Zayıflama İğnelerinde Başarı İçin Yaşam Tarzı Değişikliği Şart



Zayıflama iğnelerinin tek başına kalıcı kilo kaybı sağlamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Murat Faik Erdoğan, "Zayıflama iğnelerinin yanında mutlaka diyete uymak ve egzersizi bir hayat biçimi haline getirmek gerekir." dedi.

Türkiye Klinikleri TV'de yayınlanan "Ne Kadar Farkındayız?" programında, son dönemde gündemde olan zayıflama iğnelerini masaya yatırdık. 

Önce vatandaşlara mikrofon uzatarak bu ilaçlara ilişkin bilgi ve görüşlerini sorduk, ardından merak edilen soruları Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalından Prof. Dr. Murat Faik Erdoğan'a yönelttik.

Zayıflama iğnelerinin “mucize çözüm” olarak görülmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erdoğan, bu ilaçların mutlaka hekim kontrolünde, beslenme düzeni ve egzersizle birlikte kullanılması gerektiğini vurguladı.

Zayıflama iğneleri tam olarak nasıl etki gösteriyor?

Bu iğneler son 5-10 yıldır oldukça etkili ajanlar olarak kullanıma sunuldu. Etki mekanizmaları moleküle göre farklılık göstermekle birlikte tek yolaktan veya iki yolaktan etkili moleküller var. Yine üç yolaktan etkili moleküller de var.

Bunların etki mekanizmalarını özetleyecek olursak; iştah üzerinde, özellikle karbonhidrat ve yağ iştahı üzerinde azaltıcı etkileri var. Mide ve gastrointestinal sistemde genel bir yavaşlama hali, yani bir dolgunluk hissi vererek tokluk hissi yaratmakta. Yine bu mekanizmanın yanı sıra adipozit dediğimiz yağ hücreleri üzerinde direkt etkileri de olan moleküller bunlar.

Bu ilaçlar kimler için uygun? Her kilolu birey bu ilaçları kullanabilir mi?

Birçok kilolu birey bu ilaçları kullanabilir. Yalnız burada şu var. Obezite çok ciddi bir problem. Bir pandemi. Obezite sorununuzu halletmek için mutlaka bir kafa değişikliği yapmanız gerekiyor.

“Ben iğneyi de olurum, eskisi gibi bildiğim gibi yerim, kiloyu da veririm” gibi bir şey dinleyicilerimizin aklına gelmesin. Bizim buradaki amacımız esas bu iğneleri kullanım süresince hastaya bir hayat tarzı değişikliğini öğretmek. Yeni bir beslenme tarzı vermek, egzersiz ilave etmek ve daha sonra da iğneleri keserken yavaş yavaş keserek kaybettiği kiloları korumasını sağlamak.

Bu başarılabiliyor mu? O önemli. Şahsen ben bunu başarabilecek hastalarda tercih etmeye çalışıyorum. Onun için hastanın konudaki isteği, motivasyonu benim için önemli.

Herkes kullanabilir mi? Önemli sayıda kişi kullanabilir ama ciddi kalp hastaları, ciddi kanser hastaları, yine ciddi solunum yetmezliği hastaları ve karaciğer sirozunun ileri evrelerinde kullanılması doğru olmayabilir.

Aslına bakarsanız tüm dahili hastalıklarda şu anda her geçen gün yeni bir endikasyon çıkıyor. Kalp koruyucu etkileri, böbrek koruyucu etkileri, karaciğerde yağlanmayı engelleyici etkileri var. Yani oldukça yaygın olarak iç hastalıkları kullanımına girmiş durumda ve ilerleyen yıllarda da daha fazla gireceğini tahmin ettiğimiz bir grup ilaç bunlar.

Bu ilaçları doktor kontrolü dışında kullanmanın ne gibi riskleri olabilir?

Maalesef bu ilaçlar reçetesiz satılıyor ülkemizde. Dünyada birçok yerde de reçetesiz satılıyor.

İlacın yan etkilerini düşündüğümüzde biraz önce bahsettiğim hastalar dışında kalan insanlar için bu çok büyük bir sorun yaratmayabilir. Ama bir kişinin kendi başına herhangi bir yardım almadan zayıflaması oldukça zordur. Onun için mutlaka bir endokrinolog ve diyetisyen desteğinde, tercihen her ikisinin desteğinde bu iğneler de kullanılarak belli bir periyotta kilo verilmesi sağlanmalıdır.

Kişinin basit estetik, kozmetik nedenlerle gidip eczaneden bunları reçetesiz alıp kullanması tıbben uygun değildir.

Obezite ilaçlarında en sık görülen yan etkiler nelerdir?

Obezite ilaçları derken GLP-1 agonistlerini söylüyoruz. Yine GIP üzerinden etkili iki tane molekülümüz var. GLP ve GIP üzerinden etkili tirzepatid ve GLP’ler üzerinde etkili semaglutid en fazla kullanılan moleküller. Şu anda ülkemizde de bulunabilen moleküller bunlar.

Haftalık iğneler şeklinde uygulanıyor ve sonuçta düşük dozdan başlayarak artırarak devam ediyoruz.

İlk başlangıçta özellikle gastrointestinal yan etkileriyle ön plana çıkıyor. Yani bulantı, kusma, kabızlık gibi yan etkiler olabiliyor. Bunlar genellikle birçok hastada tolere edilebilir şekilde oluyor ve başladıktan sonra birkaç gün sürüp geçiyor.

Onun dışında korkulan birtakım yan etkiler var. Akut pankreatit yapması şeklinde. Hastada safra taşları varsa kesenin ağzını gevşetip o taşların ortak kanala düşerek pankreasta iltihap yaratması gibi durumlar söz konusu olabilir. Bunlar kullanımına engel şeyler değil.

Şunu da bilmek lazım ki obezitenin kendisi de pankreatit sebebi. Pankreatit obez hastalarda 4-5 kat daha fazla görülüyor. Onun için pankreatitin tedavisinde hastayı zayıflatmak da çok önemli. Kese konusunda da küçük, kanala düşmesi kolay taşlar yoksa ben rahatlıkla kullanabiliyorum.

Görme kaybı konusunda birtakım sorunlar var. Bu, nedeni bilinmeyen ama ender hastada görülen ve ilaçla direkt ilişkisi aslında kurulamamış bir yan etki. Çok nadir bir yan etki.

Daha çok hızlı kilo verenlerde ve dehidrate kalanlarda, yani susuz kalanlarda olduğu biliniyor. Ama mekanizması tam olarak çözülebilmiş değil ve ilaçla ilgisi de çok kanıtlanabilmiş değil.

Onun için şu an böyle bir kara kutu olarak çok düşünülmüyor. Ama yine de göz problemleri olanlarda, özellikle optik sinire ait optik nörit veya sarı nokta hastalığı gibi hastalıkları olanlarda kullanılmaması daha uygun gibi gözüküyor şu anda.

Obezite tedavisinde kullanılan yöntemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Zayıflama iğnelerinin, cerrahinin ve diğer yöntemlerin yeri nedir?

Bu iğneler hakikaten kişiyi ciddi olarak zayıflatıyor. Ancak burada cerrahi yöntemlerin önemini es geçmemek lazım. Hatta bu ilaçlar özellikle cerrahiye kadar zaman kazanmak, hastayı cerrahiye daha uygun hale getirmek için de kullanılabilir.

Sonuçta obezitede “yoyo etkisi” dediğimiz bir durum var. Yani hasta kilo veriyor, alıyor, veriyor, alıyor. Bir obezin verdiği ve aldığı kiloları üst üste eklersek hayatı boyunca tonları bulabiliyor.

Onun için bu yoyo etkisini ortadan kaldırmak lazım. Burada da tabii en önemli yöntem cerrahi yöntemler. Çünkü iğnelere başlıyorsunuz, hasta bir miktar kullanıyor, daha sonra kullanamayabiliyor, bırakabiliyor. Maddi olarak temin edemeyebiliyor.

Oldukça yüksek ücretli iğneler bunlar. Onun için ciddi obezlerde, vücut kitle indeksi 40-45’i geçen veya 50’yi geçen süper obezlerde cerrahi yöntemleri her zaman ön planda tutmak lazım.

Diğer taraftan modern tıpta ozon gibi yöntemleri, liposuction gibi yöntemleri çok tavsiye etmiyoruz. Bunlar daha çok lokal yağ birikimlerini gidermek için kullanılan yöntemler.

Ama özellikle liposuction, yani yağın bir kanül aracılığıyla belli bölgelerden emilerek alınmasına dayanan yöntemlerde ciddi emboli riski olabiliyor. Onun için çok tavsiye edilen yöntemler değil.

Bizim tedavide kullandığımız bazı hafif ağızdan ilaçlar da var ama obezite tedavisinde iğneler ve cerrahi yöntemler öncelik kazanıyor.

Bu ilaçlar kullanılırken beslenme düzenine ve fiziksel aktiviteye dikkat etmek yine de gerekli midir?

Kesinlikle. Zaten burada obeziteyi yapan ülkemizdeki en önemli nedenler; yağlı beslenme, kızartmalar, fast food dediğimiz yiyecekler, hamur işleri, tatlılar…Bunları hayatımızdan çıkarmak lazım.

Eğer akşam yemeğinin üzerine bir tatlı yiyorsanız, bir yemek daha yediğinizi sayabilirsiniz. O kadar kaloridir bir tatlı.

Örneğin bir saat kardiyo egzersizi yapsanız veya aşağı yukarı 5 kilometre civarında yol yürüseniz, bunun tatlı olarak karşılığı bir küçük sütlü tatlıdır diye düşünün.

Onun için mutlaka tatlıyı hayatımızdan çıkarmamız lazım. “Ben bir hafta yemedim, bu pazar bir tatlı yiyeyim. Bir mangal yapalım, orada yiyelim içelim” derseniz bir haftalık diyet çöpe gider.

Bu işte çok kararlı olmak lazım. Mutlaka zayıflama iğnelerinin yanında diyete uymak ve egzersizi bir hayat biçimi haline getirmek gerekir.

Yoksa bu iğneleri ne kadar kullanacaksınız? Bir sene, iki sene, üç sene, ömür boyu? Bu sorunun cevabı da aslında tıbben verilebilmiş değildir.

Bu ilaçlar diyabet hastalarında kullanılırken nelere dikkat edilmelidir?

Aslında bu moleküller diyabet tedavisi için geliştirilmiş moleküllerdir. Ancak özellikle tip 2 diyabetin obezite ile yakın ilişkisi olduğu için hem obezitede hem de tip 2 diyabet tedavisinde kullanılabilmektedir. Hatta tip 1 diyabette dahi kullanılabilmektedir.

Şimdi burada hasta eğer insülin kullanıyorsa, yanına bu molekülleri eklediğiniz zaman ciddi hipoglisemiler yaşayabilir. Buna göre hastayı uyarmak, insülin dozlarını ayarlamak ve azaltmak gerekebilir.

Keza sülfonilüreler dediğimiz, pankreastan insülin salgılatan bazı ilaçları kullandığımız zaman da bunlar ciddi hipoglisemik ajanlardır. Bunların üzerine eklenmesi, hastanın beslenmesini de değiştireceği için ciddi hipoglisemiler yaratabilir.

Onun dışında kullandığımız SGLT2 grubu ilaçlar var. Bunlarda ve metforminle birlikte kullanılmasında ciddi bir sorun yoktur.

Ama özellikle insülin ve sülfonilüre kullanan hastalarımızda, örneğin gliklazid ve glimepirid gibi Türkiye’de kullanılan ilaçlarla birlikte GLP eklerken çok dikkat etmek lazım.

Tabii diyabetik bir bireyde de kilonun kontrolü tüm metabolik parametreleri olumlu yönde etkileyecek, azaltacak ve uzun vadede çok yararlı olacaktır.

Üstelik mesele sadece metabolik olaylar da değil. Obezitenin kanser üzerindeki etkileri çok iyi biliniyor. Yine kas-iskelet sisteminde de çok önemli problemler yaratıyor obezite. Ciddi diz problemleri, kalça problemleri oluşturabiliyor. Hatta 8-10 kilo vermek bile bu problemleri ve bazı fıtıkları ciddi şekilde iyileştirebiliyor.

Onun için obeziteyi, tıbbın birçok alanını etkileyen, bazı cerrahi hastalıkların ve kanserlerin temelinde yer alan çok ciddi bir insanlık problemi olarak görmek ve değerlendirmek gerekir.

Obezite ile depresyon arasında nasıl bir ilişki var? Bu durum tedavi sürecinde nasıl değerlendirilmelidir?

Depresyonla obezite arasında şöyle bir ilişki vardır: Yemek yemek insanı iyi hissettirir. Özellikle tatlı yemek daha da iyi hissettirir.

Onun için insanlar endişeli, kaygılı veya kendilerini iyi hissetmedikleri dönemlerde daha fazla yemeye başlarlar. Fakat daha fazla yiyince de hızla kilo alırlar. Depresyon ve anksiyete kısır döngüsü burada başlar. Yani endişe, kaygı ve depresyon yaşanır; yedikçe endişe ve kaygı azalıyor gibi olur ama obezite artar. Obezite arttıkça hastada ek hastalıklar çıkabiliyor ve hasta kendi görüntüsünü beğenmemeye başlıyor.

Obezite tedavisinde mutlaka depresyonla ilişkisini iyi bilmek gerekir. Aslında bu durum tüm endokrin hastalıklar için geçerlidir. Örneğin tiroid hastalıklarında da çok önemlidir. Özellikle hipertiroidi gibi durumlarda da bu ilişkiyi iyi bilip, hekimin gerektiğinde depresyon konusunda psikolog veya psikiyatrist desteği alması önemlidir.

Bunlar iç hastalıkları, endokrinoloji ve ruh sağlığı uzmanlarının birlikte değerlendirmesi gereken durumlardır.

Obezite iğneleri ne kadar süre kullanılmalı?

Aslında çalışmalara baktığınızda 1 ila 3 yıllık çalışmalar var. Şimdi daha uzun, 5 yıllık çalışmalar da gelmeye başladı. Ama pratik olarak bunu ne kadar kullanabiliriz? Belki diyabetiklerde ömür boyu kullanabiliriz. Çünkü sonuçta insülini de başladığımız zaman ömür boyu kullanıyoruz, diğer ilaçları da ömür boyu kullanıyoruz.

Basit bir obezitede başlanınca en az 6 ay süreyle kullanmak gerekebilir. Estetik amaçlarla, overweight dediğimiz, vücut kitle indeksi 27-30 civarında olan kişilerde ise geçici süreyle, belki 2-3 ay kullanılmasına izin verilebilir.

Burada hastanın kilo verme hızı, sizin ilacı artırma şekliniz ve kesme şekliniz de önemlidir. Yani iğneyi kesmenin de bir yöntemi vardır. Bunlar bir anda kesilecek ilaçlar değildir.

Hastanın yeni beslenme alışkanlığına, egzersize ve yeni yaşam biçimine kendisini alıştırdığına kanaat getirirseniz, ilacı haftalık yerine 15 günde bir yaparak ya da doz titrasyonu uygulayarak, yani dozu azaltarak yavaş yavaş kesmek mümkün olmalıdır diye düşünüyorum.

Zayıflama iğneleri bırakıldıktan sonra verilen kilolar geri alınır mı?

Hastanın yeni beslenme şekline adapte olup olamadığı, egzersize adapte olup olamadığı önemli. Çalışmalar, adapte olamayan hastaların eski kilolarını aynen aldığını ve kilo alırken de daha çok yağdan aldığını, yani kas kitlesinin eskisi kadar olmadığını göstermekte maalesef.

Onun için egzersiz ve kas kaybının önlenmesi bu sırada oldukça önemli. Özellikle orta ve ileri yaş hastalarımızda buna çok dikkat etmek lazım. Çünkü sarkopeni dediğimiz kas kaybı da kırıklara, düşmelere ve benzeri durumlara neden olarak ciddi problemler yaratmakta. Hatta yaşlı hastalarda hayat kaybına dahi neden olabilmektedir.

Onun için iğneyi keserken planlı davranmak lazım. Kafaya koymadıysanız baştan iğneye başlamamak lazım. “Ben bu kiloyu vereceğim ve tekrar almayacağım. Eskisi gibi kızartma, hamburger, pide, pizza, mantı yemeyeceğim. Izgara, salata yiyeceğim ve düzenli sporumu yapacağım. En az haftada 3 gün, bir saat yürüyüşümü yapacağım.” diyebilmek gerekir.

Bunları baştan kafanıza koyduysanız bu iğnelere bir endokrinolog veya diyetisyenle birlikte, bir endokrinolog takibinde ya da en azından bir iç hastalıkları uzmanı takibinde başlamak mantıklı olabilir. Aksi takdirde olduğunuz yerde sayarsınız.

Obezite tedavisi veya zayıflama amacıyla ilaç kullanmayı düşünen bireylere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Obezitenin endokrin bir nedenle olmadığının da önceden saptanması gerekir. Tiroid fonksiyonlarının ölçülmesi, hastada böbrek üstü bezinin fazla çalışmasına ait birtakım bulgu ve belirtiler varsa onlara yönelik bazı testlerin öncelikle yapılması, glikoz metabolizmasının, insülin direncinin ve benzeri durumların incelenmesi önemlidir.

Bunlar yapıldıktan sonra söylediğim şeyleri de kafaya koyuyorsanız; “Ben artık bu kilodan bıktım. Bununla yaşamak istemiyorum ve bu iğneler bana yardımcı olacak. Egzersizi de hayatıma ekleyeceğim ve beslenme şeklimi değiştireceğim. Sulu yemeklere yöneleceğim. Makarna, pilav, bulgur yerine sebze yemekleri yiyeceğim. Fast food’a girmeyeceğim. Pide, pizza, hamburger ve kızartmaları hayatımdan uzak tutacağım. Tatlının yakınına bile yaklaşmayacağım” diyebiliyorsanız bu işe giriniz.

Kilo verdikten sonra ufak tefek kaçamaklar mümkün olabilir ama bunları yapmayacaksanız bu, vakit kaybı ve para kaybından başka bir işe yaramayacaktır. Bunlar yapıldıktan sonra iğne, şeker kontrolünde ciddi olarak yardımcı olabilir.

Kaynak: Medimagazin