Her tıbbi cihaz ve kritik sarf malzeme
için ürün hareketi şu zincirle izlenmelidir:
Üretici / ithalatçı › bayi › kamu tedarik
platformu › hastane deposu › klinik birim › hasta / işlem › klinik sonuç
Bu zincir tamamlanmadan gerçek tıbbi
cihaz güvenliği sağlanamaz.
Ürün yalnızca sisteme kayıtlı mı diye
bakmak yeterli değildir. Ürün hangi hastada, hangi işlemde, hangi hekim tarafından,
hangi sonuçla kullanıldı sorusu da cevaplanmalıdır.
Ayrıca;
* depoya giren ürün,
* klinikte kullanılan ürün,
* depoda bekleyen ürün,
* son kullanma tarihi yaklaşan ürün,
* hiç açılmayan ürün,
* hekim tarafından tercih edilmeyen
ürün,
* aynı ihtiyaç için yapılan doğrudan
temin,
* cihazın çalışma kapasitesi,
* cihazın vaka başı maliyeti,
* atıl cihaz oranı
birlikte izlenmelidir.
Hekim, klinik ekip, bayi ve üretici
arasındaki geri bildirimler kayıt altına alınmalı; bu veriler ürün geliştirme,
kamu alımı ve klinik kalite değerlendirmesinde kullanılmalıdır.
20.
USHAŞ İçin Yeni Rol Önerisi
USHAŞ’ın tıbbi cihaz ve sağlık ürünleri
alanında doğrudan ticari rakip olması yerine şu görevleri üstlenmesi daha doğru
olacaktır:
* Türk sağlık ürünleri için yurt dışı
tanıtım platformu kurmak,
* yerli üreticilere ortak fuar ve
pazarlama desteği vermek,
* yurt dışı hastane projelerinde Türk
ürünlerine kullanım alanı açmak,
* yabancı ülkelerde Türk sağlık tedarik
merkezleri kurmak,
* üreticilerin mevcut distribütörlerini
devre dışı bırakmadan onları güçlendirmek,
* ihracatçı birlikleri ve sektör
STK’ları ile koordinasyon kurmak,
* kamu gücünü fiyat kırmak için değil,
güven ve pazar açmak için kullanmak.
21.
TÜSEB İçin Yeni Rol Önerisi
TÜSEB’in sağlık teknolojilerinde rolü
güçlendirilmelidir. Ancak ticari tedarik ile Ar-Ge desteği birbirinden
ayrılmalıdır.
TÜSEB;
* fikirden ürüne,
* prototipten klinik çalışmaya,
* klinik çalışmadan ruhsat/kayıt
sürecine,
* ruhsattan kamu pilot kullanımına,
* pilot kullanımdan ihracata
giden zinciri desteklemelidir.
TÜSEB alım garantisi verecekse bu
garanti;
* şeffaf,
* rekabete açık,
* performansa bağlı,
* süre ve miktar bakımından sınırlı,
* klinik başarıya dayalı,
* yerli katma değer şartlı
olmalıdır.
22.
Reform İçin Somut Öneriler
1. Sağlık Bakanlığı bünyesinde “Ulusal
Sağlık Tedarik ve Klinik Değer Kurulu” kurulmalıdır.
2. DMO, USHAŞ, TÜSEB, TİTCK ve Sağlık
Bakanlığı arasındaki görev sınırları mevzuatla netleştirilmelidir.
3. Hastanelerin işletme bazlı satın alma
yetkisi tamamen ortadan kaldırılmamalı; kontrollü ve denetimli şekilde
güçlendirilmelidir.
4. Büyük merkezi alımlarda yerli
üretici, bayi ve küçük firma etki analizi zorunlu olmalıdır.
5. Yıllık tek seferlik büyük alımlar
yerine dönemsel, dinamik ve veri temelli alım modeli kurulmalıdır.
6. İhaleyi kaybeden firmaların tamamen
sistem dışı kalmasını önlemek için bölgesel lot ve çoklu tedarikçi modeli
uygulanmalıdır.
7. İhalelerde yalnız fiyat değil, klinik
performans ve toplam kullanım maliyeti esas alınmalıdır.
