Tüberküloz Tedavisinde En Kritik Nokta 'Kesintisizlik'



Tüberküloz tedavisinin kesintisiz olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Coşkun, “Tüberküloz tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır, yeter ki ilaçlar yarım bırakılmasın. Hastalar ilk birkaç haftada kendilerini çok iyi hissedip "iyileştim" yanılgısıyla ilaçları kestiklerinde, "Çok İlaca Dirençli Tüberküloz" dediğimiz, tedavisi yıllar süren, çok daha ağır ve ölümcül olabilen bir tablo ortaya çıkıyor.” dedi. 

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Merkez Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Funda Coşkun ve TÜSAD Tüberküloz Çalışma Grubu ile Dünya Tüberküloz Günü kapsamında tüberküloza ilişkin sorularımızı yönelttik.

Tüberkülozun bugün dünyada ve Türkiye’deki durumundan, erken belirtilerine ve tedavi sürecine kadar pek çok başlığı değerlendiren Coşkun, hastalığın hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini vurguladı.

Özellikle 2-3 haftadan uzun süren öksürüğün dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Coşkun, tedavinin kesintisiz sürdürülmesinin önemine dikkat çekti.

1. Dünya Tüberküloz Günü vesilesiyle sormak isterim: Tüberküloz bugün dünyada ve Türkiye’de hâlâ ne kadar büyük bir sağlık sorunu? 

Tüberküloz (verem), insanlık tarihinin en eski hastalıklarından biri olmasına rağmen günümüzde hâlâ küresel bir halk sağlığı krizidir. Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biri verem mikrobu ile enfekte durumdadır. DSÖ verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 10 milyon kişi bu hastalığa yakalanıyor ve 1,5 milyondan fazla insan hayatını kaybediyor. Türkiye'de ise Verem Savaş Dispanserleri'nin (VSD) köklü ve başarılı çalışmaları sayesinde durum küresel tabloya kıyasla çok daha kontrollü olsa da, hastalık hâlâ ciddiyetle takip edilmesi gereken bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya genelinde 2024’te yılda 10,7 milyon tüberküloz vakası ve 1,23 milyon ölümle hâlâ aşılması gereken engellerin olduğu açıktır. Hükümetler tüberkülozla mücadelede etkili ve sistematik politikalar belirlemeli, bunun içinse yeterli insani ve maddi kaynağa ulaşmalıdır. 2027 yılında dünyada hedeflenen finansman desteğinin henüz dörtte birine dahi ulaşılamamış olması, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde tanı ve kısa süreli tedavi imkânlarını kısıtlamaktadır. Ülkemizde ise 2024 yılı tüberküloz vaka sayısı 9,8 bin ve ölüm sayısı ise 648’dir. Bu sayılar yıllardır uygulanan başarılı verem savaş programının sonucudur ancak tüberkülozun bitirilmesi için yeterli değildir. Verem Savaş Dispanserleri (VSD), ülkemizdeki tüberküloz mücadelesindeki ana yapıların başında yer almaktadır. VSD’lerdeki en önemli sorun insan kaynağı ve personel sirkülasyonudur. Tüberküloz gibi uzmanlık ve deneyim gerektiren bir alanda sürekli değişen ve eksilen personel; ciddi deneyim kaybına ve kurumsal hafızanın zayıflamasına, bu da tüberküloz savaşında aksaklıklara ve yanlış uygulamalara sebep olmaktadır. VSD personelinin özlük haklarının geliştirilmesi, döner sermaye gibi ek ödeneklerle maddi olanakların artırılması hem doktorlar hem de diğer personel için düzenli eğitimlerin (mümkünse işe başlamadan) verilmesi ve belirli aralıklarla tekrarlanması önem arz etmektedir.

2. Türkiye’de tüberküloz görülme sıklığı son yıllarda nasıl değişti? 

Türkiye'de tüberküloz insidansı son 10-15 yılda istikrarlı bir düşüş ivmesi yakaladı. Kayıtlı hasta sayılarında yıllar içinde önemli bir azalma gördük. Ancak bu düşüş bizi rehavete sürüklememeli. Özellikle pandemi döneminde sağlık sistemlerine erişimdeki aksaklıklar ve sonrasındaki küresel hareketlilik, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tespit edilemeyen vakalar konusunda bizi her zaman tetikte olmaya zorluyor.

3. Tüberkülozun erken belirtileri nelerdir? 

Hastalığın en sinsi tarafı, yavaş ilerlemesidir. En temel ve erken belirti, 2-3 haftadan uzun süren öksürüktür. Buna eşlik eden gece terlemeleri, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık ve hafif ateş en tipik bulgulardır. İlerleyen dönemlerde balgamda kan görülmesi (hemoptizi) ve göğüs ağrısı tabloya eklenebilir.

4. Uzun süren öksürük her zaman tüberküloz anlamına gelir mi? 

Kesinlikle hayır. Uzun süren öksürük; astım, KOAH, reflü, geniz akıntısı veya basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun uzamış bir etkisi olabilir. Ancak bir göğüs hastalıkları uzmanı olarak yaklaşımımız şudur: "Aksi ispat edilene kadar, 2-3 haftayı geçen her öksürükte tüberküloz akla gelmeli ve mutlaka akciğer grafisi ile balgam testi yapılmalıdır."

5. Tüberkülozun geç tanı almasına neden olan en büyük faktörler neler? 

Burada birkaç faktör iç içe geçiyor. Birincisi, belirtilerin başka hastalıklarla (örneğin sigara öksürüğüyle) karıştırılıp hastalar tarafından önemsenmemesi. İkincisi ise toplumsal damgalanma (stigma) korkusu. İnsanlar verem olabileceklerini konduramıyor veya dışlanma korkusuyla sağlık kuruluşuna başvurmayı erteliyorlar. Bu gecikme de hastalığın hem hastanın vücudunda ilerlemesine hem de çevresine bulaşmasına zemin hazırlıyor.

6. Tüberküloz en çok kimleri etkiliyor? 

Tüberküloz havayoluyla bulaştığı için herkesi etkileyebilir; ancak bağışıklık sistemi zayıf olanlar birincil hedeftir. Beslenme yetersizliği çekenler, diyabet hastaları, kronik böbrek yetmezliği olanlar, HIV pozitif bireyler, kanser tedavisi görenler ve yaşlılar risk altındadır. Ayrıca kalabalık, yetersiz havalandırılan ortamlarda yaşayanlar ve aktif tüberküloz hastalarıyla aynı evi paylaşan temaslılar en yüksek risk grubundadır. Tüberkülozun bitirilebilmesi için evsizler, tutuklular, madde bağımlıları, göçmen ve sığınmacılar gibi kırılgan hasta grupları olarak tanımlanan tüberküloz hastalarının tedavilerinin tamamlanması çok önemlidir.  Bu gruplarda hastalığın bulaşması daha kolay olmakta, tanı gecikmekte ve ilaç uyumu azalmaktadır. Kırılgan gruplar için ilaç tedavisini destekleyecek bakım uygulamaları ve  sosyoekonomik yardımların artırılması, düzenli taramaların aksatılmaması ve ilaç temininin kolaylaştırılması gereklidir.

7. Tüberküloz tedavisi ne kadar sürüyor ve tedavide en kritik nokta nedir? 

Standart tüberküloz tedavisi en az 6 ay sürer. Yeni rehber güncellenmesi Türkiye için yakın bir zamanda çıkacak. Tedavi süreleri ile ilgili yapılan çalışmalarda daha az sürelerde ilaç kombinasyonları ile tedavinin şekillenmesi söz konusu olabilir.  Tedavideki en kritik nokta kesintisizliktir. TÜSAD olarak her fırsatta vurguladığımız gibi; tüberküloz tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır, yeter ki ilaçlar yarım bırakılmasın. Hastalar ilk birkaç haftada kendilerini çok iyi hissedip "iyileştim" yanılgısıyla ilaçları kestiklerinde, "Çok İlaca Dirençli Tüberküloz" (ÇİD-TB) dediğimiz, tedavisi yıllar süren, çok daha ağır ve ölümcül olabilen bir tablo ortaya çıkıyor. Bu yüzden Türkiye'de DGT (Doğrudan Gözetimli Tedavi) stratejisi uygulanır; yani hasta ilacını bir sağlık personelinin gözetiminde içer. ‘Veremsiz Türkiye’ hedefi için ilaçlara dirençli tüberküloz konusunda da yapılması gereken yeni bazı uygulamalar gereklidir. Ülkemizde yıllardır dirençli tüberküloz mevcut ilaçlarla tedavisi 18-24 ay olarak sürdürmektedir. Bu süre içerisinde hastaları tedavi içerisinde tutmak ve ilaç yan etkilerini yönetmek oldukça güç olmaktadır. Dünyada kabul gören  dirençli tüberkülozda uygulanan yeni 6 aylık tedavi rejimlerinde yer alan Bedaquilin, Pretomanid, Delamanid, Linezolid ve Klofazimin gibi ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilmeye başlanmış olup hastalar için kullanılmaktadır. Ancak hâlâ bu ilaçlara erişimde bürokratik ve lojistik gecikmeler yaşanmakta ve hastaların tedaviye ulaşımında aksaklıklar oluşmaktadır. Tedavideki her gecikmenin ilaç direnç riskini artırdığı unutulmamalı; mevcut ilaç temin mekanizmalarındaki aksamalar giderilmelidir. Ayrıca tüberkülozda direnç gelişiminde ana unsur düzensiz ve eksik ilaç kullanımının; doğrudan veya video gözetimli tedavi (DGT veya VGT) gibi uygulamalarla sıkılaştırılması gereklidir. Bu durum hem yeni ilaçlara karşı direnç gelişimini önleyecek hem de hastanın iyileşmesini sağlayarak dirençli basillerin bulaşını engelleyecektir.

8. Göç ve küresel hareketlilik tüberküloz açısından yeni riskler oluşturuyor mu? 

Kesinlikle oluşturuyor. Savaşlar, doğal afetler, ekonomik krizler ve göç dalgaları, insanların kalabalık ve hijyenik olmayan şartlarda yaşamasına neden oluyor. Sağlık sistemine ve kesintisiz tedaviye erişimin koptuğu her kriz anı, tüberkülozun yayılması için ideal bir ortam yaratır. Küresel hareketlilik, hastalığın yüksek endemik bölgelerden kontrol altına alınmış bölgelere taşınmasına da neden olabilmektedir.

9. Tüberkülozun tamamen ortadan kaldırılması mümkün mü? 

Bilimsel ve tıbbi olarak evet, mümkün. Tüberküloz önlenebilir ve doğru tedaviyle tamamen iyileştirilebilir bir hastalıktır. Ancak mikrobun tamamen ortadan kalkması sadece tıbbi bir mesele değildir; aynı zamanda sosyoekonomik bir meseledir. Yoksulluğun azalması, beslenme ve barınma koşullarının iyileştirilmesi, sağlık hizmetlerine eşit erişim ve küresel iş birliği sağlandığında tüberkülozun tarih olması tamamen eradike edilmesi hayal değildir.

10. TÜSAD olarak Dünya Tüberküloz Günü kapsamında topluma vermek istediğiniz en net mesaj ne olur?

TÜSAD'ın ana mesajı çok nettir: "Veremsiz Bir Türkiye."

Toplumumuzun bilmesi gereken en önemli şey; tüberkülozun korkulacak değil, mücadele edilecek bir hastalık olduğudur. Ülkemizde Verem Savaş Dispanserlerinde tüberküloz teşhis ve tedavisi tamamen ücretsizdir. İki haftadan uzun süren öksürüğünüz varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurun ve tedavi sürecine girdiyseniz sağlığınız için, sevdikleriniz için tedavinizi asla yarım bırakmayın. 

24 Mart Dünya Tüberküloz Günü, insanlığın bu kadim düşmanına karşı verdiği savaşın bir muhasebe günüdür. 2026 yılı için belirlenen "Evet! Veremi Bitirebiliriz!" sloganı; teknik imkânlarımızın bu hastalığı yok etmeye yetebileceğini göstermektedir. VSD sorunları, ilaç temin süreçleri kırılgan grupların bakımı ve latent enfeksiyon yükü gibi durumlar aşılması gereken zorluklardır. Tüberkülozun olmadığı bir dünya ve "Veremsiz Bir Türkiye" için her bireyin ve her karar vericinin sorumluluk alması, Koch'un 144 yıl önce başlattığı bu bilimsel yolculuğu zaferle taçlandıracaktır.

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği, ‘Evet Veremi Bitirebiliriz’ ve ‘Veremsiz Türkiye’ mücadelesi için her zaman bilimsel katkı vermeye, sağlık politikaları üretmeye ve sistemin işleyişini takip etmeye devam edecektir.

Kaynak: Medimagazin