye alınması kamu kaynaklarını gereksiz yere böler.

7. İleri teknoloji cihazlar ihtiyaç olan merkezlerde güçlendirilmek yerine yaygın ama atıl kapasite oluşturacak şekilde dağılır.

8. Cihazın amortisman, sarf, bakım ve personel maliyeti hizmet üretimine dönüşmeyebilir.

9. Hasta yönlendirme ve basamaklı sağlık hizmeti planlaması bozulabilir.

10. Kamu yatırımı sağlık sonucuna dönüşmediği için kurum zararı oluşabilir.

 

Bu nedenle sağlık teknolojileri planlamasında “her hastaneye aynı teknoloji” yaklaşımı doğru değildir. Doğru yaklaşım; hastane rolüne, basamağına, vaka yoğunluğuna, uzman kadrosuna, bölgesel ihtiyaç haritasına ve klinik kapasiteye göre teknoloji planlaması yapmaktır.

 

Eğitim ve araştırma hastaneleri, şehir hastaneleri ve özellikli merkezler ileri teknoloji ve kompleks işlemler için güçlendirilirken; ikinci basamak hastaneler kendi hizmet rolüne uygun, etkin kullanılabilecek, bakım ve işletme maliyeti sürdürülebilir teknolojilerle desteklenmelidir.

 

Sağlık teknolojisi alımında başarı, cihazın her hastaneye dağıtılması değil; doğru teknolojinin doğru hastanede, doğru uzman ekip tarafından, yeterli vaka hacmiyle ve klinik sonuç üretecek şekilde kullanılmasıdır.