8. Yerli üreticiler için lot bölme, kısa
ödeme, uygun teminat ve pilot kullanım modeli getirilmelidir.
9. Bayilerin saha desteği, klinik
eğitim, teknik servis ve geri bildirim görevleri sistem içine alınmalıdır.
10. USHAŞ’ın üreticiyle rekabet eden
değil, üreticinin ihracatını destekleyen yapıya dönmesi sağlanmalıdır.
11. TÜSEB destekleri Ar-Ge, klinik
doğrulama ve üretim kapasitesi geliştirme ile sınırlandırılmalı; ticari tedarik
ayrı yönetilmelidir.
12. DMO Sağlık Market, sağlık
ürünlerinin klinik niteliğini dikkate alan özel bir modüle dönüştürülmelidir.
13. ÜTS, hastane bilgi sistemi, stok
sistemi, hasta bazlı kullanım ve istenmeyen olay kayıtları entegre edilmelidir.
14. Kamu alımlarında ödeme vadeleri
yasal üst sınıra bağlanmalı ve fiili ödeme tarihi izlenmelidir.
15. Her ürün grubunda yerli üretim
kapasite haritası çıkarılmalıdır.
16. Kamu şirketlerinin dış pazarda yerli
üreticiyle rekabet etmesini önleyecek etik ve ticari sınırlar belirlenmelidir.
17. Sağlık tedarikinde sektör STK’ları,
üreticiler, bayiler, hastane kullanıcıları, hekimler, biyomedikal mühendisleri
ve klinik eczacılar karar süreçlerine dahil edilmelidir.
18. Hekimlerin teknolojik yenilikleri
takip edebilmesi için şeffaf ve kayıtlı teknoloji bilgilendirme toplantıları
yapılmalıdır.
19. Firma-hekim ilişkileri yasaklayıcı
değil, etik ve denetlenebilir bir çerçeveye alınmalıdır.
20. Depoda bekleyen, ambalajı açılmayan
ve klinikte kullanılmayan ürünler için düzenli stok performans raporu
hazırlanmalıdır.
21. Aynı ürün veya aynı ihtiyaca yönelik
doğrudan temin işlemleri merkezi stok verisiyle karşılaştırılmalıdır.
22. Satın alma başarısı yalnızca düşük
fiyatla değil; ürünün hastaya ulaşması, hekim tarafından kullanılması ve klinik
faydaya dönüşmesiyle ölçülmelidir.
23. Sağlık teknolojileri alımlarında
hastane basamağı, vaka hacmi, uzman ekip, bakım maliyeti ve bölgesel ihtiyaç
analizi zorunlu hale getirilmelidir.
24. Eğitim ve araştırma hastaneleri ile
ikinci basamak hastanelerin teknoloji ihtiyaçları ayrı sınıflandırılmalıdır.
25. İleri teknoloji cihazların her
hastaneye aynı şekilde alınması yerine bölgesel merkezleşme ve yönlendirme
modeli uygulanmalıdır.
26. Atıl cihaz, düşük kapasiteyle
çalışan cihaz ve ihtiyaç fazlası teknoloji yatırımları yıllık raporlanmalıdır.
27. Tedarik modeli yılda bir kez
bağımsız etki analizi ile değerlendirilmelidir.
23.
Sonuç
Türkiye sağlıkta güçlü altyapıya,
yetişmiş insan kaynağına, gelişen tıbbi cihaz üretim kapasitesine ve büyük kamu
alım gücüne sahiptir. Ancak bu gücün doğru yönetilmesi gerekir.
2012 sonrası denenen modeller önemli
tecrübeler oluşturmuştur. Kamu Hastane Birlikleri modeli yeni idari maliyetler
üretmiş, büyük hastane merkezli model bazı alanlarda daha verimli olmuş, DMO
Sağlık Market merkezi alım avantajları sağlamış ancak yerli üretici, bayi ağı,
küçük firmalar, firma yaşam döngüsü, klinik değer, depo yönetimi, mükerrer
alım, ihtiyaç fazlası teknoloji yatırımı ve hekimlerin teknolojik bilgiye
erişimi açısından yeni sorunlar doğurmuştur.
USHAŞ ve TÜSEB gibi yapılar ise doğru
konumlandırıldığında Türkiye’ye büyük katkı sağlayabilecek kurumlardır; fakat
görev alanları ticari rekabetle karışırsa özel sektörün gelişimini
zorlaştırabilir.
Yeni dönemde ihtiyaç duyulan model, ne
tamamen dağınık hastane alımı ne de tamamen merkezileştirilmiş büyük alım modelidir.
Doğru model şudur:
Hastane ihtiyacı belirlemeli, bütçe
ihtiyaç doğduğu zaman kullanılmalı, hekim ve klinik ekip ürün değerlendirme
sürecine katılmalı, bayi ve saha desteği korunmalı, il koordinasyon sağlamalı,
Bakanlık strateji ve denetim yapmalı, DMO dijital tedarik altyapısı sunmalı,
USHAŞ ihracatı desteklemeli, TÜSEB Ar-Ge ve yerlileştirmeyi güçlendirmeli,
TİTCK kalite ve güvenliği izlemelidir.
Ayrıca her hastaneye aynı teknolojiyi
almak yerine, hastane basamağına, vaka hacmine, uzman kadrosuna ve bölgesel
sağlık hizmeti planlamasına uygun teknoloji yatırımı yapılmalıdır.
Bu model hayata geçirildiğinde;
* kamu kaynakları daha verimli
kullanılır,
* yerli üretici korunur,
* bayi ağı disipline edilerek sistemde
tutulur,
* küçük sermayeli firmaların piyasadan
silinmesi önlenir,
* yıllık toplu alımların sebep olduğu
firma tasfiyeleri azalır,
* konkordato ve iflas riskleri düşer,
* istihdam, vergi ve SGK kayıpları
önlenir,
* ihtiyaç fazlası stoklar azalır,
* kullanılmayan ürünlerin depolarda
beklemesi önlenir,
* mükerrer alımlar engellenir,
* doğrudan teminle ikinci kez kamu
kaynağı harcanmasının önüne geçilir,
* ihtiyaç fazlası ileri teknoloji
yatırımları azalır,
* atıl cihaz kapasitesi önlenir,
* bakım, kalibrasyon ve işletme
maliyetleri düşer,
* ithalat bağımlılığı azalır,
* klinik kalite artar,
* hekimlerin teknolojik gelişmelere
erişimi güçlenir,
* hasta güvenliği güçlenir,
* tedarik zinciri şeffaflaşır,
* kamu kurumları arasında görev
çatışması azalır,
* Türkiye sağlık teknolojilerinde
bölgesel güç haline gelir.
Sağlık tedarik reformunun temel hedefi
ucuz ürün almak değil; doğru ürünü, doğru zamanda, doğru hastaneye, doğru
kaliteyle, yerli üretimi, bayi ağını, küçük firmaları, hekim bilgisini, firma
sürekliliğini, istihdamı, hastane basamaklarını ve kamu yararını birlikte
koruyacak şekilde ulaştırmak olmalıdır.
Sağlık tedarikinde gerçek başarı,
depoları doldurmak veya her hastaneye aynı teknolojiyi almak değil; alınan
ürünün hastaya ulaşması, hekim tarafından kullanılması, klinik faydaya dönüşmesi,
hastanenin hizmet basamağına uygun olması ve kamu kaynağının mükerrer alımlar
ya da atıl teknolojilerle israf edilmemesidir.
Kısa vadeli fiyat avantajı uğruna
sektörün üretici, bayi, teknik servis, klinik destek ve ihracat kapasitesini
zayıflatmak; uzun vadede kamuya daha büyük maliyet olarak dönebilir. Aynı
şekilde ihtiyaç fazlası teknoloji yatırımları da sağlık hizmetini güçlendirmek
yerine bütçe, bakım ve işletme yükü oluşturabilir.
Bu nedenle sağlık tedarikinde gerçek
tasarruf, yalnızca bugün ucuz almak değil, yarın da rekabetçi, yerli, güçlü,
sürdürülebilir, basamaklandırılmış ve klinik açıdan güvenilir bir sağlık
tedarik ekosistemini ayakta tutmaktır